Müyesser Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. O bez ve 1900 terörist!..

O bez ve 1900 terörist!..

featured
0
Paylaş

Müyesser Yıldız’ın bu yazısı, Suriye yönetimi ile SDG/YPG arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasını ve bu sürecin Türkiye’deki yansımalarını eleştirel bir dille ele almaktadır. Hükümet ve ortağının bu gelişmeyi terörün bitişi ve örgütün tasfiyesi olarak sunmasına karşın, yazar sahadaki sembollerin ve yapıların aslında korunduğuna dikkat çekmektedir. Metin, örgüt militanlarının silah bırakmak yerine sadece yer değiştirdiğini ve “Rojava” ideallerinin Suriye’nin yeni idari yapısında meşrulaştırılmaya çalışıldığını savunmaktadır. Özellikle üst düzey teröristlerin güvenli geçişlerle bölgeden ayrılması ve özerk yönetim ısrarının sürmesi, yazar tarafından bir “fesih” değil, stratejik bir dönüşüm olarak nitelendirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, Ankara’nın yürüttüğü yeni açılım sürecinin ve Suriye’deki entegrasyon modelinin Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla çeliştiğini öne sürmektedir.

 

PKK açılımının mimarı MHP Lideri Devlet Bahçeli, Suriye yönetimi ile SDG/YPG arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasıyla bir yandan terör örgütünün bittiğini ve Suriye haritasının tek renge büründüğünü iddia etti; öte yandan nasıl bitmeyse, “SDG/YPG’li teröristlerin bulundukları mevcut hatlardan çekileceğini” ve “SDG/YPG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacağını” söyledi.

Erdoğan ve AKP’ye göre de SDG görünümlü terör örgütünün işi tamam olduğundan;

“Terörsüz Türkiye sürecinin yükü hafiflediği” yani Suriye “engelinden kurtulunduğu” için sıra geldi;

Meclis’te kurulan PKK komisyonunun “vazifesini” yapmasına ve diğer açılımlara!..

Gidişat konusunda sadece Milli Savunma Bakanlığı azıcık farklı düşünüyor ki;

“Suriye makamlarının, entegrasyon süreci kapsamındaki görevlendirmeleri devlet aklıyla yapacağı değerlendirmeler ile olumlu sonuçlanacak güvenlik soruşturmaları temelinde gerçekleştirmesi” dileğinde bulundu.

Türkçesi, “Ülkemize saldıran teröristleri bazı makamlara getirmeyin” denildi.

Bakan Yaşar Güler de, “Sürecin başarısı için PKK ve iltisaklı grupların başta Suriye tüm bölgelerde terörist faaliyetlerine son verip silahlarını en hızlı şekilde koşulsuz teslim etmesi için çalıştıklarını” belirtirken, “SDG Suriye milli ordusuna entegre oluyor. YPG çözülüyor. PKK terörü veya terör bitti diyebilir miyiz?”

sorusuna, “Şu an terörün yeniden yükselişi gözükmüyor. Ama bu olmayacak anlamına gelmez. O nedenle biz tedbirlerimizi almaya devam ediyoruz.”

karşılığını verdi.

30 Ocak anlaşmasının sırf içeride tıkanan açılımı hızlandırabilmek için SDG/YPG’nin feshi gibi sunulduğu o kadar belli ki!..

Baksanıza İmralı’daki teröristbaşıyla görüşecek gazetecilerin isimlerinin belli olduğu bile konuşulmaya başlandı.

Neyse ki, DEM sözcüsü Ayşegül Doğan’ın, “İmralı Adası’nda sayın Öcalan ile görüşecek gazetecilerin isimlerinin belirlendiğine dair haberler gerçeği yansıtmamaktadır.”

diyerek bunu yalanladığı bildirildi. Ancak Ayşegül Doğan’ın, gazetecilerin teröristbaşıyla görüştürüleceğini değil, ortada dolaşan isimleri yalanladığına dikkat çekelim.

Malum önceki gün de Erdoğan, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala’yla birlikte DEM İmralı heyetiyle görüştü.

Görüşmeden sonra “sürecin kararlılıkla sürdürüleceğine dair ortak iradenin bir kez daha teyit edildiği” duyuruldu.

“ROJAVA” NERESİ?

Peki, AKP-MHP’nin açılım yolunda birlikte yürüdüğü DEM de 30 Ocak anlaşmasıyla Suriye PKK’sının işinin bittiği ve ülkenin tek renge büründüğü düşüncesinde mi?

DEM eş genel başkanı Tuncer Bakırhan, İmralı’daki teröristbaşının ilk günden itibaren “Rojava’ya sahip çıkın” dediğini belirttikten sonra şöyle buyurmadı mı?

“Biz de sahip çıktık… 30 Ocak bir teslimiyet değildir; Kürt’ün güvenliğini de statüsünü de garanti altına alan bir anlaşmadır. Kürt’ün iç asayişi olacak, demokratik bir Suriye’nin savunmasını yapacak. Kürt sadece Rojava’da, Kürt illerinde olmayacak; Suriye yönetiminin ortağı olacak, bakan olacak, savunma bakanlığında yer alacak. Kendi kentlerini yönetirken Suriye’nin de demokratik bir ülke olması için çabalayacak.”

Keza Erdoğan’ın iki gün önce buluştuğu İmralı postacısı Mithat Sancar, “Rojava’da denenen modelin farklı kimlik ve inançların bir arada yaşayabilmesi açısından önemli bir tecrübe olduğunu” söyleyip, “bu modelin çöktüğü” iddialarını yalanlamadı mı?

Bu arada PKK/SDG’nin üst düzey isimlerinden Sipan Hemo, “Rojava özerk bölgemiz, Suriye’ye de ortağız” demeye getirmedi mi?

Soru 1: Suriye haritası tek renge büründüyse “Rojava” yani “batı Kürdistan” ne?!

 

HÂLÂ NİYE KULLANILIYOR?

Sözde entegrasyon sürecinden bazı kareleri de aktaralım.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir heyet, Kamışlı uluslararası havalimanının geleceğini ve yönetim biçimini görüşmek üzere buraya gitti.

Görüşmelerden sonra havalimanının güvenliğinin, “Rojava güçleri” tarafından sağlanmaya devam edeceği, Suriye’nin ise burada sadece bir koordinasyon ofisi açacağı belirtildi.

Yine Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet Haseke’de YPG/SDG’nin temsilcileriyle buluştuğunda SDG’den yapılan açıklamada;

“güçlerimizin komutanlığı Suriye Hükümeti Savunma Bakanlığı heyetini kabul etmiştir.” denildi.

Görüşmede; “anlaşma maddelerinin hayata geçirilmesi için bir zaman çizelgesi belirlendiği” bildirilirken de “SDG’nin Haseke’deki ağır silahlarını çekmeye başladığı” kaydedildi.

Madem anlaşma tamam, bu ağır silahlar neden teslim edilmiyor da çekiliyor ve dahi nereye çekiliyor?

Asıl dikkat çekmek istediğimiz ise bu görüşmedeki Suriye bayrağının yanına sözde “Rojava” haritasının olduğu YPG/SDG bezinin konması.

En önce bunların ortadan kaldırılması gerekirken bu nasıl bir fesih ki, adamlar haritalarını ve bezlerini kullanmaya devam ediyor?

 

100’Ü GİTTİ KALDI 1900’Ü

Tam 1 yıl önceydi; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, YPG’ye Amerikalılar üzerinden “uluslararası terörist savaşçı niteliği taşıyan, Türkiye’den, İran’dan ve Irak’tan gelmiş olanların Suriye’yi behemehâl terk etmeleri gerektiği” yönünde ültimatom verdiklerini söyledi.

Bir başka açıklamasında da şunları kaydetti:

“Yeni yönetim, tıpkı diğer silahlı gruplara yapıldığı gibi YPG’ye de silahları bırakması için çağrıda bulunuyor… YPG’nin silahlarından vazgeçmiyorum demesi kabul edilebilir bir durum değil. Bu şu anda Suriye’nin kendisi için bir problem. Türkiye’yle ilgili problemli kısma gelince; YPG, PKK’nın bir uzantısı. Türkiye’den, Irak’tan, İran’dan ve Avrupa’dan 2.000’den fazla PKK’lı mensup, uluslararası terörist, yabancı savaşçı PKK’nın saflarında, YPG saflarında SDG dediğimiz yapıyı yönetiyor. Şimdi bu aslında uluslararası kamuoyundan saklanan bir şey. Uluslararası kamuoyunun önüne Mazlum Abdi’yi çıkartıyorlar. Bu adam aslında PKK’nın bir alt organının yöneticisi. Bunun üstünde Suriye’de PKK yöneticileri var. Sabri Ok var, Fehman Hüseyin var. Birisi siyasi konulara bakıyor,

birisi askeri konulara bakıyor, PKK yöneticileri. Ferhat Abdi Şahin’in bunların izni olmadan herhangi bir karar vermesi, adım atması mümkün değil. Dolayısıyla Suriye’de yeni dönemde bir terör örgütünün bu şekilde faaliyet gösteriyor olması kabul edilemez.”

Bugüne gelelim; Amerika merkezli Al Monitor, 30 Ocak anlaşmasıyla ilgili yayımladığı bir raporda Barzanilerin etkili rolünü överken, şu iddialarda bulundu:

22 Ocak’taki görüşmelerinde Neçirvan Barzani, Suriye’deki teröristbaşı Mazlum Kobani’ye, “Rojava ve Suriye kökenli olmayan savaşçıların çekilmesinin güven inşası açısından çok önemli bir adım olacağını” iletmiş.

Mazlum Kobani bu adıma onay verince Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın “çok memnun” olduklarını bildirmiş.

Bu da Türkiye’nin “SDG’nin 4 tugayın varlığına yönelik tutumunu yumuşatmasına” yol açmış.

İşte bu anlaşma kapsamında; “Suriyeli olmayan savaşçıların nakil süreci” devam ediyormuş, ancak “toplam sayıları henüz net değil” imiş.

Al Monitor’a göre, en az 100 PKK’lı Barzanistan üzerinden Kandil’e gitmiş.

Anadolu Ajansı’na göre ise aralarında PKK’lılar ile eski rejime bağlı askerlerin bulunduğu yaklaşık 110 kişi, 25 araçlık bir konvoyla Ayn el-Arap’tan Haseke’ye geçmiş.

Londra merkezli El Mecelle dergisi, Suriye’den ayrılan isimler arasında “doktor Bahoz Erdal” kodlu Fehman Hüseyin’in de bulunduğunu bildirirken, yerel haber kaynaklarına göre, “garantör ülkelerin güvenli geçiş taahhüdüne rağmen Bahoz Erdal bölgeden ayrılırken yeraltı tünel ağını kullanmış”.

Enseyi karartmayalım; doğruysa 100-110’u gitmiş, elbet kalan bin 900’üne de bir formül bulunur!..

Hale bakın; Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı ve “Kürtlerin temsilcisi değildir” dediği için normalde yeri Suriye hapishaneleri olması veya Türkiye’ye teslim edilmesi gereken YPG/SDG’nin başı;

sömürge valisi Tom Barrack’la, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot’la, Barzanilerle ve Colani/Şara’yla görüşüp çatır çatır pazarlık yapıyor, kimi adamları elini kolunu sallayarak Kandil’e geçiyor!..

İşte buna da “SDG kendini feshetti, Suriye’ye entegre oluyor” deniyor!..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!