Bu köşe yazısı, Anadolu coğrafyasının ebedi bir Türk yurdu olduğunu tarihsel ve manevi bir perspektifle ele almaktadır. Yazıda, 1176 yılındaki Miryokefalon Zaferi’nin bu topraklar üzerindeki sarsılmaz Türk mührü olduğu vurgulanırken, Dede Korkut figürü toplumsal birliğin ve dürüstlüğün simgesi olarak sunulmaktadır. Eğer Korkut Ata bugün geri gelseydi, halkın arasındaki dargınlıkların biteceği ve toplumsal dayanışmanın yeniden tesis edileceği hayal edilmektedir. Ayrıca yazar, bu kutlu atanın manevi huzurunda ekonomik sıkıntıların ve adaletsiz fiyat artışlarının dahi son bulacağına dair ironik ve umut dolu bir yaklaşım sergilemektedir. Sonuç olarak eser, Türk milletinin köklü geçmişine yaslanarak güncel sorunların ancak birlik ve beraberlik ruhuyla aşılabileceğini ifade eder.
Anadolu, kutlu coğrafya, yüz yıllardır Türk yurdu.
Türkeli diyende oldu, Turchia diyende, Türkiya diyende…
Bu kutlu coğrafyaya görünmez bağlarla bağlı olduğumuz da ayrı bir gerçek.
Buna rağmen;
“Şu kıyısında ben vardım… Şu yakasına fi tarihinde tutunmuştum… Falan yerde bir süreliğine oturdum…”
“Bir tarihte şuradan şuraya gittiydim, pek bir beğendim… Falan çeşmeden su içtim… Falan dağa selam verdim…”
Diyen, aklından geçiren, hayal kuran, taraftar ve destek arayan; “Benim Anadolu’ya karşı bilmem ne kadar zamandır ilgim ve alakam var” demeye başladı…
Bu mesele dünkü mesele değil, kendimizi bildik bileli bu böyle…
Bilmezler ki…
Anlamak ve görmek istemezler ki…
Bu coğrafya Türklerin yurdu olarak tescilleneli çok oldu.
Bazıları Miryokefalon Zaferi’ni anmak ve hatırlamak istemiyorlar.
Tarih 1176…
O Miryokefalon ki, Anadolu’nun kesin Türk yurdu olduğunun, Anadolu’ya Türklük mührünün vurulduğu zaferin adı.
Miryokefalon, Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan’ın, Doğu Roma İmparatoru II. Manuel Komnenos’u bir daha Türk milletinin karşısına o güçte bir orduyla çıkamayacak bir şekilde mağlup etmesi.
O itibarla, “Türk milleti değil yüz yıllardır, binlerce yıldır buradaydı, hiçbir yere gitmedi ki” diyenlerin de sözleri çınlamaya devam ediyor.
*****
Dedem Korkut açmış ellerini, Türk milleti üzerine boy boylamış, soy soylamış, adı güzel Muhammed’i anmış her duasında…
Ve demiş ki;
“Yerli Karadağların yıkılmasın!
Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!
Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin!
Koşarken ak-boz atın sürçmesin!
Allah’ın verdiği umudun kırılmasın!
En sonunda arı imandan ayırmasın!
Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun!
Derlesin, toplasın günahınızı; Kadir Tanrı, adı görklü Muhammed’in yüzü suyuna bağışlasın!
Bu duaya âmin diyenler Tanrı’yı görsün!”
O gündür bugündür, hatta ondan daha daha nicedir Anadolu, bizim Anadolu…
Türk’ün Anadolu…
Türk milletinin göz aydınlığı, gözünün nuru Anadolu…
Her daim Türk’e çıkar, Türk milletine çıkar yolu…
*****
Anadolu’ya yüz yıllar ötesinden Dedem Korkut çıksa gelse…
Toplasa kim var kim yok herkesi…
Boy boylasa, soy soylasa…
Kim bilir ne güzel olurdu…
Onun geleceğini duyup da gelmeyen tek bir Allah’ın kulu olur mu?
Dedem Korkut gelecek, Anadolu’da onun çağrısına uyan olmayacak öyle mi?
Ne mümkün…
Adı yeter…
Geliyor diye söylenen havadis yeter…
Anadolu’ya doğru bakışı yeter…
Atacağı tek bir adım yeter…
Dede Korkut o…
Korkut Ata…
Sözün eri…
Sözünün eri…
Oğuz’un Atası…
Varsa eğer bizlerle konuşası…
Ne dese eyvallah…
O çıkıp gelsin yeter ki…
*****
Dedem Korkut’un geleceğini duyan ne mi yapar?
Bir olur evvela…
Birlik olur, beraber olur kendiliğinden…
Söz tekrar senet olur…
Söz verildi mi tutulur…
Sözünden dönmek denen her ne varsa unutulur…
Aşıklar bir başka vurur sazın tellerine…
Bir başka neşe gelir seslerine…
Sözün, ağulu aşları yağ ile bal ettiği andır o anlar…
Gözlerde canlanır birden en güzel hatıralar…
Hatır gönül günüdür o gün…
Sırtını dönüp de gitmenin değil…
En olmadık zamanda, en olmadık yolda belde yitip kaybolmak değil…
Bir olmak deyince; o orada, bu burada, şu şurada kendi başına bir olmak değil ha…
Bir olmak deyince; dağılmadan, savrulmadan, kopmadan, bölünmeden, ufalanmadan kenetlenmek…
Hem de geçmişte her ne olmuşsa, ne geçmişse denen ne varsa silip atarak…
Yoksa öbür türlü bir olmaya bir olmak demezler.
Öyle bir olmak; bir olmanın özüne de ruhuna da hissiyatına da terstir.
*****

Dedem Korkut çıksa gelse…
Sokağın berisinden… Yolun ilerisinden…
Neler olmazdı ki…
Bir araya gelemeyenler onun hatırına koşar gelirdi…
Küsenler barışırdı…
İnsan içine karışmayan, kalabalığın içine karışırdı.
“Susma hakkı” diye direten, bülbül misali şakırdı, konuşurdu.
Atan tutanlar ayağa kalkar, selama dururdu.
Yalancılar, lafları eğip bükenler, sessizce bir köşede otururdu…
Şamata edenler, goygoycular pişman olur, ellerini dizlerine vururdu…
Küsler var ya o küsler, “ölüme dirime gelmesin, salımın ucundan tutmasın” diyenler, onun huzurunda kendiliğinden küslüğüne son verirdi.
Can sıkanlar, ileri geri konuşanlar, konuşana dur diyenler, tövbe bile ederlerdi belki…
Görmeyen gözler görür… Duymayan kulaklar duyar… Uzanmayı unutan eller uzanır…
Bakmayan, aldırmayan kim varsa bakardı, aldırırdı; düşeni şaşanı düştüğü yerden kaldırırdı…
*****
“Gün ola devran döne” denmiş…
“Kara gün kararıp kalmaz” denmiş…
“Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner” denmiş…
“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiş…
Şimdi efendim…
Dedem Korkut çıkıp gelecek de enflasyon bir de kalkıp “ben düştüm” diye zil takıp mı oynayacak?
Yok artık…
Derler ki…
Dedem Korkut gelmeden önce ne olduysa oldu…
Geldikten sonra…
Enflasyonun esamisi okunabilir mi?
Diz çöker, paldır küldür düşebilir mi?
Düşerken kolunu kanadını kırabilir mi?
O düştükçe, düştüğünü cümle alem hisseder, sokaklar bile bayram eder mi?
Hatta o enflasyon her nereden geldiyse, tasını tarağını toplar, çıkar gider mi?
İşte bütün mesele böyle bir şey…
O rakamlar var ya o rakamlar…
“Böyle değildik, bize ne oldu dedem?” derler miydi?
“Biz ne sıfır nokta bilmem kaçız ne de iki bilmem kaç” diye fikir beyan ederler miydi?
“Doğrusu yeminle bu” diye doğruları gözler önüne sererler miydi?
Sonra Dedem Korkut, marketlere hayırlı işler babından bir şeyler deyiverse…
Ne olurdu o marketlere?
Etiketler; “Valla billa bizim asıl ederimiz bu değil” diye kendi kendilerine söker atarlar mıydı o fahiş rakamlı etiketleri?
*****
Enflasyon şımardıkça şımardı, rakamların başı döndü, gözleri kamaştı, ayakları yerden kesildi.
Her biri fena havalara girdiler.
İşte tam da bu sırada…
Dedem Korkut ansızın çıksa gelse…
Neler mi olurdu?
Piyasalar durulurdu…
Emekli, asgari ücretli, fakir fukara baş köşeye kurulurdu…
Enflasyonun beli bükülür, dili tutulurdu…
Hatta, “hücceten giderdi” diyenler pek çok…