Bu hikâye, bir zamanlar kibri ve vefasızlığı yüzünden itibarını kaybedip sürgün edilen bir Bey’in kefaret ve değişim hikâyesini konu almaktadır. Babasının ölümünden sonra tahta geçen yeni Sultan tarafından dışlanan kahraman, yalnız kaldığı yıllar boyunca zorlu sınavlardan geçerek karakterini olgunlaştırır ve ailesini gizlice korumaya devam eder. Hikâyenin kırılma noktasında, kardeş olduklarından habersiz olduğu Sultan’ı büyük bir suikast girişiminden kurtararak sadakatini kanıtlar. Bilge bir hocanın yardımıyla ortaya çıkan bu gizli akrabalık bağı, eski hatalarından arınan “gözden düşen” Bey’in baş vezirlik makamına getirilmesiyle sonuçlanır. Anlatı, adaletin yerini bulması ve kişinin kendi özüyle barışarak itibarını yeniden kazanması üzerine kurulu didaktik bir metindir. Eserin sonunda, nesiller boyu süren bu adaletli yönetim anlayışının halk üzerindeki olumlu etkileri vurgulanır.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin Payitahtında gözden düşen bir Bey varmış. Memlekette bir şehre Bey olarak dahi verilmemiş. Ahali ha o mu diyorlarmış, ona gözden düşen derler. Garibanların, fakir ve yoksulların omuzlarına basa basa yükselmiş, sonra nereden geldiğini, kimlerin onu desteklediğini unutmuş. Vezir olacak diye bekleniyormuş. Tam Vezir olduğu açıklanacakmış ki, yaşlı Sultan ağır hastalanmış. Bir hafta sonra ölmüş. Yerine geçen oğlu, senin demiş bu makamlara nasıl geldiğini bilirim. Seni sevmem, sevmediğim gibi hazzetmem de. Sen bana babam Sultandan kalan ne yadigarsın ne emanet, say ki gözden düştün, say ki artık Vezirlik makamına getirilmeyecek birisin. Bey oğlu Beysin diye Beyliğine dokunmam. Seni çağırıncaya kadar gözüme gözükme. Hatta çek git Payitahttan. İnsanlara nasıl iki yüzlü davrandığını çocukluğumdan beri bilirim. Karşımda tek bir kelam edersen kellen gider. Gözden düşen, tek bir kelime etmeden çıkmış gitmiş saraydan. Evine vardığında hanımına, ben demiş Vezirlik de dahil neyim var neyim yok kaybettim.
Karısı, omuzlarına basıp da yükseldiğin, sonra her birine kapıları kapattığın ahalinin ahı tuttu demiş. Gözden düşen tek bir kelam etmemiş karısına. Kadın, ben demiş çocuklarımı alıp, Bey olan babamın şehrine gidiyorum. Peşimden gelme. Sultan, onca hakaretten sonra, seni yaşatmaz. Kendine bir başka yurt ara. Gözden düşenin iki küçük oğlu sarılmışlar babalarına. Karısı Bey olan babasının gönderdiği arabaya binmiş, almış çocuklarını ayrılmış şehirden. Gözden düşenin komşularından biri, Beyim demiş, karın ağlayarak bindi o arabaya, hayırdır neler oluyor? Gözden düşen yine tek bir kelam etmemiş, binmiş atına terk etmiş Payitahtı. Sultanın görevlendirdiği adamlarından biri, Sultanım demiş, gözden düşen payitahttan ayrıldı. Karısının babası Bey’de emriniz üzerine kızını aldırdı. Sultan, gözden düşen demiş Payitahta gelirse haberim olsun. Gözden düşen, akşama kadar at sürmüş, ticaret yollarının kesiştiği büyükçe bir kervansaraya gelmiş. Kalacağı bir oda istemiş. Odalara bakan, Beyim demiş boş odamız yoktur. Gözden düşen Kervansaray Ağası nerede diye sorunca, seni görmek istemez demişler. Tam o sırada ağa gelmiş.
Gözden düşen demiş, şöhretini duymayan kalmadı memlekette. Bir zamanlar sırdaşın, en güvendiğin diye tanıttığın beni, görmezden tanımazdan geldiğin yılları unutmadım. Vezir olacak adam derlerdi sana, şimdi omuzlarına bastığın onca garibanın ahını alan ve sefil bir hayata adım atmak üzeresin. Bundan böyle dostun yok senin. Arkadaşında yok. Düşsen kaldıranında olmayacak. Sen bir zamanlar altın kalpli bir yiğittin. Ne ettin o yiğide ne ettin? Eski günlerin hatırı diyeceğim, artık o günler bitti, o eski dostun çok uzaklara gitti. Gözden düşen, anlaşıldı demiş, ben sadece Sultanın değil, herkesin gözünden düşmüşüm. Binmiş atına, dağlarda yatmış, çapulcularla savaşmış. Kervanlarda yüzü gözü sarılı muhafızlık yapmış. Birkaç sene sonra izini kaybettirmiş. Gözden düşeni ne gören ne bilen ne de tanıyan yokmuş. Hanımı ve oğullarının bulunduğu kafileyi haramiler basmış. Oğulları anaları ve kafileyi korumaya kalksalar da başarılı olamamışlar. Kafile tam teslim olmak üzereymiş ki, yüzü sarılı bir yiğit çıkmış ortaya, tek bir harami ayakta kalmayınca, gençlerin anaları, yiğitlerim demiş, bizi kurtaran babanızdan başkası değildir.

Onun nasıl kılıç kullandığını bilirim. Kadın dur yiğit demiş, ben seni birine benzetirim. Aç yüzünü. Yiğit gitmeye kalktığında kadın dur demiş ya aç yüzünü ya da okumu sana nişanladım. Bilirsin ki, attığım ok şaşmaz. Yiğit inmiş atından açmış yüzünü. Kadın ağlayarak koşmuş sarılmış boynuna. Oğullarım demiş, bu yiğit on yıldır görmediğiniz babanızdır. Genç çocuklar babalarının elini öpmüşler. Karısı gözden düşen demiş, seni hemen herkesten dinledim. Lakin görünceye kadar tam kararımı vermemiştim. Bana söz ver, bir daha ne beni ne de çocuklarını görmekten vazgeçmeyeceksin. Yeminle ben isteyerek ayrılmadım yanından. Sultan buyruğudur dediler. Gözden düşen biliyorum demiş, ben de Sultanın gazabından çekindiğim için attım kendimi Payitahttan dışarı. Merak etme seni ve çocuklarımı defalarca geldim gördüm. O ikna olmayan babanı senin hatırına birkaç tehlikeden kurtardım. Ne anlatmaya değer ne de dile getirmeye. Gözden düşen, kafileyi, kayınpederinin Bey olduğu şehrin kapısına kadar götürmüş, ardından sürmüş atını.
Düşman diyarın Sultanı fedailerini toplamış, bana demiş Sultanın kellesini getireceksiniz. Payitahtın Muhafız başı bizim diyardan. Ona selamımı götürün. Size şehrin kapılarını açacak. Saraya girmenize de Sarayı koruyan Bey yardım edecek. Onun da haberi var zaten. Gerisi kolay, baskın verin odasına alın kellesini Sultanın. Başsız kalan memleketi bir uçtan bir uca ele geçirelim. Bu işi başarın dileyin benden ne dilerseniz. İki kişinin bildiği sır, sır değildir denmiş. Saray olurda duvarlar, duvarların ardındaki gölgeler sırlara şahit olmaz mı? Gözden düşene o sırları duyan biri haber uçurmuş. Gözden düşen onlardan önce Payitahta gelmiş, önce Muhafız başının kellesini almış, ardından Saray Muhafızı Beyin. Onların marifetlerini de Sultana bir nameyle önceden bildirmiş. Sultan o gece saraydan çıkmış. Gözden düşen hem şehrin kapılarını hem sarayın kapılarını düşman diyarın fedailerine açtırmış. Tabiri caizse saraya tam bir kurt kapanı kurmuş. Fedailerden bir teki dahi kurtulamamış. Gözden düşen almış o kelleleri varmış düşman diyarın sınırına, sınır muhafızlarına teslim etmiş. Sultan böyle bir iyiliği bana kim yapar, neden yapar diye bir hayli düşünmüş.
Memlekette Sultanın hayatını kurtaran eli kılıçlı yiğit üzerine hikayeler anlatılmaya başlanmış. Lakin onu gören, bilen, nasıl o baskının üstesinden geldiğinden bilgisi olan yokmuş. Sultan saray baskınından sonra, baskından haberi olmayan kim varsa, her birini sürmüş Payitahttan. Vezirlerine Beylerine kadar etrafındaki adamların tamamını değiştirmiş. O demiş beni baskından haberdar eden, beni saklayan, baskını önleyen kimdi? Onu demiş bulun bana. Adamları Sultanım demişler, hiç konuştu mu? Sesi tanıdığınız birine benziyor muydu? Sultan, tek bir kelam etmedi demiş. Ancak, öyle bir kılıç kullanıyordu ki, onun kılıç tutuşu babam Sultanın neredeyse aynıydı. Adamlardan biri, Sultanım demiş bu konuyu tek bir kişi bilir. Babanızın Hocası. Yaşı neredeyse bir asra yaklaştı. Onun yanına bir varın. Sultan yarım gün mesafede bir şehrin konağa benzeyen bir hanesinin çalmış kapısını. Kapıyı açanlar, Sultanım demişler, haber ettiğiniz üzere dedemiz seni bekler.
Sultan, Hocanın elini öpmüş, başından geçenleri anlatmış. Hoca, Sultanım demiş, babanın kılıç ustası benim. O kılıç kullananın ustası da baban. O seni kurtaran yiğidin daha burnu tam olarak sürtülmedi. İnsanların omuzlarına basa basa yükseldi. Ne kadir kıymet bildi ne hatır gönül tanıdı. Çok ah aldı. Can dostum dediklerini yarı yolda bıraktı. Şu anda kim darda kaldı onun yanında. Kimin yolunu kestiler onların yanında. Memleketin her yerinde ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan esrarengiz bir yiğit. Gurur, kibir ve mağrurluk gibi ne varsa bıraktı. Seni çocukken üç kez ölümden kurtardı. Ancak olay sana her defasında yanlış anlatıldı. Ve o seni kurtarana düşman kesildin. Baban bütün olumsuzluklarına rağmen onu Vezir yapmak istemişti. Ancak istese de onu Vezir yapamazdı. Kılıç ustası olduğu yiğit bir zamanlar çok sevdiği düşman diyardan bir Bey kızından olma ve o güne kadar hiç bilmediği oğluydu. Yani senin ağabeyin. O gerçeği öğrendi kalbi dayanamadı.
Bir daha kendine gelemedi, kendini toparlayamadı. Sultan, gözden düşen demek benim ağabeyim öyle mi Hocam demiş. Onu benim gözümden düşürende anam oldu. Demek ki o bazı şeyleri biliyordu. Hoca, üzülme Sultanım demiş, kılıcı senin hizmetinde olan, sana asla ihanet etmeyecek, karşı çıkmayacak, tahtında gözü olmayacak bir ağabeye sahipsin. Üstelik anan dahil, onun anası dahil onun hakkında konuşabilecek hiç kimse hayatta değil. Yalnızca ben hariç. Takdir senin, karısı ve çocuklarından çok uzun bir süredir ayrı kaldı. Çocukları delikanlı oldu. Karısının babası olan Bey hem onu sevmez hem de sana son derece bağlıdır. İzin ver de buluşsunlar. Sultan öpmüş Hocanın elini, yolunun üzerinde olan gözden düşenin kayınpederinin şehrine gelmiş. Gözden düşenin karısını ve çocuklarını çağırmış. Bey kızı demiş, şu andan itibaren gözden düşenle görüşebilirsin. Kadının yüzüne doğru bakınca, sen zaten görüşüyorsun demiş. Korkma çekinme, benim hayatımı kurtaran bir yiğit için benden yana yasak yoktur. Sonra dönmüş şehrin Beyine, Bey demiş bugüne kadar böyle kılıç kullanan birine hiç rastlamadım.
Aynı tarzı, bir babam Sultanda gördüm, bir de bu yiğitte. Şehrin beyi, Sultanım demiş, nihayetinde damadımda olsa bu adam gözden düşen değil mi? Ahali onu efsane yaptı. Hatta sarayı basanları da o ortadan kaldırdı derler. Tevatürün böylesi de olmaz amma, ahali bu, söyler de anlatır da büyütür de. Sultan hiçbir şey söylemeden çıkmış dışarı, Bey, kızım demiş ne söyledim ki şimdi ben. Kocanı günahım kadar sevmem. Sultanın babası az kalsın benim gibi biri varken onu Vezir yapıyordu. Bu Sultanın anası, bana Bey dedi, bu kendini bilmez, kibirli, mağrur, Bey geçinen kendini beğenmiş Vezir olmamalı. Yarın maazallah Sultan olmaya kalkar. Biz bunları konuşurken Sultan ağır hastalar oldu, yataklara düştü. Tek bir kelime konuşamadı. Senin uğursuz kocan da gözden düştü, gözden düşen diye her tarafta o şekilde anıldı. Neymiş benim hayatımı kurtarmış. Sahtekâr bu adam. Sen kim benim hayatımı kurtarmak kim?
Anlatırlar ki; Sultan, Payitahta döndüğünde çağırmış Gözden düşeni, seni demiş memleketime Vezir eyledim. Sana en az kendim kadar güvenirim. Sen artık ne gözden düşensin ne gözden düşürülen, dilerim göze gelmeyesin. Hanımının babasını Beylikten aldım, yerine oğlunu Bey yaptım. Bundan böyle memleketimin asayişi, düzeni, idaresi sende. Benim sözüm senin sözün. Gözden düşen Sultanla el ele vermiş memleket güllük gülistanlık olmuş. Geçmişte kime ne yanlış yapmışsa telafi etmek adına elinden geleni yapmış. Ahali memlekete bu kadar adil bir Vezir gelmedi demişler. Sultan, kardeş olduklarını ona hiçbir zaman söylememiş. Yalnız tahta geçecek oğluna, Vezirliğe gözden düşenin büyük oğlunu getirmesini vasiyet etmiş. Bu vasiyet dört kuşak sürmüş. Dördüncü kuşak Vezirin oğlu yokmuş. Beşinci kuşak Sultan, Vezirin büyük kızının kocasını Vezir yapmış. Gözden düşenin ailesinden bir daha gözden düşen diye anılan biri çıkmadığı gibi ahali o gözden düşen değildi, biz ona sahip çıkmadık, aslında o değil biz gözden düştük demekten de kendilerini alamamışlar.
Şehir şehire, gözden düşen gözden düşene, Sultan babası Sultan babasına, Sultan Sultana, Sultan Hocası Sultan Hocasına, Vezir Vezire, Bey kızı Bey kızına, kayınpeder kayınpedere, kafile kafileye, saray saraya, düşman diyarın Sultanı düşman diyarın Sultanına, Kervansaray ağası kervansaray ağasına, dost dosta, kafile kafileye, fedai fedaiye, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…