ABD’nin NATO’dan ayrılma ihtimaline karşı harekete geçen Avrupa ülkeleri kapalı kapılar ardında, gizli görüşmelerde bir “B planı” hazırlığına geçti.
Bu “B planı” ise kağıt üzerinde basit, uygulamada ise son derece zor bir konsept: Avrupa ülkeleri “Avrupa NATO’su” için düğmeye bastı.
Kurşunlardan savaş uçaklarına, emir komuta zincirinden lojistik ağlarına kadar ABD sistemleri üzerine kurulu olan NATO, şimdi ABD olmadan yoluna devam etmeye hazırlanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme taleplerinden İran savaşı boyunca aldığı radikal kararlarına uzanan skandallar listesi, 77 yıllık ittifakı dağıtmadı ancak kurucu üye ABD’yi soyutladı.
Zira Fransa, Almanya, Polonya ve İtalya’nın destek verdiği bu girişim mevcut yapının yerini almayı değil ancak ABD’nin çekilmesi durumunda kıtanın güvenliğini sağlamayı hedefliyor.
NASIL “AVRUPA NATO’SU?”
Uzun yıllardır savunmada tek başına hareket etme fikrine karşı çıkan Almanya’nın da desteğiyle “Avrupa NATO’su” planı ivme kazandı.
Avrupalı liderler özellikle Washington’ın savunma desteğini kesmesi veya kuvvetlerini çekmesi ihtimaline karşı Rusya’ya yönelik caydırıcılığı ve nükleer güvenilirliği korumayı amaçlıyor.
Bu strateji NATO içindeki gizli görüşmelerde ve gayriresmi akşam yemeklerinde olgunlaştı. Katılımcılar bu planın mevcut ittifaka rakip olmadığını özellikle vurguluyor.
Amaç Washington’ın desteğini çekmesi halinde bile operasyonel sürekliliği sağlamak olarak tanımlanıyor.
Başkan Trump’ın savunma garantilerini reddetme tehditlerine karşı Avrupa kendi komuta ve kontrol rollerini artırmayı hedefliyor.
Planın temelinde ABD’nin askeri varlıklarını Avrupa’nın öz imkanlarıyla destekleme ve nihayetinde ikame etme arzusu yatıyor.
TRUMP’IN ÖFKESİ DAMLAYARAK SEL OLDU
Avrupa’nın ABD’ye olan güvenindeki derin sarsıntı bu planların hızlanmasındaki en önemli sebep oldu.
Trump’ın Danimarka’dan Grönland’ı alma tehdidi ve Avrupa’nın Amerika’nın İran savaşına destek vermeyi reddetmesiyle yaşanan kriz bu süreci tetikledi.
Trump’ın İran harekatına destek verilmemesi üzerine NATO’dan ayrılma tehdidini “yeniden değerlendirme gerektirmeyecek kadar kesin” olarak nitelemesi bardağı taşıran son damla oldu.
Her ne kadar ittifaktan ayrılmak için kongre onayı gerekse de başkanın başkomutanlık yetkisini kullanarak birlikleri çekme veya yardımı durdurma gücü bulunuyor.
Trump ise Grönland’ın bu süreçte bir dönüm noktası olduğunu bizzat kabul etti. NATO’dan ayrılma tehdidini “Eğer gerçeği bilmek istiyorsanız her şey Grönland ile başladı. Grönland’ı istiyoruz fakat onlar bize vermek istemiyor. Ben de bu durumda tamam o zaman hoşça kalın dedim.”
Polonya Başbakan Yardımcısı Radoslaw Sikorski ise bu açıklamaya sadece “Not ettik” şeklinde karşılık verdi.
ALMANYA SIRTINI DÖNDÜ
Berlin’deki siyasi rota değişikliği ise belirleyici bir an oldu. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından beri savunmada Fransız egemenliği çağrılarına direnen Almanya, Şansölye Friedrich Merz yönetiminde bu tutumunu değiştirdi.
Kapalı kapılar ardında konuşan Şansölye Merz, Trump’ın Ukrayna savaşında kurbanla saldırganı birbirine karıştırdığını ve NATO içindeki değerler bütünlüğünün kaybolduğunu ifade etti.
Şansölye, artık ABD’nin bir müttefik olarak güvenilirliğini yitirdiğini vurguladı ve Avrupa’nın kendi kaderini tayin etmesi gerektiğini savunur oldu.
Merz bu tehlikeli süreci kamuoyu önünde tartışmaya açmak yerine sessizce Avrupa’nın rolünü büyütmeyi seçti.
İdeal senaryoda ABD’nin ittifakta kalması hedeflense de savunmanın büyük kısmının artık Avrupalıların omuzlarında kalacağı gerçeği kabul ediliyor.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da NATO’nun korunması için Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirterek NATO’nun transatlantik kalabilmesi için daha Avrupalı bir yapıya bürünmesi gerektiğini vurguluyor.
Almanya’nın bu adımı İngiltere, Fransa ve Polonya gibi ülkelerin de dahil olduğu geniş bir koalisyonun kapısını açtı.
DEMESİ KOLAY, YAPMASI ZOR
Nitekim ABD’ye göbekten bağlı ittifakın kendisini soyutlaması hiç de kolay bir hedef değil.
NATO’nun tüm mimarisi, lojistikten istihbarata ve en üst askeri komutaya kadar hemen her düzeyde ABD liderliği üzerine inşa edilmiş durumda.
Avrupalılar şimdi Trump’ın uzun süredir talep ettiği bu sorumlulukları üstlenmeye çalışıyor. Genel Sekreter Mark Rutte ittifakın artık daha fazla “Avrupa liderliğinde” olacağını ifade etti.
Ancak bu değişim artık Washington’ın zorlamasıyla değil Trump’ın Avrupa’ya yönelik giderek artan düşmanca tutumu nedeniyle bizzat Avrupalıların inisiyatifiyle gerçekleşiyor.
Grönland krizinden sonra Şansölye Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron Fransız nükleer caydırıcılığının Almanya’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesini tartışmaya başladı.
Avrupa NATO’sunun dönüşümünün mimarları Batı’dayken, temel taşları Rusya’yla olan sınırda, ittifakın Doğu’sunda yer alıyor.
Bu tehdit üzerine Stubb doğrudan Trump ile görüşerek Avrupa’nın savunmasını güçlendirme planları hakkında bilgi verdi.
İTTİFAKIN TEMELİ DOĞUDA
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb bu sürecin en aktif aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Trump ile yakın ilişkisini koruyabilen liderlerden olan Stubb bu dönüşümü kontrollü bir süreç olarak tanımladı.
Stubb bu geçişle ilgili “Yükün Amerika’dan Avrupa’ya kayması süreci devam ediyor ve bu durum ABD savunma stratejisinin bir parçası olarak sürecektir. En önemli mesele bu değişimin gerçekleşmekte olduğunu anlamak ve ABD’nin aniden çekilmesi yerine bu süreci kontrollü ve yönetilebilir bir şekilde yürütmektir” açıklamasını yaptı.
İsveç’in Almanya Büyükelçisi Veronika Wand-Danielsson bu durumu “NATO içinde bir gönüllüler koalisyonu kurarak boşlukları doldurmak üzere önlem alıyoruz” şeklinde açıkladı.
Avrupa NATO’su için şart olacak bir başka ülke ise, Türkiye. İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye Karadeniz üzerinden Rusya’ya komşu. Boğazlar ise Akdeniz ile Rusya’yı ayıran yegane stratejik nokta.
Ancak sahada hala büyük eksiklikler mevcut. Hava savunmasından lojistik ağlara kadar pek çok alanda Amerikan subaylarının yerini kimin alacağı belirsizliğini koruyor.
Stubb ayrıca zorunlu askerlik sisteminin de bu planın başarısı için kritik olduğunu ve ulusal birlik için en iyi yolun bu olduğunu savunuyor.