Bu anlatı, kişisel hırs ve iktidar tutkusunun bir aileyi ve toplumu nasıl felakete sürükleyebileceğini anlatan ibretlik bir halk hikâyesidir. Yenge Hatun olarak bilinen bencil bir kadının, eşinin nüfuzunu kullanarak önce aile mirasına el koyması ve ardından entrikalarla eyalet yönetimini ele geçirme süreci işlenmektedir. Kendi çocuklarına ve akrabalarına karşı bile zalimleşen bu kadının yönetimi, bir darbe teşebbüsü ve ihanet planıyla doruğa ulaşsa da sonunda kendi oğlu ve sadık figürler tarafından durdurulur. Hikâye, adaletin yerini bulmasıyla sonuçlanırken, aşırı ihtirasın insanı nasıl yalnızlığa ve hüsrana uğrattığına dair evrensel bir ders niteliği taşır. Sonuç olarak, kötücül bir otoritenin yıkılışı ve yerine halkın güvenini kazanan dürüst yöneticilerin gelişiyle toplumsal huzurun yeniden tesis edilişi vurgulanır.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde bencil egosu tavan, övünmeye bayılan, nispet yapmada üstüne olmayan bir kadın yaşarmış. Genç yaşlarda uzak bir diyarda şehrin zenginlerinden birinin en büyük oğluyla evlenmiş. Onunla üç beş diyar dolaşmış. Şehre her geldiğinde şatafatlı bir şekilde gelir, kocasının ne kadar akrabası varsa çatlatırmış. Kaynanasını sevmediğini her fırsatta söyler, kocasının ailesinden kimseyi takmaz, saygı duymaz, dikkate bile almazmış. Kocasının ailesinin en büyüğü olması avantajını tepe tepe kullanıyor derlermiş. Kocasının kız kardeşlerinden üç tanesi ondan büyükmüş, biri onunla emsal diğer ikisi küçükmüş. Kocasının erkek kardeşlerinden biri ondan büyük diğeri küçükmüş. Kadın kavgacı, kindar ve olayları büyüten de bir özelliğe sahipmiş. Yabancı bir diyardan da geldiği için ailede ve sülalede herkes ona “yenge” dermiş. Bir süre sonra şehirde de yenge olarak anılmaya başlamış. Beş de çocuğu varmış.
Kayınpeder sert bir adam olsa da en büyük oğlu işlerinin varisi olunca onu hoş tutar, gelinin sivri çıkışlarını görmezden gelirmiş. Kayınpeder kervanla Payitaht’a giderken, anlatılanlara göre bir kervan baskınında hayatını kaybetmiş. Çok arazisi, dükkânı, evi, konağı varmış. Kadının kocası toplamış kardeşlerini, “babamın varisi benim” demiş, “şu vesikaya atın bir imza, hakkınızı bana devredin”. Kardeşler, “yenge” demişler, “sen neden susarsın, bizler de bu adamın evlatları değil miyiz?”. Yenge, “ben bilmem ağabeyiniz bilir” demiş. “Bu ailenin ağası da o Beyi de”.
Büyük kızların kocaları, Kadı’ya varmışlar. Kadı, memleketin yasasına göre, ölen adamın neyi var neyi yok, kardeşler arasında paylaştırmış. “Kim bu paylaşmanın aksine hareket ederse zindanı boylar”. “Özellikle sana derim ailenin yengesi” demiş, “görürüm ki yangına körükle gitmeye kalkmışsın”. “Senin oturduğun sokaktaki kadınlar ve kızlar dahi huzuruma şikâyete geldi”. Şehir kim ne dedi, kim kimin aleyhinde ne gibi şeylere el attı diye aylarca konuşmuş.
Kocaları başka şehirlerde olanlar bir süre sonra şehirden ayrılmışlar. En büyük ağabey önce erkek kardeşlerini hedef almış. Onların elinde ne varsa bir şekilde ellerinden almış, kardeşlerini yanında çalıştırmaya başlamış. Şehrin Beyi, “bu işten gel vazgeç” demiş, “yarın başın hem çok ağrır hem de ah edilmiş mülkün sana bir hayrı olmaz”. Büyük kardeş, Beyin karşısında tek bir kelam etmemiş. Karısı ertesi günden itibaren, “ben” demiş, “bundan böyle Yenge Hatun’um”. “Bu böyle biline ve herkes durumunu ona göre ayar ede”.
Gözü bir türlü doymayan, hırsına sürekli yenilen büyük kardeş, “hatunum” demiş, “baba mülküne sahip olduk olmasına amma yeğenlerim bana diş biliyor”. “Hele Okçu diye biri var içlerinde. Uçarı kaçarı vuran biri. Benim bu şehre Bey olmam lazım“. Karısı, “Vezir” demiş, “teyzem oğlu olur. Gel bu gece kimseye haber etmeden çıkıp gidelim Payitaht’a”. Yenge, büyük kızını çağırmış, “kardeşlerin” demiş “sana emanet. Soru sorma, meraklı olma, kimseye bir şey belli etme”.
Büyük kardeş ve karısı on gün kadar sonra Payitaht’a varmışlar. Kadın, Vezirin konağına varmış kocasıyla. “Vezir ağabeyim” demiş, “bu benim kocam olur. Şehrin en zengin adamı. Bir maruzatımız var”. Vezir, “teyzem kızı” demiş, “seni severim”. “Sen bana birçok konuda yardımcı oldun. Sultanımız bazı beyleri değiştirecek, sizin şehir de var kafasında. Tam zamanında geldiniz diyebilirim“.
Vezir Sultan’a çıkmış, durumu izah edip ricada bulunmuş. “Kefili benim” demiş. Sultan, “Vezirim” demiş, “beyliğe aday gösterdiğin adamı ve karısını gördüm. Beyliği kocası değil kadın yapacak diye endişe ederim”. “Seni kırmam. Düşündüklerim zuhur ederse, Beyi görevinden alırım. Beyliği karıştırmaya kalkan kadını da memleketimden sürerim, bunu da böyle bilesin. Razı mısın?”. Vezir “razıyım Sultanım” demiş. “Ben teyze kızına gerekeni söylerim”. Vezir, Beylik beratıyla Sultanın huzurundan çıkmış.

“Teyze kızı” demiş, “gözün aydın olsun. Artık şehrin yeni Beyi senin kocan. Yalnız, kocanın hiçbir işine müdahil olmayacaksın“. “Sultanın memleketin her tarafında gözleri var. Özellikle şehre girdiğiniz andan itibaren seni takibe alacaklar”. Kadın “ben” demiş, “Bey Hatunu olmadım mı ağabey?”. Vezir “bildiğini yine yap” demiş, “ancak her ne yaparsan yap, senden bilinmesin”. “Ben seni iyi tanırım. Sen bu işleri tereyağından kıl çeker gibi halledebilecek birisin. Çağır şu kocanı da Beylik beratını vereyim”.
Kadın derin düşünceler içinde iç odaların birinde düşünüp duran kocasına “Beyim” demiş, “müjdemi isterim. Bey oldun.”. “Vezir ağabeyim seni bekler”. Karı koca varmışlar, Vezirin elini öpmüşler. Vezir neler yapması gerektiğini anlattıktan sonra; “Bey” demiş, “karın her ne kadar Bey Hatunu da olsa, işlerine karışmayacak. Gereken ne varsa ona söyledim”. “Doğru düzgün hareket ettiğiniz sürece yanınızdayım”. Şehre geldiklerinde onlardan önce şehrin haberi olmuş. Eski Bey, bir başka şehre gitmiş.
Beyin kardeşleri, “eyvah” demişler, “ağabeyimize baba mirası yetmedi, şimdi şehri talan edecek. Yanındaki yengemiz ondan da hırslı”. Ne Beyin akrabalarının ne de şehirdeki ahalinin beklentisi gibi olmamış. Bey, mülklerinin idaresini kardeşleri arasında bölüştürmüş. En çekindiği yeğeni Okçu’yu çağırmış. “Okçu” demiş, “Beyliğimin okçu birliğinin başı sensin”. “Şehrin savunulması ve asayişi mevzularında muhafız başına bağlı olarak çalışacaksın”. Okçu sadece bir an tereddütten sonra “olur” demiş. Bey, “neden tereddüt ettin?” deyince, “Beyim” demiş, “böyle bir görevi doğrusu beklemiyordum”.
Bey kendince dengeleri hale yola koyduğunu düşünse de beyliğin işlerine karışamayan ve bunu bir türlü kabullenemeyen Bey Hatunu, ahalinin yaklaşımıyla Yenge Hatun, Bey Payitaht’a giderken ona bir tuzak kurmuş. Niyeti Beyin ölmesi değilmiş. Bey baskından kurtulmak isterken attan düşmüş ve ölmüş. Şehre yeni bir Bey gelene kadar, görev vekaleten Yenge Hatun’a kalmış.
Yenge Hatun bir anda beklediği fırsatı eline geçirmiş. Önce kocasının kardeşlerine dağıttığı ne varsa, “çocuklarımın hakkı” diye hepsini geri almış. İtiraz edeni şehirden sürmüş. Kendine kılıç çekeni zindana attırmış. Beyin, Yenge Hatun’dan olma en büyük oğlu yirmi yaşlarında bir gençmiş. “Anam” demiş, “bu senin yaptığın doğru değildir”. “Babam zalim bir adamdı. Görüyorum ki sen ondan çok daha zalimsin. Ne öfken diniyor ne nefretin”. Yenge Hatun, “yetki benim” demiş. “Bana akıl öğretmeye kalkma. Haddini aşma. Sürülmek istemiyorsan işime karışma”.
Delikanlı, Okçu’yu bulmuş. “Okçu” demiş, “sen baba tarafındansın. Ne oldu babama?”. Okçu “ben” demiş, “Bey’le gitmek istedim. Yenge Hatun ‘sen burada lazımsın’ dedi. Beni şehirde bıraktı”. “Ancak Beyin ölümü sıradan bir baskın hadisesi değil”. “Sizin aile içinde yaşanan bir iktidar mücadelesi. Baban hem zorbaydı hem de zalim. Yenge Hatun ise ondan çok daha beteri”. “Vezir akrabasının adamları şehrin her tarafındalar. Yenge Hatun’a biri bir yanlış yapsa, karşı çıksa, kellesini oracıkta alacak adamlar bunlar”. “Amcam, ailesinde bir tek seni severim. Sana da bir şey olsun istemem”.
Delikanlı “Okçu” demiş, “anam istemez amma, ben kız kardeşinle evlenmeyi düşünürüm. O da beni sever”. “Anam bana Vezir ağabeyinin kızını düşünür”. Okçu, “Bey oğlu” demiş, “senin iş zor”. “Doğrudur bacım seni sever, sevmesine de, bu işin yolu, bu şehrin dışında bir yerde evlenmeniz”. “Lakin Yenge Hatun ne bacımı ne de ben ve ailemi yaşatır. Ona göre düşün”. “Ben her şeyi göze aldım dersen o başka. Yiğit adamsın. İyi kılıç kullanırsın. Benim kadar iyi ok atarsın. Mertsin, doğrusun amma velakin Yenge Hatun gibi bir anaya sahipsin”. Bey oğlu işin içinden çıkamayınca atmış kendini şehirden dışarı.
Birkaç saat at sürdükten sonra bir hana gelmiş. Girmiş handan içeri. Hancı, “seni bildim Bey oğlu” demiş. “Baban attan düşmüş ölmüş, anan onun yerine beylik makamına oturmuş derler, doğru mu?”. Bey oğlu “doğru Hancı Baba” demiş. Hancı “gel” demiş, “Şehzademiz burada. Seninle tanıştırayım.”. Şehzade, “vay Bey oğlu” demiş, “seninle sırt sırta verip az savaşmadık”. Bey oğlu diz çökmüş, “emrindeyim Şehzadem” demiş. Şehzade “gel bakalım otur karşıma” demiş, “anlat hele derdin ne? Senin derdin benim derdim say”.
Bey oğlu, “Şehzadem” demiş, gönül meselesi dahil her şeyi anlatmış. “Uygun görürsen senin yanında olmak isterim. Yenge Hatun beni eline geçirdiği an Vezirin kızıyla evlendirecek”. Şehzade, “Okçu” demiş, “bana bağlıdır”. “Ona haber gönderdim, bacısını alıp buraya gelecek”. Okçu ve bacısı geldiklerinde Şehzade, Bey oğluyla Okçu’nun bacısını evlendirmiş. “Okçu” demiş, “bu işten haberin yok, buraya hiç gelmedin. Beni de görmedin. Çünkü Vezir yanında kızıyla şehre doğru yola çıktı”. “Onlardan önce şehirde ol ki karşılama heyetinin içinde bulun”.
Şehzade, Bey oğlu ve karısı ayrılmışlar handan. Nereye gitmişler, nereye varmışlar, bilen yokmuş. Sultan, “Şehzadem” demiş, “memleketimde kimin ne derdi var o müşkülleri çözmek adına bir heyetle dolaşıyor” diye açıklamış mevzuyu. Yenge Sultan, Vezir’e “ağabeyim” demiş, “oğlumla aram çok iyi değildi, kim bilir nerede?”. Vezir, “gideceği tek bir adres var” demiş, “Şehzadenin yanı”. “Şehzadenin yanında kim var, Sultan dahi bilmez”. Vezir gittikten sonra, Yenge Sultan Okçu’yu çağırmış.
“Okçu” demiş, “bacın şehirde yok. Anladığım kadarıyla oğlum aldı götürdü onu. Senin de mahcubiyetinden konuşamadığını anlattılar”. Okçu, “doğru Yenge Hatun” demiş, “olan olmuş, dilersen memleketin altını üstüne getirip arayabilirim”. Yenge Hatun, “Şehzadeyle karşı karşıya gelmek istemem” demiş. “Sen de ben de bu evliliği sineye çekeceğiz, lakin şimdilik”. Aradan birkaç sene geçmiş.
Yenge Hatun beylik makamında neredeyse kalıcı olmuş. Şehri aynı bir mengene gibi sıkmaya, insanları bunaltmaya başlamış. Payitaht ara ara “yapma etme, ileriye gitme” diye müdahalelerde bulunmasa şehir cehennemi yaşayacakmış. Yenge Hatun, “ben” diyormuş, “bu memleketin tek kadın Beyiyim”. Ancak kendisine yapılan müdahalelerden de fazlasıyla rahatsızmış.
Bir gün Vezir’den bir haber gelmiş. Yenge Hatun, Sultanın bütün adamlarını eliyle koymuş gibi yakalatıp zindana atmış. Şehirde kendine baş kaldıran, kafa tutan, saymayan kim varsa onları da zindana göndermiş. Sabaha karşı, zindanın açıldığı geçidin kapılarını açtırıp, zindandan kaçmaya çalışan kim varsa hepsini ortadan kaldırmış. Yakın adamlarını çağırtmış. “Okçu” demiş, “sen dışarıda bekle. Gel demeden de gelme”.
Okçu dışarı çıkınca, “Payitaht’ta” demiş, “isyan çıktı”. “Şehzade memleketin en uzak ucunda. Payitaht’a gelmesi günler sürer. Şehir bizim”. “Şehirde kimin nesi var nesi yok, hepsini alacağız ve şehri terk edeceğiz”. Ertesi gün öğleye doğru Yenge Hatun, bir anda karşısında oğlunu ve Okçu’yu bulmuş. Bey oğlu, “buraya kadar ana” demiş. “Bütün bir gece adamların şehri soymaya kalktı. Başaramadılar. Sen de payını alıp gidecektin. Senin yanında olan kardeşlerimi zindana attım”.
“Vezir ağabeyin Şehzadeyi öldürmeye kalktı. Şehzade Veziri ve destekçilerini ortadan kaldırdı. Anlayacağın destekçin kalmadı. Seni Şehzadeye teslim edeceğim”. “Sultan ağır yaralı. Senin hakkında hükmü yaşarsa Sultan, yaşamazsa Şehzade verecek”. Anlatırlar ki; Yenge Hatun, sadece beylik makamına olan tutkusunun kurbanı olarak, oğlu tarafından Şehzadeye teslim edilmiş. Ağır yaralı Sultanın ölümünden sonra tahta geçip Sultan olan Şehzade, Yenge Hatun’u zindana atmış.
Yenge Hatun, bir hafta dolmadan kahrından zindanda ölmüş. Sultan o şehre Bey oğlu’nu Bey olarak görevlendirmiş, Okçu’yu da onun danışmanlığına getirmiş. Baskıdan, korkudan sinen, güvenini toparlayamayan ahali için, Bey oğlu onlardan alınan ne varsa hepsini iade etmiş, bütün vergileri kaldırmış. Sultan, “Bey oğlu” demiş, “sen benim yanıma geliyorsun, o şehrin yeni Beyi Okçu”.
Okçu Bey olunca şehir derin bir nefes almış. “Beyim” demişler, “Bey oğlu iyi biri amma, anasını ve babasını gördükten sonra ona bir türlü ısınamadık”. Bey oğlu, Sultanın yanında ölünceye kadar memleket için çalışmış. Okçu ise açgözlü akrabalarının hiçbirine yüz vermemesiyle bilinmiş ve tanınmış. Oğulları şehirde Bey olmaya devam etmişler.
Yenge Hatun hikayesi de hırsın aklın önüne nasıl geçtiğinin bir hikayesi olarak anlatılmış. Şehir şehre, Yenge Hatun Yenge Hatun’a, Bey Bey’e, Vezir Vezir’e, Bey oğlu Bey oğlu’na, Okçu Okçu’ya, Vezir kızı Vezir kızına, Sultan Sultan’a, Şehzade Şehzade’ye, Hancı Hancı’ya, akraba akrabaya, kardeş kardeşe, evlat evlada, ahali ahaliye benzer. Bir kıssadır anlatılan; her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…