Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 verilerine göre prostat kanseri, erkeklerde dünyada en sık görülen ikinci kanser türü. 2024’te dünya genelinde 1,5 milyondan fazla yeni vaka görüldü, yaklaşık 420 bin kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.
İdrar şikâyetleri yaşa bağlanmamalı
Pekdemir’e göre yeni başlayan ya da giderek artan idrar şikâyetleri göz ardı edilmemeli. İdrar yapmada zorlanma, akışta zayıflama, sık idrara çıkma veya gece tuvalete kalkma gibi yakınmalar tek başına prostat kanseri anlamına gelmiyor; iyi huylu prostat büyümesi de benzer belirtiler yaratabiliyor. Ancak bu şikâyetleri yaşın doğal sonucu sayıp hekime başvurmayı ertelemek doğru değil.
Belirti yokluğu güvence değil
Erken dönemde şikâyet görülmemesi yanıltıcı olabiliyor. İdrar yakınması bulunmaması kişinin prostat kanseri olmadığı anlamına gelmediği gibi, bu yakınmaların varlığı da doğrudan kanser tanısı anlamına gelmiyor. Bu nedenle yaş, aile öyküsü ve diğer risk etkenlerinin dikkate alınması önem taşıyor. Birinci derece yakınlarında prostat kanseri bulunan erkeklerin risklerini hekimleriyle daha erken yaşlarda değerlendirmeleri öneriliyor.
PSA tek başına tanı koydurmuyor
PSA kan testi değerlendirmede kullanılan önemli araçlardan biri, ancak tek başına kanser tanısı koydurmuyor. PSA değerinin yüksek olması her zaman kanser anlamına gelmiyor; iyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabı gibi kanser dışı durumlar da bu seviyeyi yükseltebiliyor. Sonucun kişinin yaşı, aile öyküsü ve şikâyetleriyle birlikte, gerekli durumlarda fizik muayene ve görüntüleme gibi değerlendirmeler eşliğinde ele alınması gerekiyor.
Tarama kişiye göre planlanmalı
IARC’nin 2026 değerlendirmesinde, yalnızca PSA testine odaklanan yaklaşımın yeterli olmayabileceğine ve kişisel risklerin dikkate alındığı planlı tarama modellerinin gereksiz tanı ve tedavileri azaltabileceğine dikkat çekiliyor. Bunun nedenlerinden biri, yaşam boyunca hiçbir belirtiye yol açmayacak bazı prostat tümörlerinin de tarama sırasında saptanabilmesi; bu durum gereksiz tedavileri gündeme getirebiliyor.
Bu nedenle taramanın her erkek için aynı biçimde planlanmaması, yaş, aile öyküsü ve kişisel risk etkenleri birlikte değerlendirilerek kontrollerin sıklığına ve kapsamına karar verilmesi öneriliyor.

