DOLAR 12,48430.47%
EURO 14,08310.07%
STERLIN 16,64340.3%
ALTIN 715,940,43
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7109185,36%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Su Akar Yatağını Bulur!..

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Partim MHP ve gelinen süreçle ilgili yazmıyorum, konuşmuyorum, fikir beyan etmiyorum.
 
Soranlara sadece "Su akar yatağını bulur" diyorum. Bugün söz orucumu ilçe Başkanı’mın sorusu ile kısmen bozmuş oldum ama yine bu konuda alenen fikir beyan etmeyeceğim.
 
Kurultay yapılır mı, yapılmaz mı bilemem ama kim Genel Başkanlık makamına seçilirse seçilsin benim Genel Başkan’ımdır.
 
Elbette ben de bir adaydan yanayım ama bazı arkadaşların kırıp döken, küskünlük ve ayrışmalara sebebiyet verebilecek, hakaretamiz açıklama ve paylaşımlarına itibar etmiyorum
 
Sadece MHP ve Ülkücü / Milliyetçi Haraket’e zarar vermeyeceğini düşündüğüm paylaşımlar yapıyorum.
 
Bu demek değildir ki, kimseden yana değilim. Evet, ben de her Ülkücü gibi hareketin selameti ve ülkenin, Türk milletinin geleceği açısından bir adaydan yana tavır takınıyor ve sadece özel sohbetlerde bunu söylüyorum.
 
Adayların hepsi de Ülkücüdür ama 19 senelik bir de Genel Başkan var. Keşke süreç bu şekilde işlemeseydi.
 
Buradan tüm ülküdaşlarıma sesleniyorum. Yanlışı ve/veya yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyleri eleştirelim ama karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde.
 
Kendini Ülkücü gören, menfaat ve karşılık beklemeden bu milleti ve vatanı seven herkese selam, saygı ve sevgiler…

Devamını Oku

Harname ve Günümüzde Yansımaları

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Divan Edebiyatı’nın ünlü şairi Şeyhi’yi, lise seviyesinde eğitim görmüş herkes az çok bilir. Şeyhi, tasavvuf eğitimi görmüş, başta tıp olmak üzere müspet ilimlerde başarısı ile temayüz etmiş bir usta şairdir.
 
Sultan I. Mehmed Han’ı tedavi ettikten sonra kendisine tımar olarak verilen Tokuzlu köyüne gider. Orada eski tımar sahibinden bir güzel sopa yer ve soyulur. Bu olay üzerine meşhur “Harname” adlı şiiri kaleme alır.
 
Harname, eğlenceli bir dille söylenmiş Türk Edebiyatı’nın ilk fabl örneklerindendir.
 
Zamanımızdan altı yüz yıl evvel yazılmış olmasına rağmen günümüzde pek çok örneği yaşanmaktadır.
 
Çok geriye gitmeden, 12 Eylül 2010 referandumu esnasında, devletin bütün kademelerini ele geçirmek isteyen Hoca Efendi, “Keşke elimizde olsa da mezardakilere de oy kullandırabilsek” diyerek başta taifesi olmak üzere herkesi yeni anayasaya “evet” demeye davet etmişti. Devran döndü, yeni anayasadan aldıkları güçle yargı ve bürokraside hemen hemen tamamen hâkim olmaya başlayan Hoca Efendi cemaati, birden devleti ele geçirmek isteyen terör örgütü ilan edildi. Cemaat mensupları, bırakın bürokrasiyi ticaret, siyaset,  adalet, medya ve sosyal hayattan bile tecrit edilmeye başlandılar.
 
Burada Şeyhi’nin “Batıl isteyüben haktan ayrıldım / Boynuz isteyüben kulaktan ayrıldım” sözü, sanki bu devirde bunlar için söylenmiş bir hal aldı. Daha fazlasını, hatta tamamını isterken ellerindekinden de oldular.
 
Şeyhi’nin hikâyesi açgözlü, tamahkâr, elindeki ile yetinmeyen herkes için geçerlidir.
 
Bu duruma bir de MHP’de cereyan eden hadiseler açısından bakalım:
 
Şu anda aday olduğunu açıklayan veya ihsas eden beş partili arkadaşımız var. Bunlardan biri öyle şaşaalı kampanyalar yürütmeden “MHP’yi daha iyi yerlere taşıyabileceğini” söyleyen bir ülküdaşımız. Her ülkücü gibi –Kongre şartları oluştuğunda- onun da aday olma hakkı vardır. Ama bugün kongre şartları oluşmamıştır.
 
Bir diğer ülküdaşımız, her kongrede olduğu gibi bu kongrede de aday olduğunu ilan etmiş ve il il geziye çıkmış, MHP’yi mahkemeye vermenin doğru olup olmadığını bile hesap etmeden Genel Başkanlığa soyunmuştur. Kongre şartları oluştuğunda onun da adaylık hakkıdır. Ne var ki, kendi seçim bölgesinde sıfır çekmiştir ve sorumluluğu başkasında arama hakkı yoktur.
 
Daha genç bir ülküdaşımız ki, ilim adamıdır ve ihtisası uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi üzerinedir. Milletvekili iken partiden ihraç edilmiş, gerekçe olarak “parti politikalarından bağımsız hareket etmesi” gösterilmişti. Mahkeme kararıyla geri döndü. Kongre şartları oluşursa adaylık onun da en tabii hakkıdır.
 
Bir başka ülküdaşımız, parti içinde taltif edildiği zamanlarda, kendisine yöneltilen ağır iftiralar karşısında bile “Sayın Genel Başkanımız isterse konuşurum” diyebildiği halde, aday listesinde ismi yazılmayınca hemen “Sayın Genel Başkan”a karşı harekete geçmiştir. “Bu kongre yapılacak. Başbakan olacağım” sloganları ile bütün Türkiye’yi gezen bu ülküdaşımız da, parti genel merkezini mahkemeye vermekle ülkücüler arasında nasıl bir ayrışma husule geleceğini hesap etmemiştir. Kongre şartları oluştuğunda pek tabii o da aday olabilir.
 
Beşinci aday ise parti genel merkezinin kongre kararı alması ve mahkemeye giden ülküdaşlarımızın davayı geri çekmesi talebiyle ortaya çıkmış, bu inatlaşmanın ülkücü/milliyetçi hareket üzerinde telafisi mümkün olmayacak ayrışmalara sebebiyet vereceği söylemiştir. Adaylığı ihsas etmekle birlikte, mahkeme kararına göre kararını açıklayacağını duyurmuştur. Her ülkücü gibi adaylık onun da en tabii hakkıdır ama o, legal yolları tercih etmiştir.
 
Bu kadar izahattan sonra ilk dört adayın –kongre şartları oluşursa- seçilmeleri halinde bile “Harname”de anlatılan duruma düşmelerinden korkulur. Eğer Ülkücü hareket içerisinde bir ayrışma oluşursa sadece kulak ve kuyruktan değil, evden de oluruz.

Vesselam…

Devamını Oku

Dansözlük Siyasetle İlişkili mi?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülke gündemini yakından takip eden herkesin gözleri önünde cereyan eden siyasetteki son kıvırma olan Yıldırım Tuğrul’un, babasından miras kalan soyadı ile ülkenin ideolojik değerlere bağlı gözüken tek partisi olan Milliyetçi Hareket Partisi’nden, Bizans entrikalarına benzer saray oyunlarıyla, AKP saflarına geçişi oldu. Tabi ki bu olay, siyasi tarihimiz de ilk olmamakla beraber bir dava üzerine çalışan, emek sarf eden, hayatlarını ortaya koyan idealist insanların mensup olduğu bir camiadan çıkması dolayısı ile büyük yankı uyandırdı.

  Bu satış hadisesinin baş aktörü olan Yıldırım Tuğrul, adına yakışır hareket edeceğine, karakterine uygun düşen yere kayarak gençliğinde babasının korkusundan gün yüzüne çıkaramadığı benliğini ortaya koydu. Lakin bu hayâsız tavırdan medet uman saray ahalisi, bekledikleri tepkinin tam tersini gördü. Bunun nedeni ise MHP’nin Devlet Bey’in; satış hadisesi televizyon ekranlarına, gazete manşetlerine düşmeden hemen önce belirttiği gibi “Bizim partililerimiz yok, dava arkadaşlarımız var.” sözü ile örtüşen duruşa sahip bir tabanı olmasıdır.

  Yine bu hayâsız kişilik, “Milliyetçi Hareket Partisi benim babamın partisidir, kimse beni oradan atamaz.” sözü ile Genel Başkan Yardımcılığı’na kadar yükseldiği partinin geçmişini bilmediğini ortaya koyarak bilgi düzeyinin ne kadar alt seviyede olduğunu belli etmiştir.

  Bu olay, tartışmaya açık bir konu gibi gözükse de; Milliyetçi Hareket Partisi, CKMP’nin devamı niteliğindedir ve birazcık bilgi birikimi olan biri, bunu sizinle münakaşa konusu etmeyecektir. Adana kongresinde Osman Bölükbaşı’nın kurduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, kudretli Albay Alparslan Türkeş önderliğinde Milliyetçi Hareket Partisi adını almış ve yoluna bu şekilde devam etmiştir. Yani “parti babamın kurduğu partidir” diyebilecek kişi, Deniz Bölükbaşı’dır. Bölükbaşı, davaya ne kadar bağlı olduğunu yarar yerine zarar vereceğini anladığı gün partiden ayrılarak göstermiştir.

  Bu bilgiler ışığında hadiseye bakışımızda gördüğümüz kirli entrikalardan biri de bugün yaşanmıştır.
Beştepe’de ebedi istirahatgâhında yatan merhum Alparslan Türkeş, ülkenin bölünmesine zemin hazırlayan ve hep ikinci planda kalan başbakanla birlikte Tuğrul Bey tarafından rahatsız edilmiş, böylelikle kirli oyunun bir ayağı daha oynanmıştır.

  Yine iktidara yakın kaynaklarda gösterilen, asansörde çekilmiş kâğıt parçasına yazılmış ve genel merkezdeki kirliliği gidermek adına sökülmüş isim tabelasının yerine koyulmuş gösterilen resim de bu oyunun parçasıdır. Lakin Turan ülküsü etrafında birleşmiş ülkenin bekası için yan yana toplanmış dava arkadaşları, bu oyunlara prim vermemiştir. Hatta çeşitli nedenlerle ülküden kopanları bile tekrar birbirine kenetlemiştir.

  Vatanı, bayrağı, milleti ve ülküsü etrafında bir araya gelen ülkücü hareketin neferleri, bu kirli oyun vesilesi ile bir asalaktan daha kurtulmanın mutluluğunu yaşarken yanlış istihbarat aldığını kabullenemeyen saray yönetimi, önümüzde ki süreçte bu saçmalığı fark etmez ise sonuçları onlar açısından daha ağır olacaktır.

  Devlet Bey’inde söylediği gibi değerli dava arkadaşlarım bu komploları kumpasları görmek ve bunlara prim vermemek, partimizden çok milletimiz açısından önemlidir. Sağduyulu yaklaşımlarınız ise bizleri bahtiyar eylemiştir. Yüce Türk milleti dansözlere prim vermediğini bir kez daha göstermiştir.

  Bu hususta yönetim kademeleri daha da işlerine sarılarak seçimlere odaklanmalı ve morallerini yüksek tutmalıdır.

   Sevgi ve saygı ile…

Devamını Oku

“Şecaat Arzederken Merd-i Kıptî…”

0

BEĞENDİM

ABONE OL


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Dini yalanlayanı gördün mü? 

2. İşte o, yetimi itip kakar; 

3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;

4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, 

5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar. 

6. Onlar gösteriş yapanlardır, 

7. Ve hayra da mâni olurlar. 

(Maun Suresi Meali)


Devletin temel amaç ve görevleri,

Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü,

ülkenin bölünmezliğini,

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

 kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

 siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,

 insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

(TC Anayasdası Madde: 5)


Sayın Başbakan Davutoğlu,  grup  konuşmasında  Sayın Devlet Bahçeli’ye de bir şeyler söyleme ihtiyacı duymuş olmalı ki, bol keseden savuruyor; “17 Ağustos’un hesabını verdin mi? 17 Ağustos’ta felaket bölgesine gidip konuşma yaptın mı?”

Bu konuşmanın cevabını elbette Sayın Bahçeli verecektir, ya da Allah’ın bildiğini tekrarlama ihtiyacı hissetmeyecek, basitleşmeyecek ve “en ağır cevap susmaktır” düşüncesi ile muhatap bile almayacaktır. Ancak bazı gerçeklerin bilinmesinde fayda var.

Sayın Bahçeli, 17 Ağustos’ta felaket bölgesine giderek laf üretmemiş, tüm teşkilatlarını ve ülkücüleri harekete geçirerek felaketin yaralarını sarmaya çalışmıştır. Bazısı tamamen yıkılmış olan beş vilayeti bir yıl içerisinde yeniden inşa etmiş, vatandaşların mağduriyetini tamamen telafi etmiştir. Bunu muhannet bilmese de Allah biliyor.*

Soma faciasında yaraları saarmak yerine, vatandaşın mağduriyetinden siyasi çıkar elde etmek için binlerce koruma ile felaket mahalline giden, orada mağduriyetini dile getirmeye çalışan insanı tokatlayan, derdini anlatmaya çalışanları güvenlik güçlerine coplatanlar da hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Ermenek Faciası’nda 2 haftadır kurtarma çalışmalarından sonuç alamayan, sadece laf üretenler; mağdurların mağduriyetini gidermektense siyasi çıkar elde etmeye çalışanlar bütün dünyanın gözü önündedir.

Erciş’teki depremin yaralarını üzerinden beş sene geçmiş olmasına rağmen saramayan ve konuyu gündeme taşımaya çalışan Barolar Birliği Başkanı’nı “terbiyesiz”likle itham ederek bütün protokol kurallarını çiğneyerek toplantıda ayrılan, adli yıl açılışına o katılıyor diye katılmayanlar da unutulmamaktadır.

17-25 Aralık, halkın dilinde darb-ı mesel haline gelmek üzereyken adli sistemi değiştirerek failler hakkında takipsizlik kararı çıkartanlar, soruşturmayı yürüten tüm adli ve idari görevlileri sürgün eden, hasklarında soruşturmalar açanlar, şunu unutmamalıdır ki; Sayın Bahçeli, 17 Ağustos’tan sonra hakkında en ufak bir tezvirat veya dedikodu çıkan arkadaşlarına görevden el çektirmiş, aklanmalarını istemiştir. En yakın arkadaşlarıyla bile yolunu ayırmakta tereddüt etmemiştir. AKP iktidarının mal bulmuş mağrıbî gibi 11 ayrı suçlamayla Yüce Divan’a gönderdiği zamanın Bakan’ı, bütün suçlamalardan aklanmıştır ve halen parlamenter olarak görev yapmaktadır.  

Sayın Davutoğlu, kürsüden gürlüyor; “Bahçeli seçim sürecinde ülkenin her yerine gitsin de görelim…”.
Adama sorarlar, vatandaşların ülkenin her yerine serbestçe, hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan gidebilmesini sağlamak kimin görevidir?

Buna Anadolu’da “Şecaat arzederken Merd-i Kıptî sirkatin söyler” diyorlar…

*http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/100269.asp#BODY

Devamını Oku

MHP Türk Milleti’nin Geleceğinin Teminatıdır

0

BEĞENDİM

ABONE OL

"Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten"

Namık Kemal (Hürriyet Kasidesi)

1964 yılının Mart ayında, bir Cumartesi günü, Etüt Ağabeyimiz Bahir Gürer’in daveti üzerine, Üsküdar’da bir pasajın birinci katındaki Türkiye Milliyetçiler Birliği Derneği’ne gittik. Bahir Ağabey, bizi oraya davet etmeden birkaç gün önce bir dergi vererek okumamızı istemişti. Dergi “ÖTÜKEN” adını taşıyordu. Dergideki ilk makale “Said-i Nursi Değil Said-i Kürdi” başlığı ve H. Nihal Atsız imzası ile yayınlanmış bir makaleydi. Etüt boyunca o makaleyi tekrar tekrar okumuş ve “Atsız’la nasıl tanışabilirim, aklımdaki soruların cevabını nasıl alabilirim” diye düşünmüştüm.

Üsküdar’daki tek odalı dernek lokalinde Bahir Ağabey’in konferansını doğrusu ben dinlememiştim. Çünkü konferanstan önce bir başka Ağabey, istersek bizi Atsız’la tanıştırabileceğini söylemişti.. Ben konferans boyunca Atsız’ı, soracağım soruları, alabileceğim cevapları düşünmüştüm.

Bizimle aynı sınıfta olan Turan Saföz, daha önce Atsız’ı görmüş ve dinlemişti. Anlatırken heyecanına hâkim olamıyordu.

Atsız, “Türk Milleti, Tanrı’nın kutlu askerleridir. Tanrı, bu millete zeval yazmamıştır. Tarihte istiklalini kaybetmeyen tek millet Türk Milleti’dir. Dara düştüğünde, ona bir büyük önder gönderir. En son Atatürk’ü göndermişti. Şimdi milletimiz için yine sıkıntılı günlerin arifesindeyiz ve bir büyük Lider geliyor, onun peşinden hiç ayrılmayacaksınız..” demişti. Ve işaret ettiği Lider, bizim hafızalarımızdaki “İhtilalin Kudretli Albayı” idi. Resmini gazetelerde görmüştüm ve şimdi gösterilen resim de aynı resimdi.

Sonra yemin ettik Üsküdar’daki o salaş odada. Büyüklerimiz Abdurrahman Çelik, Aydil Erol, M. Abdülhaluk Çay, M. Reşat Uzmen, Adalet Ergenekon ve Faruk Çil ile biz 6 tane ortaokul öğrencisi B. Kemal Gürsoy, Turan Saföz, Selahattin Balaçlı, Ali Rıza Toprak, Bahattin Ertekin ve Nazım Koçak; bayrak, Kur’an ve silah üzerine; Yemin metnini tam hatırlayamıyorum ama “çetin ve çileli olan millete hizmet yolunda asla yılmayacağım ve bu canı taşıdığım süre boyunca yolumdan hiçbir surette ayrılmayacağım” gibi bir ifade ile ve “TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!” sloganı ile bittiğini unutmuyorum.

Ertesi yıl Albay Türkeş, CKMP genel başkanı oldu ve biz de, CKMP’li olduk. Aslında henüz parti ve siyaset konusunda hiçbir şey bilmiyorduk. Her Çarşamba ve Cumartesi “dernek”e gidiyor, dönüşte Üsküdar Meydanı’ndan, Haydarpaşa’ya kadar marşlar söyleyerek yürüyorduk. En sevdiğimiz Marş;

“Sende bütün umutlar
Göğe yükselsin tuğum.
Haykırıyor Bozkurtlar
Selam sana Başbuğ’um”

Diye başlayan marştı. Bunun dışında mehter marşlarının tamamını ezberlemiştik ve o birkaç km’lik yol boyunca hiç yorulmuyorduk.

Sonra, 1969 yılında CKMP, MHP oldu. Bazı arkadaşlar, birbirlerine küstüler, kırıldılar ama o yemini hiç unutan olmadı. Bütün arkadaşlarımla birlikte Atsız’dan aldığımız söz ile MHP’nin, Türk Milleti’nin geleceğinin teminatı olduğuna inandık. Ben, kendi adıma o yemine hep sadık kaldım, kalacağım. Türklük için ölünmesi gerekirse ölürüm.

O yıl, ben Bursa’da Genç Ülkücüler Teşkilatı (GÜT) Şube Başkanı oldum. Yanlış hatırlamıyorsam, Genel Başkan Hanefi İlbeyi idi. Genel Merkez Ankara’da idi ve her hafta bir bülten yayınlar, bize de gönderirdi. Bültende isimden önce “Milli menfaatler, şahsi menfaatlerden önce gelir” diye bir talimat sayabileceğimiz bie slogan; isimden sonra ise, aramıza girecek olan menfaat gruplarına karşı bir ikaz yer alırdı. Daha önce 1967 seçimlerinden sonra, artık “Başbuğ” demeye başladığımız Albay Türkeş bizlere “Oğlum, seçimlerde az oy aldık diye üzülmeyin, meyus olmayın. Bizim için kemiyet değil, keyfiyet önemlidir.” Demişti ki, bu söz, Atsız’ın “Siyasi parti kurmaktansa sivil kurumlarla gençleri eğitelim ve devlet kadroları Türkçü olsun” tezini savunuyordu. Sonraki yıllarda Başbuğ, hep kadro yetiştirmekle uğraştı ve kadro eğitimine özel bir önem verdi.

MHP, şimdinin en güçlü siyasi kurumlarından biri ve en istikrarlısı.

MHP’nin idari mekanizması, istikrarı korumakta ısrarlı. İyi yetişmiş Türkçülerle yönetiliyor. Büyük çoğunluğu, Başbuğ’un özel itina ile yetiştirdiği kadro elemanları. Türk Milleti’nin menfaatlerini, az sayıdaki temsil gücü ile savunuyor.

Ancak eskiden Ülkücü olduğunu söyleyen bazıları, MHP yönetimini ve politikalarını acımasızca eleştiriyor, hayâsızca MHP’ye saldırıyor.

Beyler!
Kendinize gelin!
Zaman, adam seçme, aday beğenmeme zamanı değildir.
Zaman, kapris yapma, küsme, darılma, tavır koyma zamanı değildir.
Zaman, eski hesaplar üzerinden yeni pozisyonlar belirleme zamanı değildir.
Zaman, bir sonraki kongrenin hesabını yapma zamanı değildir.
Zaman, müşterek hassasiyetleri paylaştığın arkadaşlara gözünün üstünde kaşın var deme zamanı değildir.
Zaman, şahıslarla, isimlerle, unvanlarla uğraşma zamanı değildir…

AKSİNE;
Zaman, Türk milletinin bekası söz konusuyken her türlü şahsî emel, arzu ve beklentilerimizi arkaya atarak el ele, kol kola, omuz omuza olma zamanıdır.
Zaman, Türklüğümüzün dahi tartışılmaya açıldığı şu meyus günlerde, artık hiç bir anlamı olmayan basit rekabetlerden sıyrılarak hedefe kilitlenme zamanıdır.
Zaman, yüce Türk milletinin yegâne siyasi istinatgâhı olan MHP ve onun Lideri Dr. Devlet Bahçeli etrafında kenetlenme zamanıdır.

Ben ülkücüyüm diyebilen hiç kimsenin 30 Mart 2014 tarihine kadar -merhum ve cennet-mekân Başbuğ’umuzun "bize Bizans’tan geçen bir hastalık olarak" nitelediği "gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne" gibi nefis tuzaklarının ağına düşüp sağa sola yalpalama ve yalpalatma lüksü yoktur.

Tanrı Türk’ü korusun!

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Devamını Oku