DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 670035-7,55%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Sarıkamış Harekâtı ve Enver Paşa

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sarıkamış Harekâtı tarihimizde yaşadığımız büyük mağlubiyetlerden biridir, fakat ilki değildir. Biz bu savaşı Çarlık Rusya’sına karşı kaybettik. Ancak 1677–1918 yılları arasında Rusya ile toplam 13 defa savaştığımız, bunların her birinde binlerce kayıp verdiğimiz, daha çok (Rusları diğer devletlerin de desteklemesi sonucu) mağlup olduğumuz tarih kitaplarında yazılıdır.
 
Sarıkamış savaşı 1.Dünya Savaşı içerisinde yaşanmıştır. Dünya savaşı sona erdiğinde Osmanlının toplam insan kaybının 1 milyon kişinin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.
 
Sarıkamış’ta kaybımızın birçok kaynakta 90 bin kişi olarak gösterilmesine rağmen, bazı tarihçiler bu sayının oldukça abartıldığını ve gerçek kaybın 15–20 bin civarında olduğunu yazmaktadırlar. Tarihçiler bu sayının cumhuriyetin ilk yıllarında milli duyguları artırmak için propaganda aracı olarak kullanıldığını ileri sürmektedirler.90 bin rakamının 1914–1920 yılları arasında Birinci dünya savaşı ve ardından Ermenilere karşı verilen Kars savaşı sonucu ölen kişi sayısına denk gelebileceği de ifade edilmektedir.
 
Bununla birlikte tarihi zaferlerle dolu Türk Milletinin yaptığı savaşlarda kazansın veya kaybetsin binlerce kaybının olduğu savaşların kaçınılmaz sonucudur. Bir destan yazdığımız Çanakkale’de düşmana geçit vermedik fakat 250 bin şehit verdik. Bölücü terörle mücadelede de 30 bin insanımızı kaybetmedik mi?
 
Yapılan bu savaşları ve verilen bu kayıpları bugün farklı bir bakış acısıyla değerlendirirsek, belki de birçoğu savaşmadan da kazanılabilirdi. Yahut da savaşlar farklı taktiklerle veya farklı mevsimlerde yapılmış olsaydı kayıplarımız bu derece ağır olmayabilirdi.


 
Muhakkak ki o günün şartlarını günümüzden bakarak değerlendirmek bizi doğruya ulaştırmaz.
 
Sarıkamış Harekâtı tarihteki yerini almıştır. Olayın bütün yönleriyle değerlendirilmesi uzmanlara bırakılmalıdır. Enver Paşa düşmanlığı üzerinden tarih anlayışı yanlıştır.
 
Gerçekte Enver Paşa bazılarının ifade ettiği gibi bir hain, bir romantik, bir hayalperest miydi? Elbette ki hayır. Öyle olsaydı, en büyük siyasi rakibi ATATÜRK bile ölüm haberini duyduğunda ”Hayatı bir destandı, bırakın ölümü de bir destan olsun”demezdi.
 
Yine kendi döneminin ünlü komutanlarından İsmet Paşa ölümünden kısa bir süre sonra gazetecilere ”Enver Paşa Moskova, Yeni Delhi, Taşkent, Bakü, Londra, Berlin terimleriyle düşünürdü. O bir taktisyen değil, stratejisyendi” açıklamasını yapmamış mıydı?
 
Türk milleti Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’da kurtuluş mücadelesi verirken, Enver Paşa’da Türkistan’a geçmiş oradaki Türkleri esaretten kurtarmanın yollarını arıyordu. Bu uğurda bir kurban bayramı günü 4 Ağustos 1922’de Bolşevik Ruslarla çarpışırken ecel şerbetini içti. Yani memleketi dolandırıp, Köşeyi dönüp, bolca servetle Avrupa’ya kaçmadı, Sarıkamış’ta yarım kalan hesabını tamamlamak isterken şehit oldu.
 
41 yıllık ömrüne neredeyse bir asrı sığdıran bu kahramana devletimiz sahip çıktı. Kemiklerini törenle Türkistan’dan getirdi ve resmi ölüleri listesine ekledi.
 
Ermeni’nin, Rus’un Enver Paşa’ya kızmasını anlarım. Bizimkiler ne ister anlamak mümkün değil. Hele Sarıkamışlı, Kars’lı olup ta Enver Paşa’ya hakaret edenlere ne demeli.
 
Hatırlanmalıdır ki Enver Paşa Sarıkamış Harekâtını 37 yıldır Rus ve Ermeni İşgali altında bulunan Kars ve Sarıkamış’ı kurtarmak için yapmıştı. Yani bizim nenelerimizi, dedelerimizi kurtarmak için. Fakat başaramamıştı. Olabilir. Ya başarsaydı?
 
Enver Paşa’yı biz anlayamadık veya anlamak istemedik. Ama Kardeşi Nuri paşa’nın 1918 de Ermeni, Rus, İngiliz işgalinden kurtardığı bir başka Türk yurdu Azerbaycan’ın Büyük şairi Bahtiyar VAHAPZADE bakın nasıl şükranlarını sunuyor:
 

HAYALPEREST
 
Sen öz Ata yurdunun hilasına can attın 
Sultanların ruhunu öz ruhunda yaşattın. 
Vatan millet aşkına bigane tufeyliler 
Senin damarlarında nabız gibi dövünen 
O duyguyu ne biler? 
 

Gülüp itikadına 
“Hayalperest”dediler o vakit senin adına
Sen Turan illerini ayaklarınla değil 
Aşkınla gezdin paşam, 
Türkistan’ın, Kafkas’ın derdini var gücünle 
Haykıran sesdin paşam, 
Sen öz alınyazını bozabilmezdin paşam, 
Sen talihin yazdığı mukaddes yolu gittin, 
Gaspkarın gasdına özünü siper ettin, 
Sen bize gehmar olup 
Ana yurtta doğulup
Ata yurdun yolunda 
Kurban verdin canını 
Sultanlar alkışladı Turan için ağlayan 
Senin pak vicdanını.
 
 
Hayalperest gardaşım, 
Senin dünkü hayalin bugün hakikat oldu. 
Türk’ün hayır duası 
Ruhuna rahmet oldu.

Devamını Oku

Bakü Katliamı

Bakü Katliamı
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Müslüman Türklere karşı girişilen sayısız katliamlardan birisi olan Bakü Katliamının 28.yıldönümündeyiz.

20 Ocak 1990 yılında Rus tankları Bakü’de bağımsızlık meşalesi yakan Azerbaycan Türklerinin üzerine yürümüştür.

O tarihlerde Sovyetler Birliği dağılmak üzereydi. Sovyetleri oluşturan milletler bağımsızlık faaliyetlerine hız vermişlerdi. Bu karışıklıktan istifade etmek isteyenler Azerbaycan üzerinde derin hesapları devreye soktular.

Onlar biliyorlardı ki, Azerbaycan Rus emperyalizminden yakasını kurtardığı andan itibaren bölgede dengeler değişecekti.

O halde ellerini çabuk tutmak ve Azerbaycan’ın önünü kesecek planları geciktirmeden uygulamak zorundaydılar.

1989 yılından itibaren ABD ve Avrupa’nın görmezden gelmeleri ve Rusya’nın açıktan desteği ile Dağlık Karabağ’ı Ermenileştirme gayreti içine girildi.
 

Bu haksız faaliyet ve işgale karşı Azerbaycan Türklüğü büyük bir tepki gösterdi, meydanlara döküldü.

Rusya’ya gün doğmuştu. Uzun zamandır kolladığı fırsat ayağına gelmişti. Bağımsızlık isteyen Cumhuriyetlere gözdağı vermenin ve böylelikle tekrar otoritesini tesis etmenin tam zamanıydı.

Azerbaycan, Rusya’nın bu niyeti için en uygun araçtı. Zira bağımsızlık talebinde bulunan Gürcistan, Ermenistan, Baltık Cumhuriyetleri ve diğer ülkelerin arkalarında mutlaka bir batılı devlet vardı. Kimsesiz olan sadece Türk ve Müslüman Azerbaycan’dı.

1990 yılında 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece, Rus Tankları Bakü sokaklarında gösteri yapan halkın üzerine ateş açtı.

Üç renkli bayraklarının altında hür ve bağımsız yaşamak ve ata yurtları olan Dağlık Karabağ’ın Ermenilere verilmek istenmesini protesto için toplanan Azerbaycan Türkleri katledildiler.

Katliamın sonunda resmi rakamlara göre 143 şehit, 611 yaralı ve 5 kayıp bulunduğu ortaya çıktı.

Katliama uğrayan Türk ve Müslüman olunca dünya yine sessiz kaldı. Kars’ın da içinde bulunduğu Türkiye’nin birçok şehrinde telin mitingleri yapıldı.

Bir kez daha yüreğimiz yanmış, bir kez daha Karanfilin boynu bükük kalmıştı.
Katliamın sorumlusu zamanın Sovyetler Birliği Devlet Başkanı GORBAÇOV’DUR.
 
Azerbaycan, GORBAÇOV’ UN Lahey Adalet Divanında yargılanması için girişimlerini sürdürmektedir.

Bakü şehitlerinin kanları boşa akmamıştır. Bugünkü müstakil ve güçlü Azerbaycan devleti,20 Ocak 1990 gecesi akan kanların karşılığıdır.

Bağımsız Azerbaycan semalarında dalgalanan Üç renkli bayrağımız parlaklığını Bakü şehitlerinin kanından almaktadır. Ruhları şad olsun.

Devamını Oku

İYİ Parti Neden İlgi Görüyor?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral AKŞENER’i iki defa canlı dinleme imkânı buldum. Birincisi parti genel merkezinin açılışında, ikincisi ise Artvin ziyareti sırasında yaptığı salon toplantısında.

Bizde geleneksel parti genel başkanları konuşmaları diğer partiyi veya partileri hedefe oturtma üzerinedir. Konuşması boyunca rakip partinin genel başkanının şahsında onu destekleyenleri de düşman kuvvetler olarak gösterirler.

Mitingden ayrılanlar kendi milletinin bir kısmına kin besleyen, hasım gören, öteki olarak bakan bir ruh hali içinde evlerine dönerler.

Parti mitinglerinde eleştiriler geçmişte de yapılırdı. Ne var ki, o eleştiriler aynı zamanda dinleyenleri bilgilendirmeye, ufuklarını açmaya da yarardı. Şimdikiler çok farklı, siyasetin kalitesi yerlerde sürünüyor.

Eyyyy!..diye başlayan,sen kimsin ya?..diye devam eden..bilumum hakaretler,galiz küfürler ve ithamlarla sona eren konuşmalardan ibaret bir dönemden geçiyoruz.Ne yazık ki,yeni nesiller bunları dinleyerek büyüyor.

Meral AKŞENER ise çok farklı. Sempatik davranışları, vatandaşla kurduğu sıcak ve samimi iletişim toplumu rahatlatıyor. Kutuplaştırmayan, ayrıştırmayan bir dil kullanıyor.

Meral Akşener liderliğindeki İYİ PARTİ Türkiye’de siyasete çekidüzen veriyor. Geleneksel particilik anlayışıyla bir yere varamayacağımız artık iyice anlaşıldığından, halkımız İYİ PARTİ’ye olağanüstü bir teveccüh gösteriyor.

Türkiye’nin hangi ilini, ilçesini, köyünü, mahallesini ararsanız, arayınız. Orada ciddi bir İYİ PARTİ rüzgârı olduğunu size anlatacaklardır.

Her akşam televizyon kanallarında birbirlerine hakaret eden. Yetmezmiş gibi, halkı tehdit eden, korkutan, aba altından sopa gösteren siyasi liderlerin ve anlayışların sonu gelmiştir. Halkımız kendisini korkutan, komşusuyla düşman eden partilerden bıktı usandı. Şimdi artık, dinleyen, anlayan, yakınlaştıran, kucaklaştıran siyaseti talep ediyor.

Artvin’de gördüğüm tablo buydu. Meral Akşener’in konuşması bittikten sonra Kars’a dönerken kafam rahat, içim huzur doluydu. Çünkü İYİ şeyler söyledi, bize kimseyi vurmamızı, kırmamızı öğütlemedi. Sadece bu milletin rızkını talan eden ve ettirenlerden hesap sorulacağını kendisine has üslubuyla, cesaretle haykırdı.

Önümüzdeki Hafta İYİ PARTİ Şırnak’ta olacaktır. İzlemeye devam edelim. İYİ OLMAK TÜRKİYE’nin hakkıdır.
 

Devamını Oku

İYİ PARTİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de siyasetin kutsallarımızın istismarı üzerinden yapılması kural haline gelmiştir. Bayrak, vatan, Millet, Cumhuriyet, İslam, iman, ahlak vb. değerler siyasetçilerin ağızlarında sakızdır.

Meral Akşener liderliğinde kurulan parti için de doğal olarak böyle bir isim beklentisi vardı. “Milli Merkez, Milliyetçi Türkiye, Merkez Demokrat, Türkiyem” isimlerinden birisinin olacağı tahmin ediliyordu.

Partinin ismi herkesi ters köşeye yatırdı. “İYİ PARTİ”.Harika….

İlk duyan tuhaf karşıladı, inanmayanlar oldu. Meral hanımın toplantıda yaptığı konuşmanın ilk dakikalarından itibaren algı değişmeye “İYİ”kelimesinin sakinlik, sıcaklık ve rahatlık veren kapsayıcı, kucaklayıcı havası hissedilmeye başlandı.

Teklif edenleri de, uygun görenleri de tebrik ederim.

Kelimeler, sözcükler, isimler, sloganlar üzerinden yıllardır bu toplumu kutuplaştırdılar. Birlik ve beraberliğimizin önündeki en büyük engellerden birisi de klişe kavramlar üzerinden verilen kavgalardır.

Mademki Meral Akşener ve arkadaşları Türkiye’de herkesin partisi olabilecek bir kurum yaratmayı hedefliyorlar, bu nedenle parti isminden başlayarak bu mesajı vermeliydiler, öyle de oldu.

Siyasi partilerin amacı belli bir kesime değil, ülkenin her köşesine ve milletin her ferdine hizmet etmek olmalıdır. Türkiye’de ise partiler daha kurulurken isimleri ve amblemleriyle kimlerin partisi olacağının işaretini verirler. İşte “İYİ PARTİ” işe başlarken ismiyle bu algıyı ortadan kaldırdı. İYİ PARTİ hepimizin partisi.

Dün Meral Akşener’in konuşmasını dinlerken hiç bir şahsın, gurubun,etnik yapının ve ideolojik düşüncenin bu parti üzerinde bir diğerine üstünlük iddiasında bulunamayacağını anlamak mümkündü.İyilik herkes için,güneş te öyle..

ALLAH yollarını açık etsin..Vatanımız,Milletimiz ve Demokrasimiz için güneşli günlere, “iyi”liklere vesile olsun.
 

Devamını Oku

Barzani Neden Geri Adım Atmadı?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Orgeneral Atilla Ateş 16 Eylül 1998’de Hatay’a gitti. Suriye sınırının sıfır noktasında tarihe not düşen bir konuşma yaptı. Ateş Paşa’nın “sabrımız tükendi” cümlesiyle biten o tarihi konuşma, Hafız Esad’ı dize getirmeye yetti. Ve Suriye terörist başı Öcalan’ı apar topar sınır dışı etti. 

Suriye gibi önemli bir devlet, bir kuvvet komutanımızın konuşmasından ürküp geri adım atmıştı. Oysa bugün Cumhurbaşkanı, başbakan, muhalefet partisi liderleri, Genelkurmay başkanı açıklamalarda bulunuyor. Yetmiyor Milli Güvenlik Kurulunda kararlar alınıyor buna rağmen bir aşiret lideri dikkate bile almıyor.

Bu durumu Barzani’nin inadı olarak görmek ciddi bir yanlıştır. Barzani’nin bu kararlılığının arkasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine düşürüldüğü durumun önemli etkisi vardır.

ABD Türk Silahlı Kuvvetlerine rağmen bölgeye istediği şekli veremeyeceğinin yıllardır farkındadır.

Bulduğu ilk fırsatta TSK’yı hırpalamaya başladı. AKP iktidarıyla birlikte asker aleyhinde olumsuz propaganda kamuoyuna pompalandı. Askerin darbeci olduğu, başörtüsüne karşı olduğu, yan gelip yattığı ve daha birçok şey.2003 yılının Temmuz ayında Irak’ta askerimizin başına çuval geçirdiler. İlk darbe vurulmuştu. Bunların peşi sıra Ergenekon tutuklamaları başladı. TSK güven ve itibar kaybına uğradı, demoralize oldu, ikinci ciddi yarayı aldı.

Asıl sarsıntı 15 Temmuz kalkışmasıyla yaşandı. ABD, beslemesi FETÖ denen ihanet şebekesi eliyle bir tuhaf darbe girişiminde bulundu. Cihanı titreten Türk askerini sokaklarda kendi halkına dövdürttü, don, fanila görüntülerini dünyaya servis etti.

Barzani’nin referandum kararı TSK üzerinde oynanan oyunların sonucudur.

Askerimizin başına çuval geçirilmeseydi, Ergenekon kumpası ve 15 Temmuz darbe girişimine muhatap olmasaydı, Barzani buna cesaret edebilir miydi?

ABD’nin FETÖ terör örgütü kılıfı altında Türk ordusuna verdiği zararın boyutu önümüzdeki süreçte Türkiye-Barzani, ilişkilerinin seyriyle net olarak anlaşılacaktır.

Devamını Oku