Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu anlatı, hükümdar eşinin vefatından sonra küçük yaştaki şehzadesiyle iktidar mücadelesinin ortasında kalan bir Ece’nin tahtı koruma çabasını konu alır. Saray içerisindeki vezirlerin ve hırslı akrabaların ihanetlerine karşı, Sultan’ın sadık komutanı Yetim Bey ve bilge hocasının yardımıyla düzeni yeniden tesis etmeye çalışır. Metin, güven dairesindeki kişilerin dahi düşmanla iş birliği yapabildiği bir ihanet ağını ve bu karmaşayı çözen askeri müdahaleleri detaylandırır. Hikaye boyunca sadakat, fedakarlık ve siyasi komplolar işlenirken, Yetim Bey’in şehzadeyi yetiştirme ve devleti içerideki hainlerden temizleme süreci ön plana çıkar. Sonuçta, sabır ve stratejiyle harmanlanmış bir yönetim destanı sunulur.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin Ecesi, memleketin Sultan’ı bir savaşta hayatını kaybettiğinde, iki yaşlarında oğluyla bir başına kalmış.
Sultanın sarayında saltanatı eline geçirmek isteyen Vezirler, hırslı Beyler ve “Sultanlık benim hakkım,” diyen Sultanın yeğeni, Payitaht’ı bir cadı kazanı haline getirmişler.
Memleketin ileri gelenleri, özellikle Sultanın Hocası, “Saltanat Ece’ye münasip, Şehzademizin anasına münasip,” diye söze girmiş; hiç kimse bir daha ağzını açamasa da Sultanın yeğeni, “Hocam,” demiş, “Ece benden yaşça küçük, hepinizin izni olursa onunla evlenmek, memlekete de Sultan olmayı dilerim.”
Ece, “Kesinlikle olmaz,” demiş. “Sultanımız yeğenini Payitaht’tan sürdüğünü, her fırsatta Sultanımıza baş kaldırdığını ne zaman unuttunuz?”
Sultanın Hocası, “Şehzademiz Sultanlık yapacak yaşa gelinceye kadar, Ece, ulu Ece olarak memleketin başında duracak, bizler de ona yardımcı olacağız.”
Sultanın Hocası, “Ecem,” demiş, “Sultan’ı ölümüne savunan, Sultan’la birlikte öldü denilen, ölmediği son anda fark edilen; bu yüzden aylardan beri yalnızca benim bildiğim oldukça uzak bir şifahanede yatan Yetim Bey derler bir Bey var.”
“Karar sizin, inen kılıç onun olsun. Saltanatta, tahtta, taçta gözü olmayan, böyle şeyleri umursamayan tek Bey o.”
“Sultanımız beni de, sizi de, Şehzade’sini de ona emanet etmişti. Öldü dediklerinde günlerce gözüme uyku girmedi.”
“Sağ olduğunu görünce dünyalar benim oldu. Onunla seni gözüştüreyim, ondan sonra bırak onu bir başına. Nasıl biliyorsa öyle hareket etsin.”
“Sağ olduğunu, geldiğini kimse bilmesin.”
“Memleketin tahtına göz dikenler onu öğreninceye kadar her şey olup bitsin.”
“En yakınlarınıza dahi ondan bahsetmeyin Ecem, etrafınızda güvenebileceğiniz kimse yok. Bütün nedimeleriniz birilerine laf taşıyor.”
“Sırdaşım dediğiniz kız Vezir’in, kız kardeşiniz Sultanın yeğeninin habercisi.” Sultanın Hocası, Yetim Bey ile Ece’yi kimsenin bilmediği bir yerde buluşturmuş.
Yetim Bey diz çökmüş Ece’nin huzurunda; “Ölünceye kadar sizin ve Şehzadem’in emrindeyim,” demiş.
Ece, “İmzaladığım fermanı sadece Sultanımızın Hocası biliyor, şu andan itibaren bir de siz.”
Yetim Bey fermanı almış, okumuş ve atlamış atına; karanlıklar içine dalmış gitmiş.
Ece ve Sultanın Hocası saraya döndüklerinde, Ece’nin nedimeleri, “Ecem,” demişler, “aklımız çıktı, neredeydiniz?” Ece tek bir kelime etmemiş.
Sultanın yeğeni, “Hocam,” demiş, “Ece ile bir yere mi gittiniz?” Vezir zorlamış.
Bazı Beyler, “Hocam, bizlerden habersiz iş mi çeviriyorsun, Ece’yi kiminle görüştürdün?”
Hoca, “Hiç kimseyle,” demiş. “Ece’yi öyle bir bunaltmışsınız ki, Ecemiz, ‘Hocam beni çıkarın Payitaht’tan,’ dedi; Payitaht’a yakın göl kenarında biraz sohbet ettik.”
“Ece böyle bir emir verse hanginiz hayır diyebilir? Ahali Ece’yi sever de tutar da; O’nu ve Şehzade’yi ölen Sultan’ın emaneti olarak görür.”
“Bu ahalinin Sultan’a olan sevgisini bilmiyor musunuz?” Gerginlik bitmiş, söylentiler dinmiş; Vezir ve Sultanın yeğeni, “Bize haber et Hocam,” demişler.
“Bunun emirle bir alakası yok, bundan sonra hiç yok.”
Yetim Bey, Sultanın hizmetinde olan ve yalnızca kendine bağlı adamlarıyla basmış sarayı. Muhafızlar, Yetim Bey’i görünce onun emrine girmişler.
Yetim Bey, girmiş Vezir’in odasına, Vezir’i yerlerde sürümüş. Sarayın bahçe duvarının önünde hedef tahtası yapıp oklarla delik deşik etmiş.
Ardından hırsını dışarı vuran Beylerin kellelerini almış. Sultanın yeğenini Payitaht surlarından aşağıya fırlatmış.
Ece’nin nedimelerinin hepsini bir arabaya bindirip sürgüne göndermiş. Onların yerine de, güvendiği Beylerin kızlarını getirip Ece’ye nedime yapmış.
O gece sabaha kadar, tahtta gözü olan kim varsa ortadan kaldırılmış. Onlara yardım eden, destekleyenler de ya zindana atılmış ya sürülmüş.
Yetim Bey, “Ecem,” demiş, “Sultanımızın ne yaptığını, attığı her adımı, ona tuzak kuran düşman diyarın Sultanı’na bir bildiren vardı.”
“Bu hain ya temizlikte ortadan kalktı ya da yaşamaya devam ediyor.”
Ece, “Yetim Bey,” demiş, “sizin planınızı Hocam, ben ve sizden başka bilen yok.”
Yetim Bey bu işlere kafa yorarken, Sultanın Hocası çıkıp gelmiş Yetim Bey’in yanına.
“Ahali,” demiş, “üç gün sonra dedikodu etmeye başlar; ‘Ece ile Yetim Bey arasında bir şey mi var?’ der.”
“Böyle dedikodular tehlikeli, bunun önüne geçmenin tek çaresi seni evermek. Benim kızımla evleneceksin. İtiraz istemem.”
Yetim Bey, “İyi de Hocam,” demiş, “kızın bu işe razı mı? Bana neden birdenbire sorarsın?” Hoca, “Ben Ecem’e danıştım,” demiş.
“Senin gibi her ikisi de razıysa olur,” dedi. “Hatta benim kızı çağırdı sordu, o da ‘Siz de münasip gördüyseniz olur Ecem,’ dedi,” demiş.
Yetim Bey, Ece’nin huzuruna çıkmış; “Ecem,” demiş, “değişik bir oldu bitti mevzusunun içine girmiş gibiyim.”
Ece, “Hocanın kızı,” demiş, “hem çok güzel bir kız hem de seni beğeniyor. Dur çağırayım da gör.”
Kız öyle güzelmiş ki Yetim Bey susmuş kalmış; kız gittikten sonra, “Ecem münasip gördüyse,” demiş; birkaç gün sonra sade bir düğünle evlenmişler.
Lakin saraydan bilinmedik bir kişiden, sarayda ne olup bittiği bir şekilde düşman diyarın Sultanı’na ulaşmaya devam ediyormuş.
Yetim Bey her ne yaptıysa bunun önüne geçemiyormuş. Ahaliden Kaya Baba derler bir zat, “Yetim Bey,” demiş, “haini uzaklarda aramaktan vazgeç.”
“Ötede beride bir şey kalmadı, en yakınlarının arasına bak. Bir de memleketin hali tehlikeli denizlerde azgın dalgalarla boğuşan bir gemiye benziyor.”
“Duyduk ki, düşman memleketin Sultanı Ece’ye talip olmayı düşünürmüş. Sultanımızı öldür, kalk gel Ecemize talip ol; arada da senin kayınpederin olan Sultanın Hocası var diyorlar.”
“Dikkat et, kızını sana verdi; seni kenara aldığını düşünüyor gibi.”
“Sultanın Hocası’na kimse böyle bir suç isnat edemese de sen meselelere çok farklı yönlerden bakabilme kabiliyetine sahipsin. Çöz şu meseleyi.”
Yetim Bey, Hocanın konağına karısıyla birlikte varmış. “Hocam,” demiş, “ahali arasında değişik tevatürler dolaşır. İtibar etmek istemem.”
“Sultanımızı öldüren, beni de ölümcül yaralayan düşman diyarın Sultanı Ecemize talip olacakmış derler.”
“Aracı olarak da yaşına hürmeten Sultanın Hocası uygundur derlermiş.”
“Önce şayiadır, yalandır dedim. Sonra ateş olmayan yerden duman tütmez dedim. Ardından bir türlü konduramadım.”
“Ve işin içinden çıkamayınca da geldim huzuruna. Ne dersin Hocam, böyle bir mevzudan Ecemizin haberi var mıdır?”
Yetim Bey’in karısı, “Beyim,” demiş, “Ece kendi kararını kendi verecek bir kadın. Genç, güzel; Şehzade’nin büyümesini bekler mi sanıyorsun?”
“Bir ara sana gönlü düşmüş diye anlatmışlardı.” Yetim Bey, “Tövbe haşa,” demiş. “Beni sen de bilirsin, Hocam da bilir.”
O sırada, Hocanın adamlarından biri, “Hocam,” demiş, “Yetim Bey’i ahaliden birileri görmek ister, bir yerlerde bazı olaylar olmuş galiba.”
Yetim Bey çıkmış dışarı, sabaha kadar çıkan olayları bastırmaya çalışmış.
Bazı gizli eller ortalığı karıştırıyormuş. Olayları bastırınca Ece’nin huzuruna çıkmış; “Ecem,” demiş, “şu evlenme hikayesinin aslı nedir diye sormam haddimi aşmak olmaz değil mi?”
Ece, “Bu soruyu sen hariç kim sorsa kellesi gider,” demiş. “Bilemediğim bir şeyler dönüyor. Olayların merkezinde Sultanımızın Hocası var.”
“Senin karın da hemen her şeyden haberdar. Seninle benim aramda bir şeyler varmış dedikodusunu da çıkaranlar aynı merkezli.”
Yetim Bey, adamlarıyla Hocanın konağını basmış. Hocayı yakalayıp zindana atmışlar.
Yetim Bey, itimat ettiği adamlarından birini sorgucu olarak zindana göndermiş, adamının yüzünü de sardırmış.
Sorgucu, “Hoca,” demiş, “senin haber güvercinlerini ve ulaklarını yakaladık. Ne iş edersin? Sultanımızı ölüme sen mi gönderdin?”

“Ecemize attırdığın iftiradan utanmaz mısın? Ak sakallarından utan. Seni buradan ne damadın kurtarabilir ne kızın.” Hoca sükût etmiş.
Ağzını bıçak açmıyormuş.
Ahali ikiye bölünmüş. Yetim Bey’in karısı, on gündür zindanda olan babasının durumu için Ece’ye gitmiş.
“Ece,” demiş, “babamı bırak; Payitaht’ta öyle olaylar çıktı ki, Yetim Bey olayların önüne bir ayda geçemez.”
“Ya bir kaza okuna kurban gider ya da pusuya düşer.” Ece, “Yetim Bey ile evliliğin de bir oyundu, değil mi?” demiş.
Hocanın kızı çekmiş kılıcını; “Oyun ya da değil,” demiş, “seni ilgilendirmez.”
“Seni koruyacak kimse kalmadı, seni öldürme görevi de bana kaldı. Babamı zindandan çıkardılar. Babam da Yetim Bey’in icabına bakacak.”
Ece tahtın yanı başındaki kılıcını almış; “Gel bakalım hainin kızı,” demiş. İki kadının kılıçlarının çarpışması sarayı doldurmuş.
Ece, hiç kimsenin bilmediği bir ustalıkla kılıcını maharetle kullanmaya başlamış; çok geçmeden sert bir kılıç darbesiyle Hocanın kızının elindeki kılıcı düşürmüş. “Atın bunu zindana, Ece’nin hayatına kastedenin sonu ölümdür,” demiş.
Ancak kargaşa ve karmaşa o denli büyükmüş ki, Hocanın adamları, Hocanın kızını o kargaşada Payitaht’ın dışına çıkartmışlar.
Hoca aslında düşman diyarın Sultanı’nın öz dayısıymış. O kargaşada kız, düşman diyarının Sultanı’nın yanına ulaştıktan sonra bir çıkış yolu bulup kaçmışlar.
Yetim Bey yakalanan Hocayı, “Gel bakalım hain!” diyerek kale surlarından aşağıya atmış. Hocanın adamları teslim olmuşlar.
Ece, “Çağırın bana Yetim Bey’i,” demiş. Yetim Bey gelince Ece, “Bir saat kadar önce bana kılıç çeken karına dersini verdim amma kaçmış hain,”
“Bana gönül koyabilirsin. Ancak hainlerin burnumun dibine kadar sokulmasına tahammülüm yok.”
Yetim Bey, “Ferman Ece’nindir,” demiş. Çıkmış dışarı. Atlamış atına; Payitaht’ın sisli ve puslu havasından kendini kurtarıncaya kadar sürmüş atını.
Ahalinin ileri gelenleri, başlarında Kaya Baba ile Ece’nin huzuruna çıkmışlar. “Ecem,” demişler, “Yetim Bey isyanı bastırdı.”
“Payitaht’ı kuşatmaya kalkan düşman diyarın Sultanı’nı ölmekten beter etti. İtibarı iki paralık olan Sultan, ücra bir kaleye kapanmış diye anlatırlar.”
“Bundan böyle ne yapacaksınız? Biz anladık ki, Yetim Bey senin sağ kolundur.”
“Onu çağır, buldur, devlet hizmetinde iyi bir yere getir.”
Ece Yetim Bey’i buldurmuş; “Şehzadem beş yaşında, onun Hocası olacaksın. Onu Sultanlığa sen hazırlayacaksın,” demiş.
“Bu arada memlekette nerede ne isyan çıktı, ne olay oldu; onları da sen bastıracaksın.”
Ece, Beylerini toplamış; “Şehzadem Sultanlığı devralıncaya kadar hocası Yetim Bey’dir,” demiş. “Siz bütün Beyleri Yetim Bey’in emrine veriyorum.”
Beylerden biri, “Ecem,” demiş, “Yetim Bey’e verdiğin yetkiler bir Sultan’da olabilecek yetkiler; yarın ahali ne der?”
Yetim Bey, “Ecem,” demiş, “konu hiç de arzu edilmeyen bir noktaya doğru gidiyor.”
“Ben bana vermiş olduğunuz bütün yetkilerden affımı talep ediyorum. Şehzademi yetiştirmek boynumun borcu.”
“Lakin Vezirlikten de üstte olan yetkilerle donatılmak benden ziyade sizi zorlayacağa benziyor. Ne zaman isterseniz emrinizdeyim,” demiş; çıkmış Ece’nin huzurundan.
Anlatırlar ki; Yetim Bey, Şehzade’yi tahta oturtuncaya kadar hem korumuş hem yetiştirmiş. Sonunda da öpmüş elini; “Ferman Sultanımındır,” demiş.
Nerede bir isyan çıksa, Ece ne zaman darda kalsa Yetim Bey yetişmiş.
Ahali, “Yetim Bey Ece’yi çok sevdi lakin bağrına taş bastı,” bir daha da Payitaht’a gelmedi.
Ece de onu çok sevdi; sevdiğini ne dile getirdi ne de ortaya koydu.
Genç Sultan, “Yetim Bey babam gibi,” demiş, “amma babam değil; dedikoduların aksine başını kaldırıp Ece’ye bakmaz.”
“Zaten onu sınırdaki en büyük şehrin Beyi’nin bana ablalık yapan, kol kanat geren kızıyla evlendirdim.”
Yetim Bey’in o abladan bir de oğlu oldu.
Ece, oğlu Sultan olduktan sonra ona danışmanlık yapmış. Sultan evlendikten sonra da Ece makamını gelinine vermiş.
Lakin gelin kız, “Ece sensin anacığım,” demiş; öpmüş elini, ona yardım etme kararı almış.
Yetim Bey, Sultan’ın yanında ölünceye kadar çarpışmış. Ece hikayesi de tevatürlere ve rivayetlere açık olarak anlatılmış durmuş.
Şehir şehire, Yetim Bey Yetim Bey’e, Ece Ece’ye, Nedimeler Nedimelere, Vezir Vezir’e, Bey Bey’e, Sultan Sultan’a, Sultan yeğeni Sultan yeğenine, Kaya Baba Kaya Baba’ya, Sultanın Hocası Sultanın Hocası’na, düşman diyarın Sultanı düşman diyarın Sultanı’na, Hocanın kızı Hocanın kızı’na, Şehzade Şehzade’ye, Sorgucu Sorgucu’ya, zindan zindana, meydan meydana, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir.
Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…