Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Arkası Yokun Hikayesi

Arkası Yokun Hikayesi

featured
0
Paylaş

Bu hikâye, kimsesiz olduğu için toplum tarafından dışlanan ve “Arkası Yok” olarak anılan erdemli bir gencin adalet mücadelesini konu alan sembolik bir anlatıdır. Kahraman, çevresindeki insanların vicdansızlığına ve sadece güçlüden yana tavır alan ikiyüzlü tutumlarına rağmen dürüstlüğünden ödün vermez. Yaşadığı ağır haksızlıklar ve kayıpların ardından bir tesadüf eseri Sultan’ın hayatını kurtararak büyük bir itibar ve güç kazanır. Eski şehrine Bey olarak dönse de kökleşmiş sevgisizlik ve önyargılar nedeniyle toplumsal zihniyeti değiştirmekte zorlanır. Hikaye, insan doğasındaki vefasızlığı eleştirirken, gerçek asaletin makamda değil karakterde olduğunu vurgulayan bir kıssa niteliği taşır.

 

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde cevval, çalışkan, girişken lakin elinden tutanı olmayan, ona destek vereni bulunmayan bir delikanlı yaşarmış.

Ahali ne yapsa ne etse, “arkası yok” diyerek bu kadar iş başarabildiğine hayret edermiş.

Arkası yok diye kimsenin gözüne de giremezmiş. Aslında onda var olan özellikleri sürekli hor ve hakir görenler, bile isteye onu “arkası yok” diye dikkate almazlar; ön yüze getirmezler, “bu işi de o başardı, o üstesinden geldi” demezlermiş.

Bir kervanın unuttuğu ya da kasten bıraktığı küçük bir çocuk olarak, kimi kimsesi olmadan bırakıldığı sokakta yaşlı insanların vicdanlı ve merhametli yaklaşımlarıyla büyümüş.

O yaşlılar öldüğünde, onlardan birinin küçük evi vasiyeti üzerine “arkası yok” denen delikanlıya kalmış.

Delikanlı boylu poslu, güçlü kuvvetli, vurduğu yerden ses getiren, bileği bükülmeyen, gözü kara mı kara bir yiğitmiş aslında.

İnsanlar ondan gelen destek ve yardıma ses çıkarmazlar, işlerini gördürdüklerine bakarlar; lakin her ne olursa olsun arkasında durmazlarmış.

Mahallenin edepsizleri kesmişler yolunu. Sövmüşler, saymışlar, hakaret etmişler, aşağılamışlar. Arkası yok tek bir kelam etmemiş, yürümeye devam etmiş.

Edepsizlerin başı, “Dur hele,” demiş. “Sana yürü git dedik mi?”

“Arkan yok, kimin kimsen yok; seni bu sokakta vurup öldürsek tek bir Allah’ın kulu şahitlik yapmaz,” diye yapışmışlar yakasına.

“Bugün canımız seni öldürmek istiyor,” demişler. Arkası yok, önce yakasına yapışanı sermiş yere, sonra üzerine gelenleri.

Kısa bir süre sonra onun dışında kimse ayakta kalmamış. Ortalık karışmış; bağıranlar, çağıranlar, “Evlatlarımızı öldürüyordu, zor yetiştik; bu zorbadan yok mu evlatlarımızı kurtaracak?” diye yalancı feryatlar ve ağıtlar doldurmuş sokağı.

Arkası yok, Bey’in adamları tarafından yaka paça yakalanmış, Bey’in huzuruna getirilmiş.

Bey, “Anlat bakalım kabadayı,” demiş, “ne istedin o mahallenin kendi halinde efendi ve temiz gençlerinden?”.

Arkası yok, “Beyim,” demiş, “sen de mi arkam yok diye hakikatlere sırtını dönersin?”

“O sokakta yaşayanlardan içinde Allah korkusu olan kimse yok mudur? Ben sadece kendimi savundum. Değilse beni öldüreceklerdi.”

Bey, “Onlar seni öldürecekti olmadı, sen mi onları öldürmeye kalktın? Böyle bir şey olduğunda bana geleceksin. Bey demek adalet demektir,” demiş.

“Ben insanların şikayetlerini göz önünde bulundurarak seni zindana atıyorum. Üç gün zindanda kal ki, Bey’e neden haber vermediğini bir değil kırk kere düşün.”

Arkası yok atılmış zindana. Zindancıbaşı, “Arkası yok,” demiş, “sen mert bir delikanlısın; bizim şehrin gençlerine de insanına da benzemezsin.”

“Bey de bilir senin suçsuz olduğunu, o sokakta oturanlar da ve her şeyi birebir görenler de.”

“Arkan olmadığı için seni tutmazlar, korumazlar, şahit olmazlar; ölsen gömen dahi olmaz. Bu şehir bu türden incelikler bilmez.”

“Yardım edene aldırmaz, bana yardıma mecbur diye bakar.” Ertesi gün zindancıbaşı, “Sana bir şahitlik yapan olmuş,” demiş, “serbestsin.”

“Üzerine gelen olursa bundan böyle Bey’e git bakalım ne olacak?” Arkası yok çıkmış zindandan dışarı.

Bey’in adamları, “Beyimiz seni istiyor,” demişler. Bey’in huzuruna vardığında Bey, “Sana,” demiş, “bir kız arka çıktı. Her şeyi anlattı.”

“Başka şahitler de gösterdi. Ben de ikna oldum. ‘Salın arkası yok denen delikanlıyı’ dedim.”

Arkası yok, evinin olduğu sokağa geldiğinde sokağın yaşlılarından bir kadın, “Arkası yok,” demiş, “senin evin karşısında bir kız var.”

“Sana arka çıkan o oldu. Bak ne diyeceğim, bunu bir daha da demem: Gel şu kızla evlen.”

“Bu şehirde kimse ‘arkası yok’ diye sana kız vermez. Bu kızın kimi kimsesi yok, senin de yok.”

Yaşlı kadın aracı olmuş; Arkası yok ve kimsesiz kızcağız evlenmişler.

Arkası yok, bir süre sonra, “Hatunum,” demiş, “bu iş böyle olmayacak; ölüyoruz desek bize lokma ekmek veren olmayacak.”

Kız bir aşhaneye girmiş, Arkası yok da hancının yanında bir iş bulmuş.

Aşçı; yemek yaptırdığı kıza bulaşıkları da yıkatıyor, aşhaneyi süpürtüp sildiriyor, bir akçe verirken elleri titriyormuş.

Arkası yok bir handa iş bulmuş; hancı, ne kadar ağır iş varsa yüklemiş sırtına.

O da günde bir akçeyi verirken bir dünya ağır laf söylüyormuş.

Arkası yok’un karısı o ağır işlerin altından kalkamamış, düşmüş bayılmış. Düşen bayılan kadını aşçı, “Kalk!” diyerek müşterilerin gözü önünde tekmelemiş.

Arkası yok olan biteni öğrenince aşhaneye gelmiş, aşçıyı aşhanenin duvarlarına çarpmaya başlamış. Aşçıyı şifahaneye kaldırmışlar.

Aşhanede olan biteni görenlerden; kadının bayılmasına yol açan aşçının onu tekmelediğine hiç kimse şahit olmamış.

Lakin aşçının Arkası yok tarafından hırpalanmasına herkes şahitlik etmiş. Arkası yok yine zindanı boylamış.

Aşçının akrabaları da Arkası yok’un karısını işten çıkarmışlar. İşinden olan kız, şehrin meydanında, “Ey ahali!” demiş, “Sizin hiç mi vicdanınız yok?”

“Siz ne zaman doğrunun, haksızlığa uğramışın, adaletsizliğe maruz kalmışın yanında olacaksınız? Neden haksızların, Allah korkusu olmayanların yanında durursunuz?”

“Bu şehir aklını zayi mi etti? Neden haklının yanında durmazsınız?” diye bağırmış, çağırmış, ağlamış.

Ahaliden bir tek insan çıkıp da kadına, “Sen de ne diyorsun, derdin ne, elimizden ne geliyorsa yapalım,” benzeri bir kelam etmemiş.

Kadın çırpınırken onlar da onun yanından sessizce geçip gitmişler. Zindancıbaşı, “Arkası yok,” demiş, “aşçı ölmezse bir şekilde buradan çıkarsın; ancak ölürse alacağın en hafif ceza sürgün olur.”

Arkası yok, “Baygın bir kadını tekmeleyen adama az bile yaptık,” demiş. “Aslında Bey beni değil, onu cezalandırmalıydı.”

“Bu şehirde neden insanlar güçlüden yana saf tutarlar? Neden gerçekleri söylemekten kaçınırlar?” Zindancıbaşı, “Bu soru beni aşar,” demiş.

Aşçı on gün sonra kendine gelmiş. Akrabalarına, “Benim bu hale gelmeme sebep olan kadını,” demiş, “ortadan kaldırın, ardından da zindandaki kocasını.”

O gece Arkası yok’un karısının oturduğu evi önce ateşe vermişler.

Kadını sokağın ortasına sürükleyip öyle bir dövmüşler ki, sokakta oturanlar öldü diye bırakmışlar. Sabah kadının ne ölüsü ne dirisi varmış.

Öldü mü kaldı mı; kim almış, kim kaldırmış gören de olmamış, duyan da. Ancak herkes kadının dövülerek öldürüldüğünü anlatmış.

Bey, olaylar karşısında parmağını dahi oynatmamış. Zindancıbaşı, “Arkası yok,” demiş, “mevzu karıştı, hanımına kıydılar.”

“Ortalıkta ne ölüsü var ne dirisi. Serbestsin. Yanına da zindandan on kadar mahkûm… Yap artık gereğini.”

Arkası yok ve yanındaki mahkûmlar aşçının konağını basmışlar. Aşçı dahil konakta onlara kim karşı koyduysa ölmüş.

Bey, “Bu bana karşı yapılmış bir isyandır,” demiş. Ahali, Bey’in yanında saf tutmuş. Arkası yok, yüksek bir konağın çatısına çıkmış.

Yayını germiş, arka arkaya üç ok savurmuş Bey’e; her üç ok Bey’in göğsüne isabet etmiş.

Bey ölünce yanındakiler çil yavrusu gibi dağılmışlar. Herkes korkusundan evine, dükkanına, konağına kapanmış; her ne olursa olsun şahit olsalar da “Ben şahidim,” dememek üzere kapatmışlar kapılarını.

Arkası yok, derin bir sessizliğe dönüşen şehirde yanında on kadar mahkûm arkadaşıyla dolaşmaya başlamış.

Bir süre sonra çalıştığı hana gelmişler. Mahkûmlar, “Sen dur Arkası yok,” demişler; hancıyı öyle bir dövmüşler ki öldü diye herkesin görebileceği bir yere atmışlar. Bir kişi de cesaret edip hancıya yardımcı olamamış korkudan, ta ki bir hekim koşup gelinceye kadar.

Arkası yok ve arkadaşları yerleşmişler hana, kapatmışlar han kapısını. Sabah hanın kapısı gürültüyle açılmış. İçeriye muhafızlar girmiş, hepsini yakalamışlar.

Bey konağında Bey makamında oturan, “Gel bakalım Arkası yok,” demiş, “sana arka olmaya geldik.”

“Bundan böyle arkan da var, yanında yörende seni destekleyecek insanlar da.”

Arkası yok, “Beyim,” demiş, “bu şehirde bir gariban kız bana arka çıktı, onu da yaşatmadılar.”

“Ben bu şehirde bu insanlarla bir arada yaşamak istemem. Burası nasıl bir şehir? Bu insanlar ne için yaşıyorlar?”

“Zindancıbaşından başka temiz dürüst tek bir insanın olmadığı bir şehir burası. Mahkûm arkadaşlarım da benim gibi feleğin sillesini yemişlerden.”

“Bize hesap soracağınıza şehirde konaklarına kapanan vicdansızlara, merhametsizlere hesap sorun.” Makamda oturan, “O mahkûmları da bırakın,” demiş.

“Her birine birer at verin, çıkıp gitsinler.” Mahkûmlar, “Arkası yok,” demişler, “sen bundan sonra bizim beyimizsin. Sen nereye, biz oraya.”

Arkası yok, kader arkadaşlarıyla birlikte kervanlarda muhafızlık yapmış; bazen bir beyin emrine girmişler, üç beş ay onunla yol yürümüşler.

Sonunda o işlerden de sıkılıp yeniden yollara düşmüşler. Bir tepenin yanından geçerlerken bakmışlar ki tepede kuşatılmış bir kafile var.

Arkası yok ve arkadaşları kuşatmayı yarıp kafilenin yanına geldiklerinde, kafilenin saygı gösterdiği adam, “Sağ ol yiğidim,” demiş.

“Öyle bir zamanda yetiştin ki, şu kellesini aldığın, beni ve yanımdakileri neredeyse esir almıştı.”

“De bakalım kimsin sen, sana kim derler?” Arkası yok, “‘Arkası yok’ derler beyim,” demiş. “Bu dünyada arkamız olmadı, arka olan yaşamadı.”

Açma oraları… Muhabbet tam da koyulaşacakken bir birlik tepeye gelmiş. Birliğin başı diz çökmüş; “Sultanım,” demiş, “affedin; her tarafı kesmiş pusu kurmuşlar, temizlemek zaman aldı.”

Arkası yok, “Sultan mı?” demiş; hemen diz çökmüş. “Bağışlayın Sultanım,” demiş, “ne ben ne de kader arkadaşlarım bir Sultanla hiç karşılaşmadık.”

Sultan, “Sen ve arkadaşların bundan böyle yanı başımda olacaksınız,” demiş. “O kuşatmayı yarmanız benim için en güzel ölçü.”

Sultan payitahta döndüklerinde Arkası yok’un hikâyesini dinlemiş. Bir ay kadar sonra beylerden biri, “Arkası yok,” demiş, “Sultanımız seni huzuruna bekler.”

Arkası yok Sultanın huzuruna vardığında Sultan, “Gel bakalım yiğidim,” demiş. “Sen benim hayatımı kurtardın, ben de senin öldü bildiğin hanımını buldurdum.”

Arkası yok ve karısı gözyaşları içinde sarılmışlar birbirlerine. Sultan, “Şimdi beni iyi dinleyesin Arkası yok,” demiş. “Yanındaki adamlarını ve karını al, şehrine geri dönüyorsun.”

“Yalnız bu sefer o şehrin beyi olarak. Yetki senin.” Arkası yok şehre geldiğinde şehrin önde gelenleri, “Biz,” demişler, “seni bey olarak görmek istemeyiz. Beylik kim, sen kim?”

Arkası yok, “O zaman,” demiş, “ben de sizleri bu şehirde istemiyorum.” Önde gelenleri sürmüş aileleriyle birlikte şehirden. Şehir dalgalanmış.

“Kimse bizi şehrimizden süremez,” demişler, Bey konağına yürümüşler. O yürüyenlerin elebaşları da sürülmüş şehirden.

Arkası yok ahaliyi toplamış şehrin meydanına.

“Ey ahali!” demiş, “Bugüne kadar haktan, hakikatten, adaletten yana olmadınız; mazlumun yanında durmadınız, gücün yanında saf tuttunuz. ‘Güç benim elimde’ derim, inanmazsınız; bana yakıştıramazsınız.”

“Kim baş kaldırırsa elebaşlarını bu şehirden göndereceğim. Gitmek isteyen varsa şehrin kapıları açık; beni uğraştırmayın ne siz üzülün ne ben, güzellikle çekin gidin.”

Anlatırlar ki; Arkası yok, şehirdeki anlayışları kırabilmek için kader arkadaşlarını önemli görevlere getirirken, vefakâr zindancıbaşını da yanına danışman yapmış.

Ara ara yumuşak ve esnek kararlar uygulamış. Lakin hiçbiri kâr etmemiş.

Giden gitmiş, kalan kalmış; kalanlar için Arkası yok, Bey olarak kabul görmemiş. Arkası yok bunun nedenini araştırmış.

Ancak sevgisizliğin ve hoşgörüsüzlüğün çöreklendiği, inatçılığın insanlık denen erdemi paramparça ettiği yaklaşımların değişmesi şehrin birkaç yüz yılını almış.

Arkası yok’un çocukları şehirde beylik yapsalar da şehir, “soğuk nevale insanların yaşadığı şehir” olarak anılmaya devam etmiş.

Şehir şehre, Arkası yok Arkası yok’a, Bey Bey’e, mahallenin edepsizleri mahallenin edepsizlerine, şahit kız şahit kıza, zindancıbaşı zindancıbaşına, feleğin sillesini yiyenler feleğin sillesini yiyenlere…

Sultan Sultan’a, yaşlı kadın yaşlı kadına, aşçı aşçıya, hancı hancıya, hekim hekime, şifahane şifahaneye, kafile kafileye, tepe tepeye, meydan meydana, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. “Her kıssadan bir hisse alına,” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir.

Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçü lisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!