Atsız Burucu
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ülkem Niye Böyle? (IV)

Ülkem Niye Böyle? (IV)

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin mevcut sosyal ve kurumsal krizlerini analiz ederek ülkenin yeniden ayağa kalkma potansiyelini sorgulamaktadır. Yazar, toplumsal gelişimin sadece geçmişteki zaferlerle değil, gerçeklerle yüzleşme ve uzun vadeli planlama disipliniyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Kısa vadeli siyasi yaklaşımların stratejik derinliği yok ettiğini belirten yazı, çözümün liyakat, eğitim reformu ve hukukun üstünlüğü gibi temel sütunlarda yattığını vurgular. Dış etkenlerden ziyade kurumsal aşınmanın yarattığı tehlikelere dikkat çekerek, toplumsal yorgunluğun bir kader olmadığını hatırlatır. Sonuç olarak, ekonomik ve sosyal iyileşmenin ancak kapsamlı bir zihniyet değişimi ve dürüst bir özeleştiri kültürüyle gerçekleşebileceği ifade edilmektedir.

 

Toparlanabilir miyiz?

Üç yazıdır soruyu büyütüyoruz.

Seferden döndük. Özgürlüğü tartıştık. Kurumsal çürümeyi konuştuk.

Şimdi en zor soruya geldik:

Bu toplum yeniden ayağa kalkabilir mi?

Tarihe bakalım. Yıkılmış imparatorluklardan modern devlet çıkaran bir milletiz. Savaştan sanayi çıkaran bir iradeye sahibiz. Küllerinden defalarca doğmuş bir tarihimiz var. Ama tarihle avunmak başka, bugünü yönetmek başka.

Bir toplumun toparlanma kapasitesi üç şeye bağlıdır:

  • Gerçekle yüzleşme cesareti
  • Eleştiri kültürü
  • Uzun vadeli planlama disiplini

Bugün en büyük problemimiz belki de üçüncüsüdür. Biz uzun vadeyi konuşmuyoruz. Günü kurtarıyoruz. Eğitim reformu 20 yıl, sanayi dönüşümü 15 yıl ister. Hukuk güveni birkaç yılda kurulmaz. Ama biz seçim takvimiyle düşünüyoruz. Bir ülke sürekli kısa vadeli reflekslerle yönetilirse, stratejik derinlik kaybolur. Sonra dış dünyada rekabet gücü düşer. Para birimi zayıflar. Gençler umudunu başka coğrafyalarda arar.

Toparlanma mümkündür. Ama romantizmle değil, disiplinle.

Toparlanma için önce şunu kabul etmek gerekir: Hiçbir ülke sadece dış güçler yüzünden fakirleşmez. Hiçbir ülke sadece iç hatalar yüzünden de çökmez. Ama kalıcı zayıflık, iç kurumsal aşınmadan doğar.

Bugün bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir slogan değil. Yeni bir kutuplaşma değil. Yeni bir ideolojik savaş hiç değil.

İhtiyacımız olan:

  • Liyakati yeniden merkez yapmak
  • Eğitimi ideolojiden arındırmak
  • Hukuku tartışma dışı bırakmak
  • Üretimi tüketimin önüne koymak

Toplumlar yorgun olabilir. Ama yorgunluk kader değildir. Bir toplum kendine şu soruyu sorabildiği sürece umut vardır: “Nerede hata yaptık ve nasıl düzeltebiliriz?” Asıl tehlike, soruyu sormayı bırakmaktır.

Beşinci yazıda şu soruya gireceğim: Zihniyet değişmeden ekonomi düzelir mi? Çünkü belki de “Ülkem niye böyle?” sorusunun en sert cevabı orada yatıyor.

Devam edeceğiz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!