Şebnem Karslı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. TRÇ – Ruhumuzun Boğulduğu Yer

TRÇ – Ruhumuzun Boğulduğu Yer

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran ile kurduğu stratejik ve diplomatik ilişkileri, Türk dünyasının ortak davası ve milli kimlik perspektifinden eleştirel bir süzgeçten geçirmektedir. Yazar, devletin bekası için yapılan ittifakları kabul etmekle birlikte, bu süreçte Doğu Türkistan, Güney Azerbaycan ve Rusya coğrafyasındaki soydaşlarımızın uğradığı zulümlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Diplomatik masalardaki menfaatlerin, Türk haysiyeti ve kardeşlik bağlarının önüne geçmemesi gerektiği vurgulanarak, Turan idealine olan bağlılık hatırlatılmaktadır. Makale boyunca, ticaret ve siyasetin gölgesinde kalan mazlum Türk topluluklarının hakları, sarsılmaz bir milliyetçi duruşla savunulmaktadır. Sonuç olarak yazar, gerçek bir devlet büyüklüğünün sadece askeri güçle değil, sınır ötesindeki öz evlatlarına sahip çıkma iradesiyle ölçüleceğini ifade etmektedir.

 

Güneşin doğduğu yerden, kadim Turan topraklarından esen rüzgarları arkamıza alarak hakikati haykırmanın vaktidir. Kıymetli dostlarım, bugün masada oturanların değil, tarihin yazdığı gerçeklerin dilinden konuşmanın vaktidir.

Son günlerde Ankara’nın koridorlarında, Pekin’in caddelerinde ve Moskova’nın soğuk duvarları arasında yeni bir nida yükseliyor: Türkiye-Rusya-Çin (TRÇ) ekseni. Bu üçlü yapıya bir de bölgenin kadim aktörü İran’ın eklenmesi konuşuluyor. “Avrasya’nın yeni sahipleri biziz” diyorlar.

Elbette devletimizin bekası için stratejik hamleler elzemdir, buna itirazımız olmaz. Lakin biz, meseleye sadece diplomasi masasının tozlu örtüsü altından bakamayız; bizim bakışımız, bin yıllık bir ülkünün süzgecinden geçer.

 

Avrasya Masası ve İran Bilmecesi

Siyasi söylemlerde “Batı’nın hegemonyasına karşı birleşen Doğu” portresi çiziliyor. Rusya ile enerji, Çin ile teknoloji, İran ile bölgesel denge derken yeni bir blok doğuyor. İran’ın bu denkleme dahil edilmesi, bölgedeki jeopolitik sıkışmışlığı aşmak adına bir hamle olarak görülse de; biz biliyoruz ki İran, tarih boyunca “hem komşu hem rakip” olma vasfını hiç yitirmemiştir.

Ancak bu ittifakların heyecanına kapılırken, ruhumuzun yarısı olan kardeşlerimizi unutursak, yazdığımız tarih eksik kalır. Masadaki imzalar, soydaşlarımızın dökülen gözyaşını silmeye yetmiyorsa, orada bir durup düşünmek gerekir.

Unutulan Canlar: Rusya, Çin ve İran’daki Türk Varlığı

Kıymetli kardeşlerim, bir devletin büyüklüğü sadece füzeleriyle değil, sınırlarının ötesindeki evlatlarına sahip çıkışıyla ölçülür. Bugün TRÇ ve İran denklemini konuşurken, bu coğrafyalardaki Türk topluluklarının yaşadığı çileleri görmezden gelmek, öz kardeşine sırt dönmektir.

Rusya Coğrafyası: Çarlık döneminden Sovyet karanlığına, oradan günümüze kadar Kafkasya’dan Sibirya’ya kadar uzanan Türk soylular; sürgünlerle, asimilasyon politikalarıyla ve kültürel erozyonla mücadele ettiler. Ahıska Türklerinin tren vagonlarındaki feryadı hala kulaklarımızdadır. Bugün dahi özerk cumhuriyetlerdeki kardeşlerimizin milli kimliklerini koruma mücadelesi, takdire şayan bir direniştir.

Çin ve Doğu Türkistan Dramı: İşte burası yüreğimizin kanayan yarasıdır. Gök Bayrak’ın dalgalandığı o topraklarda, soydaşlarımız bugün dünyanın gözü önünde bir varoluş savaşı veriyor. “Eğitim kampı” adı altındaki zindanlarda erimeye terk edilen, dilleri ve dinleri unutturulmaya çalışılan o yiğitler, bizim öz be öz kardeşimizdir. Çin ile ticaret yaparken, o mazlumun ahını duymayan kulak, Türk kulağı değildir.

İran ve Güney Azerbaycan: “Haray Haray Men Türk’em” nidasıyla Tebriz sokaklarını inleten milyonlar… İran’daki Türk varlığı, sadece bir nüfus yoğunluğu değil, o toprakların asıl sahibidir. Anadilinde eğitim alamayan, kültürel baskı altında kimliğini korumaya çalışan Güney Azerbaycanlı kardeşlerimizin mücadelesi, Turan yolundaki en büyük sancılarımızdan biridir.

Netice-i Kelam

Bizim milliyetçiliğimiz; sadece bir siyasi partinin tüzüğüne sığacak kadar küçük, sadece bir slogana hapsolacak kadar sığ değildir. Biz, Atsız Hoca’nın dediği gibi “Vaktiyle bir Atsız varmış” derken, o ruhun içindeki çelik iradeyi taşıyoruz.

Sedat Peker kardeşimizin de sıkça vurguladığı gibi; “Doğruların gözle görülmeyen orduları vardır”. Evet, devletimiz büyük oyunlar kuracak, stratejik ittifaklar yapacaktır. Ama bu ittifakların bedeli, bir Uygur çocuğunun gözyaşı veya bir Tebrizli gencin umudu olmamalıdır.

Rusya ile dostluk, Çin ile ticaret, İran ile komşuluk… Hepsi kabulümüzdür. Lakin Türk’ün haysiyeti ve kardeşimizin selameti, her türlü diplomatik manevranın üzerindedir.

Unutmayın: Şehirler değişir, ittifaklar bozulur, krallar devrilir; ama Türk’ün Türk’ten başka dostu, Turan’dan başka yurdu yoktur.

Hakkınızı helal edin, kalın sağlıcakla.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!