Mevcut Otomatik Katılım Sistemi’nin (OKS) işveren katkısını da kapsayan ikinci basamak bir emeklilik modeline dönüştürülmesini hedefleyen TES için öngörülen tarihler sürekli saptı. İlk olarak 2024 sonbaharı için planlanan, ardından 2025 ve son olarak 2026 yılına ertelenen düzenleme konusunda henüz kamuoyuyla paylaşılmış somut bir taslak bulunmuyor. Ekim ayında açılacak TBMM’nin bütçe maratonuna girecek olması da yasa tasarısının yıl sonuna kadar yasalaşma ihtimalini oldukça zayıflatıyor.
ÇALIŞAN TARAFI: GEÇİM SIKINTISI EK KESİNTİYE İZİN VERMİYOR
Sistemin çalışanlar cephesindeki en büyük handikapı, yapılmak istenen ek kesintiler. Sosyal güvenlik uzmanlarının değerlendirmelerine göre, asgari ücretin 28 bin 75 TL olduğu, açlık sınırının ise 36 bin 940 TL’ye dayandığı bir ekonomik ortamda çalışanların önceliği yarınki birikimden ziyade bugünkü geçim mücadelesi. Mevcut prim yüküne ilave olarak maştan yapılacak yüzde 3’lük TES kesintisinin net ücretleri daha da düşürecek olması çalışan kesimin tepkisine yol açıyor.
İŞVEREN TARAFI: Ek PRİM YÜKÜ İSTİHDAMI VE İŞLETMELERİ TEHDİT EDİYOR
Düzenleme sadece çalışanları değil, işverenleri de mali baskı altına alıyor. İşveren ve çalışana ayrı ayrı getirilmesi planlanan yüzde 3’lük katkı payıyla birlikte toplam prim yükünün yüzde 44,75 seviyesine tırmanacağı hesaplanıyor. Yüksek prim maliyetlerinin özellikle KOBİ düzeyindeki küçük işletmeleri zorlayacağı, bu durumun da kayıt dışı istihdamı tetikleyebileceği ifade ediliyor.
KIDEM TAZMİNATI VE MEVCUT SİSTEM TARTIŞMALARI
TES gündeme geldiğinde tekrar tartışmaya açılan kıdem tazminatının fona devredilmesi hususunda ise uzmanlar çalışanları uyarıyor; mevcut yasalar çerçevesinde kıdem tazminatında bir değişiklik bulunmuyor. Tarafların uzlaşmadığı bir sistemin yürürlüğe girmesinin yeni sosyal sorunlar yaratabileceği vurgulanırken, önceliğin yeni bir yük getirmek yerine mevcut SGK emeklilik yapısının daha adil ve sürdürülebilir hale getirilmesi olması gerektiği savunuluyor.

