Nazım Peker’e ait bu metin, siyasi partilerden ayrılan figürlerin yarattığı etik tartışmaları ve siyasi sadakat kavramını eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, istifa eden bireylerden ziyade, bu kişilere en başta itibar gösteren ve makam veren parti yönetimlerini suçlamaktadır. Temel vurgu, şahsi menfaatlerin ve mevkilerin ötesinde, vatanseverlik ve ilkeli duruşun her türlü siyasi oluşumun merkezinde yer alması gerektiğidir. Metne göre, kendi partisine ihanet edenlerin gittikleri yeni yerlerde de benzer davranışlar sergileyeceği savunularak karakter ve dürüstlük ön plana çıkarılmaktadır. Sonuç olarak yazar, siyasi partilerin geçici devşirme isimler yerine, samimi ve liyakat sahibi yüzlerle yola devam etmelerini tavsiye etmektedir.
Çok içten ve samimi olarak söylüyorum. Ne CHP’den ne İyi Parti’den ne YRP’den istifa edenlere kızmıyorum.
Ne umurumda ne de torunumun şeyinde.
Benim kızdığım
Bu tiplerin, geçicide olsa bu partilerde olmaları, partililerce hem tabanda, hem tavanda itibar görmeleri, listelere alınmaları ve seçtirilmeleri.
Yoksa gitmelerinin hiçbir önemi de ederi de yok.
Başlarım belediyesine,
Makamına,
Koltuğuna.
Mevkilerin hiçbir önemi yok. Beni bilenler bilir, böyle şeylere nokta kadar önem vermem.
Hep aşağılarım.
Bence programına bakıp, benimsediğim bir partimin önemi kadar, bu makamların önemi ne olabilir ki?
Benim için en değerli parti, Türkü ve Türklüğü yüce tutan, bu mübarek yurdun ve bu asil ve erdemli ulusun kalkınmasını öne alan partidir.

Ülkemi severim,
Bayrağımı severim,
16 imparatorluk, yüzlerce devlet kurmuş, asil milletimi ve onun dini değerlerini severim.
Bu coğrafyayı bize vatan yapmış, laik, sosyal ve demokrat Türkiye’yi kurmuş Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarını severim, sayarım.
Tanıyanlar bilir. Bu konuda aldığım övgüler kadar eleştiri ve yergilerde var.
Ama ben doğru bildiğim bu yolda yürümeye, yazmaya, söylemeye devam ederim ve edeceğim.
Benim için o parti, bu parti değil; “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” özdeyişi yol haritam, ilkem ve hedefimdir.
Partilerinin oyları ile seçilip, sonra istifa edip, gittiği partiye her türlü kötü lafı söyleyip sonra oraya gidenlerin kişiliğine şaşarım.
Geldiği yere ihanet eden, durduğu yere de ihanet eder. Akrebin fıtratı sokmaktır.
Bu tiplere üzülmem. Bu, bir karakter meselesidir. Partisine ve seçmenine ihanet eden, günü gelince bulunduğu yere de ihanet eder.
Rahmetli O. Bölükbaşı’nın, “İlk kocasına ihanet eden kadının, ikinci kocasına da ihanet etmeyeceğinin garantisi nedir” sözünü unutmayalım.
Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra; “Yolsuzluğu vardı, hırsızdı” gibi suçlamaların hiçbir değeri de ederi de yoktur.
Madem öyleydi, madem hırsızdı, madem yolsuzluklar yapmıştı da neden partinizde tuttunuz, neden bir işlem yapmadınız?
Değil mi ama?
Buna en basit tabirle, “tencere dibin kara, benimkisi senden de kara” denir.
Tavsiyem şudur. Partinize gerçekten değer katan insanlar dururken devşirmelerle yol alırsanız; gün olur, başkalarınca da devşirilirler.
Diyorum ki, gidenlerle uğraşmayın. Yeni ufuklara; yeni ve samimi yüzlerle devam edin.
İnsan hiç dışkıyla uğraşır mı?
Esen kalınız.
NOT: Madalyonun bir de öbür yüzüne bakmak gerek: Özlem Çerçioğlu CHP’de kalsaydı, yeri neresiydi şimdi?