Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sokağın Kalbi Kırık

Sokağın Kalbi Kırık

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın bu köşe yazısı, toplumsal yapının temel taşı olan sokak kavramı üzerinden güncel ekonomik ve sosyal sıkıntıları dokunaklı bir dille ele almaktadır. Yazar, bir zamanlar güven ve dayanışmanın simgesi olan sokakların, günümüzde yoksulluk, hayat pahalılığı ve yalnızlık nedeniyle ruhunu kaybettiğini savunmaktadır. Maddi imkansızlıklar ve ağır geçim dertleri altında ezilen insanların artık gülümsemeyi unuttuğu, sokakların ise eski neşesini kaybederek birer çaresizlik çıkmazına dönüştüğü vurgulanmaktadır. Metinde, toplumun aynası olarak nitelendirilen sokakların artık “kalbi kırık” ve mahzun bir halde olduğu ifade edilerek, insani değerlerin yerini geçim kaygısının aldığına dikkat çekilmektedir. Sonuç olarak eser, hem bireylerin hem de sokağın içinde bulunduğu bu toplumsal çöküşü ve hissedilen derin mutsuzluğu sarsıcı bir gözlemle gözler önüne sermektedir

 

Sokak memlekete açılır, memlekete çıkar.

Sokağa bakan memleketi görür.

Sokağın kalbi kırık…

O sokak ki…

Kale gibiydi, sırtınızı yaslayacağınız yüce bir dağ, sevgiyle açılan bir kapıydı.

Bugün mahzun, bugün boynu bükük, bugün garip

Sokağın hali meydanda…

Sokaklar nefes alamayan insanlarla dolu…

Ekonominin nabzını sokakta tutarsınız tutmasına da…

Sokak sıkıntılı… Sokak efkârlı… Sokak rüzgârlı

Sokak kasvetli… Sokak karamsar… Sokak dalgın… Sokak alıngan

Sokağın bir adım ötesi Pazar

Pazarla sokak arasında engebeler var, tümsekler var, hatta hendekler…

Pazar; açmazı, çıkmazı, varılması zor ve imkansızı sokağın.

Çıkmazın içinde hayati çıkmazların var olduğu bir yer artık sokak.

O sokakta yaşayanların yüzlerine baktınız mı hiç?

Geçtik gülmekten, gülümsemeyi unuttu insanlar, hatta küçücük bir tebessümü bile…

Sokakta ayakta kalmaya çalışan, ayakta durmak için savaşan insanların mutsuzluk gibi bir handikapları var.

*****

Sokak memleketin aynası.

Sokağa bakmak için… Sokağı görmek için… Sokağı hissetmek için… Sokakta olmak lazım.

Bakılmazsa, görülmezse, hissedilmezse çıkmaza düşer sokak.

Çıkmaza düşen sokak, çıkmaz sokak olur.

Çıkmaz denen bataklığın içine bir battı mı, o battığı yerde kaybolur.

Bir zamanlar o sokaklar hatıralarımızın var olduğu, kalbimizin bir başka çarptığı, hepimizin sokağı diye sahiplenildiği, komşuların akrabadan çok daha yakın olduğu, bir şey olduğunda ilk önce komşunun komşuya koştuğu yerlerdi.

O eski sokakların ne kadarı ayakta kaldı?

Ne kadarı yaşıyor?

Ne kadarı yaşatılıyor?

Cevabı belki de hiç verilemeyecek bir soru…

Sokağın kalbi kimin için çarpar bilir misiniz?

Çaresizler için, yoksullar için, sokakta kalanlar için, sokağa terk edilenler için, hasılı o sokakta kim var kim yok herkes için…

Evvela o sokakta yaşayanlar fark ettiler o kalbi…

Sokağı her yönüyle sevdiler, benimsediler, kaldılar, bir türlü bir başka bir yere gidemediler.

O kalp sıcacıktı, samimiydi, içtendi, yalansızdı, riyasızdı

O nazenin kalp, uzun zamandan beri kırık

Onun kırgınlığı bir zamanlar o sokağa gelenlere… O sokakla ilgilenenlere…

Şimdi ise aramayanlara, sormayanlara, sokağı unutanlara

*****

Kendini yalnız hisseden, sahipsiz hisseden, elinden tutulmayan, hali sorulmayan, kapısı çalınmayan insanlar ne yapar?

Bu sendrom altından kalkılacak bir sendrom değil.

Sokak yaralı, bahtı karalı, derdi sıradağlar gibi sıralı…

Yakasına küskün insanlar yoktu bu sokaklarda, varsa da tek tüktü…

Bu insanları ve sokağı hayata kim küstürdü?

Sokak anormal üstü ekonomik göstergeler sonrasında felç

Bir zamanlar her sokak şen şakraktı.

Kendi kendine yetebilen, borcunun harcının sıkıntısının üstesinden gelebilen insanların var olduğu mekanlardı.

Sokak aynı sokak…

İnsanlar aynı insanlar…

Lakin tencere boş

Cep delik cepken delik

Alınan maaşların yok hiçbir şeye yetesi…

Yok ki daha ötesi…

*****

Sokaktaki hanelerin kapıları bile, hüzünle gıcırdayarak açılıyor.

Sokak is, sokak sis, sokak duman…

Sanırsınız sokaklara güneş doğmuyor

Sanırsınız sabah olmuyor…

Duvarların üstüne üstüne geldiğini gören kendini nereye atacak?

Sokağa…

Kendini sokağa atan ilk önce nereye varacak?

Kahveye…

Diyeceksiniz ki, o eskidendi…

Keşke birer kahve içebilseydi, dertleşebilseydi insanlar eşiyle dostuyla…

Kahve yanına yaklaşılmaz fiyatlara ulaşalı çok oldu.

Çayın bile dışarıda içilebilecek hali kalmadı.

Çay simit muhabbetini ise ne siz sorun ne biz söyleyelim.

*****

Sokağın neden boynu bu kadar bükük diyenler, sokağa bu boynu büküklüğü sormadan geçiyorlar.

Ne yapsın sokak?

Ne yapsın o sokakta oldukça uzun bir süredir yaşayanlar?

O sokakta yaşlananlar.

Hayat denen hoyrat heyula sokağın ortasından sesleniyor.

Kira diyor…

Doğalgaz diyor.

Elektrik diyor, su diyor…

Harcını borcunu, vergini ödemezsen şöyle olur, böyle olur diyor.

İnsanlar evlerinden sokağa adım bile atamıyor.

Uçan kuşa borçlu sokaktakiler.

Kredi kartı ayrı dert…

Elden borçlar ayrı dert…

Bugüne kadar zor şer döndürdükleri borç trafiği, “çabalama Kaptan ben gidemem” sınırına geldi dayandı.

*****

Hani şair, “Çamlıbel’den çıktım yayan, dayan ha dizlerim dayan…” demiş ya…

Bizler de evden sokağa çıktık yayan; dizler tutmaz, gözler görmez, dayandığımız baston bizi nereye kadar taşırsa.

Manavın, bakkalın önündeki tabureler, belediyenin küçük parkının bankları da olmasa, işimiz kül…

Bir dönem Uğur Aslan’ın meşhur ettiği, “Karagümrük yanıyor” şiirinin bir dizesi şöyle diyordu: “Karagümrük yanıyor, herkes benden biliyor.”

Döndük geldik oraya…

Sokak yanıyor, nedense herkes sokaktakilerden biliyor.

Ne demişti rahmetli Barış Manço…

“Ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına…”

Ah… Barış Manço ah…

Ağladıklarımızdan çok daha fazla içimize attıklarımız var

O içimize attıklarımız var ya…

Kalp oldu, tansiyon oldu, aklınıza ne kadar kronik rahatsızlık geliyorsa her birinden üçer beşer oldu.

Evlerimiz eczaneye döndü, dengemiz şaşsa ambulans kapımızda…

Her gün kaçar hap içtiğimizi bir biz biliriz bir de Allah…

*****

Her sokakta yaprak dökümleri arttı.

Sokakların var olan adlarını değiştirdik.

Kadersiz sokak dedik, umudu yok sokağı dedik, güneş doğmaz sokağı dedik, kimse gelmez sokağı dedik, kimse bilmez sokağı dedik, emekli çıkmazı dedik…

Dedik de dedik…

Sokak ise baktı ki, derdine derman olan yok, dinleyen yok, soru sormasın diye kenarından geçen yok…

Kendi söyledi, kendi dinledi…

Sızlandı, inim inim inledi…

Görün halimi artık dedi, duyun beni dedi…

Mutlaka birileri görür duyar, koşar gelir diye çok ama çok bekledi.

Sonunda sokağın da kalbi tekledi.

Sokakların eli kalplerinde…

Ne diyor doktorlarımız?

Heyecan yok, stres yok, kafayı bir şeylere takmak yok.

Yok amma… Sokakta bu saydıklarınızdan kıyamet gibi

Başta enflasyon, sonra rakamlar, sonra zamlar, sonra sürekli güncellenen fiyatlar.

Sokakta tezat pek çok, her biri ayrı bir bilmece…

Sokağın kalbi kırık, bizim kalbimiz kırık; kalakaldık öylece…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!