Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Kıbrıs’ta yeniden gündeme gelen müzakere süreciyle ilgili dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Yaycı, son dönemde yaşanan diplomatik gelişmelerin yalnızca Kıbrıs meselesiyle sınırlı olmadığını, Doğu Akdeniz’in jeopolitik dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen daha geniş kapsamlı bir planın parçası olduğunu savundu.
Yaycı, Avrupa Parlamentosu’nun Haziran 2026 tarihli Türkiye İlerleme Raporu, Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararlarını yeniden gündeme taşıması ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin NATO ile ilişkilerini geliştirme girişimlerinin aynı stratejinin parçaları olduğunu öne sürdü.
Rum Hükûmet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis’in açıklamalarına da değinen Yaycı, Rum tarafının yalnızca yeni bir konferans düzenlenmesini değil, federasyon temelindeki müzakerelerin yeniden başlamasını hedeflediğini ifade etti.
Türkiye’nin Kıbrıs politikasının uzun süredir “egemen eşitlik”, “eşit uluslararası statü” ve “iki devletli çözüm” ilkelerine dayandığını hatırlatan Yaycı, Rum-Yunan tarafının ise federasyon modeli dışında herhangi bir çözümü kabul etmediğini belirtti.
Avrupa Parlamentosu’nun son ilerleme raporunda da iki devletli çözümün reddedildiğini kaydeden Yaycı, raporda federasyonun tek çözüm modeli olarak gösterildiğini, KKTC’nin tanınmasına karşı çıkıldığını, Maraş konusunda Türkiye’nin eleştirildiğini ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerin sorgulandığını söyledi.
“KIBRIS MAVİ VATANIN KİLİDİDİR”
Yaycı, Kıbrıs’ın yalnızca bir ada olmadığını belirterek, “Kıbrıs, Mavi Vatan’ın kilididir. Anadolu’nun güneyden savunma hattıdır ve Doğu Akdeniz’e hâkim olmanın merkezidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Doğu Akdeniz’deki enerji jeopolitiğinin yeniden şekillendiğini ifade eden Yaycı, Kıbrıs üzerindeki diplomatik hareketliliğin de bu süreçten bağımsız değerlendirilemeyeceğini savundu.
GARANTÖRLÜK VURGUSU
Son dönemde NATO’nun Kıbrıs’ta olası rolüne ilişkin tartışmalara da değinen Yaycı, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünün tartışmaya açılmasının yalnızca Kıbrıs’ın değil, Türkiye’nin güvenlik mimarisinin de sorgulanması anlamına geleceğini ileri sürdü.
1960 Garanti Antlaşması’nın 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hukuki temelini oluşturduğunu belirten Yaycı, bu sistemin Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜMDEN TAVİZ VERİLMEMELİ
Önümüzdeki dönemde yeni konferans hazırlıklarının hız kazanacağını öngören Yaycı, “müzakereler yeniden başlıyor”, “güven artırıcı önlemler” ve “yeni sayfa” gibi söylemlerin daha sık duyulacağını belirtti.
Türkiye’nin temel ilkelerinden geri adım atmaması gerektiğini savunan Yaycı, egemen eşitlik, iki devletli çözüm politikası ve Türkiye’nin etkin garantörlüğünün korunmasının hayati önem taşıdığını söyledi.
Yaycı, değerlendirmesini şu ifadelerle tamamladı:
“Kıbrıs’ta kurulmak istenen masa yalnızca bir müzakere masası değildir. Bu masa, Doğu Akdeniz’in geleceğini yeniden şekillendirme masasıdır. Türkiye, bu masaya ancak egemen eşitlik ve iki devletli çözüm ilkeleri korunuyorsa oturabilir. Aksi hâlde müzakere adı altında stratejik kazanımların aşındırılması riski ortaya çıkar.”
