DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 673175-7,21%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Karaburun

Karaburun
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bahar gelmiş memleketime çiçekler açmış meltem rüzgârları esiyor dağlarında ve en güzel adalarında… Gelin karantina günlerimizde, nergis kokularını içimize çeke çeke o meşhur rüzgârını tarihi sayfalarına üfleyelim… Bu yazımızda Karaburun adasının kısa tarihiyle sizlerleyiz…

Karaburun adının nereden geldiği konusunda çok değişik görüşler ve varsayımlar mevcuttur. Çok eski dönemlerde, yarımadanın adının “Capo Calaberno” olması, fonetik olarak adın buradan değişerek geldiğini düşündürmektedir. Bir varsayıma göre ise; deniz yoluyla yarımadaya ilk varışta “Kömür Burnu” denilen mevkiin görülmesi nedeniyle, kayaların rengi esas alınarak “Karaburun” denildiği şeklindedir. Bir başka varsayım da eski Türk adlandırma usullerinde; kuzey yönünün “kara“, güney yönünün ise “ak” olarak adlandırılması mantığına dayandırılmıştır.

İzmir Körfezi’nin girişinde, körfezi kontrol eden önemli kilit noktalardan biri olan Karaburun Yarımadası’nda eski çağlardan bu yana yerleşim izlerine rastlamak mümkündür. Kaynaklarda yarımadanın eski adı Mimas olarak geçmektedir. Karaburun Yarımadası’ndaki Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda Kalkolitik döneme ait (M.Ö 4000) kesici araçlar, taş el baltaları ve ilkel çanak çömleklere rastlanmıştır. Bölgede M.Ö 3000‘li yıllardan itibaren Hititler varlık göstermişlerdir. Hititler’in ardından sırası ile bölgeye Yunanlılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. Antik dönemde bölgedeki Erythrai kenti sayesinde oldukça önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumuna gelen yarımada, Helenistik ve Roma döneminde önemini kaybetmiştir, Bizans döneminde ise eski canlılığını tekrar kazanmıştır.

1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey’in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir. Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hâkimiyetine geçen Karaburun Ankara savaşının ardından (1402) tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir. Fetret devrinin ardından 1425-1426 yıllarında Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa almıştır. Osmanlı Fetret döneminde bölgeye Şeyh Bedreddin felsefesi hâkim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadasında sürdürmüştür.

Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası’nın Ege kıyısında İzmir’e bağlı Padişah haslar arasında olduğunu görürüz. Karaburun Osman topraklarına katılışından 1867 yılına kadar İzmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise İzmir’e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.

Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge, 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarım adanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede, sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.

Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hâkimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır.

XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kıtab-ı Bahriye’sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun’u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, İzmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkân bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.

Bugüne kadar Karaburun yarımadası ile ilgili yayınlanmış eserler yok denecek kadar azdır maalesef. Bölgedeki mimari eserlerin tanıtıldığı tek yayın İzmir Valiliği İl Kültür Müdürlüğü tarafından hazırlanan  “İzmir İl Kültür Envanteri Çeşme- Karaburun” adli kitapçıktır. Bu kitaptaki bilgilere göre bölgede, 16 cami, 1 köprü ve 30 dan fazla çeşme bulunmaktadır. Yörenin seriye sicilleri temel kaynak olarak alan diğer bir çalışma ise, Barış Güntürkün ve Cahit Telci tarafından “Karaburun” adıyla kitaplaştırılmıştır(1996).  Bambaşka bir ada tarihinde buluşmak dileğiyle…

Devamını Oku