Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Geçmiş Ola Noktası

Geçmiş Ola Noktası

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın kaleme aldığı bu metin, toplumun içinde bulunduğu derin karamsarlığı, ekonomik zorlukları ve insani değerlerdeki yozlaşmayı hüzünlü bir dille ele almaktadır. Yazar, 2026 yılının getirdiği ağır yükler ve yaklaşan zamlar eşliğinde, bireylerin birbirine yabancılaştığı ve umudun tükenme noktasına geldiği bir sosyal manzara çizmektedir. Özellikle pandemi gibi büyük sınavlardan ders çıkarılmadığını vurgulayan eser, insanların vicdan ve vefa gibi kavramlardan uzaklaşarak bir boş vermişliğe sürüklendiğini ifade eder. “Geçmiş ola noktası” tabiriyle, telafisi mümkün olmayan hataların ve kaçırılan fırsatların yarattığı toplumsal çaresizlik vurgulanmaktadır. Metin boyunca, dürüst insanların yalnızlaştığı ve samimiyetin yerini ilgisizliğe bıraktığı bir dünyanın melankolisi hissedilir. Nihayetinde bu kaynak, her şeye rağmen umudun kapılarını arama ihtiyacını hatırlatan düşündürücü bir eleştiri niteliğindedir.

 

Selda Bağcan, “Öyle bir yerdeyim ki…” şarkısında;

“Bu ne beter çizgidir bu / Bu ne çıldırtan denge / Yaprak döker bir yanımız / Bir yanımız bahar bahçe” diyordu…

Tam da “geçmiş ola noktası” denen bir nokta o mısralarda anlatılan…

Bir yanımız yaprak döker, bir yanımız bahar bahçe diyor ya hani…

Yaprak dökümlerinin tam da ortasındayız…

Mevsim sonbahar değil, mevsim ilkbahar

Kimimize yaprak dökümü, kimimize bahar bahçe gibi bir şey…

Sanki biraz biraz halimizi andırıyor gibi…

Durup dururken kimse derbeder olmaz…

Kimse yalnızlık şarkıları mırıldanmaz…

Kimse çaresizlik voltaları atmaz…

Kimse kendini bu kadar bırakmaz…

2026 yılının zor ayları ağır hasarlar bırakarak ilerliyor.

Mart ayının son günlerindeyiz artık…

Ağır doğalgaz ve elektrik zamlarının habercisi olacağı yazılan ve çizilen Nisan ayının eşiğindeyiz.

Nisan dördüncü ay, yıl sonuna kadar her ay ayrı bir hengâme.

Geçmiş ola noktasına gelmişiz, koşabileceğimiz bir kulvar yok.

Tökezleyenin, iki adımda bir yere kapaklananın kulvarı olabilir mi?

*****

1 Nisan şaka günü ya hani…

Şakaydı, espriydi, gülümsemeydi; en azından bir kez olsun tebessüm edebilecek anlar yaşanabilir mi?

“Geçmiş ola noktası” misali bu manzarada ne kadar olursa, olabilirse artık…

Varsayalım ki şaka yaptık gibi…

Bizi bir gören yok… Duyan da yok… “Ne derdin var, de bakalım” diyen de… Çare arayan, çare olan, çare bulanlar da yok… Bize aldıran yok… Düşsek, “tut elimi” diye kaldıran da…

Güvendiğimiz dağ kaldı mı diye şöyle bir bakınıyoruz etrafımıza…

Hey dağlar ulu dağlar diyoruz bir başımıza…

Dağ bize bakıyor, biz dağa…

Ne zaman el olduk birbirimize demekten kendimizi alamıyoruz…

Dağ mı bizden gitti, biz mi dağdan gittik?

Hayal meyal bir soru…

Kim kime dumduma diyeceğiz…

Ya dağı bize küstürecekler ya bizi dağa…

Lafın barıştıranı, oluruna söyleneni, her iki tarafa da hayrı dokunanı ortalarda yok… Aldı başını gitti, nereye gideceğini söylemedi de diyorlar… Laf bile alıp başına gittikten sonra, yan ağla, dön ağla…

*****

Herkesin kendi derdine, tasasına, kaygısına düştüğü garip ve içinden çıkılması zor bir hal…

Dağınık bir görüntü…

Toparlanma diye bir gayret yok…

Silkinme, kendine gelme gibi bir çabadan bir hayli uzaklaşılmış.

Boş vermişlik gibi bir hal var üzerimizde…

“Aman sende” demişiz…

“Bu da geçer” desek de önünü ardını sormamış, araştırmamışız.

Bırakmışız elimizde ne varsa yere…

“Bana ne, sana ne kime ne” diyenlerin sesleri kaplamış sokağı…

Onca güzel haslet sokağın başına üst üste yığılmış…

Haslet, gaflet, gayret, hayret, seyret, ibret ucu ucuna eklenmiş…

Canlar sıkkın, yüzler bıkkın…

Gönül yorgun, hava durgun, benizler solgun…

“Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime / Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime…” şarkısının o kederli dizelerine dönmüşüz…

*****

Biz yumuşak yüzlüyüz aslında… Art niyetimiz yok… Sonra haset değiliz… Hele fesat hiç…

İçten pazarlıklı olmak semtimizden geçmez…

Durup dururken kimseyle kavga etmeyiz… Derdimiz varsa kendimize… Efkârlıysak o da bize kalsın… Bazen gittiği yere kadar gider… Çıkmaz sokaklarda nafile turlar atmak denir ya hani…

Gün gelir, ya biz o çıkmaz sokaktan bıkarız ya da o sokak bizden… “Var git başımdan, benim bile aklım karıştı” der mi der…

Kimimiz “aman sende” demiş geçmiş… Kimimiz takmış az biraz vara yoğa… Kimimiz yolda belde kendi kendine konuşur olmuş… Kimimizi hafakanlar basmış diye anlatır konu komşu… Kimimiz “âlem ne der, el âlem ne der” diye kuruntu yapar durur.

O âlem, o el âlem yok mu?

Ölüp gitseler, soyları tükense, yine de onları bir hatırlayan, bir anan olur; iyisine ya da kötüsüne…

Bu dünyanın en bahtsızları, en şanssızları yeminle doğru düzgün olanlar. Dokuz köyden kovulanlar. Onuncu köy diye bir yer arattırılanlar…

Her daim iş işten geçtikten sonra hak verilenler, hatırlananlar. Hak verildiği halde hak ettiklerini almaları huzur-u mahşere kalanlar.

Dünyanın onca yükünü, derdini, kederini, gıcırtısını sırtlarına yüklediğimiz, kıymetini bilmek gibi bir güzelliğe hasret bıraktıklarımızı hatırlayan olmaz bile.

Hak edenlerin haklarını hak etmeyenlere dağıtan bizlerin, o dağıttıklarımızdan yediğimiz darbeler memlekete yol da olsa; yine de “ben nerede ne yanlış yaptım” diye geriye dönüp de bakmayız.

Neden acaba diye kendine bir soran, “ben ne yapıyorum böyle” diyen var mı?

*****

Üç günlük dünyayı zehrettiklerimiz; yalan dünyanın geçtim keyfinden, bir “oh” demeyi, soluklanmayı, mola vermeyi dahi çok gördüklerimiz o kadar çok ki.

Birçoğumuz bu yanlışları ölüm döşeğinde ancak fark edebiliyor.

O nokta “geçmiş ola noktası…” Geçmiş ola denen o nokta, fani dünyaya elveda noktası…

Kiminin o gerçekleri göremeden gittiği, kiminin görse de son nefesinde gözlerinin açık gittiği o nokta…

Bu sahnelerin de birçoğuna şahit olanlar, geri dönüşler yapabildiler mi?

Gerçeklerle yüzleşebildiler mi?

Yanlış gidişatları düzeltebildiler mi?

Huylu huyundan vazgeçer mi derler ya…

Pek azımızın ibret aldığı, sarsıldığı, yanlışımızdan döndüğü konular elbette var.

Lakin bildiğini okumaya devam eden pek çok.

Zaten doğrular görülebilse her şey çok daha başka olmaz mıydı?

Gözü doymayan insan, mezarlıktan döner dönmez “nerede kalmıştık” faslına yeni bir sayfa açmayı sürdürdüğü müddetçe ne gerçeklerle yüzleşilir ne de doğru düzgün insanların yüzü güler.

*****

Hatırlarsanız 2020 yılının hemen ilk aylarında virüsle tanıştık

Virüs topumuzu birden, aklınıza ne geldiyse dört koldan sınadı…

Bu sınanmadan sonra ne dedik… Çıkaracağımız dersi çıkardık… En yakınlarımızı kara toprağa verdik…

Vefa nedir, ne değildir öyle acı bir biçimde gördük ve yaşadık ki; bundan böyle attığımız her adımı çok daha dikkatli atacağız demedik mi?

Dedik amma…

Altı yılda en az altı fikir değiştirdik… Olmaz denen oldu… Yapmaz denen yaptı… Sapmaz denen saptı… Kapmaz denen kaptı…

Kaçmaz denen kaçtı… Kopmaz denen koptu…

Gitmez denen gitti… Sövmez denen sövdü… Dövmez denen dövdü… Övmez denen övdü…

Bize bir haller oldu.

Kantarın topuzu ne kadar kaçtı bilemedik…

*****

Oysa virüs denen baş belası, sadece ölümle sınamamıştı insanları.

Dostla sınadı, arkadaşla sınadı, akrabayla sınadı, kardeşle sınadı, konu komşuyla sınadı; vefa dedi sınadı, cefa dedi sınadı, sefa dedi sınadı, borç dedi sınadı, vicdan dedi sınadı, merhamet dedi sınadı, varlıkla sınadı, yoklukla sınadı.

Herkesin boyası, foyası döküldü kaldı orta yere… Neredeyse sınıfta kalmayan yoktu…

İnsanların pek azı bu sınanmadan yüzlerinin akıyla çıkabildiler.

O geçenlerde nasıl geçtiklerini bilemediler.

Virüs gitti, varyantları da gitti… Arada yokladıkları da olmuyor değil diyor doktorlarımız…

Hani Yunus Emre, “Derviş Yunus bu sözü / Eğri büğrü söyleme / Seni sıygaya çeker / Bir Molla Kasım gelir” demiş ya…

Bizi de virüs sıygaya çekti. Ölümden girdi, vefadan çıktı…

Akıllanmadık… Uslanmadık… Ders almadık… Döndük geldik virüsten önceki halimize…

Neydi o halin adı?

“Geçmiş ola noktası…”

Bu dünyanın her biri umutsuz vaka olan noktaları pek çok…

Lakin umuda açılan pencereleri, kapıları da aramadığınız kadar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!