Erol Sunat

Aman Dünya

featured
0
Paylaş

Bu köşe yazısı, halk ozanlarının eserlerinden esinlenerek dünyanın vefasızlığına ve hayatın getirdiği ağır yüklere dair derin bir sitemi ele almaktadır. Yazar, geçim sıkıntısı çekenlerin, emeklilerin ve unutulmuşların sessiz çığlığını merkeze alarak toplumsal bir duyarlılık sergilemektedir. İnsanların bencilliği ve elit kesimin yoksullara karşı takındığı duyarsız tavırlar, metin boyunca sert bir dille eleştirilmektedir. Dünya, dertlerin döküldüğü ancak hiçbir yankı bulamadığı sessiz ve yalan bir mekân olarak tasvir edilmektedir. Çekilen onca çileye rağmen yazar, tevekkül içinde ilahi adalete ve baharın gelişine duyulan sarsılmaz bir inançla sözlerini noktalamaktadır. Sonuç olarak eser, insanın bu devasa boşlukta verdiği varoluş mücadelesini ve umudu koruma çabasını yansıtmaktadır.

 

Rahmetli Neşet Ertaş, “Aman dünya ne dar imiş” türküsüne şöyle başlamış; “Aman dünya ne dar imiş / Dert çekmesi ne zor imiş…” Sonra devam etmiş rahmetli Ertaş; “Ben bu dertten bezer oldum / Dertli dertli gezer oldum / Ben derdimi yazar oldum / Çeke çeke ah bu derdi…”

Dünya-dünya aman dünya, her yönüyle yaman dünya demiş geçmişler. Kimi gelmez olaydım demiş, kimi sevmez olaydım, kimi bilmez olaydım… Kimi iyi ki gelmişim diye atmış bacak bacak üstüne… Kimi şaşırmış ne yapacağını bilememiş. Yalan dünyanın işleri diye boşuna dememişler diyen kendince çekip sıyrılmış işin içinden. Biz bir şeyin üstesinden gelemedik mi, yıkarız bir şeylerin üzerine o üstesinden gelemediklerimizi… Adı günah keçisi olur, adı felek olur, adı dünya olur, olur da olur… Gerekçe arayan için, mazeret arayan için o kadar çok seçenek var ki, hani yok, yok derler ya… Aynen öyle… Sonrası, altta kalanın canı çıksın demişler mi, demişler… Vur abalıya demişler mi, demişler… Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demişler mi, demişler…

*****

Dünya fani soru gani… Soru bu? Sormadan olmaz… Cevap yoksa, soru, sormaktan bıkmaz; zaman şuydu, buydu zamanıydı, değildi aldırmaz. Fakir kim? Fukara kim? Emekli kim? Asgari ücretli kim? Kim diye sorulan her şey derin mesele… Bazıları fakir sevmez, yoksul sevmez, ağlayanı sızlayanı sevmez, kendisi bulunmaz Hint kumaşı ya… İnsanlara tepeden bakanlar, hor ve hakir görenler, böbürlenmeye bayılanlar, kendini herkesten üstün görenler görmekte bilmekte istemez fakir fukarayı… Hatalarından, yanlışlarından, yalanlarından ve eğriliklerinden ders çıkarmayanlar, ayakları yerden kesilmiş bir halde dolaşanlar, konacak dal beğenmeyenler sevebilir mi fakir ve fukarayı? Görebilir mi? Fark edebilir mi? Derdini kendine dert edinebilir mi?

*****

Aman dünya… Geçmez zaman dünya… Halimiz duman dünya… Bir uçtan bir uca kocaman dünya… Yalan dünya… Az birazcık dur be dünya… Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla diye laf çarpan dünya… Görmeyen dünya… Duymayan dünya… Düşenin elinden gel diye tutmayan dünya… Bilmezden gelen dünya… Anla dünya… Dinle dünya… Darda kaldığımızda neredeydin dünya? Biz seni bilemedik dünya… Sevemedik dünya… Ne sevdiğin belli ne sevmediğin dünya… Yanımızda mısın dünya… Seninle az dertleşmedik, derdimizi sana az dökmedik dünya… Ağzını açıp da tek bir kelam etmedin dünya…

*****

Aman dünya… Dermanı yok, fermanı çok dünya… Hani Dadaloğlu, ferman Padişahın, dağlar bizimdir demiş ya… Ferman varsın dünyanın olsun… Biz feleğe çok çattık… Felek de senden bir parça… Senin gibi bizden yana değil… Testere misali bir sana bir bana diye bir inceliği de yok… Mor sümbüllü bağ mı verdi bize… Tarlanın taşlısı, bağın yaması, evin viranesi kaldı bize. Ha dünya, ha felek… Efkâr basmış gönlümüzü… Feryadımızı kim duydu? Aç mısın, tok musun? Ekmek alacak paran var mı diye bir soran oldu mu? Ne demişti dünya? Dur… Bekle… Sakin ol… Alttan al… Sesini yükseltme… Bakıyoruz… Biliyoruz… Farkındayız… Sağındayız, solundayız… Biz her zaman yanındayız… Sağa baktık sola baktık hiç kimseyi göremedik… Biz bu işi çözemedik

*****

Anladık ki, dünya, derdini dökme, benim şu derdim var deme, kapıları aşındırma, yolumu kesme diye ısrarcı… İyi de… Bıçak dayanmış kemiğe… Hatta kesmiş gitmiş… Ümit son raddesinde… Kalp kırık… Şairin dediği gibi… Gül hazin sümbül perişanBahar gelmiş neyleyim diyor içli bir şarkımız… Neyleyim baharı yazı diye de devam ediyor… Baharın tadı yok… Milletin derdi çok… Derdini dökeceği, onu dinleyecek kimse yok… Rahmetli Erkin Koray’ın dediği gibi “Alemin keyfi yerinde” O alem başka alem… Vara yoğa konuşur, karışır el alemArkası gelmez dertler içinde kalanlarız biz… Ne bitesi var ne başımızdan gidesi…

*****

Biz yakası yırtılmışlardanız. Deli Bekir diye anlatılan her kimse işte o biziz… Edebiyat, yırtılan Deli Bekir’in yakası diye döktürür ya hani… Bakan yok mu diye sormaz… Tutun şu Bekir’in elinden demez… Bekir’i gören oldu mu diye merak dahi etmez… Ne dersin dünya, dost musun, düşman mısın? Neye inanalım? Neye güvenelim? Seninle daha nereye kadar yürüyelim? Aman dünya, yalan dünya… Bizi bizden çalan dünya… Bağırmana, çağırmana gerek yok… Islık çalsan koşup gelenin haddi hesabı yok… Sende yalan çokYalancının mumu yatsıya kadar yanar demişler amma… O kadar çok yatsı geçip gitti ki, yalan, Allah’ın yatsısı bitmez havalarında…

*****

Şimdi diyeceksiniz ki, yalan dünyanın işleri“Ey dağlar ulu dağlar…” demiş Aşık… Aşılabilse o ulu ve karlı dağlar, dağı aşanlar kim bilir neler söyleyecekler… Her neyse deyip geçen geçene… Dağ yalçın bir dağ… Zirve sisli… Zirve puslu… Zirve buzluÇığ var… O çığın düşmesi var… Tehdidi var… Tonlarca kar altında kalmak var… Kardan buzdan tuzaklar var. Aşamadım ulu dağlar ardını, bölemedim felek ile kozumu, tutamadım verdiğim onca sözümü diyenler dağın eteğinde… Ne mi olacak? Cemre toprağa düştü. Bundan sonrası, havalar ısınacak, karlar eriyecek, buzlar çözülecek, çayır çimen bürüyecek her yanı, çiçekler açacak her yerde… En güzeli ne mi diyelim? Mevlâ görelim neyler neylerse güzel eyler…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!