Lütfullah Kaleli tarafından kaleme alınan bu yazı, şikâyet kavramını bireysel bir memnuniyetsizlikten ziyade siyasi bir ihanet ve sadakat düzleminde ele almaktadır. Yazar, Türkiye’deki bazı siyasi figürlerin iç meseleleri çözmek için emperyalist devletlerden medet ummasını sert bir dille eleştirerek, bu durumu tarihi bir düşmanlık örneği olarak nitelendirir. Özellikle İngiltere gibi sömürgeci güçlere sığınmanın Türk milletinin çıkarlarıyla bağdaşmadığını, bu tür dış müdahalelerin yalnızca felaket getireceğini savunur. Metinde, çözümün yabancı başkentlerde değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi gücünde ve yasalarında aranması gerektiği vurgulanmaktadır. Nihayetinde yazar, milli egemenliğin bedelinin kanla ödendiğini hatırlatarak, devletin huzurunu bozmaya çalışan her türlü dış bağlantılı girişimin başarısızlığa mahkum olduğu uyarısında bulunur.
Şikâyet; birey veya bir kesim tarafından, bir memnuniyetsizliği belirtmek veya işine gelmeyen şey ya da şeyleri bir üst kaynağa ifade etmek olarak belirtilebilir.
Şikâyette amaç, sorunlara çare bulunması ve sorunların kaynağının yok edilmesidir.
Şikâyetin en masumu; bir hastanın, sorunlarını gidermek amacıyla şikâyetini doktoruna söylemesidir.
Doktora bedel olarak belli miktarda para öder, tedavi giderlerini karşılar.
Eğer şikâyet konusu siyasi ise ve emperyalist bir ülkeye ya da ülkelere yapılıyorsa işin rengi bir anda değişir!
Şikâyet konusunu ve şikâyetçiyi derhal sorgulamak gerekir : Şikâyetçinin emperyalist ülke veya ülkelerle bağlantıları ile niyetleri (şikâyetçinin ve şikâyet edilen merciin), çaresizlik durumu (çaresizliğin niteliği), şikâyetçinin çıkarları, şikâyeti kabul edenin çıkarları, şikâyeti kabul edenin gücü ve yaptırım kapasitesi.
Güzel ülkemizde; bir siyasi partinin genel başkanı ülkesini emperyalist İngiltere’ye veya AB’ye şikâyet ediyorsa, aynı partinin belediye başkanı şehrinin sorunlarını gidermesi gereken anda aynı ülkenin büyükelçisi ile balık yiyor, keyfine bakıyorsa üzerinde kapsamlı olarak düşünülmesi gerekir.
O İngiltere ki; yüz elli yıl önce ülkemi işgal etmişti, yüz elli yıl önce ulusumun altınlarına çökmüştü.
Çanakkale Savaşları’nda 250 binden fazla şehit vermemize neden olmuştu; Musul ve Kerkük’ün elimizden alınmasına neden olmuştu.
Şikâyet mercii olan ülke gücünü yitirdi, devran döndü, kendi sorunlarıyla boğuşuyor; bize muhtaç vaziyette. Hileleri ile baş başa durumda.
Üstelik “çocuğu” ABD ile başı dertte. Piyonlarına yardım edemiyor, yeterli maddi destek veremiyor. Ancak niyetlerinden tamamen vazgeçtiği söylenemez!
Her daim fırsat kollamaya devam ediyor. Gelelim bizim şikâyetçiye: Konum itibarıyla piyon mu, hain mi?
Üç kuruşa ülkesini mi satıyor? Yoksa nesep olarak tartışmaya açık mı? Kendini nerede konumlandırıyor?
Sorunlarının giderilmesi karşılığında ödemeyi vadettiği ücret (bedel) nedir?
Şikâyetçi bey; şikâyette bulunduğunuz ülke, sizlerin sandığı gibi çok güçlü değildir. Sizlerin sorunlarını çözemez. Üzerimizde yaptırım gücü yoktur, çaresizdir.

Elinde kalan yalnızca hileleridir. Sizi terk etmiştir; bunu zaten sizler de diyorsunuz!
Yurttaşı olduğunuz ülkem güçlüdür; İngiltere Başbakanı ülkeme geldiğinde ajanlarının tutuklanması size bir şey demiyor mu? Sizlerin sorunlarını çözemez!
Çözüm Türkiye Cumhuriyeti’nde ve yasalarındadır. İçinde yaşadığınız, olanaklarından yararlandığınız Türk ulusu yücelerin yücesidir. Verilen hizmeti de yapılan şikâyetleri de unutmaz!
Günü gelince, şikâyetlerin hesabını sorar.
Sizlerin vehimleriniz, emperyalistlere olan güveniniz ve beklentiniz boştur! Karşılığı yoktur! Cephe gerisinin karışması, yasalarının ve mahkeme kararlarının reddi kabul edilemez; gereği bir gün mutlaka yapılır.
Kapalı kapılar ardında kulağınıza fısıldanan şeyler yalnızca felaket getirir.
Hiçbir çıkar, yüce Türk ulusunun çıkarlarından önde değildir. Ödemeyi düşündüğünüz bedelleri ödemeye güç yetmez. O emperyalist ülkeler ki yamyam mantığındadır.
İlk önce sizleri yemeye başlayacaklardır; tıpkı Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi! Çıkar çatışmalarının içinde kendinizi bulursunuz, konumunuz ne olursa olsun!
Sadık bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı ve bir Türk olarak hatırlatmak istedim. Sonra “Kendim ettim, kendim buldum” türküsünü söylersiniz.
Atalarımız ülkemizi sokakta bulmadı, pazardan da almadı, markete gitmedi. Ülkem ve çıkarları, konumu, geleceği alışverişe kapalıdır.
Atalarımız ülkemizi ve devletimizi kanla inşa etti. Bedeli kanla ödenir. Sanırım bir zaman sonra, yüz yıl öncesinin rövanşı alınacaktır.
Şu anda emperyalist ülke için bir değer ifade etmiyorsunuz. Tabii ki terk edilmiş hissedeceksiniz. Sizlerin hesabına üzgünüm; kaçınılmaz sonuç!
Türk devlet aklı, sizlerin ve emperyalist ülkelerin hayallerinden bile çok güçlüdür. Ulusumun içeride huzurunu bozmaya hiçbir kimsenin ya da yapının gücü yetmez!
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; içeride ve dışarıda Türk devletini ve Türk ulusunu güçlü kılan, güçlü kılma uğraşı verenlerin üzerine olsun, vesselam.