Gencehan Tunay
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “İran Halkına Karşı Savaş”: ABD ve İsrail’in Ölümcül Saldırılarına Rağmen İran’da Milliyetçilik Büyüyor

“İran Halkına Karşı Savaş”: ABD ve İsrail’in Ölümcül Saldırılarına Rağmen İran’da Milliyetçilik Büyüyor

featured
0
Paylaş

Gencehan Tunay tarafından kaleme alınan metin, İran ve Batı arasındaki gerilimin tarihsel kökenlerini ve güncel yansımalarını kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Yazar, 1953 darbesinden 1979 Devrimi’ne kadar uzanan süreci ele alarak, ABD ve İsrail’in uyguladığı “azami baskı” politikalarının İran toplumu üzerindeki etkilerini incelemektedir. Mevcut askeri ve ekonomik saldırıların bir rejim değişikliğinden ziyade doğrudan İran halkının egemenliğini hedef aldığı savunulmaktadır. Dış müdahalelerin ve sivil kayıpların, ülkede beklenenin aksine ulusal birlik duygusunu ve milliyetçiliği körüklediği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak metin, dış baskıların İranlıları siyasi farklılıklara rağmen ülke bağımsızlığını koruma ortak paydasında birleştirdiğini ileri sürmektedir.

 

Son yıllarda İran hem içeride hem de diaspora topluluklarında ciddi bir siyasi kutuplaşma yaşamaktadır. Bu kutuplaşmanın önemli bir nedeni, özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde uygulanan “azami baskı” politikasıdır. Bu politika yalnızca ağır ekonomik yaptırımlarla sınırlı kalmamış; aynı zamanda medya, propaganda ve psikolojik operasyonlar için büyük kaynakların kullanılmasını da içermiştir. Uzun yıllardır devam eden yaptırımlar İran ekonomisini küresel sistemden büyük ölçüde dışlamış, buna paralel olarak ABD ve İsrail’in İran üzerindeki açık siyasi ve askeri baskısı artmıştır. Bu süreçte bazı çevreler tarafından Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi “alternatif lider” olarak öne çıkarılmaya çalışılmıştır. Ancak Pehlevi yaklaşık yarım yüzyıllık sürgün hayatı boyunca somut bir siyasi başarı ortaya koyamamış, daha çok ABD ve İsrail’in desteklediği bir isim olarak gündeme gelmiştir.

 

1953 DARBESİ VE İRAN’DA ABD ETKİSİ

İran’daki bugünkü siyasi yapıyı anlamak için tarihe dönmek gerekir. 1953 yılında İran Başbakanı Muhammed Musaddık, CIA ve İngiliz istihbaratının yürüttüğü bir operasyonla devrilmiştir. Bu darbe, ABD’nin Ortadoğu’daki ilk büyük gizli müdahalelerinden biri olarak kabul edilir. Darbe sonrasında Şah yeniden iktidara getirilmiş ve İran uzun yıllar boyunca ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde İran yönetimi Batı yanlısı bir çizgide hareket etmiş, ülke adeta ABD’nin bölgesel çıkarlarını koruyan bir “polis” rolü üstlenmiştir. Şah yönetiminin en önemli araçlarından biri ise SAVAK adlı gizli polis teşkilatıydı. CIA ve Mossad ile yakın çalışan SAVAK, muhaliflere karşı sert yöntemler kullanmış, işkence ve baskı politikalarıyla İran toplumunda derin bir öfke yaratmıştır.

1979 DEVRİMİ’NE GİDEN YOL

Şah yönetiminin otoriterliği ve ABD ile kurduğu bağımlı ilişki, toplumda giderek büyüyen bir tepkiye yol açtı. Bu hoşnutsuzluk sonunda 1979 İran Devrimi’ni doğurdu. Devrimin temel sloganlarından biri bağımsızlık ve ulusal egemenlikti. Böylece İran’da İslam Cumhuriyeti kuruldu ve ülke Batı’nın etkisinden uzak bir siyasal yol izlemeye başladı.

 

GÜNCEL SAVAŞ VE “REJİM DEĞİŞİKLİĞİ” TARTIŞMASI

Bugün İran’a karşı yürütülen saldırılar resmi söylemlerde zaman zaman “rejim değişikliği” olarak sunulsa da sahadaki gelişmeler bu iddiayla çelişen birçok unsur barındırmaktadır. Şehir merkezlerinin bombalanması, petrol tesislerine yönelik saldırılar ve sivillerin hedef alınması bu çelişkinin başlıca örnekleri olarak gösterilmektedir. Örneğin İran’ın güneyinde bir kız okulunun vurulması ve onlarca çocuğun hayatını kaybetmesi, birçok İranlı tarafından doğrudan İran halkına karşı yürütülen bir savaş olarak değerlendirilmiştir. Rejim değişikliği iddiasıyla bir ülkenin okullarını veya şehirlerini bombalamak, uluslararası hukuk ve siyasi mantık açısından büyük bir tartışma yaratmaktadır. Ayrıca ABD’nin geçmişte Taliban gibi radikal unsurlarla çeşitli dönemlerde ilişki kurmuş olması da “rejim değişikliği” söyleminin tutarlılığı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Bu nedenle İran’daki birçok yorumcuya göre yaşanan çatışma ideolojik değil, daha çok jeopolitik ve çıkar temelli bir mücadele niteliği taşımaktadır.

 

İRAN’DA ARTAN MİLLİYETÇİLİK

ABD ve İsrail’in askeri baskısı İran içinde beklenmedik bir sonuç da doğurmuştur. Ülkede mevcut yönetime muhalif olan birçok kesim dahi dış müdahale karşısında ulusal birlik fikri etrafında kenetlenmiştir. İran’ın üniter yapısının korunması gerektiğini savunan bu yaklaşım, milliyetçi duyguların güçlenmesine yol açmıştır. Bugün İran’da hem halk hem de yönetim, dış saldırılara karşı direnişi birlikte sürdürdüklerini ifade etmektedir. Yoğun yaptırımlar, askeri tehditler ve saldırılara rağmen İran toplumunda emperyalizme karşı ülkeyi savunma fikri daha güçlü bir şekilde dile getirilmektedir.

 

SONUÇ

Tarihsel arka plan incelendiğinde İran’daki bugünkü gerilimin yalnızca güncel politikalarla açıklanamayacağı görülmektedir. 1953 darbesinden Şah döneminin baskı politikalarına, oradan 1979 Devrimi’ne uzanan süreç İran toplumunun hafızasında derin izler bırakmıştır. Bugün yaşanan çatışma birçok İranlı tarafından yalnızca bir rejim tartışması olarak değil, ülkenin egemenliği ve coğrafi bütünlüğü üzerinde yürütülen bir mücadele olarak görülmektedir. Bu nedenle dış baskı arttıkça İran’da milliyetçilik duygusu da güçlenmekte, toplum farklı siyasi görüşlere rağmen ülkenin bağımsızlığı etrafında daha fazla kenetlenmektedir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!