1. Haberler
  2. Gündem
  3. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan Amedspor, PKK süreci, Anayasa ve İsrail çıkışı: Türkiye 30 Ağustos 1922’den bu yana en büyük tehdit ortamında

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan Amedspor, PKK süreci, Anayasa ve İsrail çıkışı: Türkiye 30 Ağustos 1922’den bu yana en büyük tehdit ortamında

Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini Türkiye’de futbolun siyasallaşması üzerinden değerlendiren Özdağ, kulübün lige yükselişinin planlı bir toplumsal gerilim stratejisinin parçası olduğu görüşünü savundu. Özdağ, PKK ile yürütülen süreç konusunda ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin ve üniter yapısının hedef alındığını ileri sürdü. Özdağ ayrıca Türkiye’nin parlamenter sisteme ve başbakanlık modeline dönmesi gerektiğini belirtirken dış politikada Washington, Moskova ya da Pekin’e bağımlı olmayan “stratejik bağımsızlık” çizgisini savundu.

featured

Programda Türkiye’de son dönemde giderek arttığı belirtilen toplumsal gerilim ve kutuplaşma Amedspor üzerinden gündeme getirildi. Özdağ, değerlendirmesine Amedspor’un Süper Lig’e yükselme sürecinden başladı.

Özdağ, Amedspor’un şampiyon olarak değil ikinci sıradan Süper Lig’e çıktığını hatırlatarak, Türkiye’de futbolun siyasallaştığını savundu ve kulübün lige yükselmesinin kendiliğinden gelişmiş bir sportif süreç olmadığı görüşünü dile getirdi.

Zafer Partisi içinde konuyu değerlendirdiklerini belirten Özdağ, Amedspor’un Süper Lig’e yükseltilmesini daha büyük bir siyasi kurgunun parçası olarak gördüklerini söyledi. Özdağ’a göre amaç, futbol ve stadyumlar üzerinden toplumda mevcut olan gerilim potansiyelini daha da yükseltmekti.

Özdağ, bu görüşün yalnızca kendi kişisel kanaati olmadığını, Zafer Partisi Başkanlık Divanı’nda emniyet, askerlik ve psikiyatri alanında uzman isimlerin de katıldığı değerlendirmelerin sonucunda ortaya çıktığını ifade etti. Futbolun birçok ülkede toplumsal gerilimin çok hızlı biçimde açığa çıkabildiği bir alan olduğunu söyleyen Özdağ, geçmişte Türkiye’de iki İç Anadolu kentinin takımları arasında oynanan bir karşılaşmada yaşanan ve çok sayıda kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan olayları örnek gösterdi.

“AMEDSPOR ÜZERİNDEN GERİLİM YARATILMAK İSTENİYOR”

Özdağ, futbolun yarattığı kitlesel duygunun ve rekabet ortamının siyasi ve toplumsal gerilim üretmek için kullanılabileceğini savundu.

Amedspor hakkında ağır suçlamalarda bulunan Özdağ, kulübün PKK tarafından desteklendiğini ve örgütün Amedspor’u “ayrışma, duygusal kopuş ve tahrik aracı” olarak kullandığını ileri sürdü. Özdağ, Süper Lig’e yükselen Amedspor’un taraftar gruplarıyla Türkiye’nin farklı kentlerine gidecek olmasının daha önce görülmemiş gerilim görüntülerinin ortaya çıkması riskini taşıdığını savundu. Bu değerlendirmeler Özdağ’ın iddiaları olarak kayda geçti.

Programda gazeteci tarafından yöneltilen soruda ise Amedspor’un geçmişine ilişkin bazı araştırma verileri gündeme getirildi. Kulübün 2016’dan sonraki süreçte Diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşları ile Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası tarafından desteklendiği belirtilirken, 18 yaş üstü Kürt nüfus içinde Amedspor’a ilginin 2023-2025 arasında yüzde 8,7’den yüzde 27,5’e yükseldiği, taraftar sayısının yaklaşık 4 milyona ulaştığı ifade edildi.

Aynı soruda, kendisini Amedspor taraftarı olarak tanımlayanların siyasi tercihlerine ilişkin yüzde 57 DEM Parti, yüzde 18 CHP ve yüzde 12 AK Parti oranları aktarıldı. Yayında Amedspor’a yönelik finansman ve kurumsal desteğin boyutu da tartışmaya açıldı.

CEMİL BAYIK VE DİYARBAKIRSPOR ÖRNEĞİNİ VERDİ

Özdağ, değerlendirmesinin devamında PKK yöneticilerinden Cemil Bayık’ın Amedspor’un desteklenmesi yönünde çağrı yaptığını söyledi.

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu üzerinden de Diyarbakırspor örneğini gündeme getiren Özdağ, GATA’dan emekli Şehirlioğlu’nun Diyarbakır Askerî Hastanesi’nde görev yaptığı dönemde aynı zamanda Diyarbakırspor’un gönüllü doktorluğunu yaptığını anlattı.

Özdağ, bu nedenle Zafer Partisi içinde Diyarbakırspor’dan Amedspor’a uzanan süreçte futbolun nasıl siyasallaştığı konusunda doğrudan deneyime sahip isimler bulunduğunu ifade etti.

Amedspor üzerinden Türkiye’nin farklı bölgelerinde “tahrik ve gerilim tuzağı” kurulmak istendiğini ileri süren Özdağ, devlete önemli sorumluluk düştüğünü belirtti. Devletin şimdiye kadar meseleyi daha çok polisiye tedbirlerle yönetmeye çalıştığını savunan Özdağ, bunun yetersiz olduğunu, tansiyonu düşürecek daha kapsamlı psikolojik ve toplumsal önlemlerin alınması gerektiğini söyledi.

TFF BAŞKANININ HAKEMLERE ÇAĞRISINI ELEŞTİRDİ

Özdağ, Amedspor lehine “pozitif ayrımcılık yapıldığı” algısını güçlendirecek açıklamaların da gerilimi artırdığı görüşünü dile getirdi.

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın maç öncesinde hakemlere yaptığı çağrıyı eleştiren Özdağ, çağrının iyi niyetli olsa bile sonuçları bakımından yanlış olduğunu savundu.

Özdağ, neden özellikle Amedspor’un öne çıkarıldığı sorusunun toplumda tepkiye yol açabileceğini belirterek Antalyaspor ve Muğla İdman Yurdu örneklerini verdi.

Amedspor taraftarlarının İstiklal Marşı konusundaki tutumuna ilişkin de iddialarda bulunan Özdağ, taraftarlara stada İstiklal Marşı’nın ardından girme yönünde çağrı yapıldığını ve Trabzon maçı öncesinde statta örgüte yakın marşların çalındığına ilişkin görüntüler izlediğini söyledi. Özdağ, bu noktada özellikle “Ben sadece videoda gördüğümü söylüyorum” diyerek gördüğü görüntüler üzerinden konuştuğunu ifade etti.

Özdağ, devletin gerekli önlemleri alarak Amedspor’u “normalleştirmesi” gerektiğini belirtti.

“ZAFER PARTİSİ GERİLİMİ ARTIRMIYOR”

Yayında Özdağ’a, Zafer Partisi’nin kullandığı sert siyasi dilin mevcut gerilimi artırıp artırmadığı da soruldu.

Özdağ bu görüşe katılmadığını belirterek partisinin sürece ilişkin “sert ama doğru itirazlar” ortaya koyduğunu söyledi. Hükümet tarafından başlangıçta PKK’nın kendisini feshedeceğinin söylendiğini ancak gelinen noktada kendi değerlendirmesine göre Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in yapısının değiştirilmek istendiğini savundu.

Zafer Partisi’nin mevcut anayasayı ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini savunmaya devam edeceğini belirten Özdağ, asıl gerilimin Zafer Partisi’nin itirazlarından değil, Abdullah Öcalan ve PKK ile yürütülen süreç üzerinden anayasanın değiştirilmek istenmesinden kaynaklandığını ileri sürdü.

Özdağ, Türkiye’nin “30 Ağustos 1922’den bu yana en büyük tehdit ortamına” sokulduğunu savundu.

ÖCALAN İLE YÜRÜTÜLEN SÜRECE SERT ELEŞTİRİ

Programda, silah bırakma sürecinin yanı sıra yıllar içinde PKK saflarında hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ailelerinin yaşadığı acılar ve örgüt içindeki farklı görüşler de gündeme getirildi.

Özdağ, Öcalan’ı destekleyen gruplarla Öcalan’ın hükümetle yaptığı görüşmelerde fazla taviz verdiğini düşünen Kürt siyasi çevreleri arasındaki tartışmaların Zafer Partisi açısından belirleyici olmadığını söyledi.

PKK’yı 1989’dan bu yana akademik ve siyasi olarak takip ettiğini, bu konuda kitaplar ve yüzlerce makale kaleme aldığını belirten Özdağ, esas mesele olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve anayasal yapısındaki değişim ihtimaline işaret etti.

Özdağ’a göre yürütülen süreç, “millî, üniter ve laik Cumhuriyet”ten çok uluslu ve özerk bölgelerden oluşan farklı bir devlet modeline geçiş riski taşıyor. Bunun kendi siyasi değerlendirmeleri olduğunu vurgulayan Özdağ, sürecin bu yönde ilerlediğini savundu.

“PKK’NIN FESHİ TEK BAŞINA BİR ANLAM TAŞIMIYOR”

Özdağ, PKK’nın kendisini feshetmesinin tek başına belirleyici olmadığını savundu.

Örgütün geçmişte farklı isim ve yapılanmalar altında faaliyetlerine devam ettiğini hatırlatan Özdağ, günümüzde asıl dikkat edilmesi gereken konunun PKK bağlantılı diğer yapıların durumu olduğunu söyledi.

Özdağ, İran’daki PJAK’ın feshedilmediğini, PKK’nın elindeki gelişmiş silah ve mühimmatın bir bölümünün PJAK’a aktarıldığını ve deneyimli örgüt mensuplarının İran sahasına yönlendirildiğini ileri sürdü. Suriye’de PYD’nin ise Suriye devleti içinde paralel bir yapı olarak konumlandırıldığını savundu.

Özdağ, Türkiye içinde de benzer biçimde PKK’nın siyasi ve idari bir paralel yapı hâline getirilmek istendiğini öne sürerek Abdullah Öcalan’a atfen “devletleşiyoruz” ifadesini kullandı.

PKK’nın askerî olarak son derece zayıfladığı bir dönemde siyasi sürecin örgüte yeni alan açtığını savunan Özdağ, bunun 1980’lerin sonunda ve 2003 Irak müdahalesi sırasında yaşanan gelişmelerle benzerlik taşıdığını ileri sürdü.

Özdağ’a göre süreç, PKK’yı silahlı bir örgütten siyasi bir yapıya, Öcalan’ı ise bir hükümlüden siyasi hayatın aktörlerinden birine dönüştürme riski taşıyor.

“PKK TÜRKİYE’DE DEVLET STAJI YAPACAK” İDDİASI

Özdağ’ın en dikkat çekici ifadelerinden biri de “PKK Türkiye içerisinde devlet stajı yapacak” sözleri oldu.

Özdağ, örgütün siyasi etkinliğinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan farklı coğrafyalara yayılmaya çalışılacağını savundu. Pervin Buldan’ın geçmişte Iğdır seçimleriyle ilgili kullandığını söylediği bir ifadeyi hatırlatan Özdağ, siyasi etkinliğin Artvin üzerinden Karadeniz’e, Adana ve Hatay üzerinden Akdeniz’e taşınmaya çalışılacağını iddia etti.

Türkiye’de bugüne kadar sosyolojik bir bölünmenin gerçekleşmediğini belirten Özdağ, buna karşın ana dilde eğitim, yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılması gibi adımların üniter yapı açısından ciddi sonuçlar doğuracağını savundu.

42, 66 VE 127. MADDELERE DİKKAT ÇEKTİ

Özdağ özellikle Anayasa’nın 42, 66 ve 127. maddelerine ilişkin olası değişikliklere dikkat çekti.

Anayasa’nın 42. maddesinde yapılacak değişikliğin Kürtçe eğitimin önünü açabileceğini, 66. maddenin değiştirilmesinin anayasal vatandaşlık olarak tanımladığı Türk vatandaşlığı kavramını dönüştürebileceğini, 127. madde ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerinden yapılacak düzenlemelerin ise yerel özerklik tartışmasını büyütebileceğini savundu.

Özdağ, ana dilde eğitim ve bölgesel özerkliğin birlikte hayata geçirilmesi hâlinde üniter devlet modelinin fiilen ortadan kalkabileceğini ileri sürdü ve böyle bir süreci “Türkiye’nin Yugoslavyalılaşması” olarak nitelendirdi.

Bu gelişmelerin ancak demokratik süreç ve sandık yoluyla durdurulabileceğini ifade etti.

“MECLİS AÇILINCA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YOĞUN ŞEKİLDE GÜNDEME GELECEK”

Özdağ, önümüzdeki siyasi takvime ilişkin değerlendirmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarının başlamasının ardından anayasa değişikliği tartışmalarının yoğunlaşacağını öngördü.

Hangi anayasa maddelerinin değiştirileceği konusunda toplumsal tepkilerin ölçülerek aşamalı bir yöntem izlenebileceğini savunan Özdağ, PKK mensuplarıyla ilgili çıkarılan düzenlemeyi ise “af yasası” olarak niteledi.

Resmî adında “millî dayanışma” ve “toplumsal bütünleşme” ifadeleri bulunduğunu belirttiği düzenlemeyi sert sözlerle eleştiren Özdağ, bunun aslında bir “PKK affı” olduğunu savundu.

Özdağ, PKK’nın Lozan Antlaşması’nı, İstiklal Marşı’nı ve anayasal vatandaşlık anlayışını kabul etmediğini ileri sürerek söz konusu düzenlemenin “toplumsal bütünleşme” yerine daha büyük ayrışmaya yol açacağını iddia etti.

“CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK İTTİFAKI OLUŞTU”

Röportajın devamında Özdağ, söz konusu düzenlemeye destek veren siyasi partilere de sert eleştiriler yöneltti.

AK Parti, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR, CHP ve “Yeni Parti” olarak ifade ettiği siyasi yapının aynı süreçte buluştuğunu söyleyen Özdağ, bunu “Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı Cumhuriyet tarihinin en büyük ittifakı” olarak nitelendirdi.

Özdağ, anayasa değişikliği sürecinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına imkân sağlayabilecek hukuki düzenlemelerin de gündeme gelebileceğini iddia etti.

Muhalefet partilerinin komisyonda yer almalarını ve komisyon raporuna destek vermelerini de eleştiren Özdağ, bunun sürece meşruiyet kazandırdığını savundu. Komisyon raporunda Türk milleti kavramının Türk ve Kürt olarak ayrıştırıldığını ileri süren Özdağ, “Türk’ün gururu, Kürt’ün onuru” şeklindeki yaklaşımı da eleştirdi.

BATMAN BELEDİYESİ ÜZERİNDEN ŞEHİT YAKINLARI ELEŞTİRİSİ

Özdağ konuşmasında, PKK’ya karşı mücadele etmiş Kürt vatandaşları ve korucuları da gündeme getirdi.

Milyonlarca Kürt ve Zaza vatandaşın PKK’ya karşı mücadele ettiğini, korucuların ve ailelerinin ağır bedeller ödediğini söyleyen Özdağ, süreçte bu kesimlerin göz ardı edildiğini savundu.

Batman Belediyesi’nde çalışan şehit yakınlarına, belediye yönetiminin değişmesinin ardından tuvalet temizleme görevi verildiğini ileri süren Özdağ, herhangi bir işi küçümsemediğini ancak görevlendirmenin şehit yakınlarını aşağılamak amacıyla yapılması hâlinde bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

“EŞİT VATANDAŞLIK NE DEMEK, AÇIKLAYIN”

Özdağ, “eşit vatandaşlık” kavramına da itiraz etti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda anayasal vatandaşlık modelinin zaten oluşturulduğunu savunan Özdağ, 1924 Anayasası’nda vatandaşlık üzerinden Türk kimliğinin tanımlandığını söyledi.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte millî kimlik tartışmasını tarihsel örneklerle değerlendiren Özdağ, Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen Müslüman toplulukların Türk milletinin parçası olarak kabul edildiğini söyledi.

Özdağ, Almanya’da 1990’lı yıllarda gündeme gelen anayasal vatandaşlık tartışmalarının Türkiye’ye aktarılmasını da eleştirerek Türkiye’nin bu anlayışı Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte hayata geçirdiğini savundu.

“Eşit vatandaşlık” kavramını kullanan siyasi partilerin bununla neyi kastettiklerini seçmene açık biçimde anlatmaları gerektiğini söyleyen Özdağ, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin neden kaldırılmak istendiğinin de kamuoyuna açıklanmasını istedi.

16 NİSAN 2017 GECESİNİ HATIRLATTI

Özdağ, CHP’ye yönelik eleştirileri sırasında 16 Nisan 2017 anayasa referandumu gecesini de hatırlattı.

Mühürsüz oyların kabul edilmesine karşı birkaç kişiyle birlikte Yüksek Seçim Kurulu önünde bulunduğunu söyleyen Özdağ, CHP yönetiminin ve milletvekillerinin o gece yeterli tepkiyi göstermediğini savundu.

Özdağ, bütün CHP milletvekillerinin YSK önüne gelerek referandumun geçersiz olduğunu ilan etmesi hâlinde siyasi tablonun farklı olabileceğini öne sürdü.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde de yeterli adım atılmadığını söyleyen Özdağ, bugün PKK ile ilgili düzenleme konusunda Özgür Özel’in sergilediği tavrı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2017 gecesindeki yaklaşımıyla karşılaştırdı.

ÖZGÜR ÖZEL’E “55 MİLLETVEKİLİ” ELEŞTİRİSİ

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in partisindeki milletvekillerini oylamada serbest bıraktığını ve milletvekillerinin seçildikleri illerin seçmenlerini dikkate alarak oy kullanacağını söylediğini aktaran Özdağ, bu yaklaşımın anayasal açıdan yanlış olduğunu savundu.

Anayasa’ya göre milletvekillerinin yalnızca seçildikleri ilin değil bütün Türk milletinin temsilcisi olduğunu hatırlatan Özdağ, CHP içindeki 55 milletvekilinin “hayır” oyu verdiğini belirtti.

Özdağ, düzenlemeye “kan akmasını durdurmak” amacıyla destek verildiği yönündeki açıklamalara da karşı çıktı. Meseleyi yalnızca kan dökülmesinin durdurulması üzerinden değerlendirmenin yanlış olduğunu belirten Özdağ, tartışmanın devletin ve milletin birliği üzerinden ele alınması gerektiğini söyledi.

BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ VE “TÜRKİYE DE PARÇALANIR” TARTIŞMASI

Röportajın dış politika bölümünde Büyük Orta Doğu Projesi, Irak, Suriye, Libya, İran ve İsrail’de yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı.

Özdağ’a, PKK ile yürütülen süreç ve anayasa değişikliği arayışlarının bölgesel gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı soruldu.

Özdağ bu soruya, sürecin dış dinamiklerle bağlantılı bir boyutu bulunduğu görüşünü dile getirerek yanıt verdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 20 Mayıs 2025’te Şırnak’ta yaptığı bir konuşmaya atıfta bulunan Özdağ, Kurtulmuş’un Irak, Suriye, Sudan, Libya ve Somali’nin parçalanmasından hareketle Türkiye’de Kürtlerle barış sağlanmazsa Türkiye’nin de benzer bir riskle karşılaşabileceği yönünde değerlendirmede bulunduğunu söyledi.

Özdağ ise Türkiye’nin Irak, Suriye, Libya ve Somali’den farklı olduğunu belirtti. Türkiye’nin NATO ve Avrupa Konseyi üyesi olmasına, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kapasitesine, ekonomisinin ve devlet kurumlarının gücüne ve sahip olduğu jeopolitik konuma işaret etti.

Türkiye’nin bölünmesine yönelik dış tehdit bulunmadığını söylemediğini özellikle vurgulayan Özdağ, ancak böyle bir tehdit karşısında paniğe kapılarak PKK ile masaya oturmanın ve taviz vermenin yanlış olduğunu savundu.

İSRAİL’İN BÖLGE POLİTİKASINA İLİŞKİN TARİHSEL REFERANSLAR

Özdağ, İsrail’in 1980’lerden itibaren çevresindeki Arap devletlerinin parçalanmasını kendi güvenliği açısından bir strateji olarak gördüğünü savundu.

Bu konuda 1980’lerde yayımlanan ve Irak ile Suriye’nin bölünmesi üzerine tezler içeren bir İsrail strateji metnine atıfta bulunan Özdağ, Irak’ın fiilen parçalandığını, Suriye’de de bölünmenin temellerinin atıldığını söyledi.

Amerikalı Ralph Peters’ın “Kanlı Sınırlar” başlıklı çalışmasına da değinen Özdağ, Türkiye’nin bölünmesini öngören haritaların geçmişte NATO ortamlarında dahi tartışıldığını ifade etti.

Ancak Türkiye’nin devlet kapasitesi, askerî gücü ve uluslararası konumu nedeniyle diğer bölge ülkeleriyle aynı kategoriye konulamayacağını vurguladı.

İRAN SAVAŞI ÜZERİNDEN ABD VE ÇİN ANALİZİ

Özdağ, İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarının küresel askerî dengeler açısından önemli sonuçlar doğurduğunu savundu.

Çin ve Rusya’nın İran’a doğrudan savaşa girmeden sağladıkları desteğin ABD’nin askerî güç projeksiyonunu sınırlandırdığını ileri süren Özdağ, özellikle süpersonik füze teknolojilerinin uçak gemilerinin geleneksel üstünlüğünü ciddi biçimde azalttığını söyledi.

Bunun Çin açısından Tayvan konusunda önemli bir stratejik sonuç doğurduğunu öne süren Özdağ, Amerikan uçak gemilerinin Çin karşısında artık geçmişteki kadar etkili bir caydırıcılık sağlayamayacağını savundu.

Özdağ, Türkiye’nin İran’dan da daha güçlü kurumsal yapıya, ekonomiye ve millî bütünlüğe sahip olduğunu belirterek dış tehditlerin varlığının PKK ile yapılan anlaşmaları zorunlu kılmadığını söyledi.

PEJAK VE İRAN İÇİN DİKKAT ÇEKEN İDDİA

İran başlığı altında PEJAK da gündeme geldi.

Özdağ, 2011 öncesinde Suriye politikası yürütülürken PKK ile görüşmelerin Türkiye’nin Suriye’deki hareket alanını etkilediğini savundu. PKK’nın Türkiye için tehdit olmaktan çıkarıldığı bir dönemde Suriye’deki PKK bağlantılı yapıların Esad yönetimine karşı dolaylı biçimde güçlenmesine izin verildiğini öne sürdü.

Benzer modelin İran konusunda PEJAK üzerinden uygulanabileceğini savunan Özdağ, PKK’yla anlaşan bir Türkiye’nin ileride İran’da PEJAK’a karşı nasıl bir tutum alacağının tartışmalı hâle geleceğini söyledi.

Programda ayrıca, sosyal medyada yayımlandığı belirtilen bir istihbarat analizine atıfla bazı PEJAK mensuplarının İsrail’de askerî eğitim gördüğü iddiası dile getirildi. Bu iddia yayında aktarılan ve bağımsız doğrulaması sunulmayan bir değerlendirme olarak gündeme geldi.

SURİYE POLİTİKASINA 2011 ELEŞTİRİSİ

Özdağ’a göre Türkiye’nin Suriye politikasındaki temel sorunlardan biri, 2011’de başlayan iç savaşın ilk dönemlerinde PKK’nın Suriye’deki yapılanmasının yeterince engellenmemesiydi.

PKK ile görüşmelerin başlamasının ardından örgütün Türkiye açısından tehdit olarak algılanmasının azaldığını savunan Özdağ, Ankara’nın buna paralel olarak Beşar Esad yönetimini temel tehdit ve düşman olarak görmeye başladığını söyledi.

2011 ile 2015 arasındaki dönemde PKK’nın Suriye’deki yapılanmasının güçlenmesine izin verilmemiş olması hâlinde iç savaşın seyrinin çok farklı olabileceğini ileri sürdü.

SURİYE’DE YENİ DÖNEM: “TÜRKİYE 150 MİLYAR DOLARDAN FAZLA HARCADI”

Özdağ, Suriye’de yaşanan rejim değişikliğinin ardından Türkiye’nin bölgedeki konumunu da değerlendirdi.

Türkiye’nin Suriye krizi boyunca 150 milyar dolardan fazla kaynak harcadığını söyleyen Özdağ, buna rağmen Türkiye’nin Suriye’den ekonomik anlamda karşılık alamadığını savundu. Fransız şirketlerinin Lazkiye Limanı’nda etkinlik elde ettiğini örnek veren Özdağ, Türkiye’nin ise ekonomik kazanım sağlayamadığını ileri sürdü.

Beşar Esad iktidardayken Türkiye’nin Esad yönetimiyle anlaşması ve Türk askerinin kontrollü biçimde çekilerek sahayı Suriye ordusuna bırakması gerektiğini savunduğunu hatırlatan Özdağ, bugün şartların tamamen değiştiğini söyledi.

Özdağ, yeni dönemde Türk ordusunun Suriye’den çekilmesini değil, tam tersine Türkiye’nin savunmasının Suriye’nin içindeki ileri hatlardan başlamasını savunduğunu açıkladı.

“TÜRKİYE’NİN ÖN SAVUNMA CEPHESİ SURİYE’DE OLMALI”

Özdağ’a göre Beşar Esad’ın devrilmesi ve İsrail’in Suriye’de artan askerî etkinliği, Türkiye’nin güvenlik stratejisini değiştirdi.

Şam’daki yeni yönetimin Türkiye açısından tam anlamıyla güvenilir bir müttefik olarak kabul edilemeyeceğini söyleyen Özdağ, İsrail’in Suriye’deki genişleyen hareket alanı nedeniyle Türk ordusunun daha sofistike ve etkin biçimde Suriye içinden Türkiye’nin savunmasını örgütlemesi gerektiğini savundu.

Deyrizor bölgesinde Fırat üzerinde kurulduğunu belirttiği iki köprüyü bu açıdan olumlu değerlendiren Özdağ, bölgenin doğusunda bulunan Sünni Arap aşiretlerinin PKK ile çatıştığını söyledi ve Türkiye’nin burada yaptığı hamlenin doğru olduğu görüşünü dile getirdi.

Özdağ ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki faaliyetlerinin İsrail tarafından İHA, SİHA ve F-35’lerle yakından izlendiğini iddia etti.

İSRAİL’İN SURİYE’DEKİ SALDIRILARI: “TÜRKİYE SİSTEMLİ OLARAK TAHRİK EDİLİYOR”

Özdağ, İsrail’in Suriye’de Türk askerinin konuşlanmasının gündemde olduğu bazı hava üslerine yönelik saldırılarını da değerlendirdi.

Palmira yakınlarında Türkiye’nin kullanmayı değerlendirdiği bir havaalanının İsrail tarafından bombalandığını, bunun ardından Bakü üzerinden gerilimi düşürmeye yönelik görüşmeler yapıldığını söyledi.

Daha sonra İdlib’deki Ebu el-Zuhur Askerî Havalimanı’nın da İsrail uçakları tarafından vurulduğunu belirten Özdağ, Şam yönetiminin Türk askerini söz konusu üsse davet ettiğini ve Türkiye’nin konuşlanma hazırlıkları yaptığı sırada saldırının gerçekleştiğini ifade etti.

Özdağ, saldırı sırasında Türk askerinin tesiste bulunmadığını ancak İsrail uçaklarının Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre kadar yaklaşmasının son derece tehlikeli olduğunu söyledi.

Bu mesafenin savaş uçakları açısından dakikalarla ölçüldüğüne dikkat çeken Özdağ, Türkiye’nin İsrail tarafından “bilinçli ve sistemli olarak tahrik edildiğini” savundu.

KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ UYARISI

Özdağ, İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği askerî ilişkileri de Türkiye açısından bir güvenlik sorunu olarak değerlendirdi.

İsrail askerlerinin Güney Kıbrıs’a yerleştiğini ileri süren Özdağ, Lefkoşa Havalimanı’nda yaşanan bir olayda Rum askerlerinden önce İsrail askerlerinin müdahale ettiği yönünde bilgiler bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin çevresinde gelişen bu askerî yapılanmayı yeterince ciddiye almadığını savundu.

BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN PETROLÜ VE İSRAİL’LE EKONOMİK İLİŞKİLER

Yayında Türkiye’nin İsrail karşısında kullanabileceği ekonomik ve enerji kartları da gündeme getirildi.

Gazeteci, İsrail’in enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün Bakü-Tiflis-Ceyhan hattından Ceyhan’a ulaşan petrol üzerinden karşılandığını belirterek bunun Ankara açısından bir baskı unsuru olup olamayacağını sordu.

Özdağ ise Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ve askerî gerilimlere rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin önemli ölçüde devam ettiğini söyledi.

“TÜRKİYE-İSRAİL GERİLİMİ ARTIK YAPISAL”

İsrail’de yaklaşan seçimlerin Netanyahu hükümetinin Türkiye karşıtı söylemlerini artırabileceğini kabul eden Özdağ, gerilimin yalnızca seçim dönemine bağlı geçici bir durum olarak görülemeyeceğini söyledi.

Özdağ’a göre Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim artık konjonktürel olmaktan çıkarak yapısal bir jeopolitik çatışmaya dönüşmüş durumda.

İsrail’de mevcut siyasi zihniyet iktidarda kaldığı sürece Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşı politikalar izleneceğini ileri süren Özdağ, bu görüşünü iki kez vurgulayarak Türkiye-İsrail ilişkisindeki temel meselenin “jeopolitik çatışma” olduğunu söyledi.

ÖCALAN’IN İSRAİL KARŞITI SÖZLERİNİ “PROPAGANDA” OLARAK YORUMLADI

Yayında İmralı’da 1-2 Şubat tarihlerinde yapıldığı belirtilen görüşmelerde Abdullah Öcalan’ın İsrail’e yönelik sözleri de gündeme getirildi.

Öcalan’ın Barzani’nin İsrail’e dayanmasına ve bir Kürdistan kurma hedeflerine sert tepki gösterdiği yönündeki ifadelerin nasıl okunması gerektiği sorulan Özdağ, bunları gerçek bir stratejik pozisyon değil, “propaganda odaklı politik mesaj” olarak değerlendirdi.

Özdağ, bu değerlendirmesini DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli’ye atfettiği İsrail ve “vaat edilmiş topraklar” konulu bir açıklamayla ilişkilendirdi.

“GENÇLER UMUTSUZLUKTAN TÜRKİYE’Yİ TERK EDİYOR”

Programın ilerleyen bölümünde Türkiye’de ekonomik sıkıntılar, adalet sistemi ve toplumdaki umutsuzluk tartışıldı.

Özdağ, geniş toplum kesimlerinde umutsuzluğun giderek yaygınlaştığını kabul etti. Özellikle gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak için Türkiye’den ayrıldığını, daha ileri yaştaki yurttaşların ise öfke ve kızgınlıklarını içlerine attığını söyledi.

Ancak topluma umutsuzluğa kapılmaması çağrısında bulundu.

MUSTAFA KEMAL’İN HAYDARPAŞA’YA GELİŞİNİ ANLATTI

Özdağ, Türkiye’nin bugünkü koşullarını Millî Mücadele öncesi dönemle karşılaştırırken Mustafa Kemal Atatürk üzerinden uzun bir tarihsel örnek verdi.

1683’ten itibaren geri çekilmek zorunda kalan bir devletin, 1911’den 1918’e kadar aralıksız savaşlarla karşı karşıya kaldığını anlatan Özdağ, Mustafa Kemal’in Mondros Mütarekesi sonrasında İstanbul’a gelişini hatırlattı.

Haydarpaşa Garı’nda Mustafa Kemal’i Çanakkale’den tanıyan bir çavuşun gördüğünü, askerlerin hazır ola geçtiğini anlatan Özdağ, Mustafa Kemal’in askerlerin silah ve cephanelerini teslim etmemesi yönünde emir verdiğine ilişkin anlatıyı aktardı.

Özdağ bunu, Mustafa Kemal’in en ağır koşullarda bile mücadeleden vazgeçmediğinin örneği olarak sundu ve bugünkü Türkiye’nin 1918 Kasım’ındaki veya 19 Mayıs 1919’daki koşullarda olmadığını söyledi.

Devlet kurumlarının ve bürokrasinin yıprandığını, ülkedeki sığınmacı ve kaçak nüfusunun büyük bir yük oluşturduğunu, İsrail-İran çatışması ile PKK’yla yürütülen görüşmelerin risk yarattığını belirten Özdağ, buna rağmen “milletin azim ve iradesi” bulunduğunu vurguladı.

“SEÇİM MANİPÜLASYONUNUN DA BİR SINIRI VAR”

Seçimlerin güvenliği konusunda yöneltilen soruyu da yanıtlayan Özdağ, seçimlerde manipülasyon yapılabileceğini ve geçmişte de yapıldığını ileri sürdü.

Buna rağmen iktidarın Haziran 2015 genel seçimlerinde, 2019 yerel seçimlerinde ve 2024 yerel seçimlerinde önemli kayıplar yaşadığını hatırlatan Özdağ, “manipülasyonun sınırları olduğunu” söyledi.

Vatandaşların demokratik siyasi süreçte etkin biçimde yer alması ve sandıkta değişim yönünde irade göstermesi hâlinde iktidarın değişebileceğini savundu.

“SADECE İKTİDARIN DEĞİŞMESİ YETMEZ”

Özdağ’a göre Türkiye’nin sorunlarının çözümü yalnızca mevcut iktidarın değişmesiyle mümkün değil.

Yeni gelecek iktidarın da mevcut iktidarla aynı anayasal ve siyasi düzenlemeleri sürdürmesi durumunda gerçek bir değişim olmayacağını savunan Özdağ, Türkiye’nin “Atatürk çizgisinde” bir iktidara ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Eşit vatandaşlık”, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Anayasa’nın 42. maddesi gibi başlıklarda AK Parti, MHP, CHP veya diğer partilerin benzer düzenlemeler yapmasının sonuç bakımından fark yaratmayacağını ileri sürdü.

Özdağ’a göre Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçten çıkması, yalnızca iktidarın değişmesine değil, yeni iktidarın Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine dönmesine bağlı.

“PARLAMENTER SİSTEME VE BAŞBAKANLIĞA GERİ DÖNMELİYİZ”

Türkiye’nin yönetim sistemi konusunda net konuşan Özdağ, Zafer Partisi’nin parlamenter demokrasiye ve başbakanlık sistemine geri dönülmesini savunduğunu açıkladı.

Başbakanlığın yalnızca Cumhuriyet dönemine ait olmadığını; Osmanlı, Selçuklu ve Göktürk devlet geleneğinde de hükümdarın yanında devlet yönetimini üstlenen başvezir veya benzeri makamlar bulunduğunu söyleyen Özdağ, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni Türk devlet geleneği açısından “anormal” olarak nitelendirdi.

Özdağ, mevcut sistemin devletin yönetilememesine yol açtığını savundu.

“BAKAN YARDIMCILIKLARI FİYASKO, MÜSTEŞARLIK GERİ GELMELİ”

Özdağ, devlet yönetimindeki bürokratik yapılanmaya ilişkin de ayrıntılı öneriler ortaya koydu.

Zafer Partisi’nin daha önce bakan yardımcılığı sisteminin kaldırılarak müsteşarlığa dönülmesini savunduğunu hatırlatan Özdağ, müsteşarlığı “devlet aklının siyasal biçimi” olarak tarif etti.

Eski sistemde bir bakanın, bakanlığı ve devlet bürokrasisini uzun yıllar boyunca tanıyan deneyimli bir kamu görevlisiyle çalıştığını belirten Özdağ, böylece siyasi irade ile devlet bürokrasisi arasında kurumsal bir köprü bulunduğunu söyledi.

Mevcut sistemde ise devlet tecrübesi olmayan kişilerin bakan yardımcılığına getirildiğini savunan Özdağ, bunun hem devlete hem siyasi iktidara zarar verdiğini ifade etti.

“BAKANLAR MECLİS’TEN SEÇİLMELİ”

Özdağ, bakanların yeniden milletvekilleri arasından seçilmesi gerektiğini de söyledi.

Milletvekilleri ile bakanların aynı Genel Kurul çatısı altında bulunmasının seçmen taleplerinin hükümete doğrudan ulaşmasını sağladığını anlatan Özdağ, kendi milletvekilliği döneminden örnek verdi.

Muhalefet milletvekillerinin bile geçmişte bakanlara ulaşıp seçmenin sorunlarını doğrudan aktarabildiğini belirten Özdağ, bugün iktidar milletvekillerinin bile bakanlara ulaşmakta zorlandığını savundu.

Özdağ, yeniden bakanların TBMM içinden seçilmesinin tartışılmaya başlanmasını “10 sene kaybettik” sözleriyle değerlendirdi.

“CUMHURBAŞKANI MİLLETİN BİRLİĞİNİ TEMSİL ETMELİ”

Özdağ’a göre yapılması gereken değişiklik yalnızca başbakanlık sistemine dönülmesi değil.

Cumhurbaşkanının yeniden devletin ve milletin birliğini temsil eden, günlük parti siyasetinin dışında kalan bir makam hâline getirilmesi gerektiğini söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olmasının cumhurbaşkanlığının tarafsız temsil fonksiyonuyla uyuşmadığını savunan Özdağ, cumhurbaşkanına hakaret davalarının Erdoğan döneminde geçmiş dönemlere kıyasla çok daha fazla olmasını da günlük siyasetin içinde bulunmasıyla ilişkilendirdi.

Cumhurbaşkanlığı makamının önünde devlet sancağının eğildiğini hatırlatan Özdağ, bu makamın bir siyasi parti genel başkanlığıyla birleşmesinin devlet felsefesine zarar verdiği görüşünü savundu.

“HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ YENİDEN TESİS EDİLMELİ”

Parlamenter demokrasiye dönüşün tek başına yeterli olmayacağını belirten Özdağ, hukukun üstünlüğünün de yeniden kurulması gerektiğini söyledi.

Türkiye’de muhalif kesimlere karşı “düşman ceza hukuku” uygulandığını ileri süren Özdağ, vatandaşların bir bölümüne farklı hukuk uygulanmasının devleti bir arada tutan adalet anlayışını zedelediğini savundu.

Özdağ, parlamenter demokrasi, tarafsız cumhurbaşkanlığı, güçlü Meclis ve hukuk devletinin birlikte yeniden inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

“DÜNYA BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİNİ ANDIRAN BİR GERİLİMDEN GEÇİYOR”

Röportajın sonunda Özdağ’a Türkiye’nin gelecekte Batı’ya mı, Washington’a mı yoksa Şanghay merkezli Doğu eksenine mi yönelmesi gerektiği soruldu.

Dünyanın Birinci Dünya Savaşı öncesindeki döneme benzeyen ağır bir gerilimden geçtiğini söyleyen Özdağ, mevcut çatışmaların daha büyük ve kapsamlı bir savaşın parçalarına dönüşme riski taşıdığını savundu.

Türkiye’nin böylesine kritik bir dönemde yalnızca siyasi kadrolarla değil, devlet aklına, deneyime ve güvenlik bilgisine sahip isimlerle yönetilmesi gerektiğini belirten Özdağ, aksi hâlde ülkenin çok ciddi risklerle karşı karşıya kalabileceğini söyledi.

“NE WASHINGTON’A NE MOSKOVA’YA NE PEKİN’E BAĞIMLI OLURUZ”

Özdağ, Zafer Partisi’nin dış politika anlayışını ise “stratejik bağımsızlık” kavramıyla açıkladı.

Türkiye’nin Zafer Partisi yönetiminde ne Washington’a ne Moskova’ya ne de Pekin’e bağımlı olacağını söyleyen Özdağ, Atatürk çizgisinde bir Türk milliyetçiliğinin temel hedefinin Türkiye’nin kendi öz gücüyle varlığını sürdürebilmesi ve refahını sağlayabilmesi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin çevresindeki çatışmaların ülkeye sıçrama potansiyelinin yüksek olduğunu belirten Özdağ, özellikle İsrail’de mevcut siyasi anlayış iktidarda bulunduğu sürece güvenlik riskinin devam edeceğini savundu.

Bu nedenle savunma sanayisinin daha da geliştirilmesi gerektiğini belirten Özdağ, Türkiye’nin mevcut savunma sanayisi kazanımlarını küçümsemediklerini ancak bunların yeterli olmadığını söyledi.

Özdağ’ın röportaj boyunca ortaya koyduğu çerçeve; iç politikada üniter ve laik Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinin korunması, parlamenter demokrasi ve hukuk devletine dönüş; dış politikada ise büyük güç merkezlerinden bağımsız, güçlü bir savunma kapasitesine sahip Türkiye hedefi üzerinde şekillendi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!