Bu yazı, yaptığı iyilikler başlangıçta karşılık bulmadığı için “hora geçmeyen” olarak adlandırılan erdemli bir adamın hikmetli yükselişini konu alır. Şehrin kıskanç beyi ve art niyetli ileri gelenlerinin engellerine rağmen, bu sabırlı kahraman dürüstlüğünden ödün vermeyerek sonunda Sultanın takdirini kazanır. Sadık eşi ve feraset sahibi akil adamların desteğiyle, kendisine kurulan tuzaklardan kurtulup adaleti temsil eden bir makama ulaşır. Hikaye, bencilliğin ve nankörlüğün hüküm sürdüğü bir toplumun, doğru bir liderin rehberliğinde nasıl toplumsal bir dönüşüm yaşayabileceğini vurgular. Nihayetinde eser, samimiyetle yapılan iyiliğin eninde sonunda değerini bulacağını anlatan etkileyici bir ibret vesikası niteliğindedir.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde hayırsever, iyiliksever hamiyetli bir adam varmış.
Ne hikmettir bilinmez kime iyilik yapsa hora geçmezmiş. Şehrin yapısı mı öyleymiş, insanlar mı art niyetliymiş orası biraz karışıkmış.
Ancak bu iyilik timsali adam “hora geçmeyen” olarak anılmaya başlamış. Adam iyi niyetinden, yardımseverliğinden hiçbir şekilde vazgeçmemiş.
“Varsın kullar bilmesin” diyormuş, “Allah bilsin bana yeter.”
Şehrin Beyi, kendi emrinde olan hora geçmeyene için için diş bilemeye başlamış.
“Bunu benim azletmem lazım lakin, her ne kadar hora geçmese de Payitahtta bir tutanı, arkasında duranı var” diyormuş.
Beye yakın olanlar, “Beyim” demişler, “hora geçmeyen kimin ne derdi varsa koşan biri, lakin ahali, onun bu desteğini görmezden, bilmezden gelir, çabuk unutur.”
“Bir başkası olsa çoktan bu ahaliye yardım etmeyi bırakırdı. Ahali gider, kendilerinin yüzüne bakmayan, kapısından kovan, küfreden, ‘defol git’ diyenlerin kapısından ayrılmaz.”
“Hora geçmeyeni de başı ağrıyan gecenin yarısı olsa bulur, kapısını çalar, işini gördürür. Sonra Allah’ın selamını vermezlerden olur.”
Hora geçmeyen, bir zaman sonra, çıkmış Beyin huzuruna; “Beyim” demiş, “ben bu şehirden olmasam da burada büyüdüm.”
“Anam babam ben küçükken öldü. Bana bakan iyi insanların arasında büyüdüm.”
“Bu şehirde kapımı kim çalarsa çalsın imkânlarım nispetinde yardımcı olacağıma, yardımlarına koşacağıma söz verdim.”
“Bana bir babalık yapsan, beni eversen Beyim.” Bey, “Hora geçmeyen” demiş, “sen zaten ahali nezdinde hora geçmez birisin.”
“İyisin hoşsun, yardımseversin amma, hora geçer bir yanın yok demek ki, şimdi sana kimin kızını istesem vermez.”
“‘Hora geçmeyene kız mı verilir?’ der geçerler.” Hora geçmeyen “Sen hele bana yap bir babalık” deyince, Bey ve yakınları başlamışlar kız aramaya; kız babaları “Onun bizce hora geçer bir tarafı yok” deyip kapatmışlar kapılarını.
Şehrin kenar mahallelerinden birinde kimi kimsesi olmayan bir kızcağız, “Hora geçmeyen beni bilmez amma ben onu tanırım” demiş, “anama çok yardım etti.”
“Sırtında şifahaneye taşıdı. Bu mahallede onun yardım etmediği bir Allah’ın kulu yok.”
Bey “Tamam kızım” demiş, “o zaman hora geçmeyenle seni evlendireyim.” Bir hafta kadar sonra Bey onları evlendirmiş.
Koskoca şehirde hora geçmeyene kimse kızını vermedi. Bu kız da rıza göstermese, şehirde hora geçmeyene kız verecek tek bir aile neden yok diye düşünmüş kalmış.
Hora geçmeyenin karısı, “Beyim” demiş, “bu şehri anlayabildin mi?” Hora geçmeyen “Önemli değil” demiş, “aslında ben bu şehirde benimle evlenmek isteyen kız çıkmaz sanıyordum amma yanılmışım” demiş.
“Ben öncelikle sana teşekkür ederim.” Karısı, “Sen” demiş, “düzgün adamsın, dürüst adamsın, yalan söylemezsin, düşenin elinden tutarsın, kim darda ise koşar gelirsin.”
“Şehir bunu kaldıramaz. Bu şehirde değişik bir bencillik var aslında. Benim ilk gözümü açan rahmetli anamdı.”
“‘Kızım’ dedi, ‘hora geçmeyen bu şehre unuttuğu insanlığını hatırlattığı için adamı sevmiyorlar.’”
“Ben gerçeği gördüm, sen de gör; Bey dahil bunların hepsini toplasan hora geçmeyenin yarısı etmezler.”
“Ben demiş, senin insanlara hiç karşılık beklemeden nasıl koştuğunu defalarca gördüm. Sana bir yardımım dokunursa seninle her yere gelirim.”
Hora geçmeyen, “Sağ ol, var ol” demiş, “Allah tam da gönlüme göre birini bana verdi. Şükürler olsun.”
Bu arada, şehrin Beyi toplamış adamlarını, “Payitahta gideceğim” demiş, “şehirden yanıma kimleri alayım?”
Adamlarından biri, “Hora geçmeyeni al götür Beyim” demiş, “hora geçmeyen bu şehirde hora geçmez lakin Payitahtta hora geçen biridir.”
Bey, “Kesinlikle olmaz” demiş. “Ben adamı görevden almayı düşünürüm, siz ‘al yanına götür’ dersiniz. Bana yeni isimler bulun.”
Adamlar üç yeni adam bulmuşlar. “Beyim” demişler, “bu ağalarla gidebilirsiniz.” Bey çağırmış ağaları.
Ağalardan en sözü geçeni, “Beyim” demiş, “Payitahtta kimin yanına varacaksın?” Bey “Elbette Sultanın” demiş. “O zaman hora geçmeyenle gideceksin.”
“Bizleri münasip görmen bizi gururlandırdı amma, Sultan adam sarrafıdır. Bu şehri de avucunun içi gibi bilir.”
“Kim ne eder ne yapar, bilir.” Bey, “Ben” demiş, “hora geçmeyeni bu şehirde istemem.” Ağa “Yanlış yaparsın Beyim” demiş.
“Hora geçmeyeni sevmez görünen şehir, belli olmaz bir anda onu hora geçen biri olarak görebilir.”
“Ya sen bu şehri tanımadın ya da yanındakiler iki ayağın bir pabuca girsin ister.”
Bey, “Ben” demiş, “nasıl yanımda götüreyim sevmediğim birini?” “Hora geçmeyen Payitahtta sevilen biri.”
“Bu şehirde hora geçmese de onu anlatanlar, benden daha iyi işler başaran biri olarak anlatmışlar.”
“Benim beyliğime rakip bir adamı yanımda Sultanın huzuruna taşımak istemem.”
Ağa, “Beyim” demiş, “Bey tevazu sahibi olur, yanındakilerin başarısı Beye yazılır. Bey bu başarılardan paye kazanır.”
“‘Adam seçmesini biliyor’ derler, ‘liyakate, işin ehline değer vermiş’ derler; Sultanın gözünde yanınızda götürdüğünüz bir yükselirse siz on yükselirsiniz.”
“Böyle yaparsanız, hora geçmeyen on yükselir, siz bir yükselmeyle yetinirsiniz.”
Bey, “Ağa” demiş, “sana hak vermez değilim lakin kendimi yenemem.”
“Hora geçmeyen diye ahalinin yerden yere vurduğu birini hora geçen biri olarak yanımda taşıyamam.”
Ağa, “Amma Beyim” demiş, “ahalinin yanlış düşündüğünü, bozuk ve hastalıklı bir yaklaşımı benimsediğini bilmez misiniz?”
“Ahalinin önde gelenleri, kendi yapmaları gerekenlerin hora geçmeyen tarafından yapıldığını kaldıramazlar, kafaları almaz, kabullenemezler.”
“Siz de o yanlış yapanların yolundan gider gibisiniz. Sultanın takibe aldığı, her attığı adımı izlettirdiği bir şehirde konuştukça batmak gibi bir yanlışa gelin düşmeyin.”
“Hora geçmeyenin şu anda tek bir yakını var. O da karısı.”
“Bir de sevdiğini belli edemeyen ancak onu için için çok seven insanlar var. İleri gelenlerin baskısından konuşamazlar.”
“Zaten herkes görevini yapmış olsa hora geçmeyeni ne kimse bilirdi ne de tanırdı.”
“Hora geçmeyen çocukluğundan beri herkese yardım eder. Kimseyi kırmaz, kimsenin aleyhinde bulunmaz, arkasından konuşmaz, yalan söylemez, kimin yardıma ihtiyacı var, anında koşar gider.”
“Para istemez, pul istemez, her ne yaparsa Allah rızası için yapar. Varsın kullar nezdinde ‘hora geçmeyen’ olsun.”
“Onun böyle bir şeye aldırdığını da görmedik. Bu ismi ona zaten şehrin ileri gelenleri koydular.”
“Yılsın, bıksın, yorulsun, zoruna gitsin de bu işlerden vazgeçsin istediler. O ne yaptı? Doğru bildiğinden şaşmadı.”
“Ahalinin ekseriyeti onun yanında Beyim. İstersen bir dene. Mesela zindana at da gör. Meydanda falakaya yatırmaya kalk da gör!”
“İleri gelenler de ne olacağını bilir, seni kışkırtanlar da, sen de bilirsin Beyim.”
Bey, “Ağa” demiş, “sen yalansız dosdoğru bir adamsın. Aslında seni günahım kadar sevmem.”
“Lakin, gerçekleri bu şehirde senin ve senin yanındaki ağalardan daha gerçekçi bir şekilde söyleyebilecek bir başkası yok.”
Bey düşünmüş taşınmış, en yakın adamlarından üç kişi almış yanına, Payitahta varmış.
Sultan, birkaç gün sonra kendini kabul ettiğinde, “Bey” demiş, “‘hora geçmeyen’ derler biri varmış. Keşke onu da getirseydin yanında.”
Bey suskun kalınca, “Ağayı dinlemedin mi?” demiş. “Ağa seni uyarmadı mı? Bey dediğin hırsıyla değil, aklıyla hükmeder, hüküm verir.”
“Senin şehrinin ileri gelenlerini sen buraya diye yola çıktığında o şehirden sürdüm.”
“Sen şimdi hora geçmeyene çok daha kızacaksın diye düşünürüm.” Bey, “Hâşâ Sultanım” demiş. “Ben anlayacağımı anladım.”
Sultan “İyi o zaman” demiş. Beyin yüzü kireç gibiymiş. Şehre gelinceye kadar ağzını bıçak açmamış. Şehre gelir gelmez ağaları buldurmuş.
Ağaların sözcüsüne “Ağam” demiş, “anlaşılan o ki Sultanın bu şehirdeki gözü kulağı sizlersiniz.”
“Bundan böyle üçünüzü de Ağalar Meclisi diye bir meclis kuracak, yanıma danışman diye alacağım. Bana hora geçmeyeni de çağırın.”
Hora geçmeyen geldiğinde, Bey, “Hora geçmeyen” demiş, “seni Bey yardımcısı yaptım.”
Bir sene kadar Ağalar Meclisi ve hora geçmeyenin Bey yardımcılığı devam etmiş. Bey bu işlerden fena bunalmış.
Sürgün olan ileri gelenlerin akrabalarından kendine yeni ileri gelenler türetmiş. Şehir içten içe gerilmiş. Bu gerginlik fırtınadan önceki sessizliğe bürünmüş.
Tam fırtına kopmak üzereyken, Ağaların sözcüsü, hora geçmeyenin konağına gelmiş bir gece yarısı.
“Beyim” demiş, “fırtına kopmak üzere; hanımını al, küçük oğlunu da, senin konağın altında bir geçit var. Sen bilmezsin, hatunun bilir.”
“Hemen çıkıp gidin şehirden.” Hora geçmeyen elinde kılıcı, yanında karısı ve küçük oğluyla, gizli geçitten çıkıp gitmişler.
Onlar gittikten birkaç saat sonra konakları basılmış. Konağı basanlar, “Beyim” demiş, “ne hora geçmeyeni bulabildik ne karısını ne de çocuklarını.”
Şehrin dışında ağalar ve hora geçmeyen buluşmuşlar ve karanlıkların içinde sürmüşler atlarını.
Ağalar yolda rastladıkları bir kervana katılmalarını tavsiye etmişler. Kafile üç gün sonra Payitahta erişmiş.
Ağaların sözcüsü, hora geçmeyeni ve karısını Payitahtta bir hana götürmüş. “Hancı” demiş, “benim kardeşimdir. Kardeşim olduğunu kimse bilmez.”
“Sizi burada kimse bulamaz, bulsa kardeşimin elinden alamaz.” Aradan bir hafta kadar geçmiş.
Ağaların sözcüsü, “Hora geçmeyen” demiş, “hanımın handa kalsın, sen benimle gel.” Beraber saraya varmışlar.
Ağa, “Hora geçmeyen” demiş, “Sultanımız seni bekler.”
Sultanın huzuruna vardıklarında Sultan, “Demek hora geçmeyen dedikleri sensin” demiş. “Hakkında çok güzel şeyler dinledim.”
“Benim memleketime güzel gönüllü, şefkatli, merhametli, ahaliyi seven, düşünen ve koruyan senin gibi insanlar lazım.”
Hora geçmeyen, “Sultanım” demiş, “benim mevki ve makamla işim olmaz.”
“Beyimiz beni bir başıma bıraksaydı, ben yine aynı şeyleri yapacak, ahalinin derdini kendime dert edinecektim.”
“Beyi kışkırtanlar, beni ona rakip gösterdiler, aklını çeldiler.” Sultan, “Seni çağıracağım, Payitahttan ayrılma” demiş.
Beyin adamları Payitahtın her yerinde hora geçmeyeni, karısını ve oğlunu aramışlar, bulamamışlar. Ağaların izlerine de rastlayamamışlar.
Sultanın görevlendirdiği Beylerden biri, Beyin adamlarını eliyle koymuş gibi yakalamış. Her birini zindana atmış. İki gün sonra Bey gelmiş Payitahta.
Bakmış ki adamlarından biri bile görünürlerde yok. Sultanın Beyi, yana yakıla adamlarını arayan Beyi bulmuş.
“Bey” demiş, “adamlarını boş yere arama, onları yakaladık, hepsini zindana attık. Bu Payitahtta Sultanımızdan habersiz kuş uçmaz, bunu bilmez misin?”
“Sultana rağmen bu şehirde birilerini ortadan kaldırmaya kalkmanın karşılığı ölümlerden ölüm beğen demektir. Bu kadar mı gözün karardı?”
Bey, Beyin sözleri karşısında titremiş. Bey, “Sultanımız seni huzuruna ister, gel bakalım” demiş.
Bey, Sultanın karşısına çıktığında, “Bey” demiş, “ağaları ve hora geçmeyeni şehirde yok edemedin, Payitahtta mı şansını denemeye kalkarsın?”
“Bilmez misin ki Payitahtta kim sığındıysa benim korumam altındadır. Benim koruduğuma kim dokunursa bana kılıç çekmiş demektir.”
Bey “Hâşâ Sultanım” demiş, “beni bağışlayın.” Sultan “Seni” demiş, “Beylikten azlettim. Tek bir kelam edersen kellen de gider.”
Bey Sultanın huzurundan çıkmış dışarı. Koşar gibi de saraydan çıkmış. Rastladığı ilk hana varıp kapanmış bir han odasına.
Sultan şehirdeki adamlarına haber göndermiş; şehirdeki Beyin seçtiği ileri gelenlerin her biri şehirden sürülmüş.
Onların akrabalarına varıncaya kadar hiç kimse kalmamış şehirde.
Sultan hora geçmeyeni çağırmış. “Sen” demiş, “benim nazarımda hora geçensin. Şehrinin yeni Beyi sensin.”
“Senden olumlu olumsuz tek bir kelime beklemiyorum. Ağalar da senin danışmanların, hatunun da. Hadi şimdi var git yoluna. Hayırlı olsun.”
Hora geçmeyen şehre varmadan haber uçmuş. Başlamış dedikodular: “Biz ‘hora geçmeyen’ dedik, Sultan ‘hora geçen’ saymış; almış Beyimizi, yerine hora geçmeyeni vermiş.”
“Olur mu?” diye bir başlamışlar dedikoduya; dedikodu, hora geçmeyen şehrin kapısından girinceye kadar sürmüş. Ahali şehrin meydanına toplanmışlar.
Hora geçmeyen ve ağalar meydana gelmişler. Hora geçmeyen, “Ey ahali” demiş, “bundan böyle ‘ileri gelen’ diye birileri olmayacak.”
“Bu şehirde her biriniz ileri gelensiniz benim için.”
Anlatırlar ki; Hora geçmeyen, Ağalar Meclisi denilen yardımcıları ve şehri iyi tanıtan hatunuyla, şehrin anlayışını da havasını da değiştirmiş.
“Hora geçmeyen Bey olunca hora geçen işler yapmaya başladı” diye en muhalif olanlar dahi güzel şeyler söylemeye başlamışlar.
Ahali artık “Bizim için hora geçen bir Beyimiz var” demiş ahali ve Beylerinin yanında durmuşlar.
Şehri karıştırdıkları için sürgün edilen ileri gelenler bir daha geri dönememişler. Şehirde kargaşa da karmaşa da sona ermiş.
Hora geçmeyen Beyin şehir için yaptıkları efsane gibi anlatılırken, şehrin eski Beyi Sultan tarafından bir süre sonra affa uğramış, başka bir şehre Bey olmuş.
Şehrin ileri gelenlerini kapısından içeri koymamış.
Şehir şehre, Hora geçmeyen hora geçmeyene, Bey Beye, Ağalar ağalara, ağalar meclisi ağalar meclisine, Bey hatunu Bey hatununa, Sultan Sultana, Sultanın beyi Sultanın Beyine, han hana, hancı hancıya, meydan meydana, ahali ahaliye benzer…
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir.
Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçülisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…