Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Çıtasız Bir Hayat

Çıtasız Bir Hayat

featured
0
Paylaş

Erol Sunat’ın bu kaleme aldığı metin, hayatın her alanına sirayet eden çıta kavramını ve bu kavramın toplumsal yansımalarını derinlemesine sorguluyor. Başlangıçta basit bir ölçüt olan bu terimin zamanla siyaset, edebiyat ve eğitim gibi mecralarda nasıl bir baskı unsuru haline geldiği anlatılıyor. Özellikle ailelerin çocuklarına dayattığı yüksek başarı beklentileri ve ekonomik zorlukların yarattığı hayat mücadelesi, çıtanın artık aşılması güç bir engele dönüştüğünü gösteriyor. Yazar, insani değerlerin ve huzurun önüne geçen bu suni hedeflerin bireyler üzerindeki psikolojik yüküne dikkat çekiyor. Günümüzde ise bu çıtaların liyakatten uzaklaştığı ve dar gelirli kesim için anlamını yitirerek paramparça olduğu vurgulanıyor. Nihayetinde metin, insanların birbirine sevgiyle yaklaştığı ve gereksiz hırslardan arındığı çıtasız bir hayatın özlemini dile getirerek son buluyor.

 

Çıtayı nelere koyacağımızı bilemedik.  Adaletin terazisi olurda çıtası olamaz mı dediler. Hak ve hukuk aramanın, ekonominin, hayat denen çıkmazın hatta zammın çıtası neden olmasın diyenler çoğaldı.

Sonra püsküllü bela denilen enflasyon çıktı karşımıza…

Ve sorduk…

Enflasyonun çıtasını göreniniz var mı?

Varsa, çeksin bir kare paylaşsın cümle alemle…

Ne diyorduk?

Çıta…

Çıtasız bir hayat mesela…

Amma velakin…

Çıta koyanlar, çıtaları yükseltenler, aşamasınlar, aşılmasın diyenler pek fenalar.

Çıtanın da yükselme noktası bir yere kadar.

Karacaoğlan, aşan bilir karlı dağın ardını dememiş mi?

Aşan bilir çıtaların ardını amma nasıl aştı, bir Allah bilir bir de kendi…

Her çıta aşmak içindir.

Bugüne kadar aşılamayan çıta var mı?

Kim bilir belki de vardır…

Çıta diye ne koyduysak yine aşıldı yine aşıldı diyenler kimler?

Sporda konan çıtalarda rekorların kırıldığı, egale edildiği sır değil.

Her alanda çıtayı daha yükseklere taşımak esası hâkim değil mi?

Dağlar gibi dalgaları aşar mıyız, aşarız…Yokuşlar, dik yamaçlar vız gelir bize…Uzun ince yolları bizden daha iyi bilen yoktur. Her taraf çıta olsa, her yan çıta dolsa ne yazar…

Aşılanlar, aşılamayanların umudu olduğu sürece, çıtaları varsınlar çıkarsınlar zirvelere.

Zirve varmak içinse, aşmak içinse, kimsenin gözünü korkutmasın çıta…

*****

Bir zamanlar çıta diye bir şey vardı. Her alana sirayet etmişti. Daha sonra sporun elinden çıktı, önce edebiyatın eline geçti, sonra siyasetin.

Edebiyat, aldı çıta kelimesini eline, her harfine neredeyse şiirler yazdı. Çıtalı hikayeler gündeme geldi.

Kelime anlamı, “Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta” olan çıtaya, edebiyat mecaz kattı.

Mecaz aldı çıtayı, hedef yaptı, aşılması gereken yaptı, çıtaya beyaz sayfalar açtı. Çıtanın ayakları yerden kesildi, kon artık dediler, dur artık dediler, konacak dal beğenmedi. Şımardı şımartıldı. Kendini aşılmaz, ulaşılmaz yanına yaklaşılmaz olarak görmeye başladı.

Ardından çıta aynı zamanda bir milattır dendi, biz bu çıtayı daha da yükseklere koyacağız ve o yükseklikleri de aşacağız gibi parlak cümleler söylendi.

Edebiyatın da bir çıtası, çıta sayfası ve çıtalı edebiyat diye anılacak bir tarafı vardı artık. Edebiyat çıtaya mecaz kondurunca, siyaset bayıldı çıtaya. Partinin çıtasını yükseltmek, alınan oyun çıtası, il ve ilçe teşkilatlarının başarı çıtası, Vekil çıtası, Başkan çıtası derken, çıta siyasete de kapağı attı. Hem de bayağı hızlı ve gösterişli bir giriş yaparak…

Özel sektörde bayıldı çıtaya…

Mecazlı çıta, olumlu ve olumsuz ne varsa baş tacı edildi. Çıtayı yükseltemeyenler ve çıtayı yükseltenler diye yeni kavramlar oluştu.

Patronlar koydular bir çıta, geçenleri yanlarında tuttular, geçemeyenlere, buraya kadar dediler.

Çıta tutmadı, aşılamadı, aşsaydın, yapsaydın, etseydin gibi kelimeler eşliğinde çıtayı aşamayanlara yol göründü.

*****

Çıta gibi delikanlı tabirleri vardı bir zamanlar. Onlarda gün geldi yalan oldu. Şimdi anan yok, söyleyen yok, böyle bir iltifata o da ne neyin nesi ne çıtası diyen çok…

Bir zamanlar kurumlarda çıtayı başlarının üzerinde gezdirdiler. Çok işlerine yaradı. Hem edebiyat olarak hem kürsülerde hem raporlarda hem de açıklamalarda bayağı iyi gidiyordu.

Koydular çıtaları…Aşanlara takdir teşekkür verdiler. Aşamayanları ben çıtayı aşamayanlarla çalışmam arkadaş diyerek, yollarını ayırdılar Çıta, kimine uğur getirdi…Kiminin ayağına dolaştı.

Yine bir zamanlar, yöneticiler çıta koyma noktasında yarışırlar, çıtasız neredeyse cümle kuramazlardı. Eğitimde, sağlıkta ne çıtalar kondu ne çıtalar.

Böyle söylemlerin önünü aslında rahmetli Özal açtı.

Aileler dahi çocuklarına çıta koyuyorlardı. Bu çıta koymak bir süre sonra çocuğun iyiliğini düşünmeyi fersah-fersah aştı, ailenin çocuklarını ele güne karşı yarıştırmasına ve elde edilecek başarı oranında bir statü kazanma gibi yanlış yerlere gitti.

Takdir alınacak. Derece yapılacak. Okul birincisi olunacak. Tıp tutturulacak, Yıldız Teknik’i tutturamazsan eve gelme. Ben nasıl bakarım insanların yüzüne.

Kıytırık bir yeri anca tutturabilmiş mi desinler? Bizim bir itibarımız var. Yeminle böyle bir kâbusu yaşamak istemiyorum. Bize böyle şeyler yaşatma.

O yaşlardaki çocuklar koyulan çıtalar yüzünden darmadağın oldular. Çocuklarının üzerine bu şekilde gelen o aileler, aradan geçen onca zamandan sonra, geriye doğru bakıp, çıta meselesini keşke bu denli abartmasaydık dediler mi, biraz değil bayağı saçmalamışız diye düşündüler mi acaba?

Benim oğlum sözünde durur. Benim kızım dediğimiz yeri tutturur. Söz verdik Hacettepe diye…

Eşe dosta, hısım akrabaya rezil oluruz vallahi. Bizim çıtamız yüksek. Koyarız çıtamızı, aşarız o çıtayı.

 

*****

Çıtayı koyanlar ne psikoloji tanıdılar ne duygu ne stres…Kafalarında sadece çıtanın her ne olursa olsun aşılması vardı. Çıta aşılamadı birçok sefer.

O zamanda yazıklar olsun dediler…

Biz ne diyeceğiz el aleme? El alem ne diyecek bize? Ya hısım akraba? Ya konu komşu?

Ailenin koyduğu çıtaları aşamayan çocuklar ve gençler için….

Ne derse desin el alem ne derse desin hısım akraba ne derse desin konu komşu denemedi.

Çocuklarımızın yarış atı gibi düşünüldüğü dönemler yaşadık.

Çıtayı aşamayınca, Öğretmenliği tutturmuş, işletmeyi zor yakalamış…

Zaten yapacağı bu kadardı…

Ben şimdi ne diyeceğim Büyükbabasına?

Kendi sözleriyle kendilerini fena bağlayanlar, hiçbir zaman hayırlısı olsun, bizim çıta gibi bir derdimiz de yok, hedefimizde diyemediler.

Koydukları çıta aşılamayınca kara yaslar bağladılar. Ağladılar. Çocuklarıyla aralarına küslük dahil neler koymadılar neler.

*****

Çıta aşılınca her şey güzel hoştu amma, çıta aşılamayınca, teselli cümleleri dahi iğneleyici ve sitemkârdı.

Çıtayı aşanların, denilen yerleri tutturanların evi bayram yerine döndü. Tebrikler, hayırlı olsun temennileri havada uçuştu.

Çıta böyle aşılır diye hava atanlar, Kız Tıbbı tutturdu, oğlan Hukuk Fakültesini diye aramadıkları yer kalmadı. Övünme ve gerinme yarışları, çıta yarışları eşliğinde anlamsız, manasız adı konamayan bir garabete dönüşmüştü.

O anlarda bunları kimse anlayamadı. Anlamak istemedi. İşine gelmedi. Tavan yapan hazzın, ayakları yerden kesen şımarıklık ve gösterişin de bir çıtası vardı elbet.

Bu çıtaları aşan oldu.

Bu çıtalar yıkıldı, altında kalan oldu. Çıta orta yerinden kırıldı. Ya da kırıldı kırılacak hallere geldi.

Lakin çıtayı kendileri için olmazsa olmaz, vazgeçilemez diye konumlandıranlar çıtaya o kadar çok yüklendiler ki, çıta benden buraya kadar dedi. Bıraktı kendini.

Bu sefer de çıta düştü düşmesine amma, ben çıtamı düşürmem, düşüremem, çıtası düştü dedirtemem diyenler ortaya değişik bir çıta savunması çıkardılar.

*****

Çıtalı yıllardı o yıllar. Eğitimde çıtalar konur. Başarı yüzdesi geçen yıl şu kadardı, şimdi bu kadar oldu. Üniversiteye giren Öğrenci sayımız İlimizde yüzde on iki daha arttı. Anadolu Lisesini ve Fen Lisesini kazananlar yüzde yirmi daha fazla diyen Milli Eğitim Müdürlerinin ağzı kulaklarına varırdı.

Sağlıkta, doktor açığımızı kapattık, koyduğumuz çıtayı aştık, şu kadar sağlık ocağı açtık, şu kadar bin hasta muayene ettik diyen İl Sağlık Müdürleri gözleri dolu dolu konuşurlardı.

Çıtayı yükseltmiş olmak yetmez, çıtayı daha da yükseğe koymak hedefinde olunduğu açıklanırdı.

Tarımda, sanayide, Karayollarında çıtalar yükselirken, konuşan hedeflere koşma azminde olan insanların aşkı, heyecanı bambaşkaydı.

Liyakate, tecrübeye ve işinin ehli olmaya verilen değer çıtaların daha üstlere konmasının bir göstergesiydi.

Günümüzde ise çıta nerede mi yok?

Taksitle yaşayıp borçla ölenlerde…

Gariban için fakir fukara için yoksul için emekli için asgari ücretli için koyulan çıta, birdenbire, kendiliğinden durup dururken, ilgisizlikten, unutulmuşluktan “çaaat..!” diye kırıldı. Neden diye, niçin diye, ne oldu diye gelip bakan da olmadı, hatta iki elleri kanda olsa gelirler diye beklenenler hiç aldırmadı.

Çıta paramparça, bu çıta kimin çıtası, neden bu halde, neden parçalanmış, yok mu bir bakan, yok mu bir gören, yok mu bir ileten diye soran sorana…

*****

Şimdi efendim, çıtayı koyacağımız noktalar çoğaldı.

Mesela birlik dirlik çıtası…Mesela kadın cinayetlerini önleme çıtası…Mesela barış çıtası…Mesela hoşgörü çıtası…Mesela geçim çıtası…

Ne hikmetse çıta netameli…

Onu bu hale kim getirdi?

Biz…

Ben sen o şu bu öteki beriki hepimiz…

Çıta ne?

Yine bizim koyduğumuz, işleri inadına zorlaştırdığımız, kendi kendimize eziyet ettiğimiz ne varsa hepsinin birden adı…

Ya herkesin rahatlıkla aşabileceği, ayağının takılmayacağı bir yüksekliğe koyacaksınız çıtayı, ya da bizim çıta diye bir derdimiz bir problemimiz kalmamıştır deyip atacaksınız bir kenara.

Çıtasız bir hayata günaydın diyemeyecek mi insanlar?

Yüzlerinde elem ve kederin izi olmadan, birbirlerine sevgiyle ve mutlulukla gülümseyemeyecekler mi?

Çok mu zor?

İnanın değil…

Mesele el ele vermekte verebilmekte…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!