DOLAR 18,1029 0.8%
EURO 18,4374 0.74%
ALTIN 1.027,251,03
BITCOIN 4259050,14%
Ankara
29°

AÇIK

Buğra Atsız

Buğra Atsız

28 Haziran 2022 Salı

DİĞER YAZARLARIMIZ

Türk siyaseti ve siyasetçilerine uzaktan bakış

Türk siyaseti ve siyasetçilerine uzaktan bakış
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk siyaseti ve siyasetçilerine uzaktan bakmak içeriden bakmaktan daha sağlıklı olduğundan yıllardan beri yaşadığım Kanadadan Ankarayı takip etmeye çalışıyorum. Hem ana vatanda neler olup bittiğini anlamak bakımından, hem de batı ülkeleriyle mukayese etmek bakımından. Gözüken pek iç açıcı değil. Herkesin pek medeni sandığı batı dediğimiz ülkelerin de problemleri çok, ama gördüğüm kadarıyla problemleri hal edebilmek için aldıkları önlemler genellikle mantık çerçevesinde kalıyor. Türkiyede ise bu tamamen tersine işliyor. Mesela Davutoğlu isimli şahıs kendi yarattığı Suriyeli sığıntı problemine çare olacakmışçasına bir parti kuruyor ve devede kulak kalan takipçileriyle iktidar olmayı umuyor. Arada bir de “konuşursam yer yerinden oynar” gibi ne anlama geldiği bilinmeyen laflar sarf ediyor. Babacan isimli şahıs hakeza. Ekonomi uzmanı olduğu sanılan bu şahsın Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik bataklığı bitirme çözümü sanırım IMFden gidip gene borç dilenmek ve Türkiyenin borçlarını ödeyerek kurtulduğu bu cenderenin içine tekrar girmek. Saadet Partisi diye bir parti var, AKPnin kopyası, orijinali dururken insan bunu niye ciddiye alsın diyesim var, zaten pek alınmadığı da ortada. Perinçek denen Maocu zavallının Vatan partisi ise içler acısı. Çinliler bile artık Çin komünizmine yüz çevirmişken Türkiyede böyle bir partinin olması hangi akla hizmettir, ben bilemiyorum. Bir de komünist parti var da artık Sovyet Rusya kalmadığı için bunlar Türkiyede var olmayan ve hiç var olmamış olan solculuk oynamakla meşguller, plajda elinde kova ve kürekle kumda oynayan çocuklar gibi. Ama onlara sorsan Marxı, Engelsi okumuşlar, okumuşlar ne, hatmetmişler ve olup bitenlere aval aval sol açıdan baktıkları için kapitalizmin bir an önce yıkılması gerektiği sonucuna varmışlar, ama varırlarken dünyada solun, yani komünist ve sosyalist sistemlerin teker teker yıkılıp gittiğinin farkına varamamışlardır. 20 yıl önce iktidara gelen AKPnin ise bugün artık ne mal olduğu ortaya çıkmış, Türkiyenin bütün kurumlarının canına okuyup neredeyse devletin köküne kibrit suyu döken ve ahmak kitleler tarafından desteklenen bu parti de ülkeyi yönetmekte aciz bir duruma düşmüş, yakında gideceğini anladığı için de tahribata son hızla devam etmektedir. Milliyetçi (burada beni gülme tutuyor) olduğu iddia edilen ve hışırı çıkmış bir ihtiyar tarafından idare edilmeye çalışılan bir parti ise Türkiyenin tek problemi olan Erşan Kuneri adlı filme verip veriştirmekte, hayatında hiç evlenmemiş, çoluk çocuk sahibi olmamış, aile nedir bilmeyen bu adam bir komedi filminin Türk aile yapısına aykırı olduğunu iddia etmekte, ama partisinin kapatılan Diyarbakır şubesinin başında bulunan şahsın çocuk tacizcisi olup tutuklandığını es geçmekte ve sahtekarlık yapmaktadır. Gene milliyetçi olup Fethullah hainine methiyeler düzen topuklu efenin (her ne demekse) partisinden bir şahıs, Istanbul milletvekili ve parti sözcüsü “milli marşımızın her dilde okunacağı (bununla Arapçayı kasd etmekte) gibi ahmakça bir iddiada bulunmakta ve Arapça İstiklal marşına destek vermektedir. Bu ağız ishalinden muzdarip herif-i naşerifin “Türk, Arnavut kadar Arnavut, Kürt kadar Kürt, Arap kadar Arap olduğu zaman Türktür” gibi terbiyesizce, Türkü aşağılayıcı lafları da var. Bu gibi adi yaratıkları muhatap almak bile utanç verici olduğundan geçiyorum. Ama asıl acınacak durumda olan bir ana muhalefet partisi var ki evlere şenlik. Başında bulunan KK isimli şahıs Canan Kaftancıoğlundan bahsederken CHPnin kuva-yı milliye ruhu taşıdığından söz etti geçenlerde. Partisinde PKKyı destekleyen Kürtler, Ermeni ve Kürt açılım saçılımını destekleyenler vs. varken kuvvacıların ruhunu incitmek nedendir, belli değil. YPG bizim için terörist bir örgüt değildir diyen bu adam Türkiyenin hangi yarasına merhem olacak? Bu adamın yaptıklarının nesi belli ki? AKPyi, bunu RTE diye okuyunuz desteklediğinin farkında mı? Farkında ise yaptığı muhalefet mi? Geçiniz. Bütün sistem partileri önümüzdeki seçimlerde Kürt oylarını alabilmek için yapmadıkları şaklabanlık kalmadı. Bu haysiyetsizlikle iktidar olsalar ne olur, ne değişir?

Ne var ki bundan on ay önce Prof. Ümit Özdağın liderliğinde yeni bir parti kuruldu. Zafer partisi. Diğer partilerde görülmedik bir plan ve programla ve giderek büyüyerek ilerliyor. Türkçülük yapılması en zor olan ülke Türk ülkesi olan Türkiyede Türkçülük yaparak ve gençlerin sempatisini de kazanarak. Türk milletine devletini iade etmeyi vaad ederek, ülkeyi fareler misali istila eden ne idüğü belirsiz sığıntılardan bir yıl içinde kurtaracağına söz vererek. Sistem partilerine önüne konulan engellere rağmen onları aşarak muhalefetin nasıl yapılması gerektiğini öğreterek. Türk milletinin menfaatlerini koruyarak.

Zafer partisi Türkiyenin kökünü kurutan AKPden kurtulması için son ümittir. İngiliz ve Amerikan basını şimdiden bu partiyi kendi devletlerinin menfaatleri bakımından bir tehlike olarak görüyorlarsa Zafer partisi doğru yolda demektir. Partinin Internet sayfasına girin, programını okuyun, bilgilenin ve kararınızı verin. Eğer Türkseniz ve Türk olduğunuzun idrakinde iseniz yapacağınız bellidir.

Devamını Oku

Siyasette Ahlaki Çöküş

Siyasette Ahlaki Çöküş
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de siyâseti tâkip eden aklı başında herkes ülkenin bir takım problemlerle karşı karşıya olduğunun farkındadır. Bunlar ekonomik, iç ve dış politika problemleri, güvenlik, ülkedeki göçmen sayısı vs. gibi sıralanabilir. Bunları akıllı bir politika ile hal etmek mümkündür. Ama kimsenin üzerinde fazla durmadığı bir problem var ki onu çözmek biraz değil, epey zaman alacağa benzer. Ahlâkî çöküşten bahsediyorum. On yıllardır bu konuyu kimse umursamamış.

Filmlerle, TV yayınlarıyla, sanat adı altında, basında, yabancı filmlerin kontrolsüz oynatılmasıyla, okullardaki vurdumduymazlıkla, uyuşturucu satışlarıyla ve bunlara bilhassa topluma ve gençlere örnek olması gereken şöhretlerin rağbet göstermesi gibi gerçeklerle ahlâk dediğimiz kavram erozyona uğramış, bunun sonucunda kadın cinâyetleri, âile içi fâciâlar, sebepsiz yere hayvanlara kötü muâmele, hattâ onları işkence ile öldürmeler, küçük çocukları kaçırıp ırzlarına geçme ve yapılan suç ortaya çıkmasın diye onları da öldürmeler, kadın ticâreti, küçük çocukları satmalar, iş hayatında haber olan ahlâksızlıklar, kaçakçılık, sokakta kadın ve kızlara sarkıntılık ve bunu erkeklik sayma ahmaklığı, dolandırıcılık ve bunlara benzer nice kânunsuzluk. Bunlara bir de Suriyeli göçmenlerin işlediği, restoran açıp oralarda kedi, köpek eti satma gibi halk sağlığını tehdit eden suçları katarsak durumun ne kadar vahim olduğunu her mâkûl düşünen insan anlar.  Misalleri çoğaltmak mümkün, ama burada gereksiz. Görülen o ki bu gibi suçlara şimdilik yalnız güvenlik güçleri müdâhale etmektedir, görevlerini yapmaktadırlar, ama ahlâk kavramını yeniden tesis etmek güvenlik güçlerinin görevi değildir. Güvenlik güçlerinin görevi kânunsuzlukları tespit edip önlemektir. Ahlâksızlık fiile geçmediği takdirde suç sayılamaz. Yâni bir adam veyâ kadın balkonuna çıkıp “ben ahlâksızım” diye bağırsa bile o şahsı derdest edip hâkim karşısına çıkaramazsınız, çünkü suç işlememiştir. Olsa olsa gürültü yaparak etrafı rahatsız etmiştir. Deli gâliba veyâ ruh hastası der geçersiniz.

Ahlâk insanları hayvandan ayıran özelliklerden biridir. Kısaca insanların toplum içinde birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini söyler, iyi ile kötüyü ayıran, yazılı olmayan, kültürel kurallar manzûmesidir. Bir de siyâsî ahlak denen bir kavram vardır ki bu kavramın son dönemde Türkiye’de yerlerde süründüğüne şâhit olmaktayız. Teferruata burada girmek istemiyorum, mâlûmu îlâm olur. İşte kanaatimce Türkiye’nin âcilen yüzleşmesi ve hal etmesi gereken problem budur, bu hal olduğunda diğer problemleri hal etmek kolay olacaktır. Dindar olmanın ahlâk sâhibi olmak demek olmadığını artık herkes anlamalı. Dindar geçinenlerin ne gibi suçlara karıştıklarını herkes biliyor ve görüyor. Ahlâklı olduğunu ispat için gece geç vakit sokakta gördüğün genç bir kızı döveceksin veyâ öldüreceksin, ama işlediğin suçun ahlâk ile bağdaştığını iddiâ edeceksin. Bunun adı rezilliktir ve bu rezilliğe bir an önce son verilmesi gerekmektedir. Bu da artık yozlaşmış olan adâlet sistemine çeki düzen vermekle olur.

Siyâsetçilerin ahlaklı olmaları gerekmediğine dâir genel bir düşünce tarzı da kabul edilemez. İnsanlar bütün hayatları boyunca siyâsîler tarafından kendilerine söylenilen yalanları normal addetdikleri için bu sonuca varmış olabilirler. Ama o siyâsîleri oraya getirenler de aynı insanlardır. Demokrasilerin iyi bir tarafı yalan söylediğine inanılan siyâsîleri bir daha seçmemek ve siyâsetten uzaklaştırmaktır.  Artık aramızda olmayan Demirel’i hiç sevemedim, ama zekî bir adam olduğu muhakkaktı. Onun “demokrasilerde çâre tükenmez” sözü geçerliliğini hâlâ korumaktadır.

 

 

Devamını Oku