Biden’in konuşmasının hatırlattığı hakikatler…

Biden’in konuşmasının hatırlattığı hakikatler…

Yeni ABD Başkanı Biden’den aylardan beri beklenen(!) telefon nihayet 23 Nisan akşamı geldi. Ama hasretle bekleyenlerin ummadığı(!) bir şekilde açıklamada “soykırım” ifadesi vardı.

Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir ya, bu sefer de öyle oldu. Bir gün sonra da “Soykırım” diyerek ABD Türkiye ilişkilerinin yeni bir aşamaya geçmesine sebep oldu. Bu açıklamadan iki gün sonra Cumhurbaşkanı da çok önemli bir konuşma yaptı. Konuşma, 19 yıllık AKP iktidarı döneminde yapılanları tamamen tersine çeviriyordu. Görülen o ki, 23 Nisan 2021 akşamına kadar, yıllarca yazılan ve anlatılan hakikatlere gözlerin ve kulakların kapatıldığı AKP yönetiminde, artık kulaklar duymaya gözler görmeye başlamış.

Bu yıl ABD’den gelen mesaj, hakikatin ideolojik zorlamalarla değiştirilemeyeceğini net ve sert bir şekilde hatırlattı. 20’nci yüzyılın başında yaşananların, ideolojik ezberlerle ilgili olmadığını açıkça ortaya koydu.

 

Türk Büyük Sıfırlaması mı?

Cumhurbaşkanının konuşmasının önemi iki açıdan. Birincisi Ermeni Mezalimi karşısında alınması gereken bir tavır olması. İkincisi de 19 yıllık iktidar döneminde gelinen yerde, neredeyse 180 derecelik siyasi ve stratejik dönüşüm. Muhtemeldir ki bu konuşma sarayın “Siyasi memurlarıdışında birileri tarafından hazırlanmış.

Konuşmada, tarihin ve siyasetin hakikatlerinin aşılamayan mecburiyetleri açıkça görülüyor. Bunun yanında Türkiye’nin çok ama çok büyük mevzi kaybetmesinin zorladığı büyük mecburiyet de fark ediliyor. Büyük kayıplara rağmen uzun zamandır gösterilen değişime dirençten nihayet vazgeçildiği anlaşılıyor.

Geçmişe kısaca baktığımızda, Akdamar Adasında ayin yapılmasına izin verildiğini, Azerbaycan Bayraklarının stada alınmasının engellendiğini, “I. Dünya Savaşı esnasında, tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış olması… (24 Nisan 2014, Başbakan Erdoğan)” ifadelerinin yer aldığı açıklamalar yapıldığını, ölenlerin torunlarına taziye bildirildiğini hatırlıyoruz. Ermeni cemaatine gönderilen mesaj dâhil, her yıl 24 Nisan’da bu mesajlar yayımlanmaya devam edildi. Bu yılki hâlâ Cumhurbaşkanlığı sitesinde duruyor. Bu bile aslında, zımnen de olsa 24 Nisan’ı tanımak anlamına gelmekteydi de. Ayrıca çeşitli dönemlerde bakanlar ve başbakanlar sözde soykırımın olduğuna dair sözler hâlâ arşivlerde duruyor da.

Bundan sonra büyük bir dönüşüm yaşanacak gibi, yaşanmalı da. 21’inci yüzyılda kaybedilen zaman, mevzi ve gücün tekrar yerine konması çok zor olacak. Ama elbette imkânsız değil. İki açıdan buna bakmak gerekiyor.

 

Devlet yapısı bu yükü ne kadar taşır?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin (CHS) devleti taşıyamaz hâle geldiği görülüyor. CHS kurulurken, Türkiye Cumhuriyeti’nin taşıyıcı kolonlarıyla oynandığı artık iyice belirginleşti. Devlet şirket gibi yönetilecek, kararı sadece cumhurbaşkanı verecek, artık hükümet olmayacak, sözcüler ve daire başkanları bırakın iç siyaseti, uluslararası siyasete dahi vaziyet edecekler. Hatta atanmış olanlarla ve memur statüsünde görev yapanlar TBMM’ye bile karşı gelecek, millî iradenin tecelliğâhı olan TBMM ile kürsüden veya sosyal medyada siyasi polemiğe girecekler…

İlginç olan bir husus daha var ki siyasiler yani seçilmiş olanlar aldıkları oyların korumasında hareket ediyorlar. Hatta dokunulmazlıkları da bazı şartlarda sınırlı. Peki, yasalara uymayan ve siyaset yapan bu memurları ne koruyacak?

Devletin denetim mekanizması çalış(a)maz durumda. Sayıştay denetimi artık usulden olmuş gibi. TBMM denetimi de yapılıyormuş görüntüsünde. Siyasi rekabetin içinde millî bir mesele bile, sonbahar rüzgârına kapılmış bir yaprak gibi savrulup durmakta.

Bütün dünyanın gıpta ile baktığı TSK, siyasetin eline teslim edildi. Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ayrı ayrı Millî Savunma Bakanına bağlı. Yakında Genelkurmay Başkanlığına artık gerek yok, bürokrasiyi azaltalım diye duyarsak şaşırmayız herhalde.

 

“Hepsinden daha elim ve daha vahim olma üzere”

Devletin gücünün en önemli ikinci unsuru, devletin sahibi olan milletin kimliğiyle güçlü ilişkisi. Ancak 19 yıllık iktidar, egemenliğin sahibi Türk millî kimliğiyle sürekli mücadele etti. Slogan da üretti. Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatanHiçbirinin ismi yok ve devam ettiler: Kürt, Türk, Çerkez, Laz Mütemadiyen bu sloganlarla konuşan, ideolojik hedeflerine yürüyen siyasetle beslenen bir toplum oluştu. Gerçeklerden uzak, siyasi polemiklerle yaşayan, tarihi ve devleti televizyonlardaki dizi kurgularından öğrenen bir toplum.

Ben Kahramanmaraşlıyım. Bu 23 Nisan’da Maraş’taydım. Kaldığım ev, şehrin son yirmi yılda oluşan yeni bölümünde. Balkondan baktığımda yüzlerce çok katlı bina ve binlerce apartman dairesi görünüyor. Çok önemli bir şey dikkatimi çekti. Daha önceleri bayramlarda gelincik tarlası gibi olan şehirde, binlerce evden sadece ikisinde Şanlı Bayrağımız asılıydı.

Hâlbuki Birinci Cihan Harbi sonrasında Maraş’ın işgalinde bir Bayrak hadisesi yaşanmıştı. Kalede Türk bayrağını görmeyen Maraşlı Cuma namazının şartlarından birisi bağımsızlıktır, kalede bayrağımız yoksa bağımsız değiliz, o hâlde namaz kılmak caiz değildir diyerek kaleye hücum etmiş, Türk bayrağını gönderde dalgalandırmıştı. Çok iyi tanıdığım Maraşlının bayrağıyla problemi asla olamazdı. 23 Nisan’ın ruhuyla ilgili olduğu görünüyordu. Maraşlının büyük bir kesimini bu hâle getiren neydi diye kendime sorduğumda, Maraş Türkiye’nin küçük bir örneği sadece, diye içimden geçirdim…

O dönemin şartlarında Müslüman olan Türk oluyordu. Din kimliğin oluşturucularından biri olmakla birlikte tek başına da yetmiyordu. Güneyde gavurla iş birliği yapan Müslümanlarla da savaşılıyordu. Tıpkı bugün olduğu gibi o gün de Türkler yapayalnızdı. Ancak 23 Nisan 1920’de duruma vaziyet edenler Türk’ün ruhuna seslendiler, onu uyandırdılar, ona sarıldılar ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular.

 

Her şey aslına rücu eder…

19 yıldır hakikatlerden uzak ideolojik yolculuk, millî kimlikle ilişkiyi bozdu. Muhayyel ve kimliksiz bir yerli ve millî söylemi de bu ilişkiyi ikame edemedi.

“…ister Türk ol, ister Kürt ol, Laz ol, Çerkez ol, Gürcü ol, Abhaza ol, Boşnak ol, Roman ol, ne olursan ol, ama bizi birleştiren bir şey var: İslam…” sözleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait (17. 04. 2016 Kutlu Doğum programı). ABD’den gelen açıklamanın etkisi olmuş olmalı ki “… çünkü bu insanlar Türk’tür, çünkü bu insanlar Müslümandırsözleri de. Bu ifade konuşmasının hemen başlarında yer alıyor.

Devletin taşıyıcı kolonları mutlaka onarılmalı, takviye edilmelidir. Ama daha da önemlisi mental yorgunluğundan (metal/malzeme yorgunu değil, düşünce) zayıflayan yönetim yerini yeni ve taze bir güce bırakmasının zamanı gelmiştir. Hem uluslararası ilişkilerde manevra kabiliyeti de inanılmaz ölçüde artacaktır. Belki de bu cendereden çıkış için yapılması gerekenlerin en önemlisi budur.

Zafer Partisi
Zafer Partisi
Giriş Yap

Haberiniz.com.tr ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!