Bu metin, iyilikseverliği ve becerisiyle tanınan Çift Baltalı lakaplı bir oduncunun, adaletsiz bir bey tarafından sürgün edildikten sonra kahraman bir vezire dönüşme serüvenini anlatmaktadır. Şehrinden kovulan oduncu, orduda gösterdiği üstün cesaret ve sadakat sayesinde Sultan’ın en güvendiği yardımcısı haline gelir. Hikayenin ilerleyen kısımlarında, ana karakterin aslında geçmişteki ailevi husumetler ve gizli akrabalık bağlarıyla çevrili karmaşık bir kaderin parçası olduğu ortaya çıkar. Sonunda adalet yerini bulur; kahramanımız eski düşmanlarına karşı asaletini korur ve halkına hizmet eden güçlü bir yöneticiye dönüşür. Eser, her zorluğun ardında bir hayır olduğunu ve ilahi adaletin er ya da geç tecelli edeceğini vurgulayan bir halk kıssası niteliğindedir.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde kendi halinde bir oduncu varmış. Oldukça keskin iki balta taşıdığından namına çift baltalı derlermiş. Çok pratik, çok becerikli, çok da hatır naz bir adammış. Yaşlı insanların odunlarını keser para almazmış. Hiç üşenmezmiş. Şehre ne zaman gelmiş, o sokağa ne zaman taşınmış ahali çoktan unutmuş. Çift baltalı oduncu odun kesmedeki mahareti ile şehrin en fazla tercih edilen oduncusu olsa da oduncular arasında dost değil hasım ve düşman kazanmış. Bir gün yolunu Beyin adamlarından biri kesmiş. Çift baltalı demiş, benim akrabalar da oduncu. Onların geçimine mâni olurmuşsun. Para almadığın çok olurmuş. Ya odununu kestiklerinden para al. Ya da bu işi bırak. Değilse hakkında iyi olmaz. Çift baltalı, var git işine demiş. Ben kendimi bildim bileli bu işi yaparım. Babam da oduncuydu. Kimden para alıp almayacağımı da kimseye sormam, çünkü kimseyi ilgilendirmez. Hele seni hiç.
Beyin adamı üzerine yürüyünce, iri yarı olan çift baltalı elinin tersiyle beyin adamına bir vurmuş, adam düşmüş yolun ortasına bayılmış. Olay allanmış pullanmış yanına eklemeler yapılıp Bey anlatılmış. Bey, çağırtmış çift baltalıyı. Çift baltalı olayı anlatsa da Bey inanmak istememiş. Bir daha demiş benim adamlarıma çatarsan, soluğu zindanda alırsın. Sana şu andan itibaren odun kesmeyi yasaklıyorum. Şehir dışında odun kesebilirsin. Şehrin içinde odun kesmeye kalkarsan günah benden gitti. Madem çift baltalısın, Sultan savaşçı arıyor, git savaş meydanlarında kafa kes. Çift baltalı, dönmüş gelmiş evinin olduğu sokağa. Kapıda bir yaşlı kadın, evladım demiş, duydum ki sana odun kesmeyi yasaklamışlar, oduncular bir kucak odun kesmeye akçe isterler. Ne olacak bizim halimiz? Çift baltalı, ben bu şehirden giderim ana demiş. Birileri beni bu şehirde istemez. Şehirde olay duyulmuş duyulmasına amma, vah, vah demişler, yazık oldu demişler. Hiç kimsede fakir fukaraya yardım ederdi, gani gönüllü biriydi diye Beye çıkmamış. Odunlarını ücretsiz kestiği insanlar dahi yerinden kalkmamış.
Çift baltalı biraz da kahretmiş, Sultanın asker aldığı şehrin dışında kurulan ordugaha varmış. Oradaki yazıcıya, ben demiş karşıki şehirdenim. Oduncuyum. Bana çift baltalı derler. Bu şehirde ne elimden tutanım ne bana arka çıkanım var. İyi balta kullarınım. Sultanın ordusunda muhafız olmak isterim. Yazıcı onu kaydedecekken, yanlarına bir Bey gelmiş. Dur yazıcı demiş, yazma. Bu baltacı bana lazım. Çift baltalı Beyim demiş, şehirde Bey odunculuk yaptırmaz, burada sen Muhafız olmama engel olursun ne yapayım ben. Bey, hele dur bakalım demiş, muhafız olamazsın demedik, seni özel yetiştireceğim. Demek Bey sana odunculuk yaptırmadı ha…Anlat bakalım nasıl oldu o işler? Çift baltalı başından ne geçmişse her şeyi anlatmış, şehrin vefasızlığını da.
Bey, iyi balta kullanan adamlarının yanına vermiş çift baltalıyı. Bu yiğit demiş çift balta kullanacak. Namı eskisi gibi çift baltalı kalacak. Onu iyi yetiştirin, böyle biri bana çok lazım. Savaş baltalarını kılıç kullanır gibi kullanan muhafızlar çift baltalıyı altı ay içinde öyle bir yetiştirmişler ki, çift baltasını oldukça seri bir şekilde kullanan bir yiğit ortaya çıkmış. Bey, çift baltalıyı almış, varmış bir savaşın tam ortasına. Haydi yiğidim demiş göster kendini. Çift baltalı düşman hatlarına öyle bir dalmış ki, baltalarıyla yarmış geçmiş en tehlikeli hatları, orduya öyle bir koridor açmış ki, zaferden sonra, onu anlatanların övgüleri Sultana ulaşmış. Birkaç ay sonra bir başka savaşta düşman diyarın fedaileri Sultanı bir geçitte kıstırmışlar. Çift baltalı o geçide bir girmiş, Sultanı hem o fedailerin elinden almış, hem de fedailerden biri bile ayakta kalmamış. Sultan hay maşallah aslanıma demiş, bu ne cesaret, bu ne gözünü budaktan esirgememek böyle diye, alnından öpmüş. Onu yetiştiren Beye de iltifatlar etmiş, hediyeler vermiş. Çift baltalıyı demiş her daim yanımda isterim. Çift baltalı saray dahil Sultanın yanında hazır bekliyormuş. Sarayın içinde Sultanın canına kastetmeye kalkanları yok etmekle kalmamış. Sultanın kardeşleri, taht yüzünden bir punduna getirip ağabeylerini rehin almışlar. Çift baltalı, Sultanın kapalı tutulduğu mahzenin kapılarını çerçevelerini baltalarıyla parçalayıp Sultanı o mahzenden kurtarmakla kalmamış, kardeşlerini yakalayıp karar senin Sultanım diye huzuruna getirmiş. Ünü bu olaylardan sonra dahada artmış.

Sultan, çift baltalı demiş, sen benim saltanatımın devamını sağladın, memleketimi kurtardın, beni de ortadan kaldırmak isteyen kardeşlerimin elinden aldın. Seni bana sadık olan Vezirimin kızıyla evlendireceğim demiş, aynı gün, çift baltalıyla Vezirin kızını evlendirmiş. Vezirin karısı, Vezire Beyim demiş, Sultanın kızımızla evlendirdiği çift baltalı katil, cani biri. Adam öldürmekten başka bir şey bilmiyor. Kızımız bir şey dese, maazallah onu da öldürür. Vezir, yok öyle bir şey demiş. Çift baltalı özünde tertemiz biri, yiğit, mert, doğru düzgün bir yiğit. Kızımız ondan daha iyisini bulamazdı. Senin aklın çift baltalının geldiği şehirde takılı. Şehrin Beyi ağabeyin olunca aklın karıştı herhalde. Senin ağabeyin bir hiç uğruna çift baltalıyı yerinden yurdundan eden bir Bey. Neden bilir misin? Çift baltalı, Beyin dünürcüler gönderip de alamadığı, fakir bir oduncuyla, çift baltalının babasıyla evlenen o güzel kızın oğlu.
Oduncu, senin ağabeyin Bey değilken şehrin meydanında ağabeyini dövdüğü için, insan içine çıkamayacak hale getirdiği için kızgın. Oduncuyla karısını Bey olunca şehirden gönderen, yolda katıldıkları kervana baskın düzenletip her ikisinde öldürten, çift baltalıyı şehirde yaşatmamak için her şeyi yapan yine senin ağabeyin. Kızımız zaten çift baltalıya hayrandı. Sultanımız teklif edince hiç itiraz etmedi. Vezirin karısı, ben demiş olayların bu yönlerini bilmiyordum. Ancak, çift baltalı çok meşhur biri oldu. Ağabeyime bir zarar vermeye kalkarsa engellersin değil mi? Vezir, düşünmüş kalmış. Vezir kızı, bütün bu meseleleri biliyormuş. Kocasına, beyim demiş, seninle ilgili senin dahi pek az bildiğin birçok meseleyi bilirim. Anam, seni yurdundan eden Beyin bacısı. Bey benim öz dayım. Beyin karısı, sana akraba, ölen babanın bacısının kızı. Seninle hısım akraba olduklarını inkâr edenlerden. Bana haber gönderdiler. Seninle tanış olmak isterlermiş. Bey dayım, onu muhafızlığa ben gönderdim. Şehirde kalsa başı beladan kurtulmayacaktı mahallesinden fakir bir kızla evlenecekti belki, bak memleketin Vezirine damat oldu. Onun macerasında benim de payım büyük diyor.
Çift baltalı, hatunum demiş, bir zamanlar beni bir kaşık suda boğacaklar, şehirde yaşatmayacaklardı, Sultanımız bana bu imkanları tanımasaydı beni arayan da olmazdı soranda. Memleketin Vezirine damat olmak, böyle güzel bir kız almak söz konusu bile değildi. Bütün her şey beni yazıcının yanından alıp götüren Beyde düğümleniyor. Vezir kızı, Beyim demiş, dünyada hiçbir şey tesadüf değildir. O Bey kimdir bilir misin?
Bey dayımın dahi bilmediği, senin rahmetli babanın ağabeyi. Babaları bir, anaları ayrı. Ancak, seni uzaktan uzağa hep takip edermiş. O Bey babamın arkadaşı, seni bize o anlattı. Babam seni zaten severdi. Anam tereddütte kalsa da Sultana kimse hayır diyemezdi. Ertesi gün çift baltalının emmisi çıkıp gelmiş. Emmi yeğen hasret gidermişler. Bir ay kadar sonra, çift baltalının ayrılmak zorunda kaldığı şehrin Beyi Sultanın huzuruna çıkmış. Bakmış ki, Sultanın yanı başında çift baltalı. Bey derin bir ürperti geçirmiş.
Sultan, sen demiş Vezirimin kaynı olursun. Vezirimi sevdiğim için sana dokunmam. Sen demiş çift baltalının hasmı olursun, lakin karısı senin yeğenin olduğu içindir ki, sana dokunmam. Sen demiş çift baltalının akrabasından bir kızla evlisin aranızda bir şekilde akbalık vardır, onun içinde sana dokunmam. Çok yerden şansı ve bahtı açık bir adamsın demiş. Kardeşlerimle olan mücadelede tarafsız gibi gözüktün onu da Beyliğin gereğidir dedim onun içinde sana dokunmam.
Ancak çift baltalının anasının ve babasının ölümünde dahlin vardır. O tarihlerde memleketin başında babam Sultan vardı. Ben on yaşlarındaydım. Olayı yıllar sonra, çifte baltalının Beylerimden biri olan ve onu yetiştiren emmisi anlattı. De bakalım ne diyeceksen? Bey, ben sadece sevdim Sultanım demiş. Gönül ferman dinlemiyor. Benim sevdiğim defalarca istettiğim kız bir oduncuyla kaçtı. Bir de oğulları oldu. Ben Bey oğluydum. Bu olay bana çok koydu. Zorla güzellik olmaz nedir bilirim amma gönlüme hükmüm geçmedi. Çifte baltalıyı, şimdiki karımın anasına bırakıp, şehirden bir kervanla kaçtılar. Kervan baskın yedi sağ kurtulan olmadı. Benim bir dahlim yoktu. Lakin herkes benden bildi. Onları sürdü dediler. İntikamını böyle aldı dediler. Bunu gün gelir öder dediler. Halası çift baltalıya bakmadı. Onu uzak akrabalarından çocuğu olmayan birilerine verdiler. Çocuk iki üç yaşlarındaydı. Onlar büyüttü. Halası, anasını sevmezdi. Meselenin aslı bu Sultanım. Aradan onlarca sene geçti. Çift baltalının emmisi beni sevmez bende onu. Aleyhimde bulunması konuşması normaldir, çok görmem. Mesele dediğim gibi, ne ceza verecekseniz ferman Sultanımındır. Sultan, mevzu bayağı bir karışık demiş. Sen iyisi mi, Vezirimi gör, bacını gör, şehrine dön. Daha durursan kararım şaşacak, kararım değişecek.
Bey çıkmış Sultanın huzurundan.
Çift baltalı Sultanım demiş, öyle olaylar oldu ki, bu karmaşaya ve karışıklığa akıl sır erecek gibi değil neye dokunsam her şey mahvolacak. Birbirini tetikleyecek. Görürüm ki, bütün gözler benim üzerimde. Herkes ne yapacağımı ne diyeceğimi, baltalarımı kime savuracağımı bekliyor. Ben bu işin içinden çıkamadım Sultanım. Siz ne derseniz öyle olsun.
Anlatırlar ki; Gözden düşen, bundan sonraki hayatının hayat-memat meselesi olduğuna hükmeden Bey, şehrine bir daha hiç uğramadan ailesi ve yakın adamlarıyla, oldukça uzak bir diyara kaçıp izini kaybettirmiş. Bazıları çift baltalının emmisinin Beyin izini arayıp bulduğunu, bazıları da beyi bir daha görenin olmadığını anlatmışlar. Sultan çift baltalıyı o şehre Bey olarak göndermiş. Ancak her savaşta yanı başından eksik etmemiş. Çift baltalı şehirde kimin odunu kesilecekse onu ücretsiz yapmış. Oduncunun parasını Bey olarak ben ödeyeceğim demiş. Bir daha o şehirde odun kesmeye kimse akçe almamış. Sultan çift baltalıyı girdiği bütün savaşlara çağırıyor, zaferden zafere koşuyormuş. Sultan beş sene kadar sonra çift baltalıyı kendine Vezir yapmış. Sultanın ordusu, çift baltalı Vezirle bir daha hiçbir savaşı kaybetmemiş. Çift baltalının hikayesi memleketin dört bucağında anlatılmış durmuş.
Şehir şehire, çift baltalı çift baltalıya, Bey Beye, Vezir Vezire, Vezir karısı Vezir karısına, Vezir kızı Vezir kızına, Sultan Sultana, Bey hatunu Bey hatununa, emmi emmiye, muhafız muhafıza, oduncu oduncuya, yaşlı kadın yaşlı kadına, hala halaya, akraba akrabaya, dayı dayıya, diyar diyara, kervan kervana, ahali ahaliye benzer…
Bir kıssadır anlatılan. Her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede, anlatılanlarla bir benzerlik var ise, tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçü lisan eylediysek affola…
Bir daha ki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…