1. Haberler
  2. Gündem
  3. Ümit Özdağ’dan Öcalan, yeni anayasa ve ittifak açıklamaları: “Millete fark ettirmeden serbest bırakma süreci başladı”

Ümit Özdağ’dan Öcalan, yeni anayasa ve ittifak açıklamaları: “Millete fark ettirmeden serbest bırakma süreci başladı”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, SÖZCÜ TV’de İsmail Küçükkaya’nın konuğu oldu. Öcalan ve “Terörsüz Türkiye” sürecinden Suriye’ye, anayasa tartışmalarından borsadaki fon krizine, milliyetçi partiler arasındaki olası işbirliğinden Mansur Yavaş’ın adaylığına, Kaşif Kozinoğlu soruşturmasından partisinin seçim hazırlıklarına kadar çok sayıda başlıkta değerlendirmelerde bulunan Özdağ, Zafer Partisi’nin seçim çalışmalarını tamamladığını ve seçim beyannamesi için komisyon oluşturduğunu açıkladı.

featured

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, SÖZCÜ TV’de İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Partisinin durumuna ilişkin değerlendirmede bulunan Özdağ, mücadelelerini sürdürdüklerini belirterek, daha önce yaptıkları uyarı ve öngörülerin gerçekleştiğini savundu. Özdağ, bunun Zafer Partisi’ne verilen desteği artırdığını söyledi.

“ÖCALAN’A GELİNCE KURAL KALMIYOR”

İmralı’da Abdullah Öcalan için yapıldığı belirtilen konutla ilgili daha önce de açıklamalar yaptığını hatırlatan Özdağ, yapının yerleşke içerisinde ve iki katlı olduğunu söyledi. Konutun “sıvasız yapılması” yönündeki sözlerini yineleyen Özdağ, Öcalan’ın binaya her giriş çıkışında şehit askerlerin ailelerinin şartlarını hatırlaması gerektiğini ifade etti.

Özdağ, Öcalan’ın söz konusu yerde yalnızca örgütle ve basınla temas kurmayacağını, aile kurmak ve evlenmek istediğini de ileri sürdü. Kiminle evleneceğinin Ankara çevrelerinde aylardır konuşulduğunu söyleyen Özdağ, böyle bir düzenlemenin ceza ve infaz hukukunun mevcut sistematiğini ihlal edeceğini savundu.

Silivri Cezaevi’nde kaldığı dönemi örnek veren Özdağ, haftalık 10 dakikalık telefon görüşme hakkını beş dakika annesi, beş dakika oğlu için kullanmak istediğini ancak bunun kurallara aykırı olduğu gerekçesiyle kabul edilmediğini anlattı. Bu nedenle bir hafta annesiyle, diğer hafta oğluyla konuşabildiğini belirten Özdağ, “Öcalan’a gelince kural falan kalmıyor. Ev yapılıyor” ifadelerini kullandı.

“PKK’NIN SİLAH BIRAKMASI İÇİN ÖCALAN’A İHTİYAÇ YOK”

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un Öcalan’ın statüsü hakkındaki açıklamalarının ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin değerlendirmelerinin sorulması üzerine Özdağ, PKK’nın silah bırakmasının güvenlik güçleri ve istihbarat tarafından denetlenmesi gereken bir süreç olduğunu söyledi.

Kuzey Irak, Kandil ve PKK’nın silah kaynaklarının bulunduğu bölgelerde güvenlik ve istihbarat birimlerinin inceleme yapması gerektiğini belirten Özdağ, Sincar bölgesindeki örgüt mensuplarının Irak güvenlik güçlerine teslim edilmesi ve bazılarının bu güçlere katılması yönündeki iddiaları da gündeme getirdi.

Irak güvenlik güçleri içinde peşmerge unsurlarının bulunup bulunmadığını sorgulayan Özdağ, PKK mensuplarının peşmergeye katılmalarının Türkiye açısından oluşturabilecekleri tehdidi ortadan kaldırıp kaldırmayacağının açıklanması gerektiğini söyledi. Teslim edilen silahların balistik incelemelerinin yapılıp yapılmadığını, bu silahların geçmişte Türkiye’deki karakol baskınlarında veya suikastlarda kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerektiğini ifade etti.

Özdağ, Cemil Bayık’ın birkaç saat önce yaptığı bir açıklamada silahları tamamen bırakmayacaklarını ve “kendilerini korumak için” silah tutacaklarını söylediğini aktararak, bu şartlar altında Öcalan’ın kurulacak komisyonda yer almasının nasıl bir fayda sağlayacağını sorguladı. Öcalan’ın PKK yöneticilerine talimat vermesi için komisyon üyesi olmasına gerek olmadığını savunan Özdağ, İmralı’ya örgüt mensuplarının götürüldüğünü ve görüşmeler sonrasında talimatlar verildiğine ilişkin bilgiler aldıklarını söyledi.

“ÖCALAN’I SERBEST BIRAKMA SÜRECİ BAŞLADI”

Özdağ, yaşananların Öcalan’a yeni bir statü kazandırılmasına yönelik olduğunu ileri sürerek, “Millete fark ettirmeden Abdullah Öcalan’ı serbest bırakma süreci başlamış durumda” değerlendirmesinde bulundu.

Öcalan’ın yargılanmasının başladığı dönemde gazeteci Mehmet Ali Birand ile katıldığı bir programı hatırlatan Özdağ, kendisine “Ne yapılmalı?” diye sorulduğunda idam cezasının uygulanmasını savunduğunu anlattı. O dönem “Asılmazsa serbest kalır” dediğini belirten Özdağ, suçların cezasız kalmasının vatandaşın devlete ve devletin gücüne olan inancını zedelediğini savundu.

“YPG’NİN DEVLET İÇİNDE KONUMLANDIRILMASI PKK’YI DEVLETLEŞTİRİR”

İsmail Küçükkaya’nın Öcalan’ın Mazlum Abdi üzerindeki etkisini kullanarak Suriye’deki PYD-YPG yapılanmasının tasfiyesine katkıda bulunup bulunmadığını sorması üzerine Özdağ buna katılmadığını söyledi.

Özdağ, YPG’nin tamamen ortadan kaldırılması yerine Suriye devleti içerisinde konumlandırılmasının örgütün devletleşmesine yol açacağını savundu. Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgenin özel bir yapıya kavuştuğunu ileri süren Özdağ, buradaki ekonomik yatırımların ve hangi şirketlere hangi işlerin verileceğinin dahi ileride İmralı’dan yönlendirilebileceğini iddia etti.

“PKK TÜRKİYE’DE ASKERİ OLARAK BİTMİŞTİ”

PKK’nın Türkiye içerisindeki askeri kapasitesinin büyük ölçüde kırıldığını söyleyen Özdağ, Pençe-Kilit Harekâtı ile örgütün Türkiye’ye ulaşabileceği stratejik bölgelerden çıkarıldığını ve İHA ile SİHA’ların mücadelede çok etkili olduğunu ifade etti.

PKK’nın hendek operasyonlarının ardından ikinci kez ağır bir yenilgi yaşadığını savunan Özdağ, Suriye coğrafyasının da örgütle mücadele açısından uygun olduğunu söyledi. HTŞ birliklerinin Beşar Esad yönetimine doğru ilerlediği dönemde Özgür Suriye Ordusu unsurlarının YPG’nin bulunduğu bölgelere yönelmesi gerektiğini belirten Özdağ, Türkiye’nin burada “çok büyük bir fırsatı kaçırdığını” söyledi.

2009’DAKİ SÜRECİ HATIRLATTI

Türkiye’nin PKK ile görüşmelerinin 2000’li yılların ikinci yarısında başladığını, 2009’da ise kamuoyuna açık hale geldiğini söyleyen Özdağ, o dönemde Radikal 2’de kaleme aldığı bir yazıda PKK ile görüşmelerin nihayetinde Öcalan’la görüşmeye kadar gideceğini savunduğunu hatırlattı.

Özdağ, 2011’de Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından Türkiye’nin PKK ile müzakere yürüttüğü için Suriye’deki PKK unsurlarını bir dönem Beşar Esad’a karşı müttefik olarak gördüğünü ileri sürdü. Türkiye’nin bu nedenle stratejik bir aldatmacaya sürüklendiğini savunan Özdağ, bugünkü süreçte ise İran faktörüne dikkat çekti.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı PKK, PJAK ve PYD unsurlarını kullanmak isteyeceğini öne süren Özdağ, Türkiye’nin PKK ile çatışma halinde bulunması durumunda İran’ın PJAK’a karşı operasyonlarını destekleyeceğini; ancak örgütle uzlaşmış bir Türkiye’nin aynı tavrı göstermeyebileceğini savundu.

“SURİYE’DE EN ETKİLİ GÜÇ ABD VE İSRAİL”

Küçükkaya’nın Türkiye’nin Suriye’de Şam yönetimiyle yakın ilişkiler kurarak etkin bir aktör olduğu yönündeki değerlendirmesine Özdağ, “Keşke öyle olsaydı” karşılığını verdi.

Suriye’de en etkin güçlerin ABD ve İsrail olduğunu savunan Özdağ, Türkiye’nin iç savaş sürecinde en fazla harcama yapan ülkelerden biri olmasına rağmen ekonomik açıdan karşılığını alamadığını söyledi. Lazkiye’deki liman tesislerini Fransızların aldığını belirten Özdağ, Türkiye’nin ise hastane ve okul yapmaya devam ettiğini ifade etti.

Suriye’de Türkçenin seçmeli ders olarak dahi bir dönem yasaklandığını ve yerine Fransızca getirildiğini söyleyen Özdağ, muhalefetin konuyu gündeme taşımasının ardından Dışişleri Bakanlığının devreye girdiğini ve uygulamanın düzeltildiğini belirtti.

Özdağ ayrıca Suriye iç savaşında PYD’nin Beşar Esad yönetimiyle savaşmadığını, bazı bölgelerin PYD’ye bırakıldığını; buna karşılık Türkmenlerin çatışmalara katıldığını söyledi.

ZAFER PARTİSİ’NDEN “DEMİR GÜVERCİN” PROGRAMI

Küçükkaya’nın “Devleti siz yönetiyor olsaydınız ne yapardınız?” sorusuna yanıt veren Özdağ, Zafer Partisi’nin mevcut sürece alternatif olarak hazırladığı “Demir Güvercin” adlı terörizmle mücadele programını önümüzdeki günlerde açıklayacağını duyurdu.

Özdağ, milli ve üniter devlet yapısının korunmasının Anadolu’da devletin parçalanmadan varlığını sürdürmesi açısından zorunlu olduğunu savundu. Mevcut süreci “PKK affı” olarak nitelendiren Özdağ, bunun yalnızca örgüt mensuplarının silah bırakması veya affedilmesi meselesi olmadığını; Türkiye’yi çok uluslu ve özel bölgeli bir yapıya doğru götürebileceğini ileri sürdü.

Anayasa’nın 42, 66 ve yerel yönetimleri düzenleyen 127’nci maddelerinin değiştirilmesinin Ankara’da konuşulduğunu söyleyen Özdağ, Anayasa’nın başlangıç bölümüne Türk milletinin “Türk, Kürt ve Arap” olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna yönelik bir ifadenin eklenmesi ihtimalinin de tartışıldığını öne sürdü.

Anayasa’nın ilk üç maddesine doğrudan dokunulamasa dahi bu maddeleri işlevsizleştirecek düzenlemeler yapılabileceğini savunan Özdağ, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’u ziyaret eden bir sivil toplum kuruluşunun da 42 ve 66’ncı maddelerin değiştirilip değiştirilmeyeceğini sorduğunu aktardı.

“YEREL YÖNETİMLERLE İLGİLİ ÇEKİNCELERİN KALDIRILMASI ÜNİTER YAPIYI ETKİLER”

Özdağ, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılmasının da tartışıldığını belirtti. Öcalan’ın da çekincelerin kaldırılmasını istediğini söyleyen Özdağ, bu düzenlemelerin yerel yönetimlere daha geniş yetkiler vereceğini ve üniter devlet yapısını değiştirebileceğini savundu.

Ankara’daki bazı çevrelerde “ılımlı üniter devlet” kavramının kullanılmaya başlandığını ileri süren Özdağ, bunun kamuoyunu yeni bir yapıya psikolojik olarak hazırlama çabası olduğunu iddia etti. Cumhurbaşkanı yardımcılarının etnik veya inanç kimliklerine göre belirlenmesi gibi modellerin Türkiye’yi Lübnan ve eski Yugoslavya benzeri bir yapıya sürükleyebileceğini söyledi.

“BU, ABD VE İSRAİL DEVLETİ PROJESİ”

İsmail Küçükkaya’nın yürütülen sürecin kendisine bir “devlet projesi” gibi göründüğünü ve devlet mekanizmasından yansıyan bir strateji olarak anlatıldığını söylemesi üzerine Özdağ, bunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değil, “Amerikan ve İsrail devleti projesi” olduğunu ileri sürdü.

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atatürk devletini korur, Atatürk’ün Cumhuriyeti’ni korur” diyen Özdağ, yürütülen sürecin ise Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin tasfiyesine yol açabileceğini savundu.

Devleti savunan yaklaşımını anlatırken geçmişte bir valinin kendisinin yanında devleti eleştirmekten çekindiği bir anısını da paylaşan Özdağ, akademisyen olduğunu hatırlatarak valiye “Akademisyen benim, vali sensin; benim yanımda devleti eleştirmekten dolayı özür dilemene gerek yok” dediğini anlattı.

MOSTAR KÖPRÜSÜ ÖRNEĞİ: “AYNI ŞEYİN ANADOLU’DA OLMASINI İSTEMİYORUM”

Devletin zayıflamasının toplumlar üzerinde doğurabileceği sonuçlardan söz eden Özdağ, Yugoslavya İç Savaşı sırasında Mostar Köprüsü’nün yıkıldığı günü hatırlattı.

Bosna’ya gittiğini belirten Özdağ, Mostar Köprüsü’nün yıkıldığı gün televizyonda görüntüleri izlerken ağladığını söyledi. “Ben o köprüden hiç geçmedim ama o köprü benim köprüm” ifadelerini kullanan Özdağ, aynı şeylerin Anadolu’da yaşanmasını istemediğini vurguladı.

Gaziantep’i de örnek veren Özdağ, bazı yabancı askerlerin haritalarda Gaziantep’in bulunduğu bölgeyi “Kürdistan” olarak tanımladığını ve yabancıların Gaziantepli vatandaşlara olası bir siyasi yapı değişikliğinde ailelerinin bölgeden taşınıp taşınmayacağını sorduklarını ileri sürdü. “Anadolu üzerinde büyük bir operasyon yapılmaya çalışılıyor. Bu operasyona izin vermemek zorundayız” dedi.

“İYİ NİYET YETERLİ DEĞİL”

Küçükkaya’nın devlet yöneticilerinin de ülkenin zarar görmesini istemeyeceğini söylemesi üzerine Özdağ, karar alıcıların iyi niyetlerinden şüphe etmediğini ancak iyi niyetin yanlış politikaların önüne geçmeye yetmediğini savundu.

FETÖ’nün devlet içerisinde paralel bir yapı oluşturmasını ve önceki çözüm sürecinin ardından hendek çatışmalarının yaşanmasını örnek gösteren Özdağ, o dönemde 744 jandarma ve polis özel harekât mensubunun şehit olduğunu söyledi. Bu personeli Türk güvenlik güçlerinin en seçkin unsurları olarak nitelendiren Özdağ, Kıbrıs’ta yaklaşık 500 şehitle devlet kurulduğunu hatırlatarak hendek çatışmalarındaki kayıpların büyüklüğüne dikkat çekti.

“Birçok cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşeniyor” diyen Özdağ, iktidara “Türkiye’ye bu kötülüğü yapmayın” çağrısında bulundu.

BAHÇELİ İLE GEÇMİŞİNİ ANLATTI

İsmail Küçükkaya, sürecin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından başlatıldığını hatırlatarak Özdağ’a Bahçeli ile doğrudan görüşüp kaygılarını anlatıp anlatamayacağını sordu.

Özdağ, Bahçeli’yi 1987’den bu yana yakından tanıdığını, adını ise 1970’li yılların sonlarında lise öğrencisiyken duyduğunu söyledi. Bahçeli’nin ağabeyinin lisede matematik öğretmeni olduğunu anlatan Özdağ, Almanya’da üniversite eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye döndüğünde Ankara’da kapısını ilk çaldığı kişilerden birinin Bahçeli olduğunu belirtti.

Bahçeli’nin MHP Genel Başkanlığına adaylığını açıkladığı dönemde adaylık metnini kendisinin kaleme aldığını söyleyen Özdağ, Bahçeli’yi hem akademisyen hem siyasetçi olarak uzun yıllardır tanıdığını ifade etti.

BAHÇELİ’NİN “İNŞALLAH TÜRKİYE DEĞİŞMEZ” SÖZLERİNİ YORUMLADI

Özdağ, Bahçeli’nin 28 Mayıs 2023’teki ikinci tur Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, oyların sayımı henüz tamamlanmadan yaptığı açıklamaya dikkat çekti. Transkriptte Özdağ’ın aktardığı şekliyle Bahçeli’nin “Çok şey değişecek, her şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez” sözlerini hatırlattı.

Bu ifadeyi Türkiye açısından bir tehlike görüldüğünün işareti olarak yorumlayan Özdağ, Bahçeli’nin projeye yaklaşımının arkasında Türkiye’nin parçalanmasını engelleme kaygısının bulunduğunu ancak izlenen yöntemin de Türkiye’yi parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabileceğini savundu.

Küçükkaya ise aynı ifadeyi Bahçeli’nin olası tehlikeyi önlemek amacıyla harekete geçtiği şeklinde yorumladığını söyledi. İki farklı değerlendirme üzerine Küçükkaya, “Kim haklı bilmiyorum, takdiri Türk milletine bırakalım” dedi.

BEŞİKTAŞ’A TEBRİK: “FENERBAHÇELİYİM AMA ÇARŞILI OLURDUM”

Ekonomi ve fon krizine geçmeden önce Beşiktaş’ı tebrik etmek istediğini söyleyen Özdağ, Fenerbahçeli olmasına rağmen Beşiktaş’ın oyunundan ve tribün atmosferinden etkilendiğini belirtti.

Beşiktaş’ın Türk milletine güzel bir coşku ve psikoloji yaşattığını ifade eden Özdağ, “Ben Fenerbahçeliyim ama eğer bir gruba mensup olsaydım kesin Çarşılı olurdum” dedi. Küçükkaya da Beşiktaş tribünlerinin performansına ilişkin Özdağ’ın değerlendirmelerine katıldı.

FON KRİZİ: “KİMLER KÂR ETTİ, ONA BAKILMALI”

Programda borsada yaşanan sert düşüş ve fon piyasasındaki gelişmeler de gündeme geldi. Özdağ, daha önce bu konuda uyarılarda bulunduğunu belirterek, Zafer Partisi’nin güçlü bir ekonomi kadrosuyla çalıştığını söyledi.

Ekonomi kadrosundan Ali Şehirlioğlu’nu çok takdir ettiğini ifade eden Özdağ, “Bağırta Hoca” olarak aktarılan isimle de özellikle kalkınma politikaları üzerine görüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Mehmet Alagöz ve Fikret Artan’ın da ekonomi çalışmalarında yer aldığını söyledi.

Fikret Artan’ın geçmişte dış ticaret bürokrasisinde görev yaptığını, Washington’da çalıştığını ve Devlet Planlama Teşkilatı kökenli olduğunu belirten Özdağ, ekonomi kadrosunun kendisini sürekli bilgilendirdiğini, daha önceki uyarılarının da bu bilgilendirmeler doğrultusunda yapıldığını ifade etti.

Özdağ, 15 ve 16 Eylül’de borsada yüzde 7,82’lik düşüş yaşandığını, şirketlerin toplam değerindeki kaybın 22 milyar dolara ulaştığını ve hisse senedi sahiplerinin 7,2 milyar dolarlık zarara uğradığını söyledi. Devre kesicilerin uygulanmasına rağmen düşüşün yaşandığına dikkat çeken Özdağ, küçük yatırımcının büyük zarar gördüğünü belirtti.

“Önemli olan dönüp burada kimler kâr etti ona bakmak lazım” diyen Özdağ, yaşananlara kimlerin izin verdiğinin ve süreçten kimlerin kazanç sağladığının tespit edilmesi gerektiğini söyledi.

TUĞRUL TÜRKEŞ’İN “MİLLİYETÇİ PARTİLER” SÖZLERİ GÜNDEME GELDİ

İsmail Küçükkaya, AK Partili Tuğrul Türkeş’in kendisini daha önce arayarak bir sonraki seçim döneminde hem Türkiye’de hem dünyada milliyetçi partilerin güçleneceğini söylediğini anlattı. Küçükkaya’nın aktarımına göre Türkeş, Türkiye’deki milliyetçi partilerin güçlerini birleştirmeleri halinde siyasetin geleceği açısından önemli gelişmeler yaşanabileceğini ifade etmişti.

“DÜNYADA MİLLİYETÇİ YÜKSELİŞ VAR”

Özdağ da dünyada milliyetçi siyasetin yükselişte olduğunu savundu. Aynı zamanda küresel bir silahlanma yarışının yaşandığını ve dünyanın savaşa doğru sürüklendiğini söyleyen Özdağ, savaşın bazı bölgelerde fiilen başladığını ifade etti.

Etnik milliyetçiliklerin ise gerilediğini savunan Özdağ, bu dönemde PKK gibi etnik milliyetçi bir yapıya siyasal kimlik kazandırılmasının dünya konjonktürüyle ters düştüğünü söyledi.

Kürt ve Zaza kökenli birçok vatandaşın kendisine ulaştığını belirten Özdağ, bu kişilerin “Benim liderim Abdullah Öcalan değil, Atatürk” dediğini aktardı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kendisini Anayasa’nın 66’ncı maddesinde tanımlanan Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olarak gören vatandaşların çeşitli platformlar oluşturmaya başladığını ileri sürdü.

AK Partili Savcı Sayan’ın da yürütülen sürece itiraz ettiğini hatırlatan Özdağ, Sayan’ın “PKK’ya silahla yapamadığını siyasetle yaptırıyorsunuz” şeklindeki eleştirilerini örnek gösterdi.

“ZAFER PARTİSİ İLE İYİ PARTİ İŞBİRLİĞİ YAPABİLİR”

Özdağ, yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarını da programda açıkladı. Anketleri genellikle kullanmadığını, bunların zaman zaman seçmeni yönlendirme amacıyla kullanılabileceğini düşündüğünü söyleyen Özdağ, bu kez siyasi tabloyu görmek amacıyla araştırma yaptırdığını ifade etti.

Özdağ’ın aktardığı araştırmaya göre Zafer Partisi ile İYİ Parti’nin ortak listeyle seçime girmesi durumunda, yüzde 15 kararsız seçmen hesaba katılmadan toplam destek yüzde 25’e ulaşıyor. Kararsız seçmenlerin dağıtılması durumunda ise oranın yüzde 27 bandına çıkabileceğini söyledi.

İki partinin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda aynı araştırmada toplam oranlarının yüzde 16 olduğunu belirten Özdağ, “Zafer Partisi ile İYİ Parti bir işbirliği yapabilir mi?” sorusuna “Olabilir” yanıtını verdi.

Özdağ, Öcalan ve anayasa tartışmaları sürdükçe milliyetçi siyasete desteğin daha da yükseleceğini savundu. Geçmişte Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kaldırılmasını savunan bazı çevrelerin bugün Öcalan’a yönelik hakaretlerin engellenmesini tartıştığını öne süren Özdağ, buna tepki gösterdi.

MANSUR YAVAŞ İÇİN: “ÖNCE ADAY OLMASI LAZIM”

Küçükkaya, Özdağ’ın 2023 seçimleri öncesinde Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olmasını ilk gündeme getiren siyasi isimlerden biri olduğunu hatırlatarak bugün de aynı görüşte olup olmadığını sordu.

Özdağ, Mansur Yavaş’ın önce adaylığını ortaya koyması gerektiğini belirterek, Yavaş adaylığını açıklamadan kendisinin bu konuda bir değerlendirme yapmayacağını söyledi.

2023 öncesindeki açıklamasını Yavaş’la veya başka biriyle görüşerek yapmadığını belirten Özdağ, o dönemde sahada vatandaşların Mansur Yavaş’ın adaylığını istediğini gördüğünü söyledi. Yavaş’ın aday olması halinde 2023 seçimini kazanacağını düşündüğünü dile getiren Özdağ, açıklamasından sonra Mansur Yavaş’ın kendisini hiç aramadığını ve teşekkür etmediğini de söyledi.

Hatta Yavaş’ın söz konusu açıklamadan rahatsız olduğunu duyduğunu belirten Özdağ, “Artık Mansur Bey kendisi aday olmadan bir açıklama yapmam” dedi.

Küçükkaya da dönemin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kendisine, Mansur Yavaş’a “Aday olursan partim ve teşkilatım seni istiyor, destek veririz” dediğini anlattığını aktardı. Küçükkaya’nın anlatımına göre Yavaş ise Akşener’e bu öneriyi dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na iletmesinin daha doğru olacağını söylemişti.

Küçükkaya’nın anketlerde Mansur Yavaş’ın hâlâ üst sıralarda çıktığını söylemesi üzerine Özdağ, Yavaş’ın aday olup olmayacağının yanı sıra Türkiye’deki şartların buna izin verip vermeyeceğinin de önemli olduğunu belirtti; aday olması halinde tutuklanma ihtimalinin dahi tartışılabileceğini söyledi.

“DEMİREL BUGÜN YAŞASA SİLİVRİ’DE OLURDU”

Ekonomik şartlarda Süleyman Demirel tarzı bir muhalefetin iktidarı zorlayabileceği yorumuna değinen Özdağ, mevcut siyasi ortamda Demirel hayatta olsaydı Silivri’de bulunabileceğini savundu.

“Bir suç mu?” sorusuna “Bulurlar bir suç” yanıtını veren Özdağ, Nasuh Mahruki’nin sosyal medya paylaşımı nedeniyle cezaevinde kalmasını da bu değerlendirmesine örnek gösterdi.

FETÖ’NÜN KENDİSİNİ HEDEF ALDIĞINI SÖYLEDİ

Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma ve Hasan Atilla Uğur’un gözaltına alınması da programda gündeme geldi.

Özdağ, FETÖ’nün geçmişte kendisini doğrudan hedef aldığını belirterek, 2011 yılında Isparta’da ele geçirilen bir belgede Fethullah Gülen’in kendisine yönelik ifadeleri ve bir operasyon talimatının bulunduğunu söyledi. Söz konusu operasyonun 2011 seçimlerinde kendisine karşı gerçekleştirildiğini savundu.

“HASAN ATİLLA UĞUR’U DA KAŞİF KOZİNOĞLU’NU DA ŞAHSEN TANIMADIM”

Hasan Atilla Uğur’un Kıbrıs’tan döndükten sonra gözaltına alınmasına ilişkin görüntüler ekrana getirildi. Özdağ, ne Hasan Atilla Uğur’u ne de Kaşif Kozinoğlu’nu kişisel olarak tanıdığını, ancak isimlerini bildiğini söyledi.

Geçmişte Enver Altaylı hakkında da FETÖ bağlamında çok sayıda açıklama yaptığının hatırlatılması üzerine Özdağ, şahsen tanıdığı bir başka ismin ise Ahmet Cem Ersever olduğunu anlattı.

AHMET CEM ERSEVER’LE SON TELEFON GÖRÜŞMESİNİ ANLATTI

Ahmet Cem Ersever’i tanıdığı en iyi subaylardan biri olarak nitelendiren Özdağ, Ersever’in ölümünden önce telefonda görüştüğü son kişilerden birinin kendisi olduğunu söyledi.

Ersever’i Güneydoğu Anadolu meselesinin konuşulacağı bir panele davet ettiğini anlatan Özdağ, toplantıya dönemin bölge valisini ve akademisyenleri de davet etmeyi planladığını söyledi. Ersever’in daveti kabul ettiğini ancak bölge valisinin katılıp katılmayacağından emin olmadığını söylediğini aktaran Özdağ, görüşmeden kısa süre sonra Ersever’in kaybolduğunu ve birkaç gün sonra cenazesinin bulunduğunu belirtti.

Ersever’in terörle mücadele konusunda çok iyi yetişmiş bir subay olduğunu söyleyen Özdağ, ölümünün ardından arkadaşlarıyla görüştüğünü ve kendisine “Bir Harbiyeli diğer Harbiyeliyi asla vurmaz” denildiğini anlattı.

“ÖCALAN KOMİSYONA GİRERKEN ONU SORGULAYAN ATİLLA UĞUR GÖZALTINA ALINIYOR”

Hasan Atilla Uğur’un geçmişte FETÖ tarafından kurulan bir kumpasla yaklaşık beş buçuk yıl cezaevinde kaldığını söyleyen Özdağ, Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirildiğinde sorgusunda görev alan Uğur’un bugün gözaltına alınmasını dikkat çekici bulduğunu ifade etti.

Dosyadaki delilleri bilmediğini ve Uğur’un yalnızca bilgisine başvurulması yerine gözaltına alınmasını gerektiren başka hususlar bulunup bulunmadığından haberdar olmadığını söyleyen Özdağ, “Harbiyeli Harbiyeliyi öldürmez” görüşünü tekrarladı.

15 Temmuz darbe girişiminde farklı örneklerin yaşandığının hatırlatılması üzerine Özdağ, FETÖ mensuplarının üniforma taşımalarına rağmen Türk ordusunun mensubu olmadıklarını savundu ve FETÖ mensuplarına ilişkin çok sert ifadeler kullandı.

KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNE İNANDIĞINI SÖYLEDİ

Küçükkaya’nın “Kaşif Kozinoğlu öldürülmüş olabilir mi?” sorusuna Özdağ, “Ben her zaman öyle inandım” yanıtını verdi.

Kozinoğlu’nun “çok şey bilen” bir isim olduğunu belirten Özdağ, 1991’de Semih Terzi hakkında rapor hazırladığını ve görevden uzaklaştırılması gerektiğini söylediğini aktardı. Terzi’nin buna rağmen uzun yıllar görevde kaldığını belirten Özdağ, 15 Temmuz gecesinde çatışmayı bilen sınırlı sayıdaki FETÖ mensubundan biri olduğunu ileri sürdü.

FETÖ mensuplarının genellikle istihbarat, lojistik ve personel gibi alanlarda bulunduğunu, doğrudan çatışan birliklerde daha az görev aldıklarını savunan Özdağ, Ömer Halisdemir’i de “kahramanımız” sözleriyle andı.

“DİZİLER, KİTAPLAR VE KÜLTÜREL FAALİYETLER PSİKOLOJİK OPERASYON ZEMİNİDİR”

Programda FETÖ’nün bazı film ve dizilerde gelecekte yaşanacak olaylara yönelik mesajlar verdiğine ilişkin iddialar da konuşuldu.

Özdağ, dizilerin, kitapların ve kültürel faaliyetlerin psikolojik operasyonlarda kullanılabileceğini belirterek Who Paid the Piper? adlı kitabı örnek gösterdi. Türkçeye “Parayı Veren Düdüğü Çalar” adıyla çevrildiğini söylediği kitabın Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Batı Avrupa’daki kültürel faaliyetleri nasıl yönlendirdiğini anlattığını ifade etti.

Gazetecilerin, sanatçıların ve romancıların öne çıkarılmasının kültürel operasyonların parçası olabileceğini belirten Özdağ, bunun “etki ajanları” yaratmanın yöntemlerinden biri olduğunu söyledi.

Amerikan filmlerindeki diş fırçalama sahnelerini de örnek veren Özdağ, sağlık sigortalarının ağız ve diş sağlığı maliyetlerini azaltmak amacıyla Hollywood yapımlarında bu tür sahneleri teşvik ettiğini ileri sürdü.

Türkiye’de geçmişte eve ayakkabıyla girme alışkanlığının bulunmadığını belirten Özdağ, 12 Eylül öncesinde Hikmet Kıvılcımlı’yı ziyarete giden gençlere Kıvılcımlı’nın “Ayakkabılarınızı dışarı çıkarın, burası Müslüman evi” dediğine ilişkin bir anekdot anlattı. Kıvılcımlı’nın Marksist olmasına rağmen yaşadığı toplumun kültürünü taşıdığını belirterek, “Komünist ol, liberal ol ama Türk ol, bu toprağın ol” değerlendirmesinde bulundu.

Özdağ ayrıca 1970’li yıllarda Hollywood’dan Yeşilçam’a, filmlerde eve ayakkabıyla girme sahnesi kullanılması şartıyla ödeme yapıldığını öne sürdü ve bunun bir sosyal dönüşüm yöntemi olduğunu savundu.

ALİ DİNÇER HAKKINDAKİ SORUŞTURMAYA YANIT

Zafer Partisi yöneticilerinden Ali Dinçer hakkında bir soruşturma bulunduğunun hatırlatılması üzerine Özdağ, Dinçer için “kardeşimizdir” ifadesini kullandı.

Konunun hukuki bir formaliteden ibaret olduğunu söyleyen Özdağ, gerekli işlemin gerçekleştirildiğini ve ortada büyük bir mesele olmadığını belirtti.

ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI TARTIŞMASINA YANIT

Programın son bölümünde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçimlerin normal tarihinden bir miktar öne alınarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığının hukuken mümkün hale getirilebileceğine yönelik değerlendirmesi konuşuldu.

Küçükkaya, seçimlerin mayıs yerine nisan ayında yapılması gibi bir formülle Erdoğan’ın adaylığının kesinleştirilebileceğinin ifade edildiğini ve Uçum’un MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından sonra Erdoğan’ın adaylığının siyasi açıdan kesinleştiğini söylediğini hatırlattı.

Özdağ, mevcut siyasi ve hukuki ortamda iktidarın istediği düzenlemeleri yapabilecek zemine sahip olduğunu savundu. Hukukun yeniden yorumlandığını, “düşman ceza hukuku” uygulandığını ve mevcut olmayan suçlamalar üzerinden dahi tutuklamalar yapıldığını ileri süren Özdağ, bu nedenle meselenin yalnızca klasik hukuk kuralları üzerinden açıklanamayacağını söyledi.

“PKK AFFI ANAYASA MAHKEMESİNE GÖTÜRÜLEBİLİR”

Özdağ, “PKK affı” olarak nitelendirdiği düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunarak konunun Anayasa Mahkemesine götürülebileceğini söyledi.

Anayasa Mahkemesinin eşitlik ilkesi üzerinden verebileceği bir kararla düzenlemenin kapsamını genişletebileceğini öne süren Özdağ, geçmişte Bülent Ecevit dönemindeki uygulamalara benzer biçimde bunun genel affa dönüşebileceğini belirtti.

İktidarın da bu ihtimali değerlendirdiğini ileri süren Özdağ, yaklaşan seçimlerde atılabilecek adımlardan birinin yüzde 7’lik seçim barajının daha aşağıya indirilmesi olabileceğini söyledi. Böyle bir değişikliğin Zafer Partisi açısından sorun oluşturmayacağını ifade etti.

“SEÇİM ÇALIŞMALARIMIZI TAMAMLADIK, HAZIRIZ”

Zafer Partisi’nin seçimlere hazırlanıp hazırlanmadığının sorulması üzerine Özdağ, partisinin seçimle ilgili temel çalışmalarını tamamladığını ve seçime hazır olduğunu açıkladı.

Seçim beyannamesinin hazırlanması için komisyon oluşturduklarını belirten Özdağ, farklı alanlarda daha önceden hazırlanan raporlar bulunduğu için beyannamenin hazırlanmasının kolay olacağını söyledi.

Türk denizciliğinden ekonomi ve diğer sektörlere kadar çok sayıda alanda rapor hazırladıklarını aktaran Özdağ, bu çalışmaların 100, 150 hatta 200 sayfalık kapsamlı raporlar olduğunu ifade etti. Raporların prova baskılarının ardından parti yöneticilerinin sektör sektör dolaşarak ilgili kesimlerle görüşeceğini belirtti.

ORTAK LİSTE VE ORTAK ADAYA AÇIK KAPI

Olası siyasi işbirliklerinde milletvekili listelerinin birlikte hazırlanması ve ortak Cumhurbaşkanı adayı çıkarılması ihtimalinin sorulması üzerine Özdağ, bu seçeneklere açık olduklarını söyledi.

Bu konuların siyasi işbirliğinin şekillenmesi halinde değerlendirileceğini belirten Özdağ, “Biz buna açığız” dedi.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU GÖRÜŞMESİ: “NEZAKET GÖRÜŞMESİYDİ”

Yavuz Ağıralioğlu ile yaptığı görüşmenin de sorulması üzerine Özdağ, görüşmenin bir ittifak müzakeresi değil, nezaket görüşmesi olduğunu söyledi.

Görüşmenin yaklaşık 1 saat 15 dakika sürdüğünü aktaran Özdağ, sürenin uzaması üzerine Ağıralioğlu’na espriyle, aşağıdakilerin “herhalde ittifak görüşmesi yapıyorlar” diyebileceğini söylediğini ve basına açıklama yapmayı önerdiğini anlattı.

Özdağ, nitekim basın mensuplarının da görüşme sonrasında ilk olarak görüşmenin uzun sürmesini ve bir siyasi işbirliği olup olmadığını sorduklarını belirtti.

ESKİŞEHİR’DE “ATATÜRK’ÜN KIZLARI” BULUŞMASI

Yoğun saha programının devam ettiğini belirten Özdağ, pazar günü Eskişehir’de olacağını açıkladı.

Eskişehir’de “Atatürk’ün Kızları” toplantısını gerçekleştireceklerini söyleyen Özdağ, kentteki kadınları toplantıya davet etti.

Program, İsmail Küçükkaya’nın Özdağ’a teşekkür etmesiyle sona erdi. Küçükkaya, Özdağ’ın gündemdeki konulara farklı bir bakış açısıyla değerlendirmeler getirdiğini belirtirken Özdağ da teşekkür ederek programdan ayrıldı.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!