Mehmet Emir Özkan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kılıçdaroğlu’na kızıyoruz da… Aslında kızmaya hakkımız yok

Kılıçdaroğlu’na kızıyoruz da… Aslında kızmaya hakkımız yok

featured
0
Paylaş

Yazar Mehmet Emir Özkan, toplumsal yozlaşmanın ve etik çöküşün siyasi figürler üzerindeki etkisini eleştirel bir dille analiz etmektedir. Metin, halkın günlük hayatta sergilediği ikiyüzlü tutumların ve kişisel menfaat arayışının, Kemal Kılıçdaroğlu gibi siyasetçilerin koltuklarını korumasına zemin hazırladığını savunur. Toplumun adaletten ziyade kendi çıkarına odaklandığı, kural ihlallerini kanıksadığı ve skandalları çabuk unuttuğu vurgulanmaktadır. Yazara göre asıl sorun tek bir isim değil, liyakatsizliği ve yolsuzluğu besleyen bu genel toplumsal karakterdir. Sonuç olarak, bireyler kendi ahlaki değerlerini düzeltip hukukun üstünlüğünü savunmadıkça, sadece isimlerin değişeceği ancak sistemin aynı kalacağı ifade edilmektedir.

 

O, kendisine kızanları çoktan çözdü.

Yapılan her türlü ahlaksızlığın siyaset diyerek meşrulaştırıldığını, bugün sövenlerin yarısının, yarın kendisinden makam, mevki, iş kovalamaya başlayacağını çözdü.

Gösterilen öfkenin samimi değil, dönemsel olduğunu, insanların büyük kısmının adalet değil, sadece kendine menfaat istediğini gördü.

Bugün veryansın edenlerin, yarın küçük bir menfaat karşılığında nasıl hizaya geçtiğini gördü.

Torpil bulamadığı için yıllarca atanamayıp inşaatta çalışanların işbilmezlikle suçlandığını, dürüst esnafın enayilikle suçlandığını gördü.

Süt toplanan havuza herkesin su getirdiğini ve o suyu içip “dünyanın en güzel sütünü içtik” dediklerini gördü.

O yüzden rahat zaten.

Çünkü biliyor ki ülkede hiçbir şey uzun süre hatırlanmıyor.

Skandallar unutuluyor.

Yalanlar unutuluyor.

Verilen sözler unutuluyor.

Ama makam unutulmuyor.

Para unutulmuyor.

İhale unutulmuyor.

Yakınlık unutulmuyor.

Bak mesela…

Deprem olunca herkes “Bu binaları yapanlar katildir” diye ağıt yakıyor.

Ama aynı müteahhidin yaptığı diğer binalar ucuzlayınca da kapış kapış satılıyor.

O dere yatağına yapılan kaçak daireyi manzarası güzel diye alan kimdi?

Nasılsa imar affı çıkar diye müteahhide para yetiştiren kimdi?

Demirden çalan müteahhit kadar, göz göre göre o müteahhide göz yumanların, düzenin müşterisi olanların da payı yok mu?

Sonra liyakat nutukları başlıyor.

“Mülakat sistemi ülkeyi bitirdi…”

Doğru.

Ama kendi yeğeni işe gireceği zaman telefona sarılıp: “Bizim belediyede bir tanıdık yok mu?” diyen kim?

Holdinglerin vergi borçlarına küfür eden adam… Mobilyacıya gidip: “Fiş kesmezsen kaça olur?” diye pazarlık yapıyor.

KDV kaçırınca kendini uyanık sanıyor. Sonra milyarlık vergi affına ahlak dersi veriyor.

Turizm bölgelerinde yabancıya beş kat fiyat çeken esnafı görünce de kızmıyoruz aslında. İçten içe hayran oluyoruz.

“Adam yolunu bulmuş” diyoruz.

Sonra o sahil kasabaları neden mafyatik tiplerle doldu diye şaşırıyoruz.

Trafikte çakarlı araç görünce sövüyoruz. Ama ilk sıkışıklıkta ambulansın arkasına takılıp kaynak yapan yine biziz.

Rüşvet desen… Adına bile yeni isim bulmuşuz: “Çorba parası.”

“Gençlik cahil yetişiyor” diye ahkam kesiliyor. Ama çocuğun proje ödevini internetten kopyala-yapıştır yapan veli de biziz.

Bitirme tezini parayla yazdıran öğrenci de.

Sonra diplomalı cahiller ülkeyi yönetince şaşırıyoruz.

En acısı ne biliyor musunuz?

Patrona dalkavukluk yapan, amirinin en aptal şakasına kahkaha atan, haksızlığa ses çıkarmayıp “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen milyonlar var bu ülkede.

Dün hakaret ettiği adamın yanında fotoğraf verebilmek için birbirini ezen insanlar var.

Atatürk diye yeri göğü inletiyoruz ama Atatürk dizisini yayınlamadığı için tweet bile atmayan oyuncuların dizileri izlenme rekorları kırıyor.

Türk’üz diyoruz; Türk’lüğe hakaret eden kadınlara, erkeklere Instagram’dan yürüyoruz, filmlerini ballandıra ballandıra birbirimize anlatıyoruz.

İşte Kılıçdaroğlu bunu gördü.

Bugün kendisine sövenlerin bile yarın bir belediye koltuğu, bir danışmanlık, bir ihale, bir yakınlık uğruna nasıl hizaya geleceğini hesapladı.

Ve büyük ihtimalle kendi kendine şunu söyledi:

“Bir süre sonra unuturlar.”

Çünkü hakikaten unutuyoruz.

Bu ülkede insanlar dürüst adamı değil, kazanan adamı seviyor. Haklıyı değil, kazananı alkışlıyor.

Hırsızlığa kızıyor ama hırsız zenginleşmişse ona saygı da duyuyor.

Kızılması gerekenler Kılıçdaroğlu kadar, apartman toplantısında kapıcıyı sigortasız çalıştırıp sonra emek sömürüsü nutku atanlardır.

Yanan ormanın yerine yapılan otele erken rezervasyon kovalayanlardır.

Yıllarca komşuluk yaptığı esnaf arkadaşına aşiret bozması mafya çökerken “Bizim de ağzımızın tadı bozulmasın” diye kahve ile hoş geldin demeye giden adamdır.

Yani biraz da sensin. Benim.

Kılıçdaroğlu ise çürümüşlüğe isyan etmek yerine; o bataklığa uyum sağlamayı ve o çürümüşlükten beslenmeyi seçerek, doğruyu dayatmak yerine ‘Toplum böyle, ben de onların kurallarıyla oynayayım’ diyerek bugünlere geldi.

Bundan da utanmadı, sıkılmadı.

Çünkü karakteri bu…

Bu karakterden birkaç günlük protestoyla utanma ve çekilme beklemek mi?

Yoksa torpil yapanın elini yakan, dürüstleri aptal yerine koymayan, tavizsiz ve acımasız bir hukuk sistemi için mücadele etmek mi sonuç üretir?

Bu sistem kurulmadıkça ve o kurallar herkese eşit işlemedikçe…

Bu Kılıçdaroğlu gitmez, başka Kılıçdaroğulları gelir.

Sadece isimler değişir.

Makus talihimiz değişmez.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!