Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Hastalık Hastasının Hikayesi

Hastalık Hastasının Hikayesi

featured
0
Paylaş

Eskiden her durumu abartan, çalışmak yerine hastalık uyduran bir adam varmış. Şehrin Bey’i ve Hekimbaşı, adamın aslında turp gibi sağlam ancak zeki bir “orta oyuncusu” olduğunu fark etmişler. Onu terbiye etmek için “birkaç aylık ömrün kaldı” diyerek uzak ve gizemli bir hana göndermişler. Burada aç kalmamak için bağda çalışan ve avlanan adam, emeğin değerini anlamış ve sahte hastalıklarını unutmuştur. Ardından bir şifahanede yardımcı olarak çalışıp hekimlik öğrenmiş, karısıyla barışmış ve şehre bambaşka biri olarak dönmüştür. Sonunda Hekimlik beratı alan adamın aslında Bey’in öz oğlu olduğu ortaya çıkmıştır. Babasının vefatıyla Beylik makamına geçen eski hastalık hastası, şehri adalet ve şifayla yönetmiştir.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde hasta bir adam varmış. Adama hastalık hastası derlermiş. Kim ben hastayım bir yerim ağrıyor dese, hastalık hastası hemen dur dermiş, senin anlattığın ne ki, benim geçende bir başım ağrıdı, geçsin diye kafamı taşlara vurasım geldi. Hastalık hastasının bu hali oturduğu sokağı bunaltmış, mahalleyi illallah ettirmiş. Şehirde ondan yakasını silkmeyen kimse kalmamış. Hastalık hastasının bu durumu Şifahanedeki Hekim başının dikkatini çekmiş. Varmış hastalık hastasının evine. Onu güzelce bir muayene etmiş, anlattıklarını dinlemiş. Adamlarına talimat verip, şifahaneye yatırmış bir hafta on gün diğer hekimlerinde bakmasını istemiş. On beş gün kadar sonra, Hekim başı, şehrin Beyine çıkmış, Beyim demiş buyruğun üzere tetkik ettiğimiz hastalık hastasının kayda değer bir rahatsızlığına rastlamadık. Hatta turp gibi. Bunun hastalığı kafasında. Bir kere çok zeki.

Babasının falancanın kızını alacaksın diye zorla evlendirildiğini söylediği karısını yıldırmış ilk önce onu babasının evine göndermiş. Anası ve teyzeleri ardından halaları onunla bir olup ağlamışlar adam usta bir orta oyuncusu gibi oynuyor, hısım akraba peşinde. Acındırmadığı, ağlatmadığı kimse yok, lakin adamın hiçbir şeyi yok. Hastalık hastası hikayesiyle ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyor. İnsafsız, merhametsiz, vicdansız biri gibi davranıyor. Bey, beni bile etkiledi Hekimbaşı demiş. Aileden yaşlı biri, inanma Beyim, etme Beyim, yapma Beyim demiş doğruyu söyleme diye boğazımı sıktı. Bey, çağırtmış hastalık hastasını. Hekimler kararını verdi demiş sen gerçekten de feci hastaymışsın. Hatta birkaç aylık ömrü ya var ya yok dediler. Hastalık hastası, beyim demiş ben de benzer şeyleri söyledim, inanmak istemedi hiç kimse.

Bey, işte demiş bizde son günlerini iyi yaşa diye, havası suyu iyi, seni birkaç ay daha mutlu mesut yaşatacak bir yere göndermeye karar verdik. Hastalık hastası neresi orası beyim demiş. Bey, gidince bana hak verecek çok dua edeceksin demiş, yanına dört muhafız vermiş, hastalık hastasını o dediği yere göndermiş. Kafile üç gün yol gitmiş. Üçüncü günün gece yarısında, han benzeri bir yere gelmişler. Muhafızlardan biri hancı diye bağırmış, Beyimizin emanetini getirdik. Han kapısı büyük bir gıcırtıyla açılmış. Muhafızlar hastalık hastasını kapının önünde bırakmışlar. Arkalarına bakmadan oradan uzaklaşmışlar. Hancı gel bakalım hastalık hastası demiş. Burası say ki şifahane. Birkaç kişi karanlıklar içinden çıkıp gelmişler, hastalık hastasını yakalamışlar kollarından atmışlar bir odanın içine.

Odanın içi zifiri karanlıkmış. Sabah olduğunda, hastalık hastası bir de bakmış ki, saman dolu bir odanın samanları arasında. Kapıyı açmış, çıkmış dışarı. Hancının adamları ağam demişler senin emanet uyandı. Az sonra getirmişler ağanın yanına. Ağa, hastalık hastası demiş, burada gördüğün herkes senin gibi hasta. Beni de Hekim say. Burada yan gelip yatmak yok. Çalışmazsan aç kalırsın. Kuru ekmek dahi vermezler.  En ağır hasta bu handa aşçıdır. Aşçı benim sağ kolum. Onu kırmam. Kim aç kalacak derse o aç kalır. Zaten kalmış birkaç ay ömrün ister aç öl ister tok. Her şey senin elinde. Bu hanı kimse bilmez. Yolu izi tuzaklarla doludur. Biz bile neresinde ne var ne yok unuttuk. Han kapısı açık. Kaçabilirsen kaç. Kimse bu handa zorla tutulmaz. Açlık tokluk meselesi çalışmayla ilgili.

Aşçı ne dedi onu yapacaksın. Hastalık hastası, varmış aşçının yanına. Aşçı demiş, benim bugün elim ayağım tutmuyor. Bırak beni az daha yatayım. Aşçı, burada yatmayı dahi hak etmen lazım. Dışarı çıkacaksın, kapının sol tarafındaki tepede üzüm bağları var. Al şu sepeti bir sepet üzüm topla. Getirdiğinde var yat. Hastalık hastası çıkmış hanın kapısından kapının sol tarafına bir de bakmış ki oldukça dik bir yokuş. Bağlar yokuşun üzerinde. Kendi kendine ben demiş ömrümde yokuş çıkmadım. Geriye dönmeye kalkmış, han kapısı kapanmış. Ben demiş ne ettim de düştüm buraya. Bey beni ölsün diye göndermiş belli de birkaç ay ömrüm kaldıysa, eli boş gidersem açlıktan da öleceksem, mesele belli. Bu yokuş çıkılacak, oradaki üzümlerde toplanacak.

Zar zor çıkmış yokuşu. Siyah üzümlerin en güzellerinden bir sepet dolusu toplamış. Gelip hanın kapısını vuruş. Açmışlar han kapısını. Aşçı, hastalık hastası demiş, üzüm toplarken tek bir üzüm tanesine tenezzül etmedin. Acıkmış olduğun halde yemedin. Gel bakalım demiş, bu bir tas çorbayı içebilirsin. Yanında bir tabakta üzüm koymuş. Hastalık hastası yemeği yedikten sonra, aşçı, şimdi var git uyu demiş. Ertesi gün eline bir yay, bir de bir sadak dolusu ok vermişler. Hastalık hastası demişler akşama hanın aşı senden. Sakın ola ki eli boş gelmeyesin. Hanın kapısı açılmaz, dışarıda yatmak zorunda kalırsın. Eli boş geleni aşçı kapılardan içeri sokmaz. Hastalık hastası çıkmış han kapısından, Han kapısının sağ tarafında yer alan ormana dalmış. Ben demiş elime bugüne kadar ne kılıç aldım ne yay ne ok. Nasıl atılır bilmem. Çok öğretmeye kalkan oldu, öğrenmedim.

Herkesi atlattım. Sadaktan bir ok çıkarmış. Yaya yerleştirmiş. Tam yayı gerecekken karşısına yaşlı bir adam çıkmış. Dur demiş acemi. Neredeyse beni vuracaksın. Gel yanıma. Bir güzel yayı nasıl tutacağını, oku nasıl atacağını göstermiş. Ağaçlara, kayalara nişan aldırmış. Sonra da bazı adamın acemi şansı diye bir şansı vardır. Savur okunu bakalım ne vuracaksın. Hastalık hastası, geyik vurmuş, tavşanlar vurmuş, ördekler vurmuş. Güçlü kuvvetli de olunca her birini yüklenmiş varmış han kapısına. Han kapısı o kapıyı çalmadan açılmış. Aşçı, hastalık hastası demiş, senin demiş demek ki av hastalığında varmış. Helal olsun sana. Geyiği pişirmişler. Koca bir tabak hastalık hastasının önüne getirmiş aşçı, şifa olsun diyerek. Hastalık hastası hangi işe gitse alnının akı ile ve fazlasıyla yapıyormuş cümle işleri. Hancı hastalık hastasının ben hastayım dediğini duyan var mı diye sormuş handakilere ağam demişler ilk gün bağa giderken benzer bir şeyler geveledi. Bir daha da tek bir kelime duymadık ağzından.

Ok atmayı geliştirdi. Bir de eli kılıç tutarsa bir başka olur. Hancı, hastalık hastasını demiş, yarın dediğim yere götürün bırakın. Ertesi sabah hastalık hastasının bağlamışlar gözlerini bindirmişler bir arabaya, bir hayli gittikten sonra açmışlar gözlerini ardından yuvarlamışlar arabadan aşağıya. Bir de kılıç atmışlar aşağıya.  Hastalık hastası, ayağa kalkmış, kılıcı yerden almış, onu oraya atıp giden arabanın ardından bakakalmış.  Dağlarda alıç bulmuş, kaynaklardan avuç avuç su içmiş. Böğürtlen toplamış. Bir tepeyi aştığında bakmış ki bir şehir. Elini cebine atmış. Bir para kesesi var. İçinde tek bir akçe yok. Belindeki kılıç kınını yeni fark etmiş. Kılıcı kınına yerleştirdikten sonra şehre varmış. Şifahanenin önünden geçerken kapıda bir yazı dikkatini çekmiş. Yazıda Hekimlere yardım edecekler aranıyor deniyormuş. Girmiş içeri rastladığı ilk hekime Beyim demiş, ben Hekimlere yardımcı olmak isterim.

Hekim önce demiş belindeki kılıcı şu odaya teslim et. Sonra gel yanıma. Hastalık hastası başlamış yatakları düzeltmeye, hastaları yataklarına yatırmaya, ölenleri şifahaneden çıkartmaya, hasılı hekimlerin eli ayağı olmuş. Hekimbaşı senin bir derdin varsa tam yerindesin de hele demiş. Hastalık hastası Hekimim demiş bana az bir ömrün kaldı dediler, beni kaderime terk ettiler. Ben hastalık hastası biriydim. Nasıl bir hastayım yeminle bende bilmiyorum. Hekim başı, senin demiş maşallahın var turp gibisin. Bize şu son bir aydır öyle yardımcı oldun ki, sana on akçe mükafat verelim dedik. Al bu akçeler senin. Hastalık hastası Hekim başım demiş, ben dağlara doğru bir handan buraya geldim. Boş vakitlerimde burada yatan bir ustadan kılıç talimleri ettim. Ben o hana gitmek isterim.

Hekim başı, o ustayı demiş bugün taburcu ediyoruz

Seninle de ayrılık vakti. Sor bakalım bilirse oraları o bilir. Hastalık hastası, ustam demiş geçmiş olsun. Sen taburcu olurken, benim de burada işim nihayete erdi deyip gitmek istediği yeri anlatmış. Usta, bende o tarafa giderim demiş haydi yola düşelim. Usta bir at da hastalık hastasına bulmuş. Yola revan olmuşlar. Usta yolda, sana demiş hastalık hastası diyorlardı değil mi, kaldı mı sende öyle bir şey? Hastalık hastası aylardır demiş öyle bir çalışıyorum ki aylaklık yapmaya zamanım yok. Birkaç gün sonra hana gelmişler. Hancı, usta demiş nerede buldun bizim hastalık hastasını? Usta, bu yiğit demiş kimin yanında dursa onun eli ayağı olur. İşten kaçmıyor, yılmıyor, ne görev verirsen ver, en iyi bir şekilde çözüyor hallediyor.

Hancı hastalık hastası demiş bir misafirin var. Hastalık hastası bir de bakmış ki, karısı. Hatunum demiş, bana hakkını helal edesin seni çok üzdüm, gözünü yıldırdım. Herkesi kandırdım. Bey hariç. Bey beni öyle bir yere gönderdi ki, Allah ondan razı olsun. Ne kadar kötü huyum varsa hepsini burada bıraktım.  Görüyorum ki, beni bırakmamışsın, benden vazgeçmemişsin. Karısı, sarılmış hastalık hastasının boynuna. Karı koca şehirlerine geldiğinde, şehir hastalık hastası yine ne yapacak diye beklemeye başlamış. Hastalık hastası, varmış şifahaneye, orada çalışmaya başlamış. Şifahanede yatanlar, o geldi şifa geldi diyorlarmış. Herkesle ilgileniyor, dertleriyle ilgileniyor. O geldi hekimler rahata erdi diyorlarmış.

Gelin kızın anası, bakmayın siz demiş benim hastalık hastası damadıma. Aha yazıyorum şuraya, dayanamaz ayrılır oradan. Hem ne yapıyor ki. Hekim desen hekim değil. Hekim ardı toplayıcı. Hastayı kaldır, hastayı yatır, ilaç içir, yürüt. Sırtla. Arabaya bindir, arabadan indir. Kızımı zengin yere verdim sandıydım amma yandı kızım Beylere layık kızım ziyan oldu bu hastalık hastasının elinde. Hani birkaç ay ömrü var deniyordu. Ölemedi gitti bir türlü diyormuş. Kız tarafı ne derse desin, gelin kız her şeye göğüs germiş. Hekim başı, hastalık hastasını almış yanına çıkmış gitmiş. İki sene sonra geri gelmişler.  şehre geri döndüklerinde Hekimbaşı hastalık hastasıyla birlikte Beyin huzuruna çıkmış. Beyim demiş, yanımda şehrimize yeni bir Hekimle döndüm.

Buyruğunuz üzere hastalık hastası hastalıkların üstesinden gelebilecek bir başarı elde etti ve Hekimlik beratını aldı. Hastalık hastası Beyin elini öpmüş, Beyim demiş, bana yaptığın babalığı unutmam mümkün değil. Benim gibi hiçbir işe yaramaz bir adamdan bir Hekim nasıl olur diye kendim dahi inanmıyorum. Bey, hadi sen git hanımını gör demiş. O çıkınca da, Hekimbaşı demiş sen benim sırdaşımsın. Bu Hekim benim öz evladım. Onu şimdiki ailesine de senin aracılığınla vermiştik. O zamanlar iftiraya uğramış, aranan biriydim. O hengamede karım salgın bir hastalıktan öldü. Gerisini zaten biliyorsun. Sonra gerçek ortaya çıktı, affedildim. Bey olarak bu şehre geldim. Bu şehirden evlendim.  İki kızım bir oğlum oldu. Oğlumu da seninle birlikte takibe aldık. Mesele şu Hekimbaşı beni ben ölene kadar bilmesin. Konuyu Sultanıma da bildirdim. Bir sene sonra Bey ölmüş, Sultan, hastalık hastasını çağırtmış huzuruna, hastalık hastası demiş sen ölen Beyin oğlusun. Beyin bende hatırı çok büyüktür. Sen Hekimsin. Hem Hekim olarak hem de Bey olarak o şehrin ahalisinin elinden tut isterim.

Anlatırlar ki; Hastalık hastası o şehre Bey olmuş. Ölen Beyin çocukları olan kardeşlerine sahip çıkmış, Ölen Beyin karısı karşı çıksa da kardeşleri ağabeylerinin olumlu yaklaşımından sonra onun yanında yer almışlar. Kardeşlerini kendine danışman yapan ve onlara değişik görevler veren yeni Bey kardeşleriyle birlikte şehrini babası gibi adaletle ve hoşgörüyle yönetmiş. Şifahane memleketin en ünlü şifahanesi haline gelmiş. Ahali nereden nereye dese de zamanla yeni Beylerini çok sevmişler.

Şehir şehire, Hastalık hastası hastalık hastasına, Hekimbaşı Hekim başına, Bey Beye, Muhafız Muhafıza, hancı hancıya, aşçı aşçıya, şifahane şifahaneye, Bey Beye, Sultan Sultana, kardeş kardeşe, Bey hatunu Bey hatununa, han hana, bağ bağa, orman ormana, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!