DOLAR 12,48430.47%
EURO 14,08310.07%
STERLIN 16,64340.3%
ALTIN 715,940,43
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7109185,36%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Gitti FETÖ, Geldi Menzil

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

SEVSİNLER SİZİ!

19 Eylül 2013’te

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri;

AKP büyütüp beslediği bir canavarla karşı karşıyadır kendi frankeştaynını yarattı.” demişti…

Aynı tarihte ben de gelişmeleri izlerken;

Bu aralar Emniyet Teşkilatında yapılanları dikkatlice takip etmekte yarar var… İlginç ‘şeyler’ oluyor…” Demiştim.

Aradan geçen üç yılda devletin diğer kurumları da Sn. Yeniçeri’nin ifade ettiği gibi Frankeştaynlaştırıldı ve final 15-16 Temmuz

Sonra da bu tarih “Demokrasi Bayramı!” ilan edildi.

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekime bir kardeş lazımdı.

Tüp bebekle bu iş de hallediliverdi!

Bu hal üzre kısa bir anı anlatıvereyim;

SHÇEK İl Md. çalışıyorum, bir gün hamile bir kadın geldi, yardım istiyordu. İl Md. Yardımcısına yönlendirdik.

Bir müddet İl.Md. Yard. ile görüşen kadın gittikten sonra İl. Md. Yardımcımız gülerek geldi ve espriyi patlattı:

Hanımefendi kontrat yapmadan (gayr-i meşru hamilelik) orta katı kiraya vermiş, şimdi ben ne yapacağım diye bana soruyor!

Bunlar sadece orta katı değil, tüm evi bilerek, isteyerek -kira da değil-bağışladılar, şimdi de geri almak için milleti araya koyuyorlar…

 

SAY SAY BİTMİYOR!

Fethullah Hoca out, Coşan Hoca in!

Bazen babadan oğula, bazen kardeşlere geçen postlarıyla siyaseti dizayn etmek isteyen/eden, Türkiye’nin her bölgesin ayrı ayrı isimlerle hem birbiriyle mücadele eden hem de günlük hayatı ve insan ilişkilerini etkileyen tarikat, cemaat, ve cemiyetler… Sadece ülke içinde değil, ülke dışında da “vekilleri” var.

  • İskenderpaşa Cemaati (Günümüzün en gözde cemaati, yakındır Gülen’in yerini alması)
  • Kadiri Muhammediye
  • Halveti tarikatının Şabaniye Kolu
  • Hizb-ut Tahrir
  • Galibiler
  • Nurcu Kırkıncı Hoca Grubu
  • İcmalciler
  • Cerrahiler
  • Uşşakiler
  • Menzilciler
  • Tillocular
  • Hazneviler
  • Hakikatçılar
  • Nakşibendi Yahyalı Cemaati
  • Işıkçılar
  • Gülen Cemaati ve Nurcular Şİmdilerde FETÖ diye adlandırılan, devletin altını üstüne getiren cemaat)
  • Süleymancılar (Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın MEHDİ olduğuna inanıyorlar)
  • Melamiler
  • Erenköy Cemaati
  • İsmailağa Cemaati
Devamını Oku

Kandırılıyor muyuz?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

“Bizim ülkemizde bütün hikâyeler, alçaklar tarafından yazılır, zenginler tarafından dizi yapılır, mazlumlar tarafından ağlayarak seyredilir!”

***

İki konu kafama takılıyor;

1-Suriye, PYD, YPG, PKK ve IŞİD konusunda tüm ülke olarak kandırılıyor muyuz?

2- OHAL kapsamında TBMM’den geçen torba yasadaki 75. Madde yani; “Stratejik proje bazlı yatırımlar’ın ‘izin, tahsis ve ruhsat yetkisi’’ nin TBMM’den alınarak Bakanlar Kurulunun izin onayına bırakılması…”

Bu madde ile firmalara bedelsiz hazine arazisi tahsis edilecek, firmalar vergiden muaf edilecek, ÇED raporu rafa kaldırılacak.

75. Madde Ülkeyi firmalara peşkeş çekecek yağma ve talan maddesidir.

Bakanlar Kurulu isterse, ‘araziyi bedava verecek’, yatırımına para koyacak, yıllarca vergi almayacak, çalışan maaşını ödeyecek. Üstüne üstük, yatırımın müşterisi de olacak

Türkiye dağlarıyla, ovalarıyla, ormanlarıyla, denizleriyle büyük bir tehdit altında ve itirazların hukuki yolları da kapalıdır.

Burada bir başka soru da hangi firmalar sorusudur.

Mesela; ‘Bu milletin a… koyacağız‘ diyen Cengiz Holding bu akçeli işlerin neresinde olacak?

***

Son günlerde yine haykırıyoruz;

Halkına zulmeden Esed gitmeli…”

Yahu sana ne, niye karıştırıyorsun yine b.k çukurunu!

Zaten her taraftan kuşatılmışız. ABD’nin çekil dediği YPG biraz çekildi ama sanıyor musun ki rüyasından vaz geçti.

Belli ki yeniden oyun kuruluyor, iki ay sonra yine “kandırıldım” demeye başlayacaksın.

***

De ki;

“başkalarıyla karıştırmayın bizi,

gece-gündüz en yücelerde

Ebrehe ordusunu şaşkına çeviren

Ebabilleriz biz

 

De ki;

‘mahremimdir

yüreğimden dökülen feryat,

sağır eder kulakları

kınından sıyrılan öfke

 

De ki;

” binlerce yıl biriktirdiğim

sevdaları topladım sende,

sınama! suskun dervişliğimi

 

De ki;

dilindeki tüm soruların

tek cevabıdır aşk,

gurbet;

yüreğimin, yüreğine değmediği yer

 

De ki,

”ateşin ve aşkın rengidir kırmızı

güneşi kondur gözbebeklerine”

 

De ki;

”küllerinden doğdu Zümrüd-ü Anka,

geçtiğin yerde barikalar yoldaşın,

Bozkurt kılavuzun olsun”

 

Ey sevdam,

geçmişim, geleceğim, alınyazım,

Al-beyazım…

”gün kararmaz, yüreğin aydınlığında,

karanlığa dönme yüzünü”

Devamını Oku

MHP’de Kılıçları Çekenlere Bir Kaç Söz!..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

MHP’de hain, ajan, koltuk sevdalısı olarak yargılamadığınız kimse kalmadı…

Şimdi de Genel Başkan Yardımcılığını kabul eden Ümit Hoca‘yı “koltuk sevdalısı ve siyasi rüşvetçi” olarak idama mahkûm ediyorsunuz!

Oysa daha birkaç hafta önce Genel Başkan adayınızdı! Diğer adaylarınız için de aynı şey söz konusu… Koray Aydın, Meral Akşener cemaatçi, Musavvat Dervişoğlu bencil ve koltuk sevdalısı, Sinan Ogan Aliyev’ci, bilmem kim hangi partilerde gezmiş, öbürü neler yapmış, beriki Başbuğ’a bile ihanet etmiş…

Peki; kim kaldı, kiminle kongreye gideceksiniz, kime “işte bizim Gn. Başkanımız” diyeceksiniz?

Bir aday çıkar, tabanı peşine takar “Ağrı Dağı’na tırmanıyoruz hep birlikte, haydi, gelen gelsin, gelmiyorsanız ardıma bile bakmam yürürüm.” derse; yürümezsem vurun boynumu!

Ama; eleştirinin değil, hakaretin sınırlarını zorluyorsunuz.

Yapmayın! Etmeyin!
 
Yazık ediyorsunuz ülküme de ülkeme de!

Devamını Oku

Dil midir Kanayan Yürek mi?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biz; hanımeli, gül, fesleğen kokan sokakların çocukları değildik zaten, lakin yüreklerimiz hiç bu kadar kırmızıya boyanmamıştı.

********
Birkaç gün önce;
”Bizim partili arkadaşlarımız yok, dava arkadaşlarımız var ve dava ne alınır ne satılılır.” Demişti Sn. Devlet Bahçeli. Biz hep o noktayız.

İstanbul’u. İşgal zamanı/ Mayıs 1919’da Sultan Ahmet Mitinginde ;

"Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlâka, zengin bir şiir ve edebiyata, dinî ve millî ananelere, ırkî ve vatanî hatıralara mâlik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor."

Diyen M. Emin Yurdakul’un işaret ettiği duruş, her ne kadar 13 yılda saf saf bölen parçalayan bir hâl almışsa da otamak ve onarmak gözümüzde büyüttüğümüz kadar zor değil.

Zor olan; buna inancı yeniden yeşertmek.
Balzac etrafına öylesine borçludur ki, bir gün Paris’teki muhteşem malikânesine girerken borçlu olduğu bahçıvana yakalanmamak için duvardan dizlerinin üzerine atladığında, burnunun dibinde bir çift makosen ile karşılaşmıştır.
Kafasını kaldırdığında bahçıvanı ona muzip muzip bakmaktadır:
-Bu iş artık komediye dönüşmedi mi sizce Mösyö Balzac? der.

Bazı şeyler bizde de artık trajikomik bir hal aldı almasına da, Milliyetçi Hareket Partisinin kimseye bireysel borcu yoktur!
Türk’ün binlerce yıldır biriktirdiği ve binlerce yıl ötelere taşıyacağı kültür, tarih, gelenek, din ve felsefî değerlerinin korunmasında ve geliştirilmesinde ”ben de varım” diyerek göreve talip olmak her ülkücünün hakkıdır.
Ayrıca; ülkenin getirildiği durum karşısında, her ülkücü kendi liyakatine göre, üzerine düşen vazifeyi de almak zorundadır.
Liyakat yeterlilik halidir, bulunduğu konuma yakışmasıdır. Liyakatin ”oturak ölçüsü” ile alakası yoktur, ”hamili kart” değildir, hak etmektir.


46 yıldır, ”Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildik!”
Ruhumuz bedenimizde gerildikçe gerildi, bir türlü o çivileri söküp atamadık.
Şimdi ”Kızıldeniz”i yaracak bir asa ile bir Musa arıyoruz!

Diye yazmıştım birkaç gün evvel.
46 yıllık tarihine bakınız, zaman zaman MHP’nin zayıf dalları kopsa da ana gövde ve kökler her daim güçlenerek çıkar her fırtınadan.
Ne İsa’ya ne Musa’ya ne de âsâya ihtiyacımız var!
 
Bir oraya bir buraya göz kırpıp, dedikodularla, telefonlarla kulis kızıştıran, havayı koklayan, listelerde yer alabilmek için güçlü gördüğünün yanında kendine yer ayarlayan, yanında durduğu adayın kazanması halinde, getirisi üzerinden hesap yapan teşkilat mensupları ile istenilen sonuca varmak mümkün değildir.

Bunun dışında; parası kadar konuşan, ‘’Türk Milliyetçiliği’’ ideolojisinden habersiz, tepeden düşen bazı arkadaşların tabanın itirazlarına rağmen aday edilmesi de bir milletvekili fazla çıkarsak bile; sonrasında altından kalkamayacağımız vahim sonuçlara yol açar ki; bu da hiç istemediğimiz bir durumdur.

Kim olduğu hakkında kimsenin bir şey bilmediği ama bu rumuzla yazdığı aforizmalarla ünlenen Sylviane Herpin; Yanlış anlamak/anlaşılmak konusunda ;
“Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı arasında farklar vardır. 
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az dokuz ihtimal var.” Diye yazmış.
Doğrudur!
Bu nedenle yazdıklarım belki de bazı arkadaşlar tarafından yanlış anlaşılacaktır ancak;  

Dava, dava diye yırtındığımız; vatan, bayrak, millet, Türklük ülkü ve utkusudur.
Bu nedenle ‘’haddimi aşmakla’’ suçlanmayı göze alarak yazdığım/yazacağım her cümlenin arkasındayım.
Duble yol çukurlarında bata çıka ilerlerken ”rot ve balans ayarı” bozulmuş, titreyen, bir sağa bir sola çeken, dengesi kalmamış cumhuriyet ve demokrasinin yeniden ayarlanması için güçlü bir ”krikoya” ihtiyaç vardır. 
Aslında çok da pahalı olmayan bir bakımdır bu ayar.
İşinin ehli meslek erbapları tarafından kısa sürede fabrika ayarlarına dönecek olan bu ”ayarsızlık” için 01 Kasım 2015 tarihinde açılacak olan ihalenin Türk Milletinin asil evlatlarının elinde kalması için, ihale dosyasının canı gönülden desteklenmesi şarttır.
Bu desteğin tam sağlanabilmesi ise; aday belirleme kıstaslarının yeniden gözden geçirilmesi ve tabanın desteği ile mümkündür.
Türk Milliyetçiği Ülküsünde hamili kart olmadığı gibi para da yoktur!
Aday adayının arabasının kapısını açan teşkilat mensuplarının olduğu bir seçim çevresinde hak ve adalet kavramlarının yıkıldığına şahidim.
Karı-kocanın aynı seçim çevresinden ‘’aday’’ yapıldığına şahidim.
Cumhurbaşkanına methiler sıralayan bir adayın varlığına şahidim.
Ve de aday belirlemede şahit olduğumuz onca olumsuzluğa şahit olduğumuz halde;
”Yılkıya bırakılmış olsak da, vahşi bir kısraktan farkımız yok!” Ne uslandık! Ne de yıldık… Diye haykıran binlerce Ülkücünün seçim sathında canhıraş çalışmalarına hep birlikte şahidiz!

Ve İstanbul, gözbebeğimiz İstanbul.
Her türden milletin, ajanın, teröristin yatağı İstanbul!
 AKP iktidarı boyunca 3. Dünya ülkesine dönen/döndürülen, bölücülerin kol gezdiği İstanbul!
”İstanbul İstanbul olalı bu kadar zulüm görmedi!”
MHP İstanbul İl Başkanımız Sn. Mehmet Bülent Karataş’ın gece- gündüz fedakârca çalışmalarına karşın istediğimiz sonucu alamadığımız İstanbul’a mutlaka Gn. Merkezimizin el vermesi gerek değil şarttır!
İstanbul’un AKP, CHP ve son seçimde büyük şehirlerde oyunu artıran HDP’nin surları mutlaka delinmelidir!
Hepimiz biliyoruz ki; seçimlerde asıl kapışma MHP ve AKP arasında olacak.

Bir caniden bir kahraman, bir vasıfsızdan bir başkan yaratan medyanın çanına nasıl ot tıkanır, sosyal medya nasıl kullanılır, hiçbir ayrım yapmadan TV kanalları nasıl parsellenir sorularına da cevap aramanın zamanıdır.

Rivayet edilir ki; Vatan şairi Namık Kemal Magosa’da zindandadır. Zindanda da her zaman yaptığı gibi; kitap okuyup, şiirler yazmaktadır. Günün birinde yanına bir mahkûm daha getirirler. Namık Kemal yazdığı şiirleri ona okumaya başlar. Kemal şiir okudukça adamcağız başını öne eğer duygulanır, ağlarmış.
Bundan çok memnun olan Şair ;
-Ne kadar duygulu, hassas, vatan aşığı bir arkadaş bu. diye düşünerek, her şiirini daha büyük bir coşkuyla kader arkadaşına okumaya devam edermiş.
Hatta dışarıdaki arkadaşlarına yazdığı bir mektupta şöyle demiş;
-Burada çok rahatım, hatta dışarıda olmaktan çok daha  mutluyum. Çünkü burada beni anlayan, dinleyen, inanan bir de arkadaşım var.
Günler böyle geçerken  bir gün Namık Kemal koğuş arkadaşına sorar;
-Arkadaş, ben şiirlerimi okudukça sen hisleniyor, duygulanıyor hatta ağlıyorsun. Söyle bana şiirlerimi dinlerken ne hissediyorsun, ne düşünüyorsun, neden ağlıyorsun?
Adamcağız kocaman bir iç çekişten sonra demiş ki;
-Sen şiir okurken sakalın sallanıyor, senin sakalın sallandıkça ben köyümü, köyümdeki ”KEÇİLERİMİ” hatırlıyorum. Keçilerimi hatırladıkça da üzülüyor ağlıyorum!

Ne demiş Mevlana;
”Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anlayabildiği kadardır.”

Yazımın bir yerinde Sylviane Herpin; Yanlış anlamak/anlaşılmak diye yazdığı bir not iliştirmiştim.
Bedeli ne olursa olsun yazdığım her cümlenin arkasındayım!

dil midir kanayan, yürek mi
kim ateşin içinde 
kuyudaki kim
ey sükût 
ey ‘’altın’’a kıyas duruş
bu fırtınaya kim hükmeder
ey ezel ve ebede açılan yürek
hangi engel keser önünü
sussam da sen, essem de sen…

İstanbul/31 Ağustos 2015

Devamını Oku

Çığlık/2

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günü geceye, yıldızları karanlığa hapsettik, bir bir birbirine uladık zamanı.
 
Ne bir arpa boyu yol alabildik ne gemileri yakabildik. Ve hep o bildik boşlukta, boşbazlığın boş salınımlarını yele verdik…

Sandık ki; üç-beş lügat parçalayınca, şakşakçılarımızın avuçlarını patlatırca alkışladığı, kafiyesi bol, ritmi enfes, içimizi titreten o üç-beş cümle gönül telimizi ebediyen titretir!
 
Oysa sanılarımızla sanrılarımız arasında keskin bir yol ayrımındaydık. Her cümle, her söz, her vaat bir yalanı berkitmekten başka bir işe yaramadı.
 
Son yazımın başlığı “Çığlık”tı… Dört buçuk ay sonra fark ettim ki, çığlık atmayı bile unutmuşum ya da tüm sesler, ses tellerimle hançeremde sıkışıp kalmış…

Duymuyorsunuz, duyuramıyorum…

 
Aslında;  at bile yularını tutmayı beceremeyen o biniciyi sırtından bir tek hamle ile atmıştı… Biz yıllardır damarımıza damarımıza basan bin bir surat süvariyi elbirliği ile üstümüzden atamadık.
 
Haramı haram olmaktan çıkarıp, haramla helal arasında sağlam köprüler kuran; günah sevap, iyi kötü, güzel çirkin kavramlarını birbirinde ‘AK’layan ve kılcal damarlarımıza kadar işleyen sahtekârlığı meşrulaştıran bir anlayışın esareti altında; ne atardamarlarımız organlarımıza temiz kan pompalayabiliyor ne de toplardamarlarımız kirli kanı vücudumuzdan dışarı atabiliyor.
 
Her gün farklı senaryolarla basın-yayın organlarında ruhumuzun tecavüze uğramasından, siyasi ve ekonomik gücü elinde bulunduranların biteviye devam eden yaylım ateşinden,  yolsuzluktan, hukuksuzluktan, okulsuzluktan, eğitimsizlikten,  her türlü çöküntüden ve en çok da birbirimizle dalaşmaktan garip bir zevk almaya başladık.
 
Etrafımızda gelişen olaylar Türkiye’nin 12 yıldır iç ve dış politikalarındaki başarısızlığının somut örneğidir. Yandaş basının pompaladığı başarı öyküleri bizleri tatmin etmekten çok uzak olduğu gibi algı operasyonunun da bir parçasıdır.
 
Dahası, ülkemizde gözle görülür elle tutulur öyle olaylar var ki; gündeme oturan savaş tehdidinin dışında “muktedirlerin” hiç doymayan açgözlülükleriyle her karış toprağın şahsi getiriye açıldığına tanıklık ediyoruz.
 
Büyük kentlerimiz yerli yabancı arazi simsarlarının iştihasını doyurmaya yetmiyor. Yakında kent merkezlerimizde bulunan mezarlıklarımızı bile satışa çıkaracağımızdan eminim.
 
Bırakın sahil şeridinde denizle arama giren konutları, malikâneleri, İstanbul’da yakın bir zamanda gökyüzünü görmek imkânsız hale gelecek!
 
Şekilsiz, biçimsiz, ruhsuz, tarihsiz, dışları cilalı onca kara beton gökyüzünde rekabet ediyor! Haramidere çukurundan Beylikdüzü yokuşuna tırmanırken, sağ tarafıma baktığımda – Esenyurt İlçesi -bu heyula gibi yükselen beton yığınlarından başka hiçbir şey görünmez oluyor sanki…

Ne, boş bir alan ne tek bir ağaç… Çığlık atıyorum betona çarpıp yine bana dönüyor çığlığım!

Torbaya doldurduğunuz gece yarısı yasaları…

Canım yanıyor…
 
Ahhh bir de şu çok lüks, muhteşem, akıllı villalar, şahsa özel “paran kadar adamsın” düsturuyla planlanmış konutlar var.
 
Sahi kim/kimler alıyor, kimler yapıyor bunca lüks konutu.  Nereden kazanıldığı belli olmayan paralarla yandaşlara peşkeş çekilerek yapılan, yaptırılan bu konutlarda kimler gerine gerine oturuyor, çevre düzenlemesi yapılmış, havuzlu, saunalı, spor merkezli bu evlerde oturanlarla, kimlerin çocuklarıdır tehlikelerden ırak çocuk bahçelerinde oynayan bu çocuklar?
 
Diğer tarafta bu güzel ve göz alıcı tabloyu bozan milyonlarca işsiz, aç, sefil aile ve çocuklar…

Metro, metrobüs, dolmuş duraklarında, merdivenlerde sıraya dizilmiş- birine verdiğinizde diğerlerinin gözünüzün içine baktığı, hepsine vermeye kalktığınızda ceplerinizin boşaldığı-Suriyeli, Arap, zenci ve uluslarını bilemediğimiz onlarca dilenci, elsiz, kolsuz, ayaksız birçok insan, pilavcı, dönerci, midye dolmacı,  simitçi vs. seyyar satıcılar…

Ve uyuşturucu müptelaları; içici, satıcı ve pazarlama elemanları…
 
Siz, büyük ülke, büyük lider masallarını anlatmaya devam edin…

Nasılsa her sözünüze “peygamber sözü” olarak sorgusuz sualsiz inanan şakşakçılarınız ve sanki birbirini yemekten başka işi olmayan muhalefetle tabanı var!
 
Keşke, elimizde onlarca yap-bozlarımız olsa, keşke bu yap-bozları yeniden yeniden kurgulamamız için vaktimiz ve imkânlarımız olsa!
 
 Ve keşke neyi kaldırıp yerine neyi koyabileceğimizi de bilebilsek…
 
Ve evet hâlâ, sanılarımızla sanrılarımız arasında keskin bir yol ayrımındayız. Her cümle, her söz, her vaat bir yalanı berkitmekten başka bir işe yaramıyor!
 
TTK ve yüceltsin
 
 
 
NOT: Yerel seçimlerde Bahçelievler Belediye Başkan Adayımız İnş. Müh. Sn Halim Küçükali’nin seçim propaganda ayağının temelini oluşturan Rant Kâbusu/Gecekondu derken, seçimkondu şimdi de hükümetkondu/ olarak tanımladığı, düşünce ve paylaşımlarını derleyip toparlayarak 30 Eylül günü yayımlayan İst/Bahçelievler yerel gazetesi 365’e bir göz atmanızı dilerim.

Devamını Oku