DOLAR 12,49380.73%
EURO 14,09970.38%
STERLIN 16,67350.61%
ALTIN 716,890,56
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7155235,93%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İnsan Haklarında Küresel Kıskaç!

İnsan Haklarında Küresel Kıskaç!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yani İnsan hakları! Her yıl 10 Aralık’ta Dünya İnsan hakları günü olarak kutlanılmaktadır. Zulmeden de kutlamaktadır! Zulme maruz kalan ise, haklarımız çiğnenmektedir demektedir. İnsan, yaradılışından itibaren hep şu sorunun cevabını aramıştır. İnsan haklarının muhasebesi yapılmakta mıdır? Bir günde olsa 10 Aralık’ ta insanca muhasebe yapılmakta mıdır?

Denizin dalgalarıyla karaya vuran çocuğu, sizi Allah’a şikâyete ediyorum diye en kalbi haykırışını yapan çocuğu, kendi vatanlarından sürülerek anadan, babadan ayrı bırakılan çocuğu, savunmasız insanları, yaşlıları, kadınları, ibadethaneleri yıkılanları, Küreselciler, hangi anlayışla insan hakları gününde anlamlandıracaktır?

Eğitim kampları dediği esir kamplarında Çin’in Türkleri Covit-19 pandemi için uyararak korunmakta mıdır? Maske, mesafe ve temizlik söz konusu mudur? Dünya Sağlık örgütünün Çin’ in Doğu Türkistan vahşetini bugün 10 Aralık’ da insan hakları günün de hatırlatamaz ise, hangi insan hakkıyla izah edecektir.  Dünyada insan hakları ihlalleri olan yerler neden görülmemektedir? Öte yandan, AB, 10 Aralık’ ta bugün toplanmaktadır. İnsan haklarının çiğnenmesinde suskun ve yaptırımı olmayanlar neden toplanmaktadır?

“Şarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yoktur payesi

Bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.”

Diyen Akif’ in ifadesiyle bugün AB toplantısının insan hakları için vereceği samimiyeti olmayacaktır.

İnsan kâinatın efendisi, eşrefi mahlûkat, Cenabi Hak ’kın bütün kâinatı hizmetine verdiği varlık. Sorumluluğu ile gayesi bulunmaktadır. Bugün böyle anlayışla hakkı teslim edilmesi halinde insan hakları günü anlamını koruyacaktır.

Devamını Oku

Tarihin Sessiz Dili!

Tarihin Sessiz Dili!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya tarihimizde, pek çok boşluk söz konusudur. Son yüzyılda küreselcilerin, dünyayı yönetme arzusu ile ortada olduklarını gördük. Buradan bakıldığında günümüzde korona (covit-19) virüsünün etkisinden en çok imdat diyen küreselcilerin çare aramakta olduklarını görmekteyiz.

Dünyayı sarsan bu mikropla çaresiz hale gelen anlayışı değerlendirirken, adını “Tarihin sessiz dili” diye ifade etmek istiyorum.

Bütün dünyada’ da fiziksel temas sonucu çok hızlı bulaşabilen Korona virüsü (COVİT-19) insanların, insanla bir araya gelinmesine engel olmuştur. İnsanların hayatlarını kaybetme riski ise toplumun sağlığı ile kamu düzeninin ciddi bir şekilde bozulmasına, sosyal, ekonomik problemlere neden olabilmiştir. Bu nedenle, insanın toplumdan uzak kalmasını sağlamıştır. İnsanı evde tutmak gerektiğinin olmazsa olmazlığı ile “Evde kal hayatta kal” ı zorunluluk olarak dayatmıştır. Adeta, savaşlarda kullanılan kimyasallara karşı insanların sığınaklara girmesi gerektiği gibi mecburiyetler görülmüştür.

O halde bu mikrop doğal mıdır?  Bir hastalık mıdır?

Yoksa küreselcilerden bazılarının deneyimi midir?

Ya da hafızalarda bulunan tuzaklardan mıdır?

Dünyanın bu günkü ahval ve şer atını tarihin tozlu sayfalarından örneklerle kısaca değerlendirelim. “Veba” Avrupa’da farelerin insanlar tarafından tüketilmesiyle ortaya çıkmış ve salgın hastalık olarak insanların hayatlarına son vermiştir. Korona Covit-19 pandemi virüsü ise günümüzde salgın olarak insanların hayatlarına son vermektedir.

Çin’ in Vuhan şehrinde ortaya çıkan Korona virüsü nedeniyle bazen ABD’nin, Çin’ e karşı açıklamaları olsa da, Tarihin sessiz diline henüz sahip çıkan da yoktur. ABD’ de, Avrupa Ülkelerindeki saha çalışmalarında hayatların son bulması görüntüleriyle de bilgi sahibi olunmasını sağlamak gerçekçi olmamaktadır.

Öncelikle ifade etmek istiyorum ki; kendilerini dünyaya nizam vermekte özellikli görenlerin özgüvenlerini bu mikrop derinden sarsmıştır.

Milletlerin sosyal, ekonomik durumlarını da etkileyen korona virüsü, insanların hayatlarını tehdit ederek, topluca hayatlarının son bulmasında önemli olmuştur/ olmaya devam etmektedir.

Tarihin sessiz dili” olarak adlandırdığım çağın vahşeti hakkında araştırmaların yapılması sonucu önemli adımlar atılmış olarak yer almıştır. Tarihin sessiz dili Korona’ya ait, Türk- kültür ve siyasi coğrafyasının önemli merkezlerinde araştırmalarla COVİT- 19’un stratejik anlamlarını karşılaştırmak önemli olacaktır.

Doğu Türkistan’daki dini görevlerini yerine getirmek isteyen Müslüman Uygur Türklerini katletmekte olan Çin Komünist yönetimini izlemiştik. Almanya’da Nasyonal Sosyalist terör örgütü; özellikle Türkleri ve Müslümanları katlettiğini izlemiştik. PEGİDA kendilerini yurtsever Avrupalılar olarak gören ve Avrupa’nın İslamlaşmasına karşı mücadele eden terör örgütü de aynı şekilde katliamlarına devam etmiştir. Diğer taraftan Müslüman olduğunu iddia eden terör örgütlerinin de hem Avrupa’da, hem de İslam topraklarında zannettikleri sözde İslam adına katliamların yapılmakta olduğu izlenilmiştir. Kerkük’te, Musul’da yaşanan haksızlıklar ortada. Küreselleşen dünya aldatmacası Milliyetçi bakış açısından insanlık ailesinin birer parçası olarak çok önemli gelişme ve değişimlerin yaşandığı süreç diliminde ilerlendiğine işaret etmektedir… Bu ilerleyiş şüphesiz hızlı, bazen de ağır aksak olmaktadır.

Günümüzdeki mikrop vahşeti, sınır ve kimlikte tanımamaktadır. Jeopolitik gerçeklikler ve milli varlıkları, küresel ve bölgesel bakışı değiştirecek mıdır? O halde korona virüsü milletlerin ortak kaderi değilse nedir? Dehşetle izliyoruz, doğu Türkistan’da, Kerkük de, Musul’da, Bağdat’ta, Myanmar’da, Avrupa’nın Başkentlerinde, İsrail- Filistin hattında olup bitenleri, daha doğrusu olup da bitmeyenleri izliyoruz.  ABD’de, İdil’de… Vb. Çin’ in Vuhan şehrinde bir kişiyle başlayıp dünyayı üst, orta ve alt pencereden seyredenlerinde karşı karşıya bulunduğu tarihin sessiz dili korona herhangi bir dini, milliyeti, ideolojiyi kentlerde, dağlarda, köylerde bütün insanları yakalayınca yaşamlarına son veriyor.

Problem, kendisi adına yola çıkan değerlerin anlaşılmamış olması ise, Avrupalılar değerleri adına, Yahudiler adına, Hristiyanlık adına, Budizm adına, Müslümanlık adına öteki sayılanları, ötekileştirilenleri neden katletmektedir? Bu noktada aslında görüyoruz ki; temel problem ne milletlerin ne dinlerin, ne de felsefelerin problemi. Problem, kendisi adına yola çıkan değerlerin anlaşılmamış olması problemidir.

Daha basit bir ifadeyle insanın, insanı öteki ile beraber var olması gerektiğini söyleyen bütün öğretilerin, ötekinin varlığını kendi varlığı için tehdit unsuru olarak gören bir başka öğreti ile olunması problemidir.

Ötekinin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareket noktası olarak bir tarih hesaplaşması olacağı görülen korona virüsü, ötekileştirmenin yanında, yalnızca bir dışlama hareketi olarak kalmayacaktır. Hesapları boşa mı çıkaracaktır?

Devamını Oku

Ayasofya’yı Yerinde Görerek

Ayasofya’yı Yerinde Görerek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk kültüründe tarihin emaneti olan eserlere geçmişten günümüze büyük önem verilmiştir.  Müzede bu eserleri barındırmaktadır. Trabzon’da Ayasofya’nın tarihi dokusuna kamuoyunca özen gösterilerek,  mümkünse de, hiçbir yeni uygulamanın olmaması istenilen bir durumdur.

Bildiğiniz gibi, Fetih dönemlerinde ve sonrasında tarihi surlar ve eserlere, tadilat ve bakım olmuştur/olmaktadır. Trabzon’da fetih sonrası surlarda tahribat olmaması nedeniyle bakım, onarım yapılmamış olsa da, sure içinde bakım ve onarımın olduğu da açıktır.

Ayasofya ise, tadilat geçiren eserlerden olmuştur. Bazen kendisi, bazen de etrafının temizlenmesi olarak günümüze kadar gelmiştir.  Ayasofya’da yaptığımız incelemede; restorasyonla ciddi yıkımlar söz konusudur. Ancak, bitirilmemiş görüntüsünü değerlendirdiğimizde Ayasofya’nın ortada olan tarihi dokusu hiçe sayılmaktadır. Ayasofya sılasına hasret kalan garip görünümündedir.

Şairin ifadesiyle;

Efsaneyi halk oluşturur, halk dinler.

Halk isterse kavuşturur dağları

Dağlar ne ki, birleştirir çağları.

 

Ayasofya asırları birleştiren eser olarak günümüze kadar gelmişken,
Ayasofya, müze midir?  Ayasofya cami midir?  Ayasofya ibadete açılsın mı?  Açılmasın mı?” durumlarına muhatap olmuştur. Ve tarihi dokusu var olmuştur.

TÜRKAV, Ayasofya’nın etrafının temizlenmesi döneminde de önerimizi kamuoyuyla paylaşmıştık. Etrafındaki duvarların tarihi dokusuna uygun olmayarak, adeta, ayrı bir alanın içinde yüksek duvarlarla örtüldüğünü, “Kemençe figürü olan alanda veya bu alanda başka bir yerde Trabzon’un fethine dair görselin konulmasının” önemine dair açıklamalarımızı kamuoyuna sunmuştuk.  Ve alınan mesafeyi de ortada olan görüntüsüyle değerlendirerek,  kamuoyunun ve ilgililerin takdirlerine sunuyorum.

TÜRKAV, restorasyon çalışmaları devam eden Ayasofya’nın henüz bitmediğini değerlendirerek,  Ayasofya müzesi, camiinin tarihi dokusu ile tabiat görüntüsünün tarihi mirasına uygun olarak yapılmasını önemli görmekteyim.

Bir tarafında mescitle ibadete açık olan Ayasofya, tarihi dokusuyla da Müze varlığını korumalıdır. 

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Devamını Oku