Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu’nun kaleme aldığı bu metin, Ekrem İmamoğlu’nun muhalefete yönelik çağrısını temel alarak Türkiye’deki mevcut siyasi tıkanıklığı eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, muhalefet blokunun geçmişteki başarısızlıklarını ortak akıl yürütme ve birlikte düşünme yetisinden yoksun olmalarına bağlayarak halkın büyük desteğinin heba edildiğini savunmaktadır. Metne göre, seçmen değişim arzusuyla yerel yönetimlerde muhalefete yol açmış olsa da, siyasi aktörler tek adam rejimine gerçek bir alternatif sunmak yerine mevcut gücü devralma hırsıyla hareket etmişlerdir. Yazar, inandırıcı bir gelecek inşası için parlamenter sisteme dönüş, şeffaf yönetim ve Çankaya Köşkü gibi sembolik değerlerin ihyasının şart olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak kaynak, muhalefetin kişisel ikbal kaygılarını bir kenara bırakıp Türkiye’ye samimiyetle sahip çıkması gerektiğini hatırlatan bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Ekrem İmamoğlu içeriden dışarıya seslendi.
Her zaman için içeriden dışarıya seslenmek dikkat çeker.
İmamoğlu, kendinden önceki mağduriyetler gibi kendi mağduriyetinden istikbalde bir iktidar şafağı bu millete ya da muhalefet kesimlerine yaşatır mı bilinmez ama Adalet Yeni Bakanının işaret ettiği gibi içeriden demeçlerin iktidarı rahatsız ettiği ortada.
İmamoğlu içeriden verdiği son demecinde bir çağrıda bulunuyor muhalefete.
Üç başlıkta toplanabilir çağrısı:
- Birlikte düşünmek
- Ortak akıl ortaya koymak
- Türkiye’ye sahip çıkmak
Muhalefet birlikte düşünemediğini, ortak akıl ortaya koyamadığını, Türkiye’ye de böylece sahip çıkamadığını bir önceki seçimde gösterdi. Altılı Masa fos çıktı. O kadar toplantı yaptılar, her birinde yedikleri yemekleri tartıştılar; sanki MasterChef oyunundaydılar. Kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağını bile konuşmamışlar, hatta temel ilkeleri bile teati etmemişler.
Muhalefete can veren ve mahalli idarelerde iktidar yaparak bu iktidardan kurtulmanın mümkünatını ispatlayan seçmeni kimse işini yapmadı diye suçlayamaz. Seçmen daha ne yapsın? Bir kere Refah Partisi’ni belediyelerde önce yönetime getirerek merkezi hükümet olabilmenin fırsatını ortaya koyan halk, şimdi de CHP’ye bu fırsatı işaret etti ve merkezi hükümet olabilmenin yolunu da sundu.
Bir kere yirmi yılı aşkın bir rüşvetli yönetim ve ihale yolsuzluğu tecrübesine sahip olanlara yeni belediye başkanları, onlardan daha iyi beceremeyeceği için hiç fırsat vermemeliydi. Hele hele iktidardan nasiplenmiş bir mafyatik müteahhide ihale vermek için yarışmak da neyin nesiydi? Muhalefet temiz siyaset ve yönetim anlayışı ortaya koyarak hâlâ iktidar cephesinde kalan ama çetelere ya da cemaatlere bulaşmamış klasik ve masum seçmene güven vermeliydi. Yargının ve bütün kurumların iktidarın kılıcı olduğu açık olduğuna göre herhangi bir açık vermemek ve herhangi bir yolsuzluğa kıyısından köşesinden bile olsa bulaşmamak şiarları olmalıydı.
Ama görüyoruz ki bu olmamış…
Ekrem İmamoğlu’nun çağrısındaki üç aşamayı ele alacak olursak bunların hiçbirine muhalefet yönetişimcilerinin uymadığı aşikâr. Birlikte düşünmenin esasları bile yok. Yapılan işlerde ve açıklamalarda somut bir ortak akıl göstergesinden eser yok. Türkiye’ye sahip çıkmak da handiyse iktidarın yaptığı gibi bir sahip çıkmak olarak anlaşılması önünde hiçbir engel yok.
Oysa eşsiz bir halk desteğini arkasına almıştı muhalefet. Gençler meydanlardaydı, halen de öyle. Hiçbir nimetine yaklaştırılmadığı halde birçok genç hapishanelerde geleceğe dair ümitvar olmayı dışarıdakilere aşılamaya gayret ettiler. Baskı gördüler, dışlandılar, atamaları yapılmadı; her şeye rağmen ülkelerini düşündüler.

Muhalefet ne yaptı? Birçok fırsatı tepti. Birlikte düşünemediler. Ortak akıl ortaya koyamadılar. Türkiye’yi sahiplenmeyi yanlış anladılar. Eşsiz muhalif rüzgâr, kitleler, gençler, ülkesini sevenler; ülkücüsü, milliyetçisi, ulusalcısı, Atatürkçüsü, demokratı, muhafazakârı eski kompartımanları aşarak o ortak akıl, o birlikte düşünme, o ülkeye sahip çıkma yolunda hak etmeyen nice zevata saygınlık kazandırdı, makam sahibi yaptı.
O eşsiz kitleler şunu istiyordu:
- Tek adam rejimi bitsin.
- Cumhuriyet değerlerinden vazgeçilmesin.
- Parlamenter sisteme geri dönülsün.
- Devlet adam gibi devlet olsun, sağlam bir bürokrasi yeniden oluşsun. Parti devleti, polis devleti özelliği ortadan kalksın.
- Devlet bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmasın. Devlet Planlama Teşkilatı kurulsun, bakan yardımcılıkları iptal edilsin, müsteşarlıklar yeniden kurulsun, saraydan değil devletin sağlam kurumsal yapısından ve hukuktan ilham alsın.
- Cumhurbaşkanı, Çankaya Köşkü’nü yeniden kullanan itibari bir makam olsun. Parti içi demokrasi ve seçim sistemi temsilde adaleti sağlayacak hale gelsin.
Zor mu bunlar?
Fakat ne yazık ki muhalefet bu ilkelerden ve hedeflerden hep uzak kaldı. Kerameti kendinden menkul cumhurbaşkanı adayı namzetleri ve etrafındakiler, “Bu gücü biz de kullanmalıyız; başkan olursak biz de ülkeyi bir süre o güçlü ve yaptırımcı kararnamelerle yönetmek zorundayız” gibi laflar ettiler. Mesela Halk TV’de kadro bir gün kapı dışarı edilip de yeni kadro açık oturumda arzıendam etmeye başladığında –ki Ekrem Bey henüz içeri alınmamıştı– bu yaklaşımları öne çıkardılar. Sanki başkan olmuşlar gibi o gücü şimdiden benimseyeceklerini ikrar ve izhar ettiler…
Halk niye bir başka tek adam faktörünü ciddiye alsın ki? Niye bir Karadenizliden alıp başka bir Karadenizliye versin ki? İhale etme davranışları, ülke yönetme biçimi değişmeyecekse halkın ekmeğine hiçbir katkısı olmayacak bir meçhule kitleler niye sürüklensin ki? Ha Ali Veli, ha Veli Ali…
İşte bu yüzden hâlâ muhalefetten umudunu kesmeyen o samimi ve masum kitlelere inandırıcı bir ortak akıl, ortak düşünme biçimi ve ülkeyi sahiplenme iradesi gösterilmelidir. Bu da somut olarak en azından şimdilik Çankaya Köşkü’ne dönme taahhüdünü, parlamenter sisteme ivedilikle geçileceğini, temsilde adaletin sağlanması için Millî Bakiye sisteminin hedeflendiğini ortaya koymaktan geçer.
Hadi bakalım muhalefet Ekrem Bey’in içeriden çağrısına kulak versin: Bu ortak akılda buluşsun. Birlikte düşünebilmenin yolunu açsın.
Türkiye sevdasını samimiyetle Türk milletine göstersin.
Yoksa masum bir milletin kalbiyle oynamaya devam etmeyin.
Önceki saltanatçılar gibi…