Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Helva Meselesi

Helva Meselesi

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın bu kaleme aldığı metin, toplumun içinden geçtiği zorlu ekonomik ve ruhsal süreçleri helva yapımı metaforu üzerinden zarif bir dille ele almaktadır. Yazar, eldeki tüm imkânlara ve ham maddelere rağmen asıl ihtiyacın, işin ehli olan bir ustanın sevgi dolu dokunuşu ve mahareti olduğunu vurgular. Helva sadece bir tatlı değil; bu toprakların umudunu, işini ve toplumsal birliğini  simgeleyen derin bir kültürel sembol olarak sunulur. Karamsarlığın ve belirsizliğin hâkim olduğu bir atmosferde, helva kazanı etrafında toplanmak milli bir teselli ve çözüm arayışı olarak nitelendirilir. Metin, her türlü güçlüğe rağmen bu coğrafyanın öz değerlerine dönerek yeniden ayağa kalkma inancını yansıtmaktadır. Sonuç olarak yazar, samimiyet ve ustalıkla harmanlanan bir emeğin, toplumsal yaraları iyileştirecek yegâne güç olduğunu savunur.

 

Meseleler düğümlendi kaldı.  Çözüm ötelenmekten yoruldu. Paralandı, hırpalandı, yaralandı

En nihayetinde döndük geldik en başta gelmemiz gereken yere…

Neresi mi orası?

Helva meselesi…

Geldik yine un var, yağ var, şeker var, lakin helva ortada yok, niye yok, neden yok meselesine…

Meseleler düğümlenip kaldığında ne mi yapılır?

Helva…

Kim mi yapar helvayı?

Helvanın dilinden anlayan.

Un hazır, yağ hazır, şeker hazır, bütün malzeme hazır…

Eksik olan ne?

Dokunuş…

Kim yaparsa o dokunuşu, helvacı odur.

*****

Helvacı geçer kara kazanın başına, alır eline kepçeyi, harlatır ateşi, kaynatır suyu, atar içine cümle nevaleyi…

Hele bir de el lezzeti de varsa…

Helvanın kokusu sarar memleketin dört bucağını…

El lezzeti denen o sırlı dokunuşun sırrına eren yok, nasıl bir sırdır bilen yok.

O sır, o sırrı verende, o sırrı bağışlayanda saklı…

İşin içine el lezzeti girdiğinde bırakın helvayı ehline… Çünkü, el lezzeti fark atar, el lezzeti olmayanlara…

İyi bir ustanın yanında yetişmiş olmak oldukça önemliyse de el lezzeti ustanın kazandıracağı bir şey değildir diyenler haksız sayılmazlar.

Helva, maharet ister…

Muhabbet ister…

Sevgi ister…

Helvayla hemhal olmak ister…

Helva pişirmek biraz da gönülle alakalı bir meseledir…

Ben helvacıyım demekle, helvacı olunmayacağını, olunamayacağını, bu coğrafyanın taşı toprağı bilir.

Neden herkesin helva pişiremediğinin ölçüsü kantarı nedir diye soranlar birazda dönüp oralara baksalar daha doğru olacak gibi…

*****

Ne demişler?

Tatlı yiyelim tatlı konuşalım, tatlı söyleyelim, sohbetler, konular, konuşmalar tatlılaşsın…

Helvayı çağrıştırsın…

Neden mi?

Çünkü, Helva deyince bu coğrafya da akan sular durur.

Yaz helvası, güz helvası, kış helvası, şeker lokumlusu bulunur.

Birçok şehrimiz ve ilçemiz kendine has helvalarıyla tanınır ve anılır…

Evlerde yapılan un helvası, irmik helvası da cabası…

Un var yağ var şeker var, baklava yapan yok, künefe yapan yok, Profiterol yapan yok, keşkül yapan yok, kazandibi yapan yok diyebilir misiniz?

Olmaz, tutmaz, diyemezsiniz…

İllaki helva diyeceksiniz.

Türk milleti helva yapana, helvanın kıvamını, tadını tutturana meftundur.

Elbette ortalık güllük gülistanlık değil…

Asgari ücretlinin, emeklinin, esnafın, sokağın, çarşı-pazarın, enflasyonun ve ekonominin hali ortada…

Her şey fena durgun,

Yılın daha başı, kaybetti insanlar umudu, kaybetti ekmeği aşı…

O girişken insanlar, o konuşkan insanlar tedirgin…

Yüzlere endişe çökmüş, belirsizlik hâkim olmuş…

Hesaplar şaşmış…

Beklentiler karışmış…

Tevatür aramadığınız kadar ve saçma sapan…

Rivayet hatırı sayılır kadar çok, lakin tel tel dökülmekle karşı karşıya…

*****

Helva olduktan sonra, sonra, kokusuyla bile doyar Türk Milleti. Helvayı diğer tatlılardan ayıran en büyük özellikte işte burasıdır.

Böyle bir helvadan bir tabak yiyen, bir daha öbür tatlılara dönüp bakmaz bile.

İsteriz ki, helvacı helvaya sevgisini katsın…

Sevgi katılmadık helva olmaz…

Pişmez…

Pişse de helva olmaz…

Sevgisiz pişen helvaya, helva demezler…

Helvaya benziyor amma, yeminle helva değil bu, içinde bir şeyler eksik der bir kaşık alan.

Helvayı, bilinen birçok tatlıdan ayıran en büyük özellik tam da buradadır işte…

Böyle bir kazandan, bir tabak helva alıp yiyen bir daha öbür tatlılara dönüp de bakmaz bile…

Helva bambaşka bir kültürdür.

Bize aittir.

Onun içindir ki, her helvacının helvasını yemeyiz de beğenmeyiz de.

Ortada helva pişiren kalmadıysa, iş pişirmeye değil de edebiyata havale edilmişse, anlarız ki, zaman helvacı arama zamanıdır.

Zaten o arayış başladığında, işi edebiyata dökenler, helvanın tadını, ahengini, kokusunu, rengini, dengini bir türlü tutturamayanlar alır kazanını kepçesini, çeker gider meydandan…

*****

Helva kazanı heybetli olur. Meydana konduğunda meydanın her tarafından görülür.

Kazan dediğiniz, adı anılırken dahi heyecan veren, meydanlara yakışan bir heybete ve gösterişe sahiptir.

Helva kazanı demezler de kara kazan derler her nedense…

Kara kazan diyenlere fazla takılmayın…

İşin içinde hasetlik var, fesatlık var, kıskançlık var…

Kazanın helva kazanı olduğunu bilmeyen mi var? Maksadı karalamak olanların, kara kazan diye bir türkü tutturmaları, “Kara kazan kaynamasın…” diye dillerine dolamaları güler misin, ağlar mısın babından bir şey…

Kazandan önce sacayağı konur özenle. Sonra dev bir kara kazan üzerine yerleştirilir. Devrilmesin, yıkılmasın sağa sola yalpa yapmasın diye itina edilir.

Ardından odundu, kömürdü, çıraydı, dağ gibi yığılır kazanın yanı başına.

Kepçesi olmayan kazan olur mu?

Olmaz tabi…

Kazanın içine öyle bir kepçe konur ki, kazan kepçeye, kepçe kazana uygun olur.

Kepçe onu tutanın kalbini okur.

Kazanın odunu, çırası, kömürü, helvacıyı bulmadan görmeden hissetmeden tutuşmaz.

Yalandan tutuşan odun, kazanı ısıtmaz, kepçe hoyratlaşır, tutanın elinden kurtulur, kazanı nasıl karıştırdığını kendi dahi bilemez.

Helva milli tatlımızdır desek yalan değil. Helvayı bir biz biliriz bir de yine biz.

Unun hası bizdedir.

Un Konya ovasından…

Şeker Anadolu coğrafyasında yetişen, her biri on kilonun üzerinde olarak maşallah nidalarıyla topraktan sökülen şeker pancarlarından…

Yağın hası, misler gibi kokanı, en kalitelisi, en lezzetlisi bu coğrafyadan nişane…

Bu malzemenin tamamı bu topraklardan. Bu topraklarda var olana yok demek, o yok diyenlere hayır getirmez…

Varken yok diyen bir değil kırk kere düşünse yeridir, ben ne yaptım diye…

Varken, var mı acaba diye arattıranlara da söylenecek söz yoktur inanın…

*****

Helva tılsımlı bir kavram bizim için…

Helva iş demek…

Helva aş demek…

Helva umut demek…

Kör ışıklı tünellerden çıkmak demek…

Karlı ve yalçın dağlarda yol bulmak, iz bulmak, dağı aşmak demek…

Güvendiğim dağlara kar yağdı diye ne hayata ne de yakasına küsmemek demek…

Helva kazanının kulpundan tutmak demek…

Olumsuz havaları çok dinledik… 

Karamsarlık penceresinden baka- baka yorulduk… Öldük-bittik edebiyatlarına doğru az kürek çekmedik…

Arpacı kumrusu misali düşünmekten kendimizi alamadık bir vakit…

Yola çıkana, yolda yürümeye kararlı olana hava her zaman müsait…

Biliriz ki, bu coğrafya, bu topraklar, bu güzel Türkiye bizim ve yalnızca Türk Milletine ait…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!