DOLAR 13,71940.4%
EURO 15,56840.18%
STERLIN 18,2262-0.32%
ALTIN 786,210,93
BIST 1.910,411,61%
BITCOIN 676720-6,88%
Ankara
11°

KAPALI

06 35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yunanistan’la sorunları askeri karşılıkla çözebiliriz

Yunanistan’la sorunları askeri karşılıkla çözebiliriz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

28 Ağustos günü 18.30 Akşam haberlerinde KRT TV ekranlarında Doğu Akdeniz‘deki gelişmeleri değerlendirdim. İşte söylediklerim özet olarak;

Yunan D. Akdeniz’i önce sorun alanı sonra da “frozen conflict” haline dönüştürüp moratoryum sürecine sokmak istiyor. Aynı Ege gibi.
Bu mevcut statükonun korunması demek. Yani Ege’de Yunan ihlal ve işgallerinin sürmesi, D.Akdeniz’de ise Türkiye’nin faaliyetlerini durdurması demek.

Son günlerde Almanya, ABD ve AB’den gelen telkinler de bu yöndeYani Yunanın politikasınin önünü açan öneriler telkinler.

Yunan-Rum ikilisinin son 3 yıldır D. Akdeniz’den Avrupa ve Körfez’e kadar uzanan hattaki ülkelerle ikili üçlü ittifak halkaları Türkiye’yi kuşatan bir zincire dönüştü. Son dönemde bu ittifak askeri ittifak görüntüsü vermektedir. Gerçek bir çatışma ortamında bu ülkelerin Yunan-Rum ikilisine fiilen askeri destek verecekler mi soru işareti ama mevcut durumda Türkiye’ye karşı bir ittifak var. Bu durum Türkiye’yi yalnızlaştırmış durumda.
Arabulucu rolündeki Almanya ve ABD‘nin her iki tarafın da D. Akdeniz’de faaliyetlerini durdurmasını istemeleri bile açıkça Yunan tarafını desteklediklerini göstermektedir.
Yunanistan provokasyonlarıyla D. Akdeniz’i kriz bölgesi yapıp Türkiye ile sorunlar zincirine eklemek istiyor.

Yunanın suni kriz girişimi ve ortaya çıkan NAVTEX savaşıyla D. Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge mücadelesi giderek askerîleşmektedir. MEB’in askerileştirilerek krizin derinleşmesi kimin işine gelir iyi düşünmeliyiz.

Çünkü krizin kronikleşmesi Yunanın işine gelecektir. Aynen Ege’de olduğu gibi. Bu yolla Yunan mevcut durumu müzakere ve diyalog adı altında işgal ve ihlallerinin kanıksanmasını ve sonrasında zımnen kabulünü hayal ediyor.

1820’den buyana olan gelişmeler maalesef Yunanın bu politikasında başarılı olduğunu ve sürekli Türkiye aleyhinde genişlediğini gösteriyor.
Dolayısıyla Yunan ile müzakereyle geri adım atmasını beklemek, işgal ve ihlallerini sona erdireceğini düşünmek yaşanmışların tabiatına uygun değil.

Peki, ne yapılabilir?
Beklenmedik veya Yunan’ın hiç istemediği bir şey yapmalıyız. Bizim önceliğimiz Ege olmalı…Yunanistan bizi Doğu Akdeniz’de oyalıyor. Bizim odaklanmamız gereken noktayı değiştirtiyor, üstünü örtüyor. Biz, ta 70’li yıllardan buyana Ege ve D. Akdeniz kıta Sahanlığı sınırlarımızı deklere ettik. En son 2014, 2019, 2020’de Doğu Akdeniz’deki Kıta Sahanlığı koordinatlarını BM’ye bildirdik yani uluslararası alanda duyurduk.

MEB ilanına da gerek yok şu aşamada, yani öncelikli değil. Çünkü D. Akdeniz’deki sismik araştırma ve sondajlarımızı zaten kıta sahanlığı hakkımız üzerinden gerçekleştiriyoruz. Zaten konuyu MEB üzerinden ele almak Yunanın işine geliyor Çünkü 82 sözlenmesindeki hükümleri kendi lehinde yorumlayıp adaların da MEB’i var dayatması yapıyor. Yunanın beklemediği bir şey yapıp Ege’nin konuşulmasını sağlamalıyız. Yunan, Ege’nin konuşulmasını istemiyor. O zaman Yunanistan’ın anlaşmalara aykırı silahlandırıp anlaşmayı ihlal ettiği adaları silahsızlandırması ve işgal ettiği adaları terk etmesi için süre verip süre içinde gereğini yapmazsak askeri müdahalede bulunulacağını tüm dünyaya ilan etmeliyiz.

İhlal ve işgalin müzakere edilecek bir tarafı yok. Karşı taraf askeri hamlelerle fiili durum yarattı. Bunu ancak askeri karşılıkla çözebiliriz. 1820’den bu yana hangi müzakerelerle sorun çözüldü. Hiçbiri! Hepsi Yunanistan lehinde kaldı. Ama Yunan’ı 4 kere durdurduk veya geri adım attırdık. Askeri karşılık. İstiklal Savaşı’nda işgal ettiler denize döktük. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla Kıbrıs’ın elden çıkmasını önledik. KKTC’yi kurduk. 1995’te “Karasularını 6 mil üzerine çıkarırsan savaş nedeni olur” dedik onu yapamadı. 1996’da Kardak’ta askeri karşılık verdik Kardak’ı terk etti…. Bunun haricinde Yunan’ın Balkan savaşları esnasındakiler dahil Ege’deki işgallerine karşılık verilmeyince sadece diplomatik uyarılar yapınca işgal ettiği her yer Yunan’ın elinde kaldı.
Yani mütekabiliyet esas. Hem diplomasi de hem de askeri alanda. Ama artık bunu daha sert ve tavizsiz ve bir zaman dilimine yerleştirilmiş şekilde yapmak gerekiyor.
Yukarıda söylediklerimde bu ikisinin karışımı…

Devamını Oku

Mavi Vatan’dan kastın ne olduğunu Atatürk açıklamıştır

Mavi Vatan’dan kastın ne olduğunu Atatürk açıklamıştır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Akdeniz’de yaşanan Türk-Yunan krizini ve Mavi Vatan’daki sorunları dün HALK TV’de değerlendirdim.

Yaşanan krizin geleceği yıllardır belliydi. Yunan tarafı siyasi ve diplomatik olarak hazırlığını yapıyordu. Türkiye’ye karşı siyasi/diplomatik ittifaklar zincirini oluşturmuş gözüküyor.

– Yunanın Oruçreis’e askeri/fiziki müdahalede bulunma olasılığı yok denecek kadar çok çok az. Ama en kötü senaryo gerçekleşir bir kıvılcım çakılırsa o da o sahada kalmaz tüm Ege’ye yayılır.

Türkiye Türk donanmasının eşliğinde Oruçreis ile hem hak ve menfaatlerini korumadaki kararlılığını hem de bayrak/güç gösterisi yapıyor. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin Kıta Sahanlığı hakkı sorgulanamayacak derecede sağlam ve güçlüdür.

Ama dış politika yapım süreci gözden geçirilmeli. Askeri güç odaklı dış politika sürdürülebilir değil. Askeri güç siyaseti/politikayı destekleyen faktör haline getirilmeli.

Yunanistan hiçbir hak ve hukuku olmadığını bildiği Meis güneyindeki bölgede MEB saham var iddiasıyla kriz yaratma peşinde. Hedefi Türkiye’yi bu bölgeye yönlendirip meşgul etmek, Ege’yi unutturmak. Türkiye için öncelikli hedef Ege’dir. Ege’deki ihlal ve işgalleri sona erdirmek Türkiye’nin ilk ve öncelikli hedefi olmalıdır. Sonrasında D. Akdeniz zaten otomatikman sonuca ulaşacaktır.

Yunan bu hayalini gerçekleştirmek için MEB kavramını öne çıkarırken Kıta Sahanlığı konusunun konuşulmasını zinhar istememektedir. Çünkü Kıta Sahanlığı Türkiye’nin en büyük ve sağlam kozudur. Dolayısıyla tek seçeneğimiz MEB ilan etmektir deyip Kıta Sahanlığını gündemden düşürmek ve sadece bunu Mavi Vatan diye sunmak Türkiye’nin menfaatine değildir.

MEB ve Kıta Sahanlığıyla ilgili bu tür sorunlarda diplomasinin ve diplomatların önü açılmalıdır. Dışişlerinden bu konuların sorumlusu Çağatay Erciyes’in twiter hesabından yaptığı bilgi ve harita paylaşımları konuyu ve Türkiye’nin politikasını çok iyi şekilde anlatmaktadır. Dışişlerinin bu paylaşımındaki anlayış desteklenmelidir.

Mavi Vatan ile ilgili yorum değerlendirme yapmak kimsenin vesayetinde de değildir. Sadece popülerlik kazananların söyledikleri mutlaka doğru kabul edilemez. Türkiye’nin denizdeki hak ve menfaatlerin korunması için tespit ve önerilerde bulunmak herkesin hakkı ve görevidir.

Bugünlerde sadece sloganlaştırılan Mavi Vatan’dan kastın aslında ne olması gerektiğini yıllar önce Atatürk açıklamıştır. Lütfen Atatürk’ün denizcilik ve donanmayla ilgili söylediklerini okuyun. Amerika’yı kimse yeniden keşfedip ilk ben keşfettim demesin.

Devamını Oku

PKK’ya Ateşkes, YPG’ye Ilımlı Muhalif Statüsü

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Rusya-İran-Türkiye liderlerinin üçüncü 3'lü zirvesinde canlı yayının kesilmemesi kazaydı diyenler var ancak ben öyle olmadığını düşünüyorum.

Türkiye'nin Suriye'de bulunmasını istemeyen İran'ın çevirdiği bir dolap var gibi. Ruslar da üç maymunu oynamış olabilir. Böylece Türkiye'nin Suriye'deki ajandasının farklı olduğunu, İran-Rusya'nın değil ABD'nin yanında olduğunu deşifre ettiklerini düşünüyorlar.

Nitekim Erdoğan'ın dönüş yolunda açıklamalarındaki "İdlib konusunda şu an itibarıyla ABD ile tümüyle aynı safta yer aldığımızı söyleyemeyiz" cümlesi manidar. Yani tümüyle değil ama büyük oranda aynı saftayız, öyle mi?

Türkiye'nin Suriye toprağı Menbic ve Fırat'ın doğusunu ABD ile dizayn etme hayali bile başlı başına Rusya-İran cephesiyle değil ABD ile hareket edildiğini zaten göstermiyor mu?

Erdoğan'ın söylediği gibi Menbic'te sürecin ilerlemediği ABD'nin sözünü tutmayıp kandırdığı ortaya çıkmasına rağmen halen ABD'ye yanaşıp gemisine binmenin arkasında ne var? Menbic yol haritasını diplomatik zafer ilan eden Çavuşoğlu'nun istifa etmesi için daha kaç kere kandırılacağız?

Bu çatlamış ortaklık resmini gören ABD hemen harekete geçti bile. Pentagon'un Rusya-Suriye'nin devam eden operasyon yaklaşımının büyük felakete yol açacağını iddia edip İdlib'deki terör yanlılarıyla mücadele için kendi planını önermeye hazır olduğu açıklandı. Erdoğan yönetimi için çekici ve çeldirici bir açıklama!

Erdoğan açıklamalarında "İran'ın Fırat'ın doğusu ile ilgili beklentileri daha farklı. Bizim orada konsolosluk açma suretiyle süreci hızlandıralım diye beklentileri var. Ama bizim şu anda oralarda konsolosluk açma niyetimiz yok. Onlar sonraki işler" demiş. İran önermiş olsa da ABD destekli PKK/YPG kontrolündeki bölgede konsolosluk açmanın bile konuşulduğu bir süreç yaşıyoruz.

Detayı çıkarsa ilginç konu olacak galiba. Fırat doğusunda konsolosluk açılırsa, işgal ettiği yerlerde tatbikat yapan uçuşa yasak saha oluşturmakta olan ABD bölgeyi terk mi edecek? Yoksa oradaki yerel yapı, aynen Irak kuzeyinde olduğu gibi, tanınmış mı olacak? Suriye kuzeyinde İran da mı ABD ile ortak çalışıyor diye sormadan edemiyor insan.

İktidarın Türk dostu diye tanımladığı Trump'ın yeni Suriye özel temsilcisi J.Jeffrey'nin ABD'nin Suriye politikasına ilişkin yazdığı son yazıda Fırat doğusundaki yapının güçlendirilmesi, Menbic gibi konular üzerinden Türkiye'nin buraya angaje edilip ilişki kurdurulmasının sağlanması, PKK'ya karşı Türkiye'ye destek verilmesi mealindeki önerileri dikkate alındığında ABD'nin Türkiye'yi Suriye'de birlikte hareket etmeye yönelik açık-örtülü stratejileri olduğunu görüyoruz.

Bunun yolu da PKK ile YPG'nin ayrıştırılmasından geçiyor! PKK kötü, YPG iyi! İki Kürdistan bir büyük Kürdistan'dan iyi! Irak'ta var Suriye'de ayrı bir Kürt bölgesi olsun! Kanmak isteyenlere bahane çok.

Zirve günü gelen YPG'nin Kuzey ve Doğu Suriye'yi Özerk Bölgesi ilan ettiği haberlerini ABD hamlesi olarak göremezseniz körsünüz!

Tekrar gelelim çatlayan Astana'ya! 12 maddelik sonuç bildirisi hazır olmasına rağmen Erdoğan'ın İdlib'de ateşkes ve silah bırakma çağrısı anlaşılır değil hem de HTŞ çatısı altındaki terörist gruplara.

Halbuki Astana süreci ve çatışmasızlık bölgesi uygulamalarında ateşkese terörist örgütler hiçbir zaman dahil olmadı. Putin diplomatik nezaket içerisinde oldukça sert tepki gösterdi. Silah bırakma ise zaten sürekli yapılan bir çağrıydı. Bir yıldır Türkiye İdlib'de HTŞ'yi neye iknaya çalışıyordu ki?

Erdoğan yönetimi, HTŞ bırakıp gitse de, buraları siyasi süreç tamamlanıncaya kadar Suriye yönetimine bırakmayacakmış. Bu arada İdlib'e yığınak devam ediyor. Kalın'a göre operasyon yapılmamasının garantisi Türk askerinin varlığıymış? Kime kalkan oluyoruz orada? Hal böyle olunca ılımlı muhalif söyleminin maksatlı bir söylem olduğu ortaya çıkmıyor mu?

Şam yönetimi bunun ABD'nin YPG ile yaptığından farkı olmadığını söylerse ne diyeceksiniz? ABD ben Fırat'ın batısında senin bu politikana destek vereyim sen de Suriye'de YPG yapısını kabullen sonuçta onlar da IŞİD'le mücadele etti, ılımlılar yani, ama PKK ile "meşru" mücadelene (YPG'ye operasyon meşru değil demek bu) destek veririm derse ne diyeceksiniz?

Fırat'ın batısında uygulananları Fırat'ın doğusunda önümüze koyduklarında kabullenecek misiniz? PKK'ya ateşkes ilan edin, biz onları silah bırakmaya ikna edelim, YPG'yi de sizin desteklediğiniz ılımlı muhalifler gibi görün derlerse, ki diyorlar da, "tamam, yola birlikte devam" mı diyeceksiniz?

Suriye'deki ilkesiz, anlık, öngörüsüz dış politika söylemlerinin ülkemizin bekasına yönelik tehdit yarattığını görmüyor musunuz?

Devamını Oku