1. Haberler
  2. Gündem
  3. Türkiye-İsrail gerilimi! Stratejik kutuplaşma mı stratejik akıl mı?

Türkiye-İsrail gerilimi! Stratejik kutuplaşma mı stratejik akıl mı?

Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Ebu Zuhur üssüne yönelik iddialardan Gazze denklemine, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin geleceğini değerlendirdi. Gerilimi büyütmenin kolay, yönetmenin ise stratejik bir akıl gerektirdiğini belirten Ağar, İsrail’in Türkiye’yi karşısına alarak kendi güvenlik sorunlarını büyüteceği uyarısında bulundu.

featured

Savaş çığırtkanlığı ve duygusal tepkiler yerine soğukkanlı bir stratejik akılla hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Abdullah Ağar, askeri başarının tek başına sürdürülebilir bir güvenlik sağlamayacağına dikkat çekti. Ağar, Türkiye’nin askeri olmayan jeopolitik kozlarını ve bölgesel krizlerin çözümündeki kilit rolünü sıraladı.

EBU ZUHUR SALDIRISI VE VERİLMEK İSTENEN ASIL MESAJ

İsrail’in Türk sınırına 70 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur üssünü hedef almasına değinen Ağar, buradaki asıl stratejik mesajın doğru okunması gerektiğini belirtti. Olası Türk askeri varlığı veya Hava Savunma Sistemi (HSS) intikali iddiaları üzerinden yapılan bu hamlenin İsrail’in hava harekat özgürlüğünü koruma arayışından kaynaklandığını ifade eden Ağar, İsrail’in askeri cüretinin stratejik bir hataya dönüşebileceğinin altını çizdi.

İSRAİL’İN GÜVENLİK PARADOKSU VE ASKERİ ÜSTÜNLÜK YANILSAMASI

İsrail’in 7 Ekim sonrası Gazze, Lübnan, Suriye ve İran hattında sergilediği agresif tutumun bir özgüven yarattığını ancak askeri başarı ile stratejik başarının aynı şey olmadığını belirten Ağar, İsrail’in varoluşsal korkularıyla hareket ederken geleceğin yeni düşmanlarını kendi elleriyle ürettiğini vurguladı.

TÜRKİYE’NİN “ASKERÎ OLMAYAN” STRATEJİK KOZLARI

Abdullah Ağar, Türkiye’nin İsrail karşısındaki en büyük gücünün sadece askeri kapasitesi değil, sahip olduğu askeri olmayan stratejik enstrümanlar olduğunu belirterek bu gücü 7 ana başlıkta topladı:

  • GÜVENLİK PSİKOLOJİSİ: Türkiye, İsrail’in kuşatılmışlık algısını ve tarihsel travmalarını okuyabilen, onu rasyonel zemine çekebilecek en yetkin bölgesel aktördür.

  • TARİHİ HAFIZA: Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine, Nazizmden kaçan bilim insanlarına kucak açılmasına kadar uzanan derin bağlar, düşmanlığın kaçınılmaz olmadığını hatırlatır.

  • JEOPOLİTİK ZORUNLULUK: Doğu Akdeniz, Suriye, enerji hatları ve bölgesel dengeler iki ülkeyi birbirini yok sayamayacağı bir uzlaşı zeminine zorlamaktadır.

  • BÖLGESEL ERİŞİM: NATO, ABD, Avrupa, İslam dünyası, Türk dünyası ve İran ile aynı anda konuşabilen tek aktör olan Türkiye, cepheleşmeyi önleyecek bir denge merkezidir.

  • FİLİSTİN MESELESİNDE MEŞRUİYET: Türkiye, İsrail’in güvenlik ihtiyacı ile Filistin’in yaşama hakkını birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak sunabilecek diplomatik meşruiyete sahiptir.

  • ÇATIŞMAYI ÖNLEME KAPASİTESİ: Sahadaki ağırlığını savaşa girmeden koyabilme yeteneği, Türkiye’yi olası geniş çaplı krizleri engelleyici güç haline getirmektedir.

  • “CEPHE OLMAMA” KOZU: Türkiye; İran, Hizbullah veya Hamas değildir. Türkiye’yi yeni bir düşman cephesine dönüştürmek, İsrail’in güvenlik maliyetlerini katlayacaktır.

GERÇEK GÜÇ SAVAŞMAK DEĞİL, SAVAŞI ÖNLEYEBİLMEKTİR

Netanyahu ile kendi askeri geçmişine atıfta bulunarak empati ve uyarıyı bir arada sunan Ağar, analizini şu sözlerle tamamladı:

“Güvenlik, yalnızca hasmı vurabilecek güce sahip olmak değil; yarının düşmanlarını bugünden üretmemeyi de bilmektir. Kadim bir Yahudi sözünün de belirttiği gibi: ‘Kim güçlüdür? Nefsini dizginleyen.’ İsrail’in güvenliğini Türkiye’ye karşı kurmak; Türkiye ile birlikte kurmaktan çok daha zor, pahalı ve risklidir. Türkiye’yi karşısına almak İsrail’in güvenliğini artırmaz, aksine baş etmekte zorlanacağı daha büyük cepheler yaratır.”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!