Erol Sunat yazısında, Demokles’in Kılıcı efsanesini temel alarak adalet, baskı ve özgürlük kavramlarını tarihsel bir perspektifle ele almaktadır. Yazar, bu antik sembolün modern dünyada nasıl zulüm ve sömürgecilik araçlarına dönüştüğünü, özellikle Afrika ve Doğu Türkistan gibi coğrafyalardaki yansımaları üzerinden sorgular. Türk tarihindeki Kürşat ve Osman Batur gibi kahramanların hürriyet mücadelelerine değinilerek, mazlum milletlerin uğradığı haksızlıklar dile getirilir. Günümüzde bu kılıcın artık adaleti sağlamaktan ziyade, Batılı güçlerin ve işgalci yönetimlerin stratejik bir tehdit unsuru haline geldiği vurgulanır. Sonuç olarak eser, Gazze’den Uygur bölgesine kadar uzanan geniş bir sahada yaşanan insani dramlara karşı küresel sessizliği eleştiren lirik bir sitem niteliğindedir.
Demokles’in kılıcı tabiri pek meşhurdur. Hani o adamın başına düştü düşecek olan kılıcı kastediyoruz. Bu tabir; kişiyi korku ve baskı altında tutan büyük ceza tehdidi olarak, her an gerçekleşebilecek tehlike olarak açıklanmış.
Efsaneye göre, Siraküza Kralı’nın danışmanı olan ve Kral olmaya özenen Demokles’in bu isteğini yerine getiren kral, bütün yetkilerinin ona verilmesini emretmiş.
Demokles oturmuş kralın tahtına, tam da sevineceği, sağa sola emir yağdıracağı bir anda tahtın üzerine bir gölge düşmüş. Kafasını yukarı doğru kaldırdığında bir de bakmış ki kafasının tam da üzerinde at kıllarına bağlı, düştü düşecek bir kılıç sallanıyor.
Demokles’in başının üstünde duran ve onu tehdit eden bu kılıç hikâyesi değişik versiyonlarıyla ve yorumlarıyla çok yazıldı, çok anlatıldı. Birçok yere çekildi, göndermelere konu oldu.
Adaletten ayrılanın, haksızlık yapanın üzerine düştüğü söylendi ve anlatıldı. En çok taraftar bulan da bu oldu. Nerede ne haksızlık oldu; o haksızlığa karşı koyanlar, karşı duranlar, o haksızlıklarla ölümüne savaşanlar, bu uğurda hayatını kaybedenler, o kılıca Demokles’in kılıcı gibi dediler.
O tahtta oturan rahat edemedi; ya terk etti kaçtı gitti o diyardan ya da o kılıç kendini tutan bağlardan kurtuldu, düştü o zalimin, o zulmedenin başına.
Demokles’in kılıcı efsanesini Milattan önce dört bin yıllarına dayandıranlar oldu. Üzerine iki bin yıl daha koy, altı bin yıldır anlatılan kılıç aynı kılıç dediler. Binlerce yıldır bazı yöneticiler o kılıç başlarının üzerindeymiş gibi adaletle hükmettiler. Onu yok sayanların da kâbusu oldu o kılıç.
*****
Kırk yiğidiyle Çin sarayını Milattan sonra 639 yılında basan Türk hanedanlık Prensi Kürşat, esaret altında yaşayan Türk illerine hürriyet rüzgârları estirdi. Çin İmparatoru kendine gelemedi. Türk milletinde var olan bu tahminler ötesi gözü karalık, Çinliye Çin Seddi’ni yaptırmış, Sun Tzu’ya da “Savaş Sanatı” adlı eseri yazdırmıştı. Her ikisi de kâr etmedi.
Zalim Bolu Beyi’ne karşı koyan Köroğlu bir başka efsaneydi. “Ok atılır kalasından / Hak saklasın belasından / Köroğlu’nun narasından / Meydan gümbür gümbürlenir” dedi, sürdü atını meydana… Ne Bolu Beyi kaldı ne de ona benzeyenler…
Kayıkçı Kul Mustafa’nın destanında anlattığı Genç Osman, Bağdat kapısını bir başına açmıştı… Yiğitler yiğidiydi. “Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı / Düşmanın cümlesi önünden kaçtı / Kelle koltuğunda üç gün savaştı / Allah Allah deyip geçer Genç Osman…” diye hakkında yazılanlar günümüze kadar geldi.
23 Şubat 1918’de Rusların Kırım’ın Sivastopol şehrinde şehit ettiği Kırım Türklerinin efsane kahramanı, Kırım Ahali Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve Adalet Bakanı Numan Çelebi Cihan, Rusların uykularını kaçırdı; Kırım’a bağımsızlığını vermemek için Ruslar Kırım’ı işgal etti. Kırım Türkleri, Kırım bugünlerine kavuşabilsin diye Cafer Seydahmet Kırımer komutasında ölümüne savaştı.
Doğu Türkistan; Osman Batur gibi bir kahramanı, İsa Yusuf Alptekin gibi bir bilgeyi Türkistan davasına “Gök Bayrak” yaptı. Bugün o gök bayrak, onların ismiyle dünyanın her tarafında açılıyor. Osman Batur, Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için vermiş olduğu ölümüne amansız mücadele sonucunda, Çinliler tarafından yakalanarak 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de idam edildi. Bugün her Uygur Türkü bir Osman Batur, bir İsa Yusuf Alptekin…
*****
Günümüzün Demokles geçinenleri, Demokles’ten geçinenleri haddinden fazla… Tahtta oturttuklarının üzerinde sallanan kılıçlar kendi kılıçları ya da zulmettikleri toplumların üzerinde sallanan kılıçlar yine onlara ait. Sözüm ona, Demokles’in kılıçlarıyla adalet dağıtıyorlar.
Kıta Afrikası’nın kuzeyi, ortası hatta güneyi; sıcak Afrika’nın açlıkla, kuraklıkla, adaletsizlikle cayır cayır yandığı otuz milyon kilometre karelik bir coğrafya. Neredeyse yanmayan tek bir yer yok.
Bir zamanlar Afrika’nın tamamını kendine sömürge yapan İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, Belçikalılar, Almanlar; köle ticaretiyle kıta Afrika’dan yakaladıkları insanları köle olarak Amerika’ya getiren Amerikalılar halen kıta üzerinde Demokles’in kılıcı halindeler. Güya sömürdükleri o ülkelere özgürlüklerini verdiler. Lakin o coğrafyalardan ne ellerini çektiler ne de gölgelerini. İstedikleri an o coğrafyaların içini karıştırıp kendine yakın insanları seçtirmeye devam ediyorlar. Afrika; ihtilallerin, uyduruk krallıkların, olayların ve isyanların hiç bitmediği bir coğrafya; sömürgeciler de bu olaylardan besleniyorlar.
Yalan dünyanın hakikatle işi ve alakası olmayan ne kadar işi varsa, meseleyi Demokles’e bağlamışlar. Anlayacağınız Demokles de güncellendi, o meşhur kılıcı da…
*****

Demokles’in kılıcı sadece adalet için değil, bahşedildiği söylenen sahte hürriyetler için de örnek gösterilmeye devam ediliyor. Ne gibi mi? Mesela Çinliler gibi… Ne diyordu Çinliler? Biz Uygur Türklerini yaşadıkları coğrafyada özgür bıraktık. Dinlerine ve ibadetlerine karışmadık. Demokles’in kılıcı gibi gölgemiz üzerlerinde dediler mi? Demediler…
Önce o bölgeye Çince Sincan dediler… Yani yeni fethedilmiş toprak parçası… Sincan Uygur Özerk Bölgesi gibi bir şey daha eklediler…
Nesi özerkti Uygur kardeşlerimizin? Özerk; bir üst organa bağlı olmakla birlikte, ayrı bir yasaya göre kendi kendini yönetme yetkisi olan, kendi kendini özgürce yöneten demekti… Çin ve özerk kavramı… Onlarca yıldır bırakın yan yana gelebilmeyi, sadece lafta ve kâğıt üstünde kaldı. Göstermelik birkaç şey yapıldı, ardından dünyanın en büyük açık hava hapishanesi oldu çıktı Doğu Türkistan.
Çinliler, Doğu Türkistan denmesine de karşı çıktılar; biz dediler Sincan dedik, Sincan densin isteriz. İstediler istemesine de… Ne Doğu Türkistan silindi… Ne Gök Bayrak… Ne de Osman Batur gibi bir hürriyet efsanesi…
*****
Çinliler her şeye karıştılar, özerk kavramını önce talan ettiler, sonra kocaman bir yalan… Çinliler, ailelere karıştılar, sosyal hayatı yerle bir ettiler; girmedikleri, saldırmadıkları, karışmadıkları tek bir alan kalmadı. Camileri yasak ettiler… Kapattılar… Namaz kılmak yasaklandı… Kur’an okumak… Hatta bulundurmak… Oruç tutmak… Bayram kutlamak… Türk olmak… Olmazsa olmaz yasaklardı. Karşılığı zindan, karşılığı işkence, karşılığı ölüm… Bitmedi bu zulüm…
Doğu Türkistanlı Uygur Türkü kardeşim diyor ki; “Kanım Türk’tür, özüm Türk’tür… Dilim Türk… Etimi lime lime etsen de son sözüm Türk’tür. Kimsesizliğim de bu yüzdendir. Soyum Türk’tür Türk!”
Uygur Türkü kardeşlerimiz ölüyor, işkencelere maruz kalıyor, zindanlarda çürüyor. Ramazan ayında bile Doğu Türkistan için sesimiz çıkmıyor. Uygur Türkleri hem soydaşımız hem din kardeşimiz olduğu hâlde…
*****
Demokles’in kılıcı Ortadoğu’da da asılı… Asılı olmadığı coğrafya yok… En büyük acıyı Gazze yaşadı… Kılıcın gölgesi Gazze’nin üzerinde… Yetmiş binden fazla çocuk, yaşlı, genç, kadın bu hayattan koptu. Ne İsrail duydu ne hür dünya ne İslam alemi ne de Arap dünyası…
Güncellenmeye doyamayan Demokles’in kılıcı her coğrafyada ayrı ayrı isimlerle anıldı. Bahar oldu, rüzgâr oldu, demokrasi oldu, medeniyet oldu, özgürlük oldu adı… Demokles’in kılıcı, dünyanın birçok coğrafyasında at kılına değil, pamuk ipliklerine bağlı asılı duruyor. Ha koptu ha kopacak bir manzara… Kılıcı tutan bağlar, oldukça zayıf… Bırak kendini denildiğinde, aşağıda kim varsa onun üzerine iniyor. Adaleti yok… Acıması yok… Vicdanı yok… Merhamete gözlerini yummuş…
Demokles’in kılıcı için geçmişte her ne anlam yüklenmiş olursa olsun, o kılıç artık aynı kılıç değil. Ya da gitgide o eski anlamını yitirdi. Belki de o eski anlamını kendi dahi unuttu.