DOLAR 12,71962.51%
EURO 14,35802.16%
STERLIN 16,97362.38%
ALTIN 731,732,64
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7293038,12%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İki Kongre ve Bir Muaviye

İki Kongre ve Bir Muaviye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son günlerde gerek Almanya’da gerekse Türkiye’de bazı siyasi partilerin kongrelerine şahitlik ettik.

 

Aralarında ciddi farklılıkları tespit edince, ister istemez bir karşılaştırma yapıyorsunuz.

 

Birinci kongre:

SPD Sosyal Demokrat Partinin il Başkanı seçilecek. 

Mevcut İl Başkanı yapılan yerel seçimlerin kaybedilmesi üzerine sorumluluk üstlenip, istifasını veriyor ve bir daha aday olmayacağını açıklıyor.

Seçimlere gidiliyor. Adaylar il Başkanlığına başvurularını yapıyorlar.

En kısa ve en uygun gün tespit edildikten sonra, bütün delegelere kimlerin aday olduğu konusunda ve Adayların özgeçmişleri hakkında kısa bilgiler veriliyor.

Seçim gününe kadar Adaylar delegelere kendilerini ve projelerini anlatıp oylarını istiyorlar.

Seçim günü geliyor. Tabi pandemi dönemi, bir salonda, bir otelde toplanmak yasak.

Ne yapıyorlar dersiniz bu bizleri kıskanan Almanlar?

Aynen şöyle işliyor.

O kongrede Ne partinin Genel Başkanı var, nede Milletvekilleri var.

Ne eyy muhalafet partisi diyerek veya ne eyy iktidar partisi diyerek bağırma var,

Nede Adaylar muhalefete veya iktidara hakaret etme yarışına giriyorlar.

Ne sanatçılar Sahne alıp şarkı Türkü söylüyorlar, Nede öyle gösterişli ışıklar ile gösteriler var.

.

Pandemiden dolayı herkes evinde! Bilgisayarından zoom proğramı üzerinden Başkan adaylarının kısa konuşmalarını dinleyip kararlarını veriyorlar.  Veya önceden vermiş oldukları kararlar doğrultusunda seçimlerini yapıyorlar. 

Sadece bir kac yerel gazetenin temsilcileri, yerel radyo veya Tv’lerin temsilciler zoom üzerinden takip ediyorlar.

Bir gün sonra gazetelerin yerel bölümünde küçük haberler olarak okuyabilirsiniz

 

Başkan adayları kimseye hakaret etmeden, kimseyi hedef almadan kendilerini tanıtıp, projelerini anlatıyorlar.

Ve seçime geçiliyor. 

216 Delegeye sahip Şehrin delegeleri, birkaç dakika içinde oylarını kullanıp yeni il Başkanlarını seçiyorlar.

Seçilen teşekkür konuşması yapıyor, kaybeden kazananı tebrik ediyor.

Ve kongre bitiyor.

 

İkinci Kongre

AKP Rize il Başkanı seçilecek.

 

Bu sadece AKP’ye özgü bir olay değil, bizdeki bütün siyasi partilerde hemen hemen aynı malesef.

 

İl Başkanının kim olacağı daha önceden Parti Genel Başkanı ile iki yardımcısının istişaresi sonucunda belirleniyor.

 

Mevcut il Başkanı Kongre salonunu hazırlıyor.

Eğer Belediye Başkanı aynı partiden ise, Salon ve diğer giderler Belediyenin kasasından ödenmek üzere bütün hazırlıklar yapılıyor.

 

Araba konvoyları hazır kıta bekliyor.

Birazdan Partinin Genel Başkanı gelecek.

Nihayet Genel Başkanın Konvoyu gözüküyor.

Yollar kapalı, şehir içi trafik Felç olmuş.

Parti bayrakları yollarda, konvoydaki arabaların korna sesleri şehrin her yerinden duyuluyor…

 

Salon leba leb dolu.  Kim öper coronayı, kim öper mesafeyi, kim öper maskeyi…

Mühür bende kral benim.

 

Eyy kahveci, Ey Lokantacı Ey Esnaf bakmayın bana öyle arsız arsız.

Ne var yani şurada ayda yılda bir kongre yapıyoruz.

Nooolmuş yani sizleri kapatıp kongre salonlarını açtıysak.

 

Siz ilk önce maskesiz sokağa çıktığınız için size kesilen cezayı ödeyin.

Maskelide olsa ben çıkma dedimse çıkmayacaksın.

Ve Millet iradesini kullanmak için kongre salonunda seçim başlıyor.

Zaten topu topuna bir aday var.

Oda önceden belirlenmiş.  

Önceden kendilerinin seçtiklerini Millete seçtirdikten sonra, eğlenceler başlıyor.

Tabi oy birliği ile Genel Başkanın seçtiği aday seçiliyor.

Yaşasın Milli irade.

Ve Beklenen an geliyor…

Bütün Ulusal TV’ler orada, Bütün Gazeteciler, Radyocular orada.

Hepsi Naklen yayın yapıyor.

Hiç bir detay kaçırılmıyor.

83 Milyona izletiyorlar.

Yok canım Ne Mecburiyeti, seyretmek istemezsen kapatabilirsin.

En Demokratik hakkın. Demokrasilerde zorlama yok. 

 

Veeee En heyecanlı bölüm.

 

Assolist Sahnede.  

Yani Genel Başkan. 

Sloganlar Sevinmeler, ayılmalar, Bayılmalar!

Eyy öteki partilerin Başkanları, eyy ötekiler…

Alkışlar sloganlar kırıla gidiyor… ötekiler dedi ya. 

İl Başkanı kim olmuş, Niye olmuş, Neden olmuş kimseyi ilgilendirmiyor.

Tek bildikleri Genel Başkana sadık ve Genel Başkan o kişiyi istemiş.

Bu kadar bilgi adam olana çok bile.

Daha ne bilgisi Ne projesi…

Assolistin konuşması bitiyor kongre bitiyor.

 

Arkada ve yollarda temizlik işçilerine bayağı bir iş çıkıyor.

Yoksa hepsi işsiz kalacak mazallah.

 

Gösterişi, Riyayı, kul hakkına girmeyi, adaletsizliği, istişare izliği, israfı, zorbalığı yasaklamış bir dinin mensubu olarak, nedense bir anda Muaviye aklıma geliverdi.

Hayırdır inşallah. Nerden geldiyse Aklıma?

Hani şu Şam’a vali olarak atanıp ilk iş olarak Şam’da kendisi için bir saray yaptıran Muaviye.

Hz. Ali Şam yöresinden gelen şikâyet üzerine Ebuzer’i Şam’a gönderip, “bir bak bakalım Ahalinin şikâyeti doğrumu, gerçekten zulüm var mı, gerçekten millet sefalet içinde mi” diye gönderdiğinde Şam’da Vali olan Muaviye.

 

Ebuzer Şam’a geldiğinde yollarda halkın sefaletini görür.

Muaviye’nin sarayına geldiğinde ise israfı, şatafatı, zorbalığı, adaletsizliği…

“Ey Muaviye “Sen bu sarayı Devletin parasıyla yaptırdıysan bu israftır, Devlete zarardır halk bu kadar sefalet içindeyken, yok kendi paranla yaptırdıysan israftır ve haramdır, çabuk yıktır bu sarayı” der.

Muaviye “ya Ebuzer benki koskoca Şam Valisiyim, yakışmaz mı bize böyle bir Saray?

 

Yine Aynı Muaviye, Şam’a devesiyle gelen bir Küfe’linin devesine zorbalara el koydurur.

Küfe’li şikâyette bulununca Muaviye, Küfe’liden şikayetini anlatmasını ister.

Küfe’li kendi devesini eliyle işaret ederek “bu dişi ve siyah deve benimdi. Bu zorbalar el koydular” der.

 

Muaviye Deveye bakarak “Ben orada bir tane erkek ve kahverengi deve görüyorum, bu senin Deven değildir” der

Küfe’li itiraz eder. “Aman efendim nasıl olur bu deve dişi ve siyah

Bunun üzerine Muaviye “Dur halka soralım ne diyecekler” der.

Orada bulunaklara sorar.

Hep bir ağızdan, Muaviye’yi tasdik ederler.

Bunun üzerine Muaviye Küfe’liye der ki:

Aliye söyle. Benim emrimde, siyah ve dişi deveye, ben istediğim için erkek ve kahverengi diyecek onbin silahlı adamım var. Dikkat etsin.”

Evet

Muaviye yalan söylememişti. Daha sonra Hz. Ali şehit edildi.

Sonrasında ise Hz. Hasan zehirlendi Hz.Hüseyin Kerbela’da Muaviye’nin oğlu yezit ve Taraftarları tarafından şehit edildi.

 

Ben iki kongreyi karşılaştırdım.

Siz de Muaviye’yi karşılaştırın.

Tarih tekerrür eder mi etmez mi kendiniz karar verin.

Selam ve Dua ile.

Devamını Oku

Türkçe Kur’an ve Almanya Gündemi

Türkçe Kur’an ve Almanya Gündemi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okuyucular.

Yazılarıma başlarken, genellikle Avrupa’daki Türklerin sorunlarına değinip, gündem olması gereken konuları köşeme taşıyacaktım.

Bu o kadar zor ki !..

Eğer Türkiye’de GÜNDEM Hapşırıyorsa, Avrupa’daki Türklerin gündemi NEZLE oluyor!

Türkiye’de Siyaset ve Toplum Kur’an`ın Türkçe okunup okunmayacağı gibi, bence son derece gereksiz bir tartışma içine çekildi.

Bu ve buna benzer sayısız gereksiz tartışmaların, toplumun içinde bulunduğu ekonomik sorun, Covid-19 belası vs. gibi gerçek sorunlarını, tartışmaya açmak istemeyenler tarafindan özellikle çıkartıldığını düşünüyorum.

Bu gereksiz tartışmalar, gelişmiş teknoloji sayesinde anında Avrupa’da yaşayan Türkler arasında da gündem oluşturuyor.

Hem de ne gündem!..

Kavgalı, gürültülü, küfürlü, gündem… „Fetöcüsün, yok Baban fetöcü“ , „ Sen kapıdan girdiğinde gör nasıl enseleyecekler seni HAİN“ „Vatan haini, sen Cumhurbaskanına hakaret ettin, gümrükte bak sana ne yapacaklar?“

Birileri Türkiye’de, çeşitli ALGI operasyonları ile toplumu yönlendirip gercek gündemden uzaklaştırırken, biz Avrupalı Türkler de bu etkinin altında kalıp, kendi kendimizi gerçek gündemimizden uzaklaştırıyoruz.

Sadece gerçek gündemimizden mi?!..

İçinde yaşadığımız devletlerin gündeminden, içinde yaşadığımız toplumların gündeminden tamamen uzaklaşıyoruz.

Hatta burada ki sorunlarımızı da Türkiye’deki mantıkla çözmeye çalışıyoruz.

Çözemeyip bocalayınca, başlıyoruz „Türk olduğumuz için yapıyorlar“ NAKARAT’ını söylemeye.

Evet yabancı olduğumuz için, „Türk“ olduğumuz için çesitli zorluklar, çeşitli önyargılar çeşitli hakaretler ile karşılaşıyoruz. Hatta Türk olduğu için evleri kundaklanıp yakılanlar, kafalarına kurşun sıkılanlar var. Bunların hepsi doğru.

Yalnız bizim de, içinde yaşadığımiz devletin ve toplumun gündeminden KOPUK yaşadığımız bir o kadar doğru!..

Birikte hareket edemediğimiz, birbirimizin ayağının altına muz kabuğu attığımızda doğru.

Birbirimizi desteklemek yerine, kösteklediğimizde doğru.

Sözde Sivil Toplum Örgütlerimiz, topluma hizmet verirken, hangi hizmet daha fazla Para kazandırıyor mantığı ile hareket ediyorlar.
bu da doğru!

Sözde Sivil Toplum Örgütü , özde EMİR KOMUTA zinciriyle ahbap çavuş ilişkisi ile idare edilen ticari kurumlar haline geldiler. Bu da doğru!..

Batı Avrupa Türklerinin sorunlarıyla ilgileneceğiz diye kurulan kurumlar, kendi siyasi partilerinin, kendi tarikatlarının, kendi cemaatlerinin, kendi ahbap ve çavuşlarının çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri, en büyük doğru.

Aslında Batı Avrupa Türklerinin hemen hemen hepsi tarafindan bilinipte, bir türlü çözülemeyen bu konuları neden köşeme taşıdım ?

Çünki Türkiye’deki Kur’anın Türkçe okunması konusu , Avrupa’ya yansımış, ateşli bir tartışma başlamıştır.

1990`li yılların başında Almanya’daki bazı eyaletlerde, okullarda İSLAM din dersleri verilmek istendi.

Hatta kitaplar hazırlanmış, öğretmenler eğitilmeye başlanmıştı.

Bunun üzerine Almanyada’ki Yabancılar Meclislerinde bulunan, AKTİF siyaset yapan Arkadaşlardan bir komisyon oluşturup, Türk çocuklarına islam din dersleri verilecekse nasıl olması konusunda 12 MADDELİK bir Yasa tasarısı hazırladık.

Bu toplantılara, tüm Sivil Toplum Örgütü temsilcileri de katıldılar.
Herkesin önce oy birliği ile kabul ettiği bu 12 maddenin üçüne, bir hafta sonra itirazlar gelmeye başladı.

İtiraz edenler kim ve bu ÜÇ madde nemiyidi!?

Maddeler

-İslam din dersleri anadilde verilmelidir.
Yani Türk çocuklarına Türkçe verilmelidir.

– Müfredat Diyanet İşlerinin müfredatı olmalıdır

– Öğretmenler atanırken yerel dini kuruluşların, oluru alınmalıdır.

Bu maddelere ilk önce İslam Kültür Merkezleri (Süleymancılar ) karşı geldi.

Sebepleri ; İslam din dersleri Almanca verilsin, MÜFREDAT’ı Diyanet tarafından hazırlanmasın, öğretmenleri kendileri atasın istediler.

Daha sonra İGMG Milli Görüş aynı sebeplerden dolayı karşı çıktı, Nurcuların bazı kolları aynı sebeplerden dolayı bunları takip etti.

Daha sonra zamanın Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç, Almanya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.

Claudia Rot ile yapılan görüşmede « Almanya’daki Türk çocuklarının İslam din derslerini Almanca görmeşinde dinen bir sakınca yoktur » açıklamasını yaptı.

Neticede Türk-Federasyon haricindeki tüm kuruluşlar bu üç madde yüzünden bibirine girdi.

İslam dininin RESMİ DİN olarak tanınma konusuda aynı şekilde çekişmelere kurban edildi.

Çünki ciddi şekilde bir PARA’nın kontrolü ve dini anlatma gibi bir gücün elinde bulundurulması söz konusuydu.

Doğru olana, Türklerin çıkarına değilde,herkes PARA’ya ve GÜÇ’e baktılar. ve bu günkü duruma geldik.

Bugün kü durum ;

İslam dini RESMİ olarak tanınmış değil!..

Okullarda verilen İslam din dersleri, meslek formasyonuna sahip olmayan, bazı yerler de gayrimüslim, bazi yerlerde papazlar tarafindan Almanca veriliyor .

Türkiye’deki gündem buralara taşınınca, Türkçe olmaz diyenler ile Almanya’da Almanca olsun diyenlerin aynı gruplar olmasına nedense HİÇ şaşırmadım.

Cünki temellerinin EMEVİ İSLAM anlayışına dayandığını biliyorum.

Ne yazık ki kendileri bilmiyor !..

Türk milleti ile bir sorunlarının olduğunu da biliyorum.
Malesef kendileri bununda farkında değiller.

Bugün Arap dünyası diye bildiğimiz devletlerde yaşayanların gerçekten kaç tanesi ARAP !?..

Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır gibi ülkelerde yaşayanlar çoğunlukla Afrika halklarıdır.
BERBERİLER ve KIPTİLER vs gibi.

Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır gibi ülkelerde azımsanmayacak kadar Türk kökenli insanlarda yaşamaktadır.

Irak ve Suriye bölgesinde Babillerin torunları yaşar.
Daha aşağılara indiğinizde Finikelilerin torunlarını bulursunuz.

Yani Arap dünyası olarak bildiğimiz dünya, aslında Arap kültür emperyalizmi tarafından Araplaştırılmış sonrada KÖLELEŞTİRİLMİŞ insanlardır.

Bu Araplaştırma ve köleleştirme politikasının aracı da, ARAP DİLİ ve EMEVİ islam anlayışı olmuştur.

Arapların DİN adına katlettikleri, toplumlardan sadece iki tanesi kendini biraz olsun Arap olmaktan koruyabilmişlerdir.

İRANLILAR; kendi kültürleriyle birleştirdikleri ŞİA`lık sayesinde fars olarak kalabilmişler.

TÜRKLER; İmami Azam, Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaşi Veli yolunu takip ederek Arap olmaktan kurtulmuşlardır.

Bu iki Millet, Arap kültür emperyalistleri ve onların akılsız ELÇİLERİ ve köleleri tarafindan sevilmezler.

Kerbela’dan sonra başlayan Araplaştırarak köleleştirme PROJESİ, maalesef bugünde devam etmektedir.

Bu yaşanan tartışmalar anlattığımız projenin bir ürünü hemde gündem değiştirme çabasıdır.
Hıristiyanlar LATİNCE incil’i ilk önce Yunancaya çevirmişler, sonra da Martin Luther İncili Almancaya çevirerek bir REFORM yapmış.

Bizde de böyle olsun, bir Martin Luther çıksın demiyorum.

Biz Martin Luther`den önce yapmışız bu işi!.. Hz.Türkistani Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli ile Arap kültür emperyalizmine ve köleleşmeye karşı savaş vermişiz.

Karaman Oglu Mehmet Beyle bu savaşı vermişiz.

Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile bu mücadeleyi vermişiz.

Almanca olan, Ingilizce olan, Arapca olan ve hiç bir sakıncası bulunmayan, neden Türkçe olmasın?

Bildiğim ve inandığım şudur;

Ya Emevi islam anlayışıyla, Din ve Dil kullnılarak önce Araplaştırılıp sonra köleleştirilmek istendiğimizin farkına varacağız,

ya da Berberiler kıptıler veya Afrikalı diğer halklar gibi, Önce Araplaşıp sonra Başımıza konulan Arap soylu yöneticiler tarafından, Emperyalistlere köle olarak satılacağız.

Yada yeni Hacı Bektaşlar yeni Ahmet Yeseviler yeni Atatürkler çıkartacağız.
Başka yolu yok!…

Ama asla Emevilerin Arap kültür emperyalizmine, köleleştirme alçaklığına yenilmeyeceğiz.

Dünya var oldukca TÜRK MİLLETİ var olacak.

Ne mutlu Türküm diyene.

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!..

Selam ve Dua ile

Devamını Oku

Adalet Mülkün Temelidir

Adalet Mülkün Temelidir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili Okuyucular. Yazılarımda Türkiye siyasetine fazla değinmek istemiyordum.

Yalnız, cennet vatanımız Türkiye’de yaşananları görünce, ister istemez içinde yaşadığımız devlet ile bir kıyaslama yaptım.

Belediye Başkanının, kendi ailesinden birini koruma babından başkalarının nasıl hakkını gasp ettiğini okuyunca, Devlet imkanlarının kimler tarafından ve nasıl kullanıldığına bir göz attım.

İçler acısı!.. Utanç verici, pervasızca kullanılan imkanlarla karşılaştım.

Hz. Ömer’in adaletiyle hükmedeceğiz” diyerek, makamı eline geçirenler, Ebu Cehil’in zulmüyle zulmeder hale gelmişler.

Kendi vicdanlarını rahatlatmak için, yapılan her yanlışa karşı, bir ayet bir hadis uydurmuşlar.

Konunun daha iyi anlaşılması için, bizzat kendi yaşadığım bazı olayları anlatacağım.

Yabancılar Meclisi Başkanlığı yaptığım dönemlerde, bir panel düzenledim. Panele KRV Çalışma Bakani Axel Horstmann, Prof. R. Faruk Sen, Marianne Myrconi ve ben Katıldım.

Yaklaşık üc saat süren panel güzel geçti, katılımcılar çok memnun kalmışlardı.

Anlatmak istediğim, panel değil! Panelden bir gün sonra yaşadıklarım.

Düsseldorf Tren Garının önünden tramvaya bindim. Bakan Axel Horstmann’da tramvayda oturuyordu. Evrak Çantasını da kucağına almış, yanında ikinci bir kişinin oturacağı yeri de boş bırakmıştı.

Selam verip yanına oturdum. Konuşmamız şu minval de devam etti.

 – Sayın Bakan gecenin bu vaktinde hala çalışıyorsunuz, Meclise mi gidiyorsunuz?

– Evet, Partimizin bir programı vardı oradan geliyorum.

– Dün bizim programa gelirken, Makam arabanızla gelmiştiniz. Şoför ve makam arabanız yok mu bugün?

– Hayır yok!.. Dün sizin oraya Bakan olarak DEVLET adına geldim. Bugün buraya partimin yaptığı bir programa geldim. Devletin imkanlarını partim için kullanamam.

– Peki ya kendi arabanız? Kendi arabanızla neden gelmediniz?

– Kendi arabamla geldiğimde orada park yeri bulamıyoruz. Bir defasında park yeri bulamadım, aceleyle bir yere park edip toplantıya girdim. Çıktığımda araba yoktu çekmisler. Bana 180 Avroya patladı.

Bu arada ben ineceğim durağa gelmiştim. Vedalaştık ve indim.

Ulaştırma Bakanı 100 km hızla gitmesi gereken yerde 140 KmH ile radara yakalanmıştı. Basına yansıyınca istifa etti.

Sevmediğim bir milletvekili, devlet göreviyle uçtuğu uçak biletlerinden toplamış olduğu puanlar ile kendisine bir bilet almış.

NETİCE! Sorgusuz sualsiz milletvekilliğinden istifa ettirildi.

Bu ve buna benzer örnekleri Almanya’da çoğaltabiliriz.

Sevgili Okuyucular! Türkiye’de durum nedir? Bizde de böyle birileri var mı? Yaptıkları hatalardan dolayı, devleti zarara uğrattığı için önce istifa sonra da özür dileyip, helallik isteyen BAKAN, milletvekilleri ve bürokratlar var mı bizim memleketimiz de acaba?

Bir bakanın arabası çekilse, çektiren polisler veya görevliler neler neler yaşarlar acaba düşünemiyorum bile?

Veya bir bakanın bir yere gittiğinde park yeri bulamaması mümkün mü!?..   Trafikte hızlı gitti diye bakanın arabasına ceza yazılsa, o polisler neler yaşar?

Bulunduğu makamın saygınlığını korumak için istifa eden birileri var mı?

Maalesef devletin temeli olan adalet bizzat devlet yöneticileri tarafından esir alınmış.

Hz. Ömer’in adaletiyle hükmedeceğiz diyerek gelip, Ebu Cehil’in zulmüyle zulmedenler, mülkün (Devletin) temeline dinamit koymuşlar.

Türk milletinin adaletinden ayrılıp, Emevi adaletine sarılmışlar.

Yukardaki karşılaştırmayı yapınca, şu soruyu sormak yanlış mı olur?

Müslüman kim? Hıristiyan kim? İnanan kim, kafir kim? Vatansever kim, vatan haini kim? Ali kim, yezid kim?

Selam ve Dua ile…

Devamını Oku

Alooooo Angara!..

Alooooo Angara!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Metin DEMİRTÜRK (ALMANYA)

 

Otomatik bilgi değişimi, Avrupa’da tozu dumana kattı.

Ne olup ne biteceği konusunda yeterli bilgi yok.

Bilgi yok ama, bilgi vereceğim diye ortalarda gezen bir sürü insanlar var. Tabi ki babasının hayrına yapmıyor.

Niçin yapıyorlar derseniz; ELBETTE para karşılığı!..

Bir de çeşitli Avukatlar „ Ben mahkeme açarım senin hakkındaki bilgiyi kimseye veremezler“ diye anlatıyorlar. Almanya’daki „Datenschutz „ Özel bilgi paylaşım yasasından bahsederek insanları kandırmaya çalışıyorlar.

Bunlara kimse aldanmasın. Uluslararası yapılan her anlaşmalar, o devletin içinde uygulanan yasalardan üstün sayıldığı için, özel bilgileri anlaşma yaptıkları devletlere vermeye mecburlar.

 

2011 yılında ilk anlaşma yapılmış. 2017 yılında uygulanması konusunda ikinci imzalar atılmıs ve nihayetinde 2019 yılında sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanmış.

Artık bundan geri dönüş yok!

Geri dönüs yok ama yapılan anlaşmanın 6. maddesine göre uygulanması ertelenebilir.

Devlet yetkililerinden ricamız, uygulanmasını en az 3-4 yıl daha ertelesinler.

Sadece ertelemek yetmez! Avrupa’da yaşayan yaklaşık 7 milyon insanımızda bu konuda ciddi bilgilendirilmelidir.

Konsolosluklar aracılığıyla, fazla bir işe yaramayan sivil toplum örgütleri aracılığıyla,

milletvekillerinin Avrupa’ya gelip konferanslar vermesi aracılığıyla insanlarımız ciddiyetle bilgilendirilmelidir.

Bunu yaparken de lütfen siyasetten uzak, sadece millete hizmet açısından yapılmalıdır!..

İktidar oy kaybı, muhalefet oy kazanma düşüncesiyle yaparsa, vay halimize!

Eğer bunlar yapılmaz ise, 7 milyon Avrupalı Türk’ü, başta ortalıkta dolanan soyguncuların ve sonra da Avrupa’daki çesitli devletlerinin maliyesinin insafına terk etmiş olursunuz!

Ben sözü fazla uzatmayım da, telefonla Ankara’yı arayan vatandaşa kulak verelim.

Selam ve Dua ile

 

Alooo Angaraa

 

Alooo Angaramı? Geliyomu sesim ?

Size ulaşmak çoook ZOR Agam !

Son günlerde kesildi nefesim.

Dünya başımıza DAR agam

 

Kim miyim ben, niye mi aradım ?

Size derdimi anlatmak muradım!

Yalnız galmışım gırıldı ganadım

Halimi hatırımı SOR Agam.

 

İşçi yatırımıyla basladı vurgun,

Bilesin gönlüm sana çok gırgın,

Sade ben mi, gurbetçilerin tümü dargın,

Aval aval bakma bize GÖR Agam !

 

Holding moldingle kötü vurdular,

Golumuzu ganadımızı gırdılar

Sonra ne hal ne hatır sordular

Gapatma dinle beni DUR Agam!

 

Deniz Feneri, Merkez Bankası olayı,

Uzun havaya çektirdiler halayı,

Dolandırıcı, hırsızdı bunların alayı

Gelen giden vurdu, bir de sen VUR Agam.

 

Emeklilik deyip paraları gaptınız,

Sonra verdiğiniz sözden saptınız.

Tokatlayıp şamar oğlanı yaptınız,

Vurma artık yeter, DUR Agam.

 

Otomatik bilgi değişimine imza attınız

Bize sormadan, bizleri sattınız

Ortalığı toza dumana gattınız

Görmüyormusun körmüsün KÖR Agam

 

Hep sana hep sana olmasın bi zahmet

Sen değilmisin ardımdaki böyük devlet

Ben sana BABA dedim, sende bana EVLAT

Bu gidişle işimiz çook ZOR Agam

 

Ben Agsaraylı Alamanci METİN

Üvey evlatmıyız biz devletin

Oraya gelecem amma yol uzun ve çetin

Fazla Magrurlanm Allah VAR Agam.

 

Metin DEMİRTÜRK

Devamını Oku