Erol Sunat’ın bu yazısı, bir işi bilerek zorlaştırmayı ve çözüm yerine engel çıkarmayı temsil eden “yorgunu yokuşa sürmek” deyimi üzerinden derin bir ahlaki eleştiri sunmaktadır. Yazar, bu yöntemi seçenlerin aslında kendi sonlarını hazırladıklarını ve elde ettikleri başarıların ağır kayıplar içeren Pirus zaferlerinden öteye gidemeyeceğini vurgular. Metne göre, çaresiz insanlara fazladan yük yüklemek yalnızca vicdani bir yozlaşma değil, aynı zamanda ilahi adaletin tecelli etmesine davetiye çıkaran büyük bir vebaldir. Kötü niyetle kurgulanan bu zorluklar, sonunda yapanın aleyhine döner ve umulmadık hüsranlara yol açar. Sonuç olarak eser, insan ilişkilerinde merhamet ve kolaylaştırıcılığın önemini hatırlatırken, zulmün asla kalıcı bir kazanç sağlamayacağını savunur.
Bir iş çözülmek istenmiyor mu, ya da çok daha karmaşık ve zor bir hale mi getirilmek isteniyor?
İşte böyle hallerde elinizde var olan en çıkar ve en kestirme yol, yorgunu yokuşa sürmek denen o istisnai yol olmamalıdır.
Bu yol çıkar bir yol değildir.
Hatta yol sayılmaz, yol olarak geçmez.
Riski çoktur.
Sisler arasında karmakarışık bir yoldur.
Çıkmaz sokakla eş değer olduğu söylenir.
Tavsiye edilmesi, ihtimali yok denecek hükmünde kabul görür…
Yorgunu yokuşa kim sürdüyse…
O ayıklasın pirincin taşını derler…
Kendi düşen ağlamaz derler…
Yarın kendim ettim kendim buldum derse şaşmayın derler…
Valla ne diyelim kendi bilir derler…
Sonra da kapatırlar mevzuyu…
Yorgun yokuşa sürüldüğünde ise, olan yorguna olur… Olan yokuşa olur… Olan zamana olur… Olan atıp savuranlara… Vara yoğa kavga edenlere olur… Yorgun yokuşa sürüldüğünde olan… Ortada yarışacak mevzu yokken haybeye yarışanlara…
Her şeye olur olmaz karışanlara… Ne oldum delilerine… “Üç günlük beylik beyliktir” diyenlere olur…
*****
Yorgunu yokuşa sürmek yol değilse de bu usul dünya var olduğundan beri denenmiş, her defasında ters tepmiş, yine de denenmekten vazgeçilmemiş baştanbaşa yanlış bir usuldür.
“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” benzeri cümleler böyle durumlar için söylenegelmiştir.
Anlaşmak için bir dünya yol varken, yorgunu yokuşa sürmenin alemi nedir sorusunun cevabı binlerce yıldır cevapsız.
Yapanın yaptığının eninde sonunda yanına kâr kalmadığı bir dünyada yaşanması dahi kimsenin gözünü açmıyorsa ne diyelim ne söyleyelim diyenlerin bile dinlenmediği bir dünya.
Yorgunu yokuşa sürmek, sürenleri tarihin her döneminde kilitledi.
İşin içinden çıkamaz hale getirdi…
Kim böyle bir yol vardır, çıkar ve geçerli yollardan biri bu yoldur diyorsa asıl kafa karıştıran, asıl zihinleri bulandıran böyle bir çetrefilli yolu tavsiye edenlerin ta kendileridir.
Ya da bu yolda başka çıkar yol kalmadığını düşünenlerin yoludur ki…
Ne yorgun çıkar o yokuşu…
Ne yokuş, yorguna çıkamayacağın yokuşu çık der.
Hatta gelme, dur, kendine yazık etme, çıkamazsın, tıkanırsın, kalbin tutar, ayakların geri geri gider diye engel olmaya çalışır.
“Sor bakalım senin vebalini çekebilecek mi?” diye de bir soru atar orta yere…
Yorgunu yokuşa sürenler, yokuşu ruhsuz, yorgunu sahipsiz mi sanırlar?
*****
Yorgunu yokuşa sürme yolu, bu yolu izleyene zafer getirmemiştir.
Bir kazanç sağladığı da görülmemiştir.
Derler ki…
Ne istersin yokuştan?
Ne istersin yorgundan?
İnsafın, vicdanın, merhametin, Allah’tan korkun yok mudur diye sordukça sorarlar…
Yorgunu yokuşa süren duyar duymazdan gelir… Görür görmezden gelir…
Kendisi için tek çıkar yolun bu olduğunu düşünebilir.
Yokuş inadına dik… Yorgunda ne hal var ne mecal…
Yorgunu yokuşa süren vermiş kararını, çık demiş bu yokuşu.
Ya çıkarsın ya yokuşta kalırsın ya yuvarlanırsın…
Benim için hepsi kabul.
Normal şartlarda… Yorgun bu yokuşu ölse çıkamaz. Çıksa, hayrı kalmaz…
Herkes bilir ki, bu dünyada ölüm hariç her şeyin bir çaresi, bir çıkış yolu vardır.
Atalarımız, “Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz” derler.
Fani dünyada hesap kitap pek çoktur. Hesap yapanda…
Lakin, hesabı tutan hesabı şaşmayan bizleri yaratandan başkası değildir.
Sanılır ki yorgunun yokuşu çıkmaya imkânı yoktur. Kanatlanıp uçsa bir ihtimal…
Yokuşları düzleyen, yorguna güç kuvvet veren, uçar gibi yokuşları aştıran hep oldu, her daim oldu; yorgunu yokuşa sürenlerin yaşadıkları hüsranı ise say say bitmez…
*****
Bu işlerin ahı çok, vebali büyük…
Ahı ve vebali hesaba katan oldu mu?
Kim bilir?
Belki evet, belki hayır… Olmadı cevabı çok daha fazla…
Yorgunu yokuşa sürenin eline ne mi geçti?
Beklemediği, olmaz dediği, tahmin edemediği ne varsa, üstelik fazlasıyla, bazen katmerli olarak…
Anlayan ya da pişman olan oldu mu?
Olsaydı, yorgunu yokuşa sürerken bir değil en az üç kere düşünürler, biraz araştırırlardı diyenleri de bugüne kadar dinleyen olmadı…
Neticede olmaz böyle şey denilen ne varsa olmadı mi? “Olur olur bal gibi olur” deyip de geçilmedi mi?
Neler oluyor hayatta demiyor mu, o şarkı?
Kim neyi göze almışsa, onu yaşayacak demektir.
Zaten, işler sarpa sarar mı sarar?
Hamle üzerine hamleler olur mu?
Olur…
Ya bir kucak hayal kırıklığı elde kalır…
Ya Pirusvari birkaç zafer…
Ne varsa, elindeki, yanındaki, sağındaki, solundaki de senden gider.
Anlatırlar ya hani… Milattan önce Epir Kralı Pirus Romalılara karşı bazı zaferler kazanmış, ancak bu zaferlerde çok büyük kayıplar vermişti.
Romalıları mağlup etmiş olsa da verdiği büyük kayıplar Pirus Zaferi gibi bir terimi ortaya çıkarmıştı.
Ağır kayıplarla kazanılan böyle anlamsız zaferlere de Pirusvari zafer demek tarihe, edebiyata, siyasete ve ekonomiye geçmiş, günümüze kadar gelmişti.
Yorgunu yokuşa sürerek kazanıldığı düşünülen zaferler de öyle…
Yorgunu yokuşa sürmek ne mi?
Sevinenin, sevindiğine değmez Pirusvari bir zafer, toru topu hepsi o kadar…
*****

Yorgunu yokuşa sürmek bazen çok ters tepebilir.
Yorgunu yokuşa sürmek adamı silkelemez…
Pes ettirmez…
Bazen kızdırır…
Fena öfkelendirir…
Geri döndürür…
Dibe vurdu sanılır sanılmasına da…
Böyle hallerde dibe vuran dipte yatıp kalmaz…
Dibe öyle bir çarpar ki…
O çarpmanın etkisiyle o dip denen baş belasından kurtulur…
Dikilir karşısına onu yokuşa sürenin…
Böyle hallerde, yorgunu yokuşa süren için, boşa kürek çekti gül yerine diken ekti derler…
Bir şey olmuyorsa diretme, inat etme, boş yere ısrar etme, kendini paralama, değilse ceremesi de faturası da sana çıkar derler…
Rüzgâr yelkenlerini şişirmekten vazgeçmişse, asılın küreklere demek kimseyi varacağı yere vasıl eylemez derler…
*****
Hülasa…
Yorgunu yokuşa sürerseniz ne olur?
Süren, bile isteye eziyet etmiş olur. Eline bir şey geçmez. Haklıyken haksız olur. İtimat, güven zayi olur.
Hısım dahi hasım olur. Birine çekemeyeceğinden, kaldıramayacağından fazla yük sürmek, yük yüklemek olur.
Etme dedikleri… Yapma dedikleri… Bundan sonrası sana zarar dedikleri böyle bir şeydir diye atalar o kadar çok söylemişler ki…
Sabrı zorlamak… Sınırları zorlamak… Amiyane tabirle vitesten attırır.
“Canıma tak dedi” diyen, benden bu kadar der… Buraya kadar der… Bundan ötesi yok der…
O nokta, yorgunu yokuşa sürme noktası denilen nokta, işte böyle bir noktadır.
Yorguna “Nefes alma… Dinlenme… Ölürsen öl” gibi bir şey demektedir.
İpin koptu kopacak hale geldiği an geldi geliyor, gelmek üzere, gelmesi an meselesi denilen o ince çizgidir belki de…
Bugüne kadar yorgunu yokuşa sürenlerin hırslarını yorgundan ve yokuştan çıkarmaya her kalktıklarında başlarına neler geldiğini görmeyen de bilmeyen de kalmadı dense de, yorgunu yokuşa sürmekten vazgeçene rastlanmadı…
Ne istediler yorgundan?
Ne istediler yokuştan?
Bu ve benzeri sorular dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak…
*****
Mesele, yorgunu yokuşa sürme meselesi…
Yorgun zaten yorulmuş… Yokuş bıkmış usanmış…
Yorgunu yokuşa süren…
“Çık yokuşu” diye yorgunu, yokuşun tam önünde bırakmış…
Yol yorgun… Yıl yorgun…
Dal yorgun… Yaprak yorgun… Toprak yorgun…
Hava sessiz, hava durgun…
Yorgun, “Bittim Yarabbi” diyor en içten, en derinden…
Hiç şüphe yok ki…
Bittim diyene yettim diyen Rabbim, tutar yorgunun da yokuşun da elinden…