Çanakkale!

24 Nisanda Çanakkale zaferinin 100 yılını kutlamak Türkiyede olduğu kimi, kardeş Azerbaycanda da sevincle karşılandı. Bir sıra ünlü aydınlar, sivil toplum örgütlüri başkanları, siyasi parti liderleri Çanakkale zaferini büyük kardaşlik sevgisi ile içden bayram tek karşıladılar. Bu arada Azerbaycanda devletin resmi qazetelerinden olan Halk qazetesinin baş editörü, ünlü yazar Hasan Hasanovun Çanakkale barede geniş bir makalesi yayımlanmışdır. Makalede yazar Çanakkale savaşının tesirli makamlarını ve ehemiyyetini kabartmışdır. Bir azerbaycanlı ünlü yazarın kaleminden çıkan bu yazını sizlerle bölüşüyoruz. 

  Çanakkale—türkün zafer savaşı

Avrupa devletlerinin iki askeri siyasi bloku arasında uzun yıllardan beri devam eden mücadele yirminci yüzyılın başlarında keskin çelişkiler doğurmuştu. 1871 yılında Prusya kralı I Vilhelm Almanya İmparatoru ilan edildikten sonra ülke militarist siyaset yürütmeye başladı. Şansölye Bismark Almanya’nın Avrupa’da egemenliğini esas amaç olarak ortaya koymuştu. 1879 yılında Almanya Fransa ve Rusya aleyhine Avusturya – Macaristan gizli anlaşma imzaladı. 1882 yılında İtalya’nın onlara katılması ile "Üçlü ittifak" oluştu. Sömürge işgaline başlayan Almanya artık yirminci yüzyılın başlarında sanayi üretimine göre Avrupa’da 1’inci yere çıkmıştı. Inhisarlar devleti dünyayı yeniden paylaşmak uğrunda savaşa tahrik ediyordu.

İngiltere – Almanya ilişkilerinin keskinleşmesi İngiltere Fransa ve Rusya ile çarpışmalarını arka plana sıkıştırdı. İngiltere 1904 yılında Fransa ile, 1907 yılında ise Rusya ile anlaşma yaptı. Bu anlaşmalar "İtilaf bloku" nun oluşumunu resmileşdirdi.

Almanya’nın askeri-siyasi daireleri İngiltere, Fransa ve Rusya’yı zayıflatmak, onların sömürgelerinin  bir bölümünü ele geçirmek, Avusturya – Macaristan ise Balkanlarda möhkemlenmek niyetinde idi.

İngiltere da karşıdaki savaşın kaçınılmaz olduğunu anlıyor, bu yolla Almanya’yı zayıflatıcaklarına, onun sömürgelerini işgal edeceklerine, Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşıcaklarını  umuyordu. Fransa da bu görüşteydi. Fransızlar, aynı zamanda, 1870 – 1871 yılında Almanya ile savaşta kaybettikleri Elzas ve Lotaringiyanı geri çevirmeye çalıştı. Rusya ise oluşmuş durumdan faydalanarak Balkanlarda, Bosfor ve Dardanel boğazlarında hüküm etmek iddiasına düşmüştü. Böylece, dünya o zamana kadar eşsiz kanlı bir savaş arifesinde idi. Milyonların hayatı, ülkelerin kaderi büyük devletlerin istilaçılıq politikasının girovuna dönüşmüştü. Savaşın başlaması için bahane aranıyordu.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın Afrika’daki toprakları İtalya tarafından ele geçirilmişti, Balkanlar’da ve Rumeli’de Türk hakimiyeti sona ermişti. Hatta iş o yere varmıştı ki, Bulgar orduları İstanbul’u tehdit ediyordu. Boğazlar ve İstanbul tehlikeye maruz kalmıştı. Hem "İtilaf", hem de "Üçler ittifakı" Osmanlı devletini artık ciddi bir güç olarak görmüyorlardı. Fakat Almanya imparatoru Osmanlı’nın itilaf kuvvetlerinin bir kısmını kendine celb edeceğini dikkate alarak, onu "Üçler ittifakı" na koşmaya çalışıyordu.

I. Dünya Savaşı başladığında Balkan devletleri artık ikiye parçalanmıştı. Yunanistan, Romanya ve Sırbistan "itilaf" a sığınmıştı. Bulgaristan ise sonraları "Üçler ittifakı" na katıldı.

İngiltere ve Fransa güçlü Almanya’ya karşı savaşta Rusya’nın insan potansiyelini, çok sayıda ordusundan yararlanmak için bu ülkeye büyük miktarda silah ve diğer malzeme gönderiyordu. Alman stratejistleri Batı cephesinde savaş giderken Türkiye’nin Rusya askeri güçlerinin büyük bir bölümünü Batı’dan yayındıracağını düşünüyorlardı. O üzden Almanya Batı’da düşmanı yenerek sonra Rusya üzerine yürümek niyetinde idi.

Osmanlı devleti 18. yüzyıldan başlayarak pek zayıfladığından, tabii, bu durum askeri alana da ciddi etki göstermişti. 1912 – 1913 yıllarında Balkan savaşında, sadece oradaki topraklar elden çıkmıştı, hem de en iyi ordular çok ciddi kayıplara uğramıştı.

Rusya Osmanlı İmparatorluğu’ndaki durumu dikkatle izliyor, yeni istilaçılıq planları hazırlıyordu. Dışişleri Bakanı Sergey Sazonov İngilizler ve fransızlarla görüşlerinde Rusya’nın taleplerini açıkça ifade ediyordu: “Savaş zaferle bittikten sonra İstanbul ve boğazlar Rusya’nın olmalıdır.”

Avusturya – Macaristan ordusunun baş komutanı, taht-tacın veliahtı Franz – Ferdinand’ın askeri manevrlərdə yer alırken Sırbistan’dan gelmiş terörist Qavrilo İlke tarafından 28 Haziran da öldürülmesi militarist çevreleri harekete getirdi. Aynı gün Avusturya – Macaristan Sırbistan’a savaş ilan etti. Rusya Serbiyanı savunmak, Balkanlarda nüfuz sahibine dönüştürülmek niyetiyle harekete başladı. Almanya hususun yetiştiğini zannederek 1  ağustos’ta Rusya’ya,  3 ağustos’ta ise Fransa’ya savaş ilan etti. 4 ağustos’ta Almanya’nın Belçika’ya saldırısına cevap olarak İngiltere 5 ağustos’ta Almanya’ya savaş ilan etti.

Böylece, Prens Franz-Ferdinand’ın ölümü dünya ağalığı, dünyanın yeniden paylaşılması uğruna savaşın başlaması için büyük devletlerin elinde bahaneye dönüştü. Genelde, 1,5 milyar nüfuslu 39 ülke (dahil, İngiltere 4 dominionu ve Hindistan) savaşa katıldı. Askeri operasyonlar Avrupa, Asya ve Afrika’da, tüm okyanuslarda, birçok denizlerde yapıldı. Karada askeri operasyonların başlıca cephesi Batı Avrupa’da Fransa, Doğu Avrupa’da Rusya idi. Savaşa katılan devletlerde 73,5 milyon kişi seferberliye alınmıştı.

1914 yılında Osmanlı devletinin "Üçlər ittifakı" nın yanında savaşa qoşulmasından sonra Ekim ayının 2-de Rusya, 5 -de İngiltere, 6-da ise Fransa Türkiye’ye savaş ilan etti. Almanlar cephede kendi durumlarını hafifletmek, Fransa ve İngiltere kuvvetlerini diğer cephelere yöneltmek amacıyla Osmanlı devletini ikna ki, Türkler Kuzey Afrika’da kutsal savaş ilan etsin. Almanya bu durumda Müslümanların ingilisleri Mısır’dan, fransızları Afrika’dan qovacağına umut besliyordu.

"Itilaf" devletleri esas amacı imparatorluğun başkenti İstanbul’u ve Çanakkale boğazlarını istila etmek, bununla da Rusya’dan yiyecek ve askeri yardım getirilmesine ulaşmak, Almanya’nın müttefiklerinden biri olarak, Osmanlı devletini savaşın ilk aylarında sıradan çıkarmaktı. Çanakkale ilk hedef olarak rastgele seçilməmişdi. 1914 yılı Eylül ayında Birleşik Krallık’ta Admirallığın birinci lordu Vinston Churchill’in Başbakan Askvitə sunduğu planda donanmanın Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u ele geçirmesi teklif ediliyordu. Bu plana uygun olarak, İngiltere ve Fransa gemilerinden müteşekkil donanma güçleri 1915 yılının Şubat boğaz yönünde geniş saldırıya başladılar.

Osmanlı devleti 2 Ağustosta Almanya ile imzaladığı anlaşma savaş hazırlığı bitenedek gizli tutmak niyetinde idi. Bu anlaşmadan sadece sadrazam ve Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa’nın, askeri Bakan Enver Paşa’nın, Meclis-Mebusan Başkanı Halil beyin, İçişleri Bakanı Talat Paşa’nın haberi vardı. Savaş hazırlığı sona erene gibi Osmanlı İmparatorluğu tarafsız kaldığını göstermek amacıyla kendisinin biterefliyini ilan etti.

Rusya ordularının Qalisiyada başarılı operasyonları Almanları Batı cephesinde zor duruma düşürdü. Bu durumda Almanya Osmanlı’nın savaşa girmesi ile ilgili baskıları artırdı. Almanyaya göre Türk ordularının Süveyş kanalına doğru hareketi ve Kafkasya’da savaşa başlaması Galiçyaca cephesinde onun durumunu hafifletecek. Osmanlı devletini hemen savaşa başlamaya zorlamak için alman kurmayı planlar hazırlıyordu. Ağustos ayının 4-de Almanya Akdeniz donanmasının komutanı Amiral Wilhelm Souxona iki modern ve hızlı gemi – "Goeben" ve "Breslau" gemileri ile İstanbul’a hareket etmek konusunda şifreli telegraf gönderildi. Dokuz gün durmadan ilerleyen gemiler, nihayet, avqustun 10-da Çanakkale boğazına yetişti. Alman teknik komandanlığının temsilcisi baron Kress fon Kressentştayn Enver Paşa’dan gemilerin derhal boğazdan içeri bırakılmasını, İngiliz gemilerinin boğaza yaklaşacağı halde sahil bataryaları tarafından topçu ateşine tutulmasını talep etti. Enver Paşa önce buna amel etmek istemese de, baron Kressenştaynın tekidinden sonra talepler yerine getirildi. Fakat uluslararası anlaşmalara uygun olarak, Alman gemileri veya 24 saat süreyle Osmanlı’nın toprak sularını terk etmeli, ya da silahsızlanma edilmeliydi. Durumdan çıkış yolu olarak karar alındı ​​ki, gemilerin 80 milyon markaya Osmanlı Devleti tarafından satın alınması ilan edilsin. Bundan sonra "Goeben" gemisi "Yavuz", "Breslau" ise "Midilli" adlandırıldı. Almanya iyi biliyordu ki, bu iki geminin Karadeniz’e çıkması ile Osmanlı Devleti Rusya ile savaşa mecbur olacak.

10 Eylül’de Marmara Denizi’nde atış talimleri ve manevralar başlandı. Osmanlı devleti zor duruma düştü. Rus donanmasının gemileri Karadeniz’de İstanbul’a doğru harekete geldiler. İngiliz ve Fransız gemileri ise diğer taraftan Çanakkale yakınında pozisyon yakaladılar. Enver Paşa Çanakkale’nin savunma hazırlıkları dolmadan, seferberlik bitmeden ve Bulgaristan’la anlaşma olmadan gemilerin Karadeniz’e çıkmasının tehlikeli olduğunu belirterek işlemi biraz frenlemek yanlısı olsa da, amiral Souxonun kumandası altında gemiler Eylülün 29-da Karadeniz’e girerek Rus donanmasına ait gemiler, daha sonra Karadeniz’in kuzey kıyısındaki Odessa, Sevastopol, Novorossiysk, Fiji limanlarını ateşe tuttular.
Savaş şiddetle alevlendi. 1 Ekim de Rus ordusu Kafkasya’dan geçerek Osmanlı topraklarına sokuldu. İngiliz gemileri ise İzmir’e, Kızıldeniz’deki Akabe limanına saldırı emri aldı. İki İngiliz, iki Fransız gemisi ise Çanakkale boğazını ateşe tuttu. Osmanlı imparatorluğu ölüm kalım savaşına dahil olundu. Büyük devletlerin çoktan beklediği fırsat ele geçmiştir. Çoğu Osmanlı devletini tidbit gibi kolayca sindirim-rabeden geçireceğini düşünse de, Batı devletleri Osmanlı’ya karşı tek harekete geçmeye cesaret etmemişti. Türkleri Avrupa’dan ve Anadolu’dan vurup çıkararak onun topraklarını paylaşmak arzusu birçoklarına rahatlık vermiyordu. Henüz XVIII yüzyılın başlarında Rus Çarı I. Petro vesiyyetnamesinde tavsiye ediyordu ki, Hindistan’a ve İstanbul’a olabildiğince yaklaşmak gerekir. Buralara hükmeden kişi dünyanın gerçek hükümdarı olacak.

Napolyon Bonapart da aynı görüşteydi: İstanbul bir anahtardır. İstanbul’a hakim olan dünyaya hükmedecektir. Asıl mesele de şudur: İstanbul’a kim hakim olacak? I Petro’nun ve Napoleon Bonapartın torunları bile düşünüyorlardı ki, artık nokta büyüdü. Fakat yanlış ediyorlardı. Görünüyor ki, Türk’ün kudretine vâkıf değillermiş.

"Yavuz" ve "Midilli" nin Rusya’nın Karadeniz limanlarını bombalamasından sonra "itilaf" devletleri Osmanlı’ya tepki gösterdi. Rusya’nın ardından 2 Kasım den sonra İngiltere, Fransa, Japonya, Belçika Osmanlı devletine savaş ilan ettiler. Kasım 3’te Çanakkale boğazını hedefe almış İngiliz donanması Seddülbahir ve Qumqalanı bombalamaya başladı. Boğazın savunmasını güçlendirmek amacıyla Albay Cevat Paşa savunma işlerinin yöneticisi belirlendi.

Büyük devletlerin Osmanlı topraklarını paylaşmak niyetiyle Yunanistan’ı da şirnikləndirmişdi. Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos ülkesinin de savaşa katılabileceğini beyan ederek bir plan hazırlayıp İngilizlere sunmuştu. Yunanların şartlarının ve gözlentilerinin aşırı olması İngilizlerin bu planı reddetmesine neden oldu. Ama bu planda Bulgaristan’ın da "Üçlər ittifakı" na karşı savaşa girmesi meselesi konulmuştu. Bu nokta İngilizlerin ciddi ilgisini çekti. Çünkü Almanya’nın Osmanlı devleti ile ilişkisi işte Bulgaristan üzerinden mümkün idi. Osmanlı’ya gönderilen yardımın ulaşması Bulgaristan demiryolu olmadan müşkülə oluyordu.

İngiltere Başbakanının yanında düzenlenen toplantıda deniz işleri Bakanı Winston Churchill esas kuvvetleri Balkanlar üzerinden Osmanlı’nın en zayıf noktalarına, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul üzerine yeritməyi önermişti. Fakat sonraki müzakerelerde İngiltere’nin Savunma Bakanı cephede Fransa’nın ağır duruma düşmesi yüzünden Çanakkale’ye ek bağlayın gönderilmesine itiraz etti. Fransa Genel Komutanlığı da Batı cephesinden topluluğun başka yönlere gönderilmesine karşı çıktı.

Churchill kendi planından geri durmak istemiyordu. 1915 ocak ayının 3-de o, Ak denizdeki amiral Qardenə boğazlara deniz kuvvetleri ile saldırı planını incelemeyi görevlendirdi. Garden ek güçler olmadan bu saldırının başarı kazanacağına inanmadığını belirtti. Fakat Ocak 13-de Yüksek Savunma Konseyi toplantısında Deniz İşleri Bakanlığı’na Çanakkale boğazına sadece donanma kuvvetleri ile saldırıya izin verildi.

Fransa hükümeti de amiral Queprattenin kumandası altında dördü zırhlı, dördü sualtı olmak üzere, 26 gemiden oluşan bir donanmayı Çanakkale’ye gönderdi.

Birleşik Krallığın donanma komutanı Lord Fischer kara birlikleri tarafından dəstəklənmədən deniz kuvvetlerinin savaşa girmesini "hatalı bir macera" adlandırsa da, "itilaf" Devletleri’nin Savaş Konseyi 1915 –ci yıl 28 Ocakda donanmanın eylem planını beğendi. Kısa hazırlıktan sonra 19 Şubat da "itilaf" nın deniz kuvvetlerine savaş emri verildi. Minatemizleyen gemiler boğaza doğru yolu açmaya başladı. Boğazlardan savaşarak kısa bir zamanda keçeceklerine inanan "itilaf" güçleri sert bir direnişle rastlaşıb yanıldıklarını anladılar. Vatan inancına ve inancına sarılan Türk askeri Çanakkale’de insan olmanın şerefini anladırdı düşmana.

Dünyanın en iyi donanımlı ve en hazırlıklı deniz kuvvetlerine sahip olan İngilizler Fransa’nın desteği ile o zamana kadar denizlerde görülmemiş bir güçle Osmanlı’yı yenerek Süveyş kanalının ve Hindistan’a giden yolun güvenliğini sağlamak için yakında Filistin’i de ele geçireceğini düşünüyordu. Fransa Lübnan, Suriye ve Kilikya kendi kontrolü altına alacağı günü bekliyordu. İtalyanlar kendilerini Antalya’nın sahibi gibi görüyorlardı. Kılıç ve kalemle yüz yıllar boyu tarih yazmış türkün neler yapabileceğini yeterince anlamışlardı onlar. Tarih boyunca kanlı savaşlara tanıklık etmiş bu yerler yine savaş ateşine bürünmüştü. İki boğaz, sadece, Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan geçiş değildi. Dünya tarihi burada yeniden yazılacaqdı.

1915 martın 15-ne kadar Antantaya ait gemiler Çanakkale yakınlarındaki surlarının güçlü top ateşine tuttular. Martın 18-ne kadar boğazın girişinde Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul, Anadolu yakasındaki Kumqala ve Orxaniyyə surlarının zor durumda idi. Boğaza giriş kapıları ciddi tehlike karşısında olsa da, sonra neler olacağı belli deyildi.Mart ayında amiral Qardenin yerine atanan amiral De Robek yeni planla gelmişti.

"Itilaf" nın boğazın önündeki üç tümeninden birincisine amiral Robek kendisi komuta ediyordu. "Queen Elizabeth", "Aqamemnon" ve "Lord Nelson" savaş gemileri ve birinci tümen sabahleyin boğazdan içeri geçti. Onların esas hedefleri Mecidiye, Namazgah ve Rumeli Hemidiyye surlarının idi. Şiddetli saldırı ara vermiyordu. Gemilere kadar mesafe uzak olduğundan Türk bataryalarının ateşi hedefe yetmiyordu. Birinci Tümenin arkasından dört Fransız gemisinin desteğiyle saldırıya geçen amiral Queprattenin komutasındaki ikinci tümen Türk bataryalarının ateşine rağmen plan üzere kendi yerini aldı. Az sonra üçüncü tümen de harekete gelerek Rumeli Məsudiyyə ve Yıldız surlarını hedefe aldı.

Rumeli Merkez ve Rumeli Mecidiye surlarının füze yağmuru altında ağır kayıplar verdi. İkinci ve üçüncü tümənlər yaklaşarak Namazgah ve Rumeli Hemidiyye surlarını bombaladılar. Ancak gemiler Anadolu Hemidiyye istehkamının ateşi altına düşmüştü. Lord De Robek ikinci tümene geri çekilmek emri verdi. Gemilerden ikisi geri çekilirken gece iken "Nusret" mayın gemisinin düzdüyü mayınlara değindi. Düşman büyük kayba uğradı.

"Itilaf" donanması panik içindeydi. Kayıplar giderek artırdı. Savaşın yürüyüşü "kara birliklerinin desteği olmadan donanma başarı kazanamaz" – diye ikaz eden Lord Fişerin haklı olduğunu ispat etse de, deniz işleri Bakanı Churchill ve Amiral De Robek başarısız saldırıları devam eder, yeni planlar hazırlıyorlardı. Oysa, savaşın sonucu çok ağır olmuştu. İngilizlerin "HMS Ocean", "HMS İrresistible", Fransızların "Bouvet" savaş gemileri batırılmış, Fransızların "Suffren" ve "Qaulois" gemileri ağır yaralanmalar almıştı.

Donanma güçleri ile ne Çanakkale boğazını keçe, ne de İstanbul’a girebileceğini anlayan "itilaf" devletleri karada işlemlere karar verdi. Çünkü düşman donanması gemileri artık üçten birini kaybetmişti. Bir süre sonra "itilaf" ya ait "Solgat" zırhlı gemisi Türk gemisi, "Triumf" ve "Majestik" ise Alman denizaltısı tekneleri tarafından batırıldı.

"Itilaf" deniz donanmalarına karşı denizden destek almadan savaşan kahraman Türk topçularının şücaetinin eşsiz yoktu. O kahramanlardan biri Havranlı Seyid idi. Rumeli Mecidiye istehkamındakı askerlerden 14 kişiyi şehit olmuş, kalan 24 kişi ağır yaralanmıştı. Ayakta kalan tek topun da füze vinci bozulmuştu. Aldığı ağır yaralardan sonra gözünü açıp kendisine gelen Seyid Onbaşı 275 kilogramlık top mermisini tek başına kaldırarak lüleye vermiş, serrast ateşle "Okyanus" gemisine ağır darbe vurmuştu. Bu top hazırda Harbiyyedeki Askeri Müzede sergilenmektedir.

Karada yapılan savaşlarda başarı kazanmaya çalışan "itilaf" komutasında Gelibolu Yarımadası’na ve Arıburnu cephesine beş tümen çıkardı, üstelik, ilave kuvvetler çekmek için tedbirler aldı.

Müttefik orduların kara saldırısı 28 Nisan başlandı. Türklerin savunmada zor anlar yaşadığı bir noktada yarbay Sabri bey iki taburla güçle ani karşı saldırıya geçerek müttefiklerin cephesini yardı. Günün sonuna Türklerin kaybı 2380 kişi, müttefiklerin kaybı ise 3000 kişi idi.

Müttefiklerin ikinci saldırısı mayın 8-ne planlanıyordu. Saldırının darbe gücü sol cinahdakı İngiliz birlikleri vardı. Şiddetli saldırı güçlü dirençle yüzleşti. İkinci gün merkezden, üçüncü gün yine sol kanattan başlayan saldırıların önüne qehremanlıqla alındı. Tepelerden ateş açan Türk toplarını ne kadar çalışsa da susdura bilmeyen düşman durmaya mecbur oldu. Büyük kuvvet ile hücuma geçen rakipler üç gün boyunca 500 metre bile turunda olamamıştı. Türkler 2000, müttefikler 6500 asker ve subay kaybetmişti.

1915 4 Haziran’da başlanan saldırı sırasında Fransız birlikleri sol, İngilizler ise sağ kanattan türk səngərlərinə girmişlerdir. Fakat ikinci topçu bataryasının Komutanı Arif Tanyeri 150 kişi askerle ileri çıkıp cephenin yarilmasinin önledi. Arıburnu cephesinde yarbay Hasan Askerinin komutasında olan 9’uncu Türk tümeni saldırıya geçerek hayli ilerleme kaydetti. Türkler üçüncü Kirte savaşında 4500, müttefikler 7500 kişi kayıp verdi.

6 Hazirana kadar olan her üç saldırı beklenen sonucu vermediğinden İngiliz kumandan H.Veston ve Fransız kumandan Qouraund kararlaştırmışlardır ki, saldırı tüm cephe boyunca hayata keçirilmesin, daha elverişli bir noktaya yöneldilsin. Müttefikler üç gün süren top ateşinden sonra Haziran 21-de saldırıya geçerek birinci Kərəvizdərə savaşında hedef aldıkları tepeyi ele geçirdiler.

Zığındere ve Kanlıdere arasındaki bölgede Haziran 26-28-de başlanan saldırılar sırasında Türklerin ön sınırdakı sengerlerinde sağ kalan, neredeyse yoktu.

Müttefikler bu başarıdan esinlenerek, daha şiddetli bir saldırı planladılar. Temmuz ayının 12-de üç saatlik topçu hazırlığı sırasında Türklerin konumuna 60 bin mermi yağdıran "itilaf" orduları ikinci Kerevizdere savaşına başladılar. Hazırlık ateşinden sonra İngilizler hiç kimsenin sağ kalmadığı ön çizgisi tuttular. Daha sonra üçüncü çizgiye çıkmayı başaran İngilizler Türklerin karşı saldırısı sonucu geri çekildiler. İki günlük savaştan sonra müttefikler 5800, Türkler 9700 asker ve subay kaybettiler. İngiliz birlikleri Ağustos 6’da başlayan Kirte bağları savaşında da Türklerin ön cephe hattını tuta bilmişdiler.

Arıburnu cephesinde Anzak ordu kuvvetlerine karşı Türkler ordunun ehtiyatında olan 19. tümeni topçu bataryası ile Conk dışından gönderdi. Bu Tümenin komutanı yarbay Mustafa Kemal idi. 27. Alay da onun tabeçiliyine verilmişti. Türklerin Arıburnu kuvvetleri Mustafa Kemal’in komutasında saldırıya geçti.

General Hamilton bu saldırıyı şöyle hatırlıyordu: "Gebe dağlar türk dogmaqda devam ediyor. Bizim olduğumuz noktalara en yüksek ve en merkezi yerine birbirini kovalayan dalgalar gibi geliyorlar ".

Bu saldırının sonunda Kılıcbayır ve Cesarettepe Türklerin eline geçti.

Ağustos 10-da Mustafa Kemal Kocaçimen Tepesi – Conk Bayırı hattında, albay Ali Rızanın takımı altında olan 8’inci ve yarbay Cemil beyin takımı altında olan 9’uncu tümənlə birlikte saldırıya geçerek müttefikleri geriye çevirdi.

12 Ağustos de general Hamilton 54. tümeni Tekkettepə savaşına yeritsə de bu ordu Türklerin ciddi direnişine rast gelip büyük zayiat verdi. Ağustos 15-de hücuma geçen yeni İngiliz birlikleri de bir gün sonra geriye oturtuldu.

"Itilaf" nın karadan saldırıları Türklerin ciddi direnişi ile rastlaşıb beklenen sonucu vermedi. Bunu gören Bulgaristan 14 Ekim de "Üçlər ittifakı" na katıldı. Bununla da Almanya ile Osmanlı Devleti arasında demiryolu bağlantısı Ekim 29-dan çalışmaya başladı. Üç gün sonra müttefikler general Hamilton’u uğursuzluqda itham ederek görevden çıkardılar. Onun yerine atanan General Monroe Kasım 3’te durumu analiz ederek İngiliz Yüksek Savunma Konseyi’ne "Gelibolu boşaldılmalı, ordular burayı terk etmelidir" teklifini verdi. Aralık 7-de böyle bir karar alındı. Arıburnu ve Anafartalar cephelerindeki müttefik kuvvetleri Selanik cephesine götürüldü. Seddülbahir cephesindeki bağlayın hisseleri ise 27 Aralık’ta üretilmeye başladı. Bu süreç 1916 yıl 16 Ocak’ta sona erdi. Böylece Çanakkale Savaşı Osmanlı Devleti’nin zaferi ile sonuçlandı.

Hiç şüphesiz ki, bu zaferin çok nedenleri vardı. Ama, sanırım, temel neden türkün kimliyidir, bu neden türkün kapsamında gizlenmiştir. Onu görmek, duymak, anlamak hiç de kolay değildir. Lord Bayron yazıyordu: "Bir asker için mutluluk denen bir şey varsa, o da Türklerle omuz omuza savaşmaqdır. Sakin insanlardır, buğday yarmasından hazırlanmış çorba en hoşlandıkları yemekleri. Sagliq bu içirdiler, çamur barınaklarında yatırılır, fakat en modern silah ve makinelerle donatılmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi çarpışıyorlardı. Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece, ulvî bir Vatan sevgisi vardır. Ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet hiç görmedim ".

Çanakkale zaferinin nedenlerinden biri de budur, bence.

Kulağımda bir türkü geliyor. Dinledikçe gözyaşları boğur beni. Dünya gözümde görünmez olur. Orada, çok uzaklarda, uğrunda "uf" demeden, canımı bile verebileceğim topraklarda, Çanakkale’de savaş gidiyor. Göz kırpmadan ölümün üzerine yürüyen kahramanlar görüyorum. Türkün kahramanlığını anlatan, varlığıma hakim kesilen türkü beni yüz yıl öncesine, Çanakkale’ye, ölümsüz kahramanların yanına götürüyor. Ağı demir kahraman mehmetcik, Çanakkale savaşının gerçeklerini anlatıyor!
  Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale’den çıktım başım selamet
Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah
Dur, yolçu! Buradan böylə öte bilmezsin! Dünyanın en kudretli  orduları buradan keçe bilmedi. Çanakkale keçilmezdir. Kahraman  mehmetcik, arkada Vətən var, deyib sinesini siper yapdı  düşman güllesine. Bu Vatan için, hayatımız için o  mehmetciyə borcluyuz! Borcunu vermədən keçə bilmezsin! Necmettin Halil Onan hocamız bu gerçəkləri belə anladır:
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bir tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!…

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!…

Dur, yolçu! Buradan böyle keçə bilmezsin! Sana yaşam hakk veren kahraman türk askərine – mehmetciyə son borcunu ver! Sayğı duruşunda dayan! Ona Allahdan rahmet dile!

                                                                                                             

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!