Erol Sunat’ın bu yazısı, toplumun kıyamet kavramına yüklediği farklı anlamları ve bu kelimenin arkasına sığınan ikiyüzlü tavırları eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, dünyayı sarsacağı iddia edilen asılsız kehanetler ile mikrofon başında “konuşursam yer yerinden oynar” diyerek boş tehditler savuranların yarattığı suni gündemleri sorgular. Metne göre gerçek yıkım, Ortadoğu’da yaşanan insani trajedilere karşı sergilenen sessizlikte ve dar gelirlinin belini büken ekonomik buhranlarda gizlidir. Toplumun bir kesimi sefalet ve geçim derdiyle boğuşurken, diğer kesimin bencilce bir servet biriktirme hırsıyla hareket etmesi asıl toplumsal çöküş olarak betimlenir. Sonuç olarak eser, insanın kendi eliyle hazırladığı ahlaki ve vicdani yozlaşmayı gerçek kıyamet olarak nitelendirerek okuyucuyu derin bir muhasebeye davet eder.
Kıyamet tellallarının neredeyse üzerine yemin edeceği öngörüler yaşadı dünyamız.
Kendi yarattığımız, senaryosunu kaleme aldığımız kıyamet senaryoları, ayrı bir edebiyat dalının doğmasına sebep oldu.
Kıyamet kopması üzerine söylenebilecek çok şey söyledik…
Hani çok laf yalansız olmaz derler ya…
Yalanlarımız ortaya çıktı…
Yanılma rekorları kırıldı. Yalandan kim ölmüş benzeri cümleler tavan yaptı. Kahinlik kendini güncelledi, değişik ve modern isimler ve sıfatlar edinerek kıyamet tahminlerinde bulunmaya ve kıyameti koparmaya devam ediyor.
Bazılarımıza göre gelir kapısı oldu çıktı kıyamet konusu.
Kıyamet kopacak mı?
Ne zaman kopar?
Bitmedi laflar, bitmedi senaryolar.
Yalancıya Merkür mü çarpar, yoksa Jüpiter mi? Yoksa kuyruklu yıldız çarpması yeter mi?
*****
Ne demiş Nasreddin Hoca?
Hatun ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet…
İkisi de sizlere ömür…
Kopmuş mu kıyamet?
Kopmamış…
2012 yılının 21 Aralık günü Maya takvimine göre kıyamet kopacak diyenler Şirince’de buluşmuşlardı. Kıyamet çorbası içtiler, cennet kebabı yediler. Şirince dünyanın en emin yerlerinde biri dediler…
Ne oldu koptu mu kıyamet?
Kopmadı.
Kopmadı amma…
İnsanoğlu her fırsatta kıyameti kopardı…
Bağırdı, çağırdı, saldırdı.
Şımardı, yükseldi, bulunduğu yeri yıktı döktü,
İsrail Gazze’de ve Orta Doğuda, Çin Doğu Türkistan da kıymadık can bırakmadı. Vahşet, utancından yerin dibine girdi. Hür dünyanın bir değil bin kere kıyameti koparması gerekirdi.
Ne oldu?
Çıt çıkmadı yine…
Cılız birkaç protestoyla geçirildi on binlerce masumun katledilmesi.
*****

Anlayacağınız nasırına basılmadan kimse kıyameti koparmak istemiyor. Ya da bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dediği o yılan kendi üzerine gelmeden hiçbir şey yapmıyor.
Lakin, kıyamet edebiyatı aramadığınız kadar…
Kıyameti koparmaya meraklı insanlar kürsülerde. Kendilerine uzatılan mikrofonlarda başlıyorlar bülbül gibi şakımaya…
Bir konuşursam kıyamet kopar…
Konuş arkadaş…
Konuş da görelim nasıl kopuyormuş o kıyamet herkes şahit olsun.
Siz hiç kıyameti koparacağım diyenlerin konuştuğuna ve kıyametin koptuğuna şahit oldunuz mu?
Laflar eğildi büküldü, yutuldu, kıyametin kopması bir başka bahara kaldı.
O şakıyanlar, dut yemiş bülbül kesildiler.
Kıyamet kopacak, kıyamet diye kürsüleri titretenler, kürsünün yanına dahi gelemediler.
Kıyamet koparmaya devam etmek hiç eskimeyen, eskitilemeyen ve vazgeçilmeyen bir moda gibi.
*****
Asıl kıyamet geçimde…Kıyamet evlerde…Kıyamet ceplerde…Kıyamet marketlerde…
Kıyamet güncellemelerde…Kıyamet sağ gösterip sol vuran rakamlarda…Kıyamet hayat ringinde havlu atan, nakavt olan, yüzünün coğrafyası değişenlerde.
Kopan onların kıyameti…
Kıyamet koparılan tali mevzular, bu kopan kıyametlerin adını andırmıyor.
Değil biz, bizim kıyametimiz bile mağdur…
Daha yılın başı…
Bir sonraki ocak ayına kadar kim öle kim kala bir manzara…
Bu memleketin asgari ücretlisi emeklisi ne kimseye yük ne de külfet…
Asgari ücretli otuz bin lirayı göremedi, emeklinin bir bölümü yirmi bini görecek, bir kısmı görememekle karşı karşıya…
Kıyametin tam ortası…
Bazı ekonomistler, mesele diyorlar tercih meselesi, o tercih emekli ve asgari ücretliden yana kullanılsaydı hem kıyamet kopmazdı hem bu kesimler derin bir nefes alırdı. Hem de maaşlar kırk bin liraları görürdü…
Kıyamet kopuyor lakin, gören yok, duyan yok…
Önümüzde oldukça zor geçeceğinden artık hiç kimsenin şüphesi kalmayan uzun mu uzun on iki ay var.
Kira sendromu…Doğalgaz sendromu…Gıda sendromu…Fatura ve kredi kartı sendromu…
Birlik oldular, Deli Bekir’in yakasına öyle bir yapıştılar ki, Deli Bekir ‘in kıyameti oldular.
Yaka daha şimdiden yakalıktan çıktı.
Lime-lime oldu. Kimi paramparça dedi…Kimi içim parçalandı…
*****
Enflasyon bizi ezememiş…Ezilmeyecekmişiz…
Enflasyon eski bir yalan, babamızdan bizlere miras kalan…
Kopan kıyametler arasında karmaşadan, kargaşadan, kavgadan, hak aramadan yolunu buluyor.
Enflasyon; hakkımda çok ağır şeyler söylüyorlar, lakin alınmıyorum, üzerime almıyorum. Ne yani bendemi kıyameti koparayım diye kendini savunuyor.
Nereye varacak bu kopan kıyametlerin sonu?
Kıyamet koptu, koparıldı amma…
Şikâyete mevzubahis olan konular da bir duraksama var mı? Mola falan vereni oldu mu?
İnsanları çok incittik, çok fazla üzerlerine vardık…
Az biraz ileri gittik diyeni var mı?
Bir zamanlar aman kıyamet kopmasın, fakir fukaraya bir şeyler olmasın diye gösterilen nezaket ve ihtimamı gören oldu mu?
Yine bir zamanlar, “Aşkımız bitecek böyle giderse…” diye bir şarkı vardı…
Aşk biteli çok oldu…Ne aşk kaldı ne meşk…Yalan oldu…
Olmaz olsun böyle aşk diyenlerin lafları kaç tur attı bilen yok, izleri ise sokaklarda, caddelerde ve meydanlarda…
*****
Bizim kıyamet, yalan dünyanın kıyameti olunca, laftan, eften püften, üfürükten teyyare denileninden, kıyametten bile ne kazanırım ne kadar kâr ederim edebiyatının gölgesinde bir bardak suda koparılan fırtınalar gibi.
Asıl kıyameti iliklerine kadar hissedenler sanki bizim insanımız değil.
Bir yanda tatillere doyamayanlar…
Bir yanda vur patlasın çal oynasın bir hayat sürenler…
Bir yanda ne anlatılsa duymayanlar, yanı başında yaşananları görmeyenler…
Bir yanda değil ay yılı, günü kurtarabilme adına günlük yaşayanlar, yananlar kavrulanlar…
Kıyamet aslında çoktan koptu. Uzatması falanda kalmadı. Kıyamet kopacaksa benden başkası koparamaz diyen mağrurlar, gurur ve kibir abideleri kıyameti koparacak zemin ve zaman arıyorlar.
Bir konuşursam kıyamet kopar, şurası sarsılır, yıkılır, dağılır paramparça olur diyenler vardı. Ara ara benzer çıkışlar da olmuyor değil.
Belli ki kıyamet kopmasın dediler kıyamadılar ne olur ne olmaz diye, kıyamet kopmasının önüne geçiler mi diyeceğiz?
Vallahi kıyameti koparırım diyenlerden var mı bir farkları?
Kıyameti koparacak olan koparmaz. Konuşacak olan konuşmaz. Herkes unutur ne diyeceğini suspus olur. Süt dönmüş kediye döner kimse de sormaz…
Neydi o haliniz öyle, neden geri adım attınız?
Neydi o öyle kıyameti koparan çıkışlar demez.
Kıyamet meselesini mi çok seviyoruz, yoksa içinde kıyamet kelimesi geçen cümleleri mi?
*****
Atalar biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar dememişler mi?
Varsın desinler…
Bu sözleri tutmayanların geleceğini ne bilsinler?
Kıyamet koparsa kopar diyor adam…Elle gelen düğün bayram…
Kıyamet bana var da koptu kopacak diyene yok mu?
Kopana kadar, gemisini yürüten Kaptan…Ne topladım, kâr…
Kefenin cebi meselesi derin olmasına derin…
Lakin aç gözlünün, gözü doymazın içi serin…
Başka ne var?
Göz hakkı…Söz hakkı…Kul hakkı…Hakkı olanların, bir şeyleri hak edenlerin hakkı…
Bu hakkı öbür tarafa aktaranlardan bir tanesi bile hayatta değil.
Haklarını alamadan gittikleri de onların peşi sıra terki dünya ettiler.
Az yaşa çok yaşa akıbet gelir başa denmiyor mu?
Herkesin bu sözleri de cümleleri de bildiğine kimsenin şüphesi yok.
Lakin, hak üzerine söz benim, benim dediğim olur diyenler ısrarla büyük bir hasetlikle ve kıskançlıkla kıyameti koparırken kendilerine bin defa yetip artan bu hakkı kısma gibi bir yola başvurmaktan ne bıkıyorlar ne usanıyorlar.
*****
Bazıları su akarken testileri doldurmak diye başlar, ardından da su nehir misali akmaya devam ediyor, nehirde su çok, dolduranda testi kıyamet gibi demekten kendini alamaz.
O testileri istifleyenlerin gözüne inmiş bir perde…
Ver denmiş duymuyor…Paylaş denmiş tınmıyor…Bölüş denmiş, benim olanı kimselere vermem diyor.
İyi niyet denen güzellik onlardan gideli çok olmuş. Gözlerinin feri sönmüş…Bencillik çökmüş, sinmiş yüzlerine…Hile, entrika, yalan karışmış her sözlerine…
Ölüp gidecekler, hâlâ ne topladım ki derdindeler…
Allah korkusu yok…Vicdan kayıp…Merhamet izbe ve karanlık bir yerde…Hoş görü dilde…Sıfıra sıfır denmiş, sıfır kalmış elde…
Kıyamet kopsun diye mi el ele verdik? Öyleyse muradımıza çoktan erdik!