Gencehan Tunay tarafından kaleme alınan bu metin, Irak ve Suriye’deki Türkmen varlığının sistematik bir şekilde zayıflatılmasına yönelik sert bir eleştiri sunmaktadır. Yazar, bölgedeki demografik değişimlerin ve siyasi dışlanmanın bir ihmal değil, bilinçli stratejik tercihler olduğunu ileri sürmektedir. Türkmenlerin anayasal haklar ve temsil noktasında yalnız bırakıldığı belirtilirken, hükümetin küresel meselelerdeki aktif tutumunun aksine Türkmen davalarındaki sessizliği sorgulanmaktadır. Metin, terör örgütü liderleri için “umut hakkı” tartışılırken Türkmenlerin varlık mücadelesinin göz ardı edilmesini ahlaki bir çelişki olarak nitelendirir. Sonuç olarak yazar, mevcut politikaların Türk kimliğini etkisizleştirme sürecine hizmet edip etmediğine dair tarihsel ve ağır bir soru yöneltmektedir.
Artık kimseyi oyalamaya gerek yok: Irak ve Suriye’de yaşananlar bir ihmal değil, sonuçları en başından bilinen bilinçli tercihlerdir.
Türkmenler hiçbir zaman ayrı bir devlet talep etmedi. Yalnızca yaşadıkları topraklarda kurucu unsur olarak tanınmayı, kimlikleriyle, dilleriyle ve iradeleriyle var olmayı istedi.
Bu talepler hem hukuka hem de uluslararası normlara uygundu. Ancak karşılık bulmadı.
Irak’ta bir özerk yapı adım adım meşrulaştırılırken, Türkmeneli için güçlü ve kararlı bir itiraz yükselmedi.
Kerkük’teki demografik değişim “denge siyaseti” denilerek seyredildi. Sonuç ortadadır: Türkmenler ne masada var, ne anayasada kurucu unsur, ne de geleceklerini belirleyebilecek bir siyasi güvenceye sahiptir.

Suriye’de ise yeni düzen tartışılırken Türkmenler sistematik biçimde zorla göçe maruz bırakılıyor, köyleri boşaltılıyor, varlıkları fiilen tasfiye ediliyor.
Yeni Suriye konuşulurken Türkmenler masaya şart olarak konulmadığı için, baştan yok sayılıyor. Yok sayılanın da geleceği olmaz.
Bu tablo bir tesadüf değildir. Bu tablo, bilinçli tercihler zincirinin ürünüdür.
Terörist başı Öcalan için “umut hakkı”ndan söz edenler, konu Suriye Türkmenlerinin hayatta kalma umudu olduğunda susmayı tercih ediyor.
Birine umut, diğerine sessizlik… Bu tercih, sadece siyasi değil, ahlaki bir tercihtir.
Hükümet; Ukrayna’da arabulucu oluyor, Gazze için dünya kamuoyuna sesleniyor, Afrika’da, Balkanlar’da, Asya’da hak ve adalet dili kuruyor, “mazlumların umudu” söylemini her platformda tekrar ediyor.
Ancak konu Irak ve Suriye Türkmenlerine geldiğinde derin bir sessizliğe gömülüyor. Anlatılan büyük hikâye, Türkmenler söz konusu olduğunda anlamını yitiriyor.
Konu böyle olunca ister istemez şu soru akıllara geliyor: Siz, Türk varlığının etkisizleştirilmesi sürecinin bir parçası olabilir misiniz?
Bu bir suçlama değildir.
Bu, tarihin sorduğu sorudur.