“BERAAT BEKLENTİSİ YÜKSEK”
Özcan’ı ikinci kez ziyaret ettiğini belirten Özdağ, önceki görüşmelerine kıyasla tutuklu başkanın sağlığının ve moralinin daha iyi olduğunu söyledi. Önümüzdeki günlerde görülecek karar duruşmasında Özcan’ın beraat edeceği yönünde umut taşıdığını aktardı.
Özdağ, Türkiye’de muhalefete yönelik “düşman ceza hukuku” uygulandığını ve anayasadaki kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnendiğini öne sürdü. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile yanıltıcı bilgiyi yayma suçlarını düzenleyen iki maddenin muhalif siyasetçileri, gazetecileri ve sosyal medya hesaplarını susturmak için araç haline getirildiğini savundu. Kimin “halk”, hangi bilginin “yanıltıcı” sayılacağına siyasi duruşa göre karar verildiğini ileri sürdü.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını hatırlatan Özdağ, “Türkiye artık bir hukuk devleti değildir” dedi. Yargı camiasının önemli bir kısmının da bu durumdan rahatsız olduğunu belirten Özdağ, hukuk devletinin, demokrasinin ve özgür basının yeniden tesis edilmesinin tek yolunun sandık olduğunu vurguladı.
⚠️ “Her yurttaş, kendisine bir suç uydurularak hapse atılabilir.” Ümit Özdağ: “Halk TV’ye yapılanlar şaşırtıcı değil ama üzücü. Tam Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının başlayacağı gün bunun olması da başka bir mesaj içeriyor. Hangi suç işlenmiş de yayın kapatılıyor. Bunu herkese, her yayın organına yapabilirler. Her yurttaş, kendisine bir suç uydurularak hapse atılabilir. Bu, Sovyet İstihbarat Şefi Beria düzenidir. Beria, ‘Siz bana adamı verin ben size suçu bulurum’ der. Türkiye’de hukuk devleti falan yok. Bu tarihin gördüğü en büyük esprilerden biridir. Hukuk hiçbir yurttaşı korumuyor, gerçek suçluların ellerini kollarını sallayarak dolaştığını görüyoruz. Fon meselesindeki genel başkan yardımcısı muhalefetten olsa hapse atılırdı, iktidar olduğu için WhatsApp gruplarından çıkarılarak cezalandırıldı.”
— Haberiniz (@Haberinizcomtr) October 14, 2026
HALK TV OPERASYONU VE KENDİ DAVASI
Halk TV’ye yönelik operasyonun, 17 kişi hakkında gözaltı kararı verilmesinin ve kanala kayyum atanmasının sorulması üzerine Özdağ, bu gelişmenin uzun süredir konuşulduğunu, dolayısıyla şaşırtıcı olmadığını ancak üzücü bulduğunu dile getirdi. Operasyon için Ekrem İmamoğlu’nun savunma duruşmalarının başladığı günün seçilmesinin ayrı bir mesaj taşıdığını öne sürdü. Kanalın yayınlarında hangi suçun işlendiğinin belli olmadığını belirten Özdağ, aynı uygulamanın her yayın organına ve her yurttaşa yapılabileceği uyarısında bulundu.
Özdağ, bu duruma örnek olarak kendi tutukluluk sürecini gösterdi. Erdoğan’ın Mersin’deki AK Parti kongresinde yaptığı konuşmaya Antalya’da yanıt verdiğini, ancak İstanbul’dan yürütülen işlemle gözaltına alındığını anlattı. Kayseri’de Suriyelilere yönelik olaylarla ilgili, yerel başsavcılık ve emniyet tarafından kapatılmış bir soruşturmanın gerekçe yapıldığını, gözaltındayken düzenlendiğini iddia ettiği bir belgeye dayanılarak tutuklandığını söyledi. Beş ay tutuklu kaldıktan sonra ceza alarak tahliye edildiğini hatırlatan Özdağ, yaşananları Sovyet istihbarat şefi Beriya’ya atfedilen “Siz bana adamı verin, ben ona suçu bulurum” sözüyle özdeşleştirdi.
Fon soruşturmasına da değinen Özdağ, adı geçen genel başkan yardımcısının muhalefet partisi üyesi olması halinde bugün cezaevinde olacağını, iktidar partisine mensup olduğu için ise yalnızca WhatsApp grubundan çıkarıldığını öne sürdü. Buna rağmen hukuk çizgisinden ayrılmayacaklarını ve sandığa kadar mücadele edeceklerini kaydetti.
BAHÇELİ’YE “SAMİMİYET” ÇAĞRISI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fon soruşturmasında şeffaflık çağrısına ilişkin soru üzerine Özdağ, Bahçeli’nin iktidar üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha büyük olduğunu söyledi. Bahçeli’nin isterse soruşturmanın şeffaf yürütülmesini sağlayabileceğini, bunun için ise açıklamadan çok somut adım ve görüşmeye ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Bu çağrının samimi olup olmadığının önümüzdeki günlerde anlaşılacağını ifade etti.

YEMEN’E ASKER GÖNDERİLMESİNE KARŞI ÇIKTI
Bahçeli’nin Suudi Arabistan’a TSK desteği verilmesi yönündeki çağrısını da eleştiren Özdağ, terör örgütü sahada büyük ölçüde etkisiz hale getirilmişken örgütle müzakere masasına oturulmasını sorguladı. Pençe-Kilit Harekâtı’yla elde edilen kazanımlara dikkat çeken Özdağ, bir yandan askerin şehit olmaması gerekçesiyle süreç yürütülürken öte yandan Türk askerinin Suudi hanedanının çıkarları için Yemen’e gönderilmek istendiğini savundu. Öcalan’la yürütülen müzakerelerin olduğu gibi Yemen politikasının da Türk devlet aklının değil, İsrail ve ABD’nin yaklaşımının ürünü olduğunu ileri sürdü.
Husilerin asıl hasmının İsrail olduğunu, Suudi Arabistan ile çatışmanın ise Riyad’ın İsrail’in yanında yer almasından kaynaklandığını öne süren Özdağ, çatışmayı Suudi Arabistan’ın başlattığını iddia etti. ABD ve İsrail’in Husilerle baş edemediği bir tabloda Türk askerinin bölgeye gönderilmesinin, Gazze konusunda İsrail karşıtı söylemle çeliştiğini dile getirdi.
Özdağ, ekonomik risklere de dikkat çekti. Türkiye’nin Asya ile ticaretinin büyük bölümünün Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden yapıldığını hatırlatan Özdağ, Husilerin Türk gemilerini hedef alması durumunda bu ticaretin deniz yoluyla durma noktasına gelebileceği uyarısında bulundu. Husilerin elindeki silahların buna elverişli olduğunu, bölgeden bir ABD uçak gemisini uzaklaştırdıklarını öne sürdü. “Mekke İttifakı” projesinin de esasen bir İsrail-ABD projesi olduğunu savunan Özdağ, “Türk askerinin Suudi Kralının menfaatleri için dökülecek zerre kanı kadar kanı yok” dedi.
TRUMP’IN SÖZLERİNE YANIT
Bir Türk gazetecinin Washington’da ABD Başkanı Donald Trump’a Yemen’e asker gönderilmesi konusunda Türkiye’den destek bekleyip beklemediğini sorduğu, Trump’ın da Erdoğan’ı dostu olarak nitelendirip bunu değerlendirebileceğini söylediği hatırlatıldı. Özdağ, Husilere karşı savaşılacaksa bunu ABD ve İsrail’in kendisinin yapması gerektiğini, Türk askerinin Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğü ya da Suudi ailesinin serveti için kan dökemeyeceğini söyledi.

