DOLAR 16,1920 -0.96%
EURO 17,4658 -0.86%
ALTIN 964,40-0,79
BITCOIN 468308-3,12%
Ankara
24°

AÇIK

Zahide Uçar

Zahide Uçar

21 Mayıs 2022 Cumartesi

DİĞER YAZARLARIMIZ

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI

19 MAYIS 1919=19 MAYIS 2022 ŞARTLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

19 Mayıs 1919 yılı ülke şartlarıyla 19 Mayıs 2022 şartları nerede ise aynıdır. O dönem ülke saltanat(monarşi) ile yönetiliyordu. Şimdi de monarşi ile yönetiliyor. Halkın iradesi Padişaha bağlıydı. Şimdi de egemenlik milletten alınıp saraya bağlandı. Zararlı cemiyetler, dış güdümlü tarikatlar tekrar vücut buldu. Buğdayı gene dışarıdan alıyoruz. Halk gene ağır vergiler altında eziliyor. Duyun-ı Umumiye bile güncellendi. Türkler gene aşağılanıyor. Gene milletin çocukları her gün şehit oluyor, kimsenin umurunda bile değil. Onlar yoksullukları nedeniyle ölüme gidiyor.

Ülke işgal edildiği zaman ne olmuşsa hepsini gene yaşıyoruz. Türk Milleti organize bir biçimde soyuluyor. Yer altı, yerüstü kaynaklarımız yağmalanıyor. Hatta müzelerimiz bile soyuluyor.

Cumhuriyet Savcıları Cumhuriyet Savcısı olmaktan feragat etti. Sarayın kadısı oldu.

Ülke gene dönme devşirmelerin eline geçti. Seyit Rıza, Şeyh Sait gibi hainler çoklanarak yeniden vücut buldu. İhanete kaldıkları yerden devam ediyorlar. Hainlerin heykelleri dikiliyor. Kemalistlerden nefret eden, Kuvayi Milliyecilerin can düşmanı, Türklüğümden tövbe estağfurullah diyen Şeyhülislam Mustafa Sabri güncellendi. Kaldığı yerden fetva vermeye devam ediyor. Adı okullara, hastanelere veriliyor. Hatta adına dernek bile kuruldu.
Ruh hastası, İngiliz istihbarat elemanı Rıza Nur’un varisi ruh hastası püsküllümüz bile oldu. Keşke Yunan galip gelseydi dedi. En üst mertebeden kişiler tarafından el üstünde tutuldu.
Ege adalarımız ve karasuları Yunanistan tarafından işgal edildi. Ülkemiz Batı’dan bölündü.
Selefilik yeniden hayat buldu. Fetvalarla milletin canına okunuyor. Diyanet ruhban sınıfına dönüştü. Ortaçağ papazlarının kaldığı yerden devam ediyor. 21. Y.Y.da Engizisyon mahkemeleri kuruluyor. Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Börekçizade’nin mirasçısı gerçek din adamları hala mahkumiyet kararı alıyor. Sürülüyor. Allah’tan korkanlar Allah’tan korktuğu için ceza yiyor.
Düşman Türk Subayını aşağılayarak Türk Ordusunu tarumar etti. Nemrut Mustafa divanları kuruldu. Türk subaylarını, vatanseverleri ölüme yolladı. Düşman askerin savaş sırlarını bile çaldı. Düşmanlarımıza verdi.
Kubilay’ın başını kör testere ile kesenlerin ruh ikizleri, kumpas kurdukları Ordu için yaralı bırakılmaz(!) bile dedi. Yani, yaralı bırakmayın, kör testere ile kesin dedi. Gencecik subay adayları boğaz köprüsünde parçalara ayrıldı. Ayıranlar caniler için yargılanamaz diye kanun olarak fetva bile çıkarıldı.
Bütün zararlı dernekler yeniden vücut buldu. Yabancı istihbaratların ajanları gene tekkelerinden Türk Halkını kimliksizleştirip ruhlarını çalıyor.
Yanaşma Alemdar Gazetesi 50’den fazla isimle yeniden hayat buldu. Kemalistlere saldırmaya devam ediyor. Ali Kemaller serisi üretildi. Hepsi Ali Kemal’den daha cesaretli ve cahildir. Cahil cesaretiyle bütün ihanetlerini açıktan yapıyorlar.
Halifelik ordusu Kuvayi İnzibatiye bile kuruldu. O zaman Saray Kuvayı İnzibatiye için 1 milyon 250 bin 836 Lira ayırmıştı(Sinan Meydan). Yenisine örtülü ödenekten ne kadar verildi bilmiyoruz. Günceli de Kuvayı Milliye ruhuna düşman. Türk Ordusundan geri kalanlara paralel kurulan Kuvayı İnzibatiye gene Türklüğümüze, kimliğimize, kültürümüze, dilimize düşmandır. Duyduk ki,
Kuvayı Milliye vatan savaşı yaparken iç savaş çıkarmak için kurulan Kuvayı İnzibatiye görevine kaldığı yerden devam ediyormuş… Gene iç savaş(kaos) çıkarma planları yapıyormuş…
Pontusçular rahat rahat çalışıyor. Büyük Ermenistan hayali kuran Ermenilerle bölücü Kürtler gene işbirliği yapıyor. Yani, Ermeni Boghos Nubar Paşa ile Baban Aşiretinden Şerif Paşa güncel isimlerle gene “Ermeni-Kürt” Muhtırasını imzalıyor.
İtilaf Devletleri hala düşmanımız. Kurtuluş Savaşında aldıkları yenilginin intikamına hazırlanıyor. Yunan gene emperyalist devletlerin kıçına yapışmış, İzmir, İstanbul hayali kuruyor. Yeni işbirlikçiler çok daha cesaretli. Sizi böleceğim diyen ülkenin projesinde rol alıp eş başkanlık görevini kabul ediyor.
TBMM yeniden Meclis-i Mebusan oldu. Bölücüler, gericiler, devşirmeler Türk Milletinin tepesinde tepiniyor.
Bütün bunlar olurken biz ne mi yaptık? SEYRETTİK! Utanmadan bir kurtarıcı bekledik. Vatan şairi Namık Kemal’in dediği gibi;
Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan da yardım bekleriz
Ne utanmaz köpekleriz
***
Geldik vatan kavgasına
Düştük rütbe yağmasına
Daldık dünya safasına
Ne utanmaz köpekleriz
***
İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez
Ne utanmaz köpekleriz
***
Biz bakmadan sağa sola
Düşman girdi İstanbul’a
Vatanı sattık bir pula
Ne utanmaz köpekleriz
***
Dalkavuklukta irtikap(yiyicilik)
İşte etti bizi harab
Sen söyle ey şevketmeap
Ne utanmaz köpekleriz
***
Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Cümlemizin bok canına
Ne utanmaz köpekleriz
Ve dün Türkiye Monarşi Cumhuriyeti 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı(!)..
19 Mayıs 1919 günü ülkeyi işgalden kurtarmak için Mustafa Kemal’in başlattığı
Kurtuluş Savaşı T.C. Devletinin kurulması ile sonlandı. Yokluk içinde, silahsız ve dağıtılmış güçsüz bir ordu ile kazanılan Kurtuluş Savaşı ve devlet… Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk Milletine sadece bağımsız bir ülke vermedi. Ezilen, kimliği yok edilen, aşağılanan, yoksul ve fakir bırakılan, vergiler altında inleyen Türk Milletine hakkını geri verdi. Geri vermekle kalmadı. Kaybettiği öz güveni geri kazandırarak ayağa da kaldırdı. Biz işte bu muhteşem insana ihanet ettik. Emanetini koruyamadık. Şehitlerimize ihanet ettik. Geleceğimize, çocuklarımıza, vatanımıza ihanet ettik.
Vatanı emanet ettiği gençlere bıraktığı “Gençliğe Hitabe” aslında bir vasiyetnamedir. Ülkemizin düştüğü durum Gençliğe Hitabede birebir anlatılmıştır. Çıkış yolu da anlatılmıştır. Bu çok kıymetli vasiyete sahip çıkmadıkça 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamaya hakkımız yoktur! İki yüzlülüğe ve arsızlığa devam ederek kendimizi inkar ettiğimizi ne zaman anlayacağız?
Kurtarıcısına ihanet eden hiçbir kavim ayakta kalamadı. Bizler de ihanet ettik. Son şansımız. Daha ağır bir bedel ödemeden aklımızı başımıza almalıyız!
Zahide UÇAR(20. 05. 2022)

Devamını Oku

ENSAR CAHİLLERİNE

ENSAR CAHİLLERİNE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ENSAR CAHİLLERİN

 

Şu muhacir-ensar yalanını suratlarına vuran yok. İş gene bize kaldı.

Ensar-Muhacirin anlamı nedir?

Mekke’de Hz. Muhammed’in tebliğine uyarak Müslüman olanlara çok büyük zulümler yapıldı. Sayıları az olan ilk Müslümanların Mekke’de yaşama şansları kalmamıştı. İlk Müslümanlar dinini yaşayabilmek için daha yumuşak insanların olduğu Medine’ye gittiler. Medine halkı ilk Müslümanlara evini baskıyla değil, kendi rızası ile açtı. Mekke’nin fethiyle birlikte hepsi kendi evine döndü.

Şimdi bu seccade tüccarlarına, yapılan camilerden bile rüşvet alanları içlerinde barındıranlara soralım:

Suriyeli geçici sığınmacılarla Ensar-Muhacir ilişkisini nasıl kurdunuz?

Suriyeli sığınmacılar Suriye’de dinlerini yaşayamadı mı? Müslüman oldukları için işkence mi gördüler? İslam “vatan sevgisi imandandır” dediğine göre, vatanını savunmayanları ilk Müslümanlara benzetmek onlara hakaret değil mi? Ayrıca, hangi muhacir Medine’de bu kadar arsızlık yaptı?

Esat’ın defalarca;

“AFFEDİYORUM. ÜLKEYE DÖNÜN DEMESİNE RAĞMEN” Suriye’ye dönmeyen sığınmacıların nesi Muhacir?

Bu yalan Ensar(yardım edenler, yardımcı)sıfatını alan Medineli insanlara da hakarettir.

Ensar SİZLERİN Suriye’ye yaptığınız gibi, Mekke’yi Mekkeli Müslümanların tepesine mi yıktı? İŞİD gibi toplama katil sürülerinin benzerini Mekke’ye mi yolladı? Mekkeli Müslümanlara evini açarken gidip evlerini, tarihi eserlerini mi soydu?. Hurmalarına el mi koydu? Gelir kaynaklarının üstüne mi çöktü de kendinizi Ensar ile özdeşleştiriyorsunuz?

Sizlerin Ensar- Muhacir tanımıyla ne ilginiz var? Siz Mekke’de yaşayan ve bütün geliri tek elde toplayan Ebu Cehil, Hind gibilerin yolunu izleyen, yani zulmü nedeniyle yeni bir dinin tebliğine neden olan ZALİMLERİN 21. Yüz yıl modeli değil misiniz? Parayı tek elde toplayan, yoksula-fakire zulmeden, kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerin varisi değil misiniz?

Bir yeni din gelse önce sizleri dine davet ederdi.

Bunlar muhacir falan değil! Sizlerin planladığı, “Anadolu İslam Federe Devletini” kurmak için Türk Milletine karşı kullanmayı planladığınız LEJYONER ADAYLARI DEĞİL Mİ?.

Afganistan’da, Pakistan’da savaş mı var? Onları niye getiriyorsunuz?

Bu SESSİZ İŞGALE karşı çıkanları ırkçı olmakla suçlayan emperyalizmin aparatlarına cevabımdır:

Bu sessiz göç Türk Milletine karşı uygulanan BİR KÜLTÜREL SOYKIRIMDIR.

Türk düşmanlığınızı aşağılık “IRKÇI” İFTİRALARINIZLA ÖRTEMEZSİNİZ!. Çünkü sizler federe İslam Devleti projenizle Sevr projesini hayata geçirmek isteyen İtilaf Devletlerinin Türk düşmanı aparatlarısınız. Gizli ajandalarınızı ÖRTEMEYECEKSİNİZ!

Eski Cumhuriyet Başsavcısı avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu;

“YABANCILAR, YAŞANAN DIŞ GÖÇ, ANAYASAYI İHLAL!..

Anayasa Md.2 ve 3:

…Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzurunu, insan haklarını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü esas alan bir hukuk devletidir…”

Türkiye’de barınan sadece #Suriyeliler bile hele de sayıları gözetildiğinde, bu durum Anayasanın değiştirilemez hükümlerine aykırı!”

Diye açıklama yapıyor.

 

AKP 20 Yıldır anayasayı ihlal ediyor. Suç işliyor. İşlemedikleri bir suç kaldı mı bilmiyorum.

 

*** ***

AKP Genel Başkanı sahte diplomalı(1) Merve Kavakçı’nın yabancı uyruklu kızını yanına alarak ABD Başkanı Biden ile ne görüştü? Orada nasıl sözler verildi ki, kayıt alınmadı. Yani verilen sözler devletten kaçırıldı. Türk Milleti ile ilgili kararlar milletten mi kaçırılıyor? Neden? Türk Milletinin aleyhinde alınan kararlar olduğu için olabilir mi?

AKP Genel Başkanı Yunan Başbakanı ile aracısız, kayıt dışı görüşme yaptıktan sonra Yunanistan’ın Ege’de bulunan adalarımızı işgal etmesi tesadüftür diyecek kadar saf olan biri var mı?

Biden ile görüştükten sonra başlayan Afgan ve Pakistan Taliban’ının sürüler halinde ülkemize ENGELSİZ gelişine izin verilmesi;

Yeni işgal yöntemi olan sessiz işgale “EVET” DENMİŞ ANLAMINA GELMİYOR MU?

*** ***

Mal varlığı üzerinden rehin alınanların ülkemizin kaderini belirlediği bir ortamda ÜLKEMİZ GÜVENDE OLABİLİR Mİ?

Atamızın Gençliğe Hitabesinin bütün şartlarının oluştuğunu göremeyecek bir DANGALAK(!) kaldı mı?

Esat ülkesinden çalınan ederleri, tarihi eser soygunu, petrol hırsızlığı vb. iddiaların da içinde bulunduğu bir dosyayı BM’e göndereli çok oldu. O dosya şimdilik (şantaj amaçlı olabilir) bekletiliyor. Bu dosya işleme konduğunda Türkiye “Uluslar arası Savaş Mahkemesinde” yargılanabilir. ABD’nin Fırat’ın Doğusunda kurduğu Yahudi Kürdistanı’na AKP’nin neden göz yumduğu sorgulanmalıdır. 10 Yıl önce iddia ettim. Dedim ki;

“Yahudi Kürdistanı’nı AKP’ye kurduracaklar.”

Ne yazık ki öngörüm doğru çıkıyor. Yahudi Kürdistanı’na liman olarak düşünülen Mersin’e Hatay’da eklenmiş olmalı ki, Hatay sessiz işgalin gerçekleştirildiği bir il haline gelmiştir.

AKP ülkeyi işgal ettirmesini arsızlıkla kapatmaya çalışsa da, işgal gözümüzü oyacak kadar ortadadır.

AKP Yağmaladığı, yağmalattığı ülkemizde Türk Kadınlarına yapılan tacize göz yummaktadır. Türk Milletinin anasına sövdürerek başladığı sürece sesi çıkmayanlar, Kilis, Hatay, Antep, Reyhanlı, İstanbul gibi illerde eşini, kızını sokağa çıkarmaya korkar hale geldi. Onuruna ilk saldırıda sahip çıkmazsan, emperyalizmin aparatları daha fazlası için cesaret bulur.

*** ***

Tiwitterda Alanya takma isimli birinin sayfasında şöyle bir paylaşıma rastladım. Yaşadıklarımız paylaşımın doğru olma ihtimalini güçlendiriyor. Paylaşımda;

“Kardeşim, benim eşim Pakistan asıllı. Pakistan’da savaş yok ama niye geliyorlar şöyle izah edeyim;

Oradaki cemaatlere Türkiye’de hilafet kuruluyor, mücahitleri bekliyor demişler. Eşim onların sosyal medyasından haber gösterdi. Evli, çocuklu adam, ‘ben de katılacağım, Türk Kadını istiyorum’ yazmış.”

Durum budur sevgili dostlar.

Kuvayi İnzibatiye Yunan askerini korumakla kalmamış, Askerden başka her şeye benzeyen Yunan çapulcularına pezevenklik de yapmıştı. Şimdi haklı olarak ben sormak istiyorum;

21. Y. Y. In pezevenkliğine kim soyundu?

Bu konu gündeme gelince Lübnan Gazetelerinde “Türkiye’den İŞİD’e kadın götürüldü” iddiası aklıma geliverdi.

Utancım bin kat daha arttı utanmazlığın boy verdiği ülkemde…

*** ***

AKP o kadar suç işledi ki, belki bin suçtan yargılanmaları gerekir. Bunların birçoğu müebbet hapis gerektiren suçlardır. Ülke topraklarını işgal ettirmek ve Batı’dan bölmek…. Ülkeyi parçalanmaya götürecek suçlar işlemek. Türk Ordusunun gizli belgelerinin düşmana servis edilmesine ön ayak olmak… İstihbarat elemanlarının öldürülmesine neden olarak güvenlik sorunu yaratmak gibi belki bin tane ağır suç… Bu suçları bilerek, isteyerek işlediler. O nedenle seçim yoluyla gitmeyi göze alamazlar.

AKP’nin sessiz işgalin mimarı olmasının nedenlerinden biri de;

HİLAFET HAVUCUYLA radikal unsurları kullanarak bir iç savaş çıkarıp SEVR Projesini Federasyon kılıfıyla hayata geçirmek planı olabilir mi?

Her şey mümkündür.

Sonuç olarak;

Ortada ne ensar var, ne de muhacir…. Ortada kocaman bir yalan var.

Din bunlar için;

“Hamili yakınımdır” kartı gibi kullanılacak bir malzemedir. Türklerin dinini Evangelist Protestan İslam (Yeni Dünya Düzeni için kurgulanan din)dini ile değiştirme projesinde rol alanların dini mi olurmuş?

Kendini Şeyhülislam sanan Diyanet İşleri Başkanı denilen şahıs Afganistan’da Taliban’a “Dinler arası diyalog’dan” bahsetmedi mi? Fetullah’da CİA adına aynı görevi yapmadı mı? Dinler arası diyalog, bütün dinlerin bitirilerek, sömürü ve köleleştirmeye uyumlu yeni bir dini ikame etme projesi değil mi?

Gerçeği görmek isteyene gerçek gün gibi ortadadır!

Zahide UÇAR(05. 05. 2022)

(1) Kavakçı kardeşlerin ikisi de Bilgisayar Mühendis olduğunu söylemektedir. Ne yazık ki bu diplomalar sahtedir. Mustafa Yıldırım bu sahtekarlığı belgelendirerek yazmıştır. Mezun olduklarını söyledikleri Üniversitenin bilgisayar Mühendisliği bölümü yoktur. Yazıyı okumak isteyenler bu linkten okuyabilir. Burada dikkat çekmek istediğim konu, muhalefetin bu gerçeğin üzerine gitmemiş olmasıdır.

https://www.akdenizgercek.com.tr/mustafa-yildirim-yazilari/diplomasiz-muhendis-kavakci-kardesler

Devamını Oku

İŞGAL VE ŞİDDET

İŞGAL VE ŞİDDET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BOP çok yol aldı. Ülkemiz BOP’ne göre bölünecek 22 ülkeden biriydi. Türkiye’ye Irak, Suriye, Libya gibi açıktan saldıramadılar. Önce işbirlikçi bir iktidar buldular. İşbirlikçi ortakları için baston görevi yapan muhalefeti de oluşturdular. Cemaat görünümlü ajanlarını ülkemizin sinir ucu görevi yapan kurumlarına, yargıya, emniyete yerleştirdiler.

 

Ergenekon, Balyoz ve türevi davalar Türkiye Cumhuriyeti Devletini dönüştürmek için kurgulandı. ABD’nin hedef ülkelerde gerçekleştirdiği Turuncu Darbe, bizde kurgulanmış davalar üzerinden gerçekleştirildi. Bu gerçeği hala dillendiren yok.

 

15 Temmuz oyunuyla rejim değiştirildi. Küresel şebeke başarmıştı. Yargıyı bitirmiş, Orduyu parçalara ayırmış, bütün gücün tek kişide toplanmasını sağlamışlardı. Egemenlik milletten alınıp kaçak saraya verildi.

 

Hiçbir direnç noktası kalmadığına göre, Türkiye üzerindeki emellerine kolay ulaşacaklardı(!)..

 

ACABA(!)?

 

9 Milyon Suriyeli Türkiye’ye sürülerek yumuşak işgal sağlandı. Sınır mayınları bu proje için temizlendi. Sınıra mayın temizleme kılıfıyla İsraillileri yerleştireceklerdi. O dönem gösterilen direnç nedeniyle başaramadılar. Kendi askerlerimiz mayınları temizledi. Kayıplar verdik.

 

Sonra ABD ile birlikte Doğu sınırımızdaki mayınlar temizlendi. Afgan göçüne hazırlandı… Afganistan’dan gelen genç erkekler ABD’nin birlikte çalıştığı Afganlılardı. Ailelerine ABD maaş ödüyordu. Şimdi Pakistanlılar geliyor…

 

Afrika’nın en uç noktasındaki ülkelerden yığınla insanlar geldi.  Antalya bölgesinde yapılan satışlarda 100 satış varsa 90’ı yabancı.

 

Tek dünya devleti için ulus devletlerin harcının kırılması lazım. Harç kırılınca giderek kuma döner, ufalanırsınız. Direnç biter. Av olursunuz.

 

AKP Misyonerliği serbest bıraktı. AB ülkelerinden başlayıp ABD’ye, oradan Kore’ye kadar misyonerler bütün ülkeye dağıldı. Ülke ev kiliselerle doldu. Üzgünüm, Müslüman sandıklarınız Lawrence’nin mirasçıları çıktı. Türk Milleti’nin ölüm fermanını yazanlar, Dürrizade’nin ruh ikizi çıktı.

 

Vatan kavramının en yüksek olduğu yerler köylerdir. Vatan toprağını işleyen çiftçi toprağın kıymetini bilir. Bizi Kurtuluş Savaşında köylü olmak kurtardı. Emperyalizmin işbirlikçileri bu ayağı yok etmek için tarım ve hayvancılığı bitirdi. Anadolu gibi yüzlerce endemik türe ev sahipliği yapan Türkiye’de yerli tohum yasaklandı. Yani;

 

Vahşi bir Vandallıkla, hainlikle Anadolu Toprakları’nın rahmi söküldü. Doğurganlığı bitti.

 

Türk Milleti’nin direncini kırmak için Türkler borçlandırıldı. Yönetimden ve paradan el çektirildi. Borç batağına sürüklendi. Üstelik ayrıcalıklı bir sınıf yaratarak bu sınıfın çocuklarını askerlikten kurtardılar. Anadolu’nun yoksul çocuklarının yoksulluklarını kullanarak paralı asker yaptılar. Şimdi her gün bu çocuklarımızın şehit haberini alıyoruz. Alıştırdılar. Kimse umursamıyor. Tıpkı Osmanlı’nın Yemen, Kafkaslar, Arap çöllerinde ölüme yolladığı Anadolu çocukları gibi… Bizim çocuklarımız ölüme yollanırken, kendi çocukları milyonlarına milyon katıyor.

 

***       ***       ***

 

Ümit Yalım’ın söylediği gibi;

 

Ülkemiz Batı’dan bölündü. Türk topraklarına Yunan askerleri yerleştirildi. Bu kadar büyük ihanete, örtülü işgale “beceriksizlik(!) diyen yandaş bir muhalefet var. Oysa yapılanlar beceriksizlik falan değil. Bir ihanet projesinin gayet becerikli eller tarafından Türk Milletine yutturulması, millet için kurulan sehpaların ipinin gene Türk Milletine hazırlatılmasıdır. Bu ihaneti “beceriksizlik” olarak yorumlayan muhalefet, İHANETİN ÜZERİNE KALIN BİR ŞAL ÖRTÜYOR!

 

Kalkınma Ajanslarını dile getiren var mı? Bu ajanslar önce F-CİA kadrolarıyla doldurulmuştu. O ajanslar harıl harıl eyaletlerin alt yapısını hazırlıyor. Eyalet başkentleri belirlendi. Bölge Müdürlükleri belirlenen başkentlere taşınıyor. Bu konuda imitasyon muhalefetten tek cümle duydunuz mu? Duyamazsınız!. Çünkü federasyonu Y-CHP’de savunuyor.

 

***           ***       ***

 

Suriyeli Geçici sığınmacılar Projesi

 

Bunlar sığınmacı falan değil! ABD derin devleti ile yapıldığı anlaşılan gizli bir anlaşmanın uygulamaya konmasıdır! Suriyeliler gelmedi. Türkiye’ye kovalandı. Vaatler verildi. Onlar geçici sığınmacı olsaydı, bu kadar saldırgan olabilirler miydi? Kilis’te, İstanbul’un göbeğinde Türkçe konuşun” diyenlere, Suriyeli hastayaTürkçe konuş diyen doktora;

 

“Siz Arapça konuşun” diyebilirler miydi?  Slahlarıyla İstanbul’un göbeğinde poz verebilir miydi?

 

Belli ki özel sözler verilmiş. Belli ki kuracağız dedikleri Astrika Devletinin dili Arapça olacak açıklaması Suriyeli Emperyalist lejyonerlere de fısıldanmış. Belli ki dönüşüm için görev de verilmiş. İşte o söz ve göreve güvenerek Türk Milletini aşağılayacak kadar cesur olabiliyorlar.

 

Kilis’ten bir dostla konuştum. Bana dedi ki;

 

“Kilis artık bizim değil. Azınlık kaldık. Kilis esnafı, vergiye tabi olmayan Suriyeli esnafa yenildi. Tek tek kapandılar. Burada artık ticaret Suriyelilerin eline geçti. Kilis eğitimde iller arasında 4. Olmuştu. Şimdi eğitim kalitesi sıfırlandı. Okullar Arap okulu oldu. Çocuklarımız eğitim alamıyor. Suriyeli gençler 30’lu gruplar halinde geziyor. Kilisliler kızlarını, eşlerini eve kapattı. Dışarı çıkmaya, çıkarmaya korkuyorlar.”

 

İşte size açık bir ihanet tablosu… Bu mandacı kafalar, bile, isteye ülkemizi işgal ettirdiler. Basının satılık kalemleri, lejyoner askerleri, Türk düşmanı devşirmeler bu işgale karşı çıkanları “faşist” olmakla suçlayıp, bastırmaya çalışıyor. Mütareke basını, devşirilmiş kalemler görevini yapıyor. Türk düşmanlıklarını, yani faşist duygularını “hümanist” ayaklarıyla kapatmaya çalışıyorlar. Bunlar Turuncu Darbenin kiralık askerleri, küresel çetenin lejyoner kalemleridir!. Sakın susmayın!. Düşmana asker olan hainlerin karşısına gururla dikilin!. Tükürülecek suratı olanları bir varlık yerine koymayın! Küçümseyerek bakın suratlarına(ki zaten çok küçükler)!

 

Türk Milleti’nin düşmanı benim de düşmanımdır! Üstelik açık düşmandan bin beter, yaşadığı ülkeyi emperyalizme pazarlayan aşağılık kimliklerdir.

 

***            ***

 

Bu ülkede paralı paramiler oluşumlar yeşillik olsun diye kurulmadı. Kurmayı planladıkları, Türk’ü Anadolu’da yok edecek “Anadolu İslam Federe Devleti”ni ilan ederken bir dirençle karşılaşırlarsa, kullanacakları silahlı paralel yapılardır.

 

1915 öncesi, Türkler yoksul ve cahil bırakılmıştı. Ağır vergiler altında inleyen bir Anadolu halkı vardı. Parada, yönetimde yoktu. Savaştan savaşa sürülen, insan ambarı olarak kullanılan Anadolu Türkleri kıyıma varan şekilde erkeksizleşiyordu. Para ve silah azınlıkların elindeydi. Emperyalist ülkeler Gragoryan olan Ermenilerin dinini üçe böldü. Dini inanışları bölünen Ermenilerin bir çoğunu emperyalist hesapları için kullandı. İngiliz, Fransız, Rus lejyonerliğine soyunan Ermeniler, silahsız ve erkeksiz, kadın-çocuk ve yaşlı erkeklerin olduğu köylere saldırdı. Kadın, çocuk… Hepsini samanlıklara doldurup yaktı. Canlı canlı kuyulara doldurdu. Tecavüz sıradan olaylardı. Yabancı bütün kaynaklarda bu kayıtlar var. Vahşetin boyutunu anlamak isteyen Karabağ Soy kırımına baksın. Doktor olduğunu söyleyen aşağılık bir yaratık, bir Türk çocuğunun derisini canlı canlı yüzüp, kaç dakika yaşadığına bakmış. Bu vahşet Rus Ordusuna dayanarak yapıldı. O Rusya utanmadan “sözde soykırımı meclisinden geçirdi.”

 

Gülerek öldürmek sözünün ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Lejyoner Ermenilerin güneşe karşı el ve ayaklarından canlı canlı çivileyip güneşin altına koyduğu Türklerin ölürken yüzünün güler gibi gerilmesinden dolayı söylenmiştir.

 

Emperyalizmin yeni lejyonerleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk Milleti’ne iftira atacak kadar cesaretliler. Bu cesareti veren LEJYONER SİYASETÇİLERDİR’. Mandacı kafaların Uzlaşmacı ve teslimiyetçi anlayışıdır.

 

Bu isimleri asla unutmayın!

 

“Tarihçi Ümit Doğan uyarıyor:

 

Abdülhamid döneminde toprak satılarak Filistin’e yerleştirilen Yahudiler, işe ruhsatsız olarak ev, dükkan, fırın, mağaza vb. inşa ederek başlamışlardı. Bugün orada İsrail Devleti var. Tarih, ders çıkarılması gereken bir bilim dalıdır. Sığınmacı sorunu acilen çözülmelidir.”

 

Bu uyarıya kulak vermek için Türk olmak gerekir! Kaderini, sevincini, acısını Türk Milletinin kaderi, acısı ve sevinciyle birleştirmek gerekir! Ülkü birliği gerekir!

 

Sanmasınlar ki Türk Milleti teslim olacaktır. Sanmasınlar ki Türk Milleti kendine biçilen kefeni giyecektir.

 

Seyit Rızaların varisleri Seyit Rızaların, Said-i Kürdilerin mirasçıları Said-i Kürdilerin, Vahdettin-Damat Ferit-Dürrizade olmaya özenenlerin kaderi Vahdettin, Damat Ferit, Dürrizade’den bin beter olacaktır!

 

Bu topraklar çok ihanet gördü.

 

Bu topraklar çok haini de gömdü.

 

Teslim alamayacaksınız!

 

Haram paralarınıza, uyuşturcudan elde ettiğiniz cukkalarınıza, bu milletten çalıp kasaladığınız paralarınıza da sakın güvenmeyin!

 

Sonuç olarak:

 

Dürrizade’nin çocuklarıyla, İllimünati(şeytanın)nin çocukları birleşerek Türkiye Cumhuriyeti Devletini küresel şeytanlara laboratuar yaptı.

 

Bizler o labratuvarda kobay olmayacağız!

 

 

Devamını Oku

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

23 Nisan 1920, Egemenliğin Kayıtsız Şartsız Türk Milletine verildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı gündür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu mutlu günü çocuklara armağan etti. Dünyada bir lider ilk defa çocuklara bir bayram armağan etti. Çünkü çocuklar bir milletin geleceğidir!

Çocuklarını sağlıklı bir ruh haliyle yetiştiremeyen milletler, geleceğini yok eder!

Cihan DURA Hocamızın ATANAME(2019) adlı kitabında 23 Nisan Çocuk Bayramını şöyle anlatıyor;

“Atatürk diyor ki,

Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir. Çocuklarımızı düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı duymaya alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıyız. Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır. Çocuklarla yakından ilgilenmeliyiz. Yoksul çocuklara, Sığırtmaç Mustafa’lara, Sabiha’lara sahip çıkmalı; kanat germeli, yetişmelerine destek olmalıyız. Unutmayın ki, vatanı korumak çocukları korumakla başlar. Bir çocuğu kurtarmak için bile bütün çocukları kurtarmak gerekir.

 

Ve siz küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler her biriniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir ikbalisiniz. Ülkeyi asıl ışığa boğacak olan, sizsiniz. Arkadaşlarımla birlikte biz ne yaptıysak, sizler için yaptık. Sizin mutluluğunuz, onurunuz için yaptık. Başınız dik gezin, kimsenin kulu kölesi olmayın diye yaptık. Bir daha bu acı günleri yaşamayın diye yaptık. Ödülümüz sizin temiz, güzel sevginizdir. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz, kızlarım, çocuklarım!

Kaynak: ATANAME (2019)”

 

Ve günümüzde tarikat ve cemaat yurtlarına terk edilen, tecavüze uğrayan, istismar edilen, şiddet gören çocuklarımız… Tecavüze uğrayan çocuklarımız için “bir defa olmuş” diyebilen kadın bir bakan… Vakıf yurtlarında tecavüze uğrayan çocuklarımızın araştırılması için muhalefetin verdiği önergeyi reddeden iktidar vekilleri ve reddettikten sonra utanmadan birbirlerine sarılan kadın-erkek vekiller…

 

Ülkemizi, çocuklarımızı bu karanlık zihniyetten kurtarmak Türk Milletinin boynuna borçtur.

 

Ben bu bayramı kutlayamıyorum. 1920 yılında kurulan TBMM artık yok! O mecliste sadece 600 konu mankeni işlevsiz vekil var.

TBMM artık kayıtsız şartsız milletin değildir. Dayatılan vekillerin kerhen oylarla oyun oynasınlar diye gönderildiği “Meclis Tiyatrosudur!”

Bu bayramı kutlayamayacağım! Çünkü yüzüm yok! İlk önce İlk TBMM Kurucusu sevgili Ata’mıza ve arkadaşlarına karşı suçluyum. Emanetini koruyamadık.

Yurtlarda tecavüze uğrayan, bedeni ve ruhu katledilen çocuklarımıza karşı mahcubum!

Hırsızları-arsızları-yağmacıları engelleyemediğimiz için yırtık ayakkabı ve boş beslenme çantasıyla okula gitmeye çalışan çocuklarımıza karşı mahcubum!

Hayalleri çalınan, bütün hayali akşam yemek yiyebilmek olan çocuklarımıza karşı mahcubum!

Çocuklara tecavüzün, sapkınlığın “çocuk gelin” gibi iğrenç bir mazerete sığdırılmasını durduramadığımız için mahcubum!

Çocuklarımıza hayallerine geri vermek gibi bir borcumuz var!

Bütün mücadelemiz bu olmalıdır!

 

Sevgili BALALAR, sizlere Ata’mızın armağan ettiği mutlu bayramınızı geri veremezsek, bu topraklar “TÜRK MİLLETİNE HARAM OLSUN!”

Devamını Oku

Tanıyın Bunları

Tanıyın Bunları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AKP’den ihraç edilen eski Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Pelin Gündeş Bakır‘dan çarpıcı iddialar geldi.

  1. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi de olan Bakır, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın çağrısı üzerine açıklamalarda bulundu.

Özdağ, dün Twitter hesabından Bakır’a şöyle seslenmişti:

“Pelin Hanım, Türk Milletine korkmadan iki olayı anlatmak zorundasınız. Suriyelilerin gelmeye başladığı dönemde bayan Davutoğlu AK Partili kadın milletvekilleri ile konuşmasında ne söyledi? Geri kabul anlaşması sırasında kim sizi neden genel kurulda üzerinize yürüyerek tehdit etti?”

Bunun üzerine Bakır, sosyal medya hesabından şu açıklamada bulundu:

1/Ümit Bey ben korkmam.2011’de Akparti’nin Suriyeliler politikasına karşı çıktığımı, bu politikanın yanlış olduğunu ve sığınmacıların milyonları bulacağını Kızılcahamam kampında Sn Cumhurbaşkanı, parti yöneticileri ve 1000’i aşkın Milletvekili ve teşkilat mensubu önünde söyledim.

2/ AB Uyum Komisyonu üyesi olduğum 2013’te Geri Kabul Anlaşması’na sert muhalefet ettim. Bu anlaşmanın Genel Kurula gelmesini engellemek için bütün gücümle tek başıma mücadele ettim. Ancak tüm çabama rağmen Genel Kurula geldi. Ben de Genel Kurulu terk ettim.

3/ Hatta Akparti’nin yanlış göçmen politikasına dair eleştirilerim ve Türk’üm dediğim için Akp beni partiden kesin olarak ihraç etti. Benden intikam almak için eşime yüzlerce kumpas kuruldu. Yandaş basın deli saçması iftira kampanyaları başlattı. Ben yine de yolumdan dönmedim!

4/ Geri kabul anlaşması’nın engellenmesi için Genel Kurul’da Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır’a gittim. Çünkü AB Uyum Komisyonundan çıkıp Dışişleri Komisyonuna girecekti teklif. Bir hanıma söylenmeyecek sözler şahsıma sarf edildi.

5/ Sayın Davutoğlu’na bu anlaşmada anlaşma imzalandığı takdirde AB üye ülkelerinden vize serbestiyeti alacağımız söylenmiş. Ancak anlaşmayı okudum ben komisyon toplantısından önce. Böyle bir madde yoktu. Dolayısıyla o dönemin Başbakanına da yaşan ve yanlış bilgi verilmiş.

6/ O dönemin Başbakanına bu yalan ve yanlış bilgileri kimin verdiğini bilmiyorum. Ancak bu yalan ve yanlış bilgilere dayanarak Sayın Davutoğlu 2014 Haziranında vize serbestisi alıyoruz diye açıklamalar yaptı. Oysa anlaşmada böyle bir madde olmayınca hukuken bağlayıcılık olmuyor!

7/ Vize serbestisi diyalog süreci diye bir şeyden bahsetmişler. Normal vatandaşlarımızın anlayabileceği şekilde söylersem: o sizinle diyalogda kalalım demek manasına gelir. Bir hukukçu olarak söylemek isterim ki bu tip diyalog süreçleri tarafları bağlamaz.

8/ Zaten vize serbestisi diyalog süreci ile ilgili anlaşma metninde madde de yoktu. Bayan Davutoğlu’na gelince…Yurtdışı komisyon görevlerim olduğu için yurt dışında oluyordum genelde. Her davete katılamıyordum. Bir tek davete katıldığımı hatırlıyorum. O da 2015’te zannediyorum.

9/ Orada Bayan Davutoğlu değil de bazı kadın milletvekillerinin “inşallah bizim çocuklarımız bu sığınmacılarla evlenecek!” dediklerini hatırlıyorum. Bu çok ağrıma gitti! İçime oturdu! Çok canım yandı! 2014-2015 gibiydi. Aradan 8 yıl geçmiş. Hafızamda bir tek bu var.

10/ Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiydim. 4 ayda bir Strazburg’da Genel Kurul olurdu. Genel Kurullara girmeden önce tüm raporları okurdum. Türkiye’nin aleyhine maddeleri tespit ederdim. Bunların çıkarılması, yerine lehimize madde koyulması için önergeler hazırlardım.

11/ Türkiye’nin lehine olan bu önergeleri Genel Kurulda oylamaya sunmam Mevlüt Çavuşoğlu tarafından sürekli engellenmeye çalışılıyordu. Nursuna Memecan ve Mevlüt Çavuşoğlu beni hep bir köşeye çekip “Türkiye’yi savunan önerge vermeyeceksin.” Şeklinde ifadelerde bulundular.

12/ Ağır mobbing yapıldı 4 yıl boyunca. Daha sonraki yıllarda bu ağır psikolojik şiddet nedeniyle bazı sağlık sorunları da yaşadım ama iyileştim çok şükür Allah’ın yardımıyla. Ancak Avrupa Konseyi Genel Kurullarda Mevlüt Çavuşoğlu şahsıma uygulan mobbingin dozunu kaçırdı.

13/ Mevlüt Çavuşoğlu artık Avrupa Konseyinde ben önergeleri Table Office’e götürürken yolumu kesiyor, “kapasitesiz, saygısız, şerefsizlik vb” gibi ağır ifadeleri şahsıma kullanıyordu. Hiç aldırış etmeden Türkiye’yi savunan önergeleri yine de oylamaya koydurttum.

14/ Çözüm sürecine de karşı çıktım. Genel Kurul’a “pkklı teröristler, pkklı aktivist olarak değiştirilsin” diye önerge geldi. Bu sayede pkk, AB terör örgütleri listesinden çıkartılacaktı. Ben buna şiddetle direndim. Oylamada hayır oyu verdim. Çavuşoğlu ise çekimser oy kullandı.

15/ Bir akp kadın milletvekili evet oyu kullandı buna. Yani pkklılar terörist değilmiş, aktivistmiş bunlara göre. Oylamadan çıkışta da yine mutat olduğu gibi “çözüm sürecine karşı çıktın. Seni Tayyip Erdoğan’a şikayet edeceğiz” diye üstüme sözlü saldırıldı.

16/ Çavuşoğlu beni Tayyip Bey’e şikayet etmeye başladı. Tayyip Bey beni dinlemedi hiç. Eşime de “grup disiplinine uymuyormuş” demiş. Tamam da hangi grup disiplini? Pkklı teröristlerin aktivist yapılmasına sessiz kalmak eğer grup disipliniyse kimse kusura bakmasın! Ben buna uymam!

17/Türk Milleti’ni, Devletimizi yurt dışında savunmamak, Milletimize ihanet, Avrupalıların tüm taarruzlarına sessiz kalmak, karşı önerge hazırlamamak eğer grup disipliniyse, evet ben o grubun disiplinine uymadım! Damarlarımda taşıdığım Türk kanı böyle bir displine uymama manidir!

Devamını Oku