DOLAR 12,48430.47%
EURO 14,08310.07%
STERLIN 16,64340.3%
ALTIN 715,940,43
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7109185,36%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Dünyada hoş bir seda bırakıp giden babam Prof. Dr. Hakkı Atun

Dünyada hoş bir seda bırakıp giden babam Prof. Dr. Hakkı Atun
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rahmetlik Babam Prof. Dr. İbrahim Hakkı Atun bundan tam 12 sene evvel ebediyete göç etti. Kendisi gitti ama kurucusu olduğu Van 100. Yıl Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Elâzığ Veteriner Enstitüsü, Pendik Veteriner Enstitüsü gibi bilim yuvaları, KKTC’nin Üniversiteler adası olmasının fikrini ortaya atması ve adadaki eğitim kıvılcımını çakması gibi eserleri bu dünyada kaldı. Belli ki uzun bir müddet daha kalmaya da devam edecek.

Herkesin babası kendine kıymetli ve özel ancak benim babam yokluk yıllarının Kıbrıs’ında, canını dişine takarak tek başına yollara düşmüş bir adam…

Karpaz’ın Ergazi (Ovgoroz) köyünde 1 Ocak 1916 sabahı, zorlu koşulların hüküm sürdüğü yıllarda doğmuş babam… Hayata tutunmayı başaramamış 12 kardeşten, hayatta kalabilenlerin 2’ncisi… Sonradan 3 kardeşi daha olmuş. Hepsi de erkek…

Babası, Karpaz bölgesinin imamı ve hocası olan, rahmetlik dedem Mehmet Rifat Efendi. Annesi ise ev hanımı rahmetlik Ayşe nenem. Evleri dönemin yapı sistemine göre güzel inşa edilmiş, tavanı mertek üzerine tahta kaplama, onun üzerine de ince bir betonun döküldüğünü düşündüğüm büyükçe bir ev. Bahçesinde içinde bir kere yıkanma şansını elde ettiğim kocaman bir küp, ayrı bir binada samanlık ve ayrı bir kümes. Çocukluk yıllarımda kümesteki tavuklar ve horozlar benim arkadaşımdı. Çok iyi anlaşırdım onlarla. Küçükbaş hayvanların barındığı ağıl tam olarak neredeydi hiç hatırlamıyorum. Sayısını hatırlayamadığım kadar zeytin ve harup ağacı ile içinde arpa ve buğdayın yetiştiği, yanından derenin de geçtiği dönümlerce de tarla vardı. Kantara’dan akmaya başlayan dere, dedemin tarlasının yanından geçerdi. Yazın çalıdan siciler (eşek arısı) için ölümcül bir silah hazırlar, sici avına çıkardık dere kenarında. İngiliz Sömürge yönetimi sici başına 2 kuruş verirdi o dönemlerde. İki tane siciye bir tane Kit Kat çikolata alırdık rahmetlik Mustafa amcamın dükkanından. İyi paraydı bakır bir kuruşlar o dönemde.

Dünyada hoş bir seda bırakıp giden babam Prof. Dr. Hakkı Atun

Prof. Dr. Hakkı Atun

Babam, Lefkoşa’daki İslam Lisesinde öğretim görüyordu. Anlattığına göre iyi bir öğrenciydi. Liseyi birincilikle bitirdiğini söylerdi hep bana. Kıbrıs Türk’ü olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yatılı bursunu kazanıp üniversite eğitimi için Kıbrıs’tan çıkıp Türkiye’ye gittiği yıl 1936. Yol ve ilk aylardaki geçim parasını karşılamak için, dedem ve nenem birkaç tane küçükbaş hayvan satarak cebine üç beş kuruş koymuşlar ve dualarla Larnaka’dan babamı yolcu etmişler. Uzun bir gemi yolculuğu, sonra da kara trenle Ankara’ya ulaşmaya başarmış babam bu çetin yolculuğun sonunda. Gemi, köy rammisi (otobüsü) gibi, her durağa uğradığından Türkiye’ye haftalar sonra varabilmiş.

Şansa bakın ki Ankara Üniversitesi’nde eğitime başlayan babam, Atatürk ile karşılaşma şansına sahip olmuş, hem de birkaç kez. Yatılı okul dışındaki yaşam giderlerini karşılayabilmek için çeşitli işler yapmış. İkinci Dünya savaşı çıkınca Türk Silahlı kuvvetlerinde teğmen olarak Edirne’de, Bursa’da ve Kırıkkale’de görev almış. Savaş bitince ABD’nin açtığı burs sınavlarını kazanarak ABD’ye gitmiş ve yüksek lisansını orada tamamlamış.

Kısa bir müddet sonra ünlü Squibb firması Laboratuvar şefi olan babam, “Amerika’da kal bizde çalış” önerisi ile yüksek bir maaşlı iş teklifinde bulunmuş. Babamın “yatılı okudum Türkiye Cumhuriyeti devletine borcum var” demesi üzerine “biz borcunu sonuna kadar öderiz, merak etme” yanıtını almışsa da “Ben ABD’de kalırsam benden sonra Türkiye’de üniversite tahsili yapmak isteyen Kıbrıslı Türklere beni bahane edip belki bir daha burs vermezler” düşüncesi ile bu teklifi nazikçe geri çevirmiş ve Türkiye’ye geri dönmüş. Bu dönüş başarı basamaklarının da kapısını açmış babama.

Türkiye’ye geri döndükten sonra, 1952 yılında sonradan adı “Elazığ Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü”nü (EVKAE) olarak değiştirilmiş olan “Elazığ Bakteriyoloji ve Seroloji Enstitüsü”nü sıfırdan kurmuş babam. EVKA Enstitüsü kurulduğu günden itibaren Doğu Anadolu’nun, daha doğrusu Ortadoğu’nun en önemli araştırma enstitüsü olmuş. Halen daha bu sıfatı gururla taşımakta.

O dönemde birkaç parça laboratuvar aletinin uluslararası patentini de almış babam. Bunlardan en ünlüsü “Atun pensi.” Doğu Anadolu’ya en önemli armağanlarından bir tanesi de Türkiye’ye özgü “Şap” hastalığının doğru teşhisi ve enstitüde gerekli aşılarının üretilmesi. O dönemde bir ilk olmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde aşı üretmek, özellikle de Şap (Antrax) aşısı.

Elazığ’dan sonra tayini “İstanbul, Pendik Veteriner Enstitüsüne” çıkınca bu sefer fırsat bu fırsat deyip “İstanbul Tıp Fakültesine” öğrenci olarak yazılmış ve tıp eğitimine başlamış. Hocası bile şaşkınlıktan dilini yutmuş, kemikleri, doğru ve eksiksiz tanımlamasından dolayı…

Bir sonraki aşamada, kariyerindeki başarısından ve araştırmacı olmasından dolayı Ankara’ya tayini çıkmış, Ziraat Bakanlığı şube müdürü olarak. Tanıdığı yok, hiç kimsesi yok, politikaya hiç bulaşmamış, hiçbir siyasiyi tanımıyor ama basamakları da çalışkanlığı ile ardı ardına tırmanıyor rahmetlik babam. Babamın tahsil ve başarılarını duyan İngiliz Sömürge Yönetimi davet gönderip, ısrarcı olunca 1950’li yıllarda Kıbrıs’la mesleki ilişkisi başlamış babamın. Kıbrıs’taki bir salgın hastalık nedeni ile adaya çağrılan babam önce Lefkoşa’daki Laboratuvarın başına getirilmiş, sonra da adanın tüm ilçelerinde görev yapmaya başlamış.

Kıbrıs’tan sonraki görev yeri Irak. Irak’taki General Kasım hükümeti Türkiye’den ve Dünya Sağlık Teşkilatı’ndan salgın hastalık uzmanı isteyince babama Irak yolu gözükmüş ve babamın tayini Irak’a, Bağdat Üniversitesine çıkmış. Üniversite Laboratuvarının ve Patoloji bölümünün başkanı olmuş. Irak’ı kasıp kavuran bir hastalığın tam teşhisini koyması ve Fransa’daki Pastör Enstitüsü ile iş birliği içinde aşısını üretmesi kendisine tüm kapıları açmış Irak’ta. Ünlü bir kişi haline gelmiş.

Ankara’da Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın kurduğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi babamın peşine düşmüş. Dünya Sağlık Teşkilatı tayinini Hindistan’a çıkarmasına rağmen Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın “ününüz sizden evvel buraya ulaştı. Yarın Patoloji bölümünün başkanı olarak görevinize başlıyorsunuz, odanız hazırlanmıştır” diyerek Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne davet etmesinden sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve başlamış babam.

20 Temmuz 1974 tarihinde başlayan Mutlu Barış Harekâtında babam Kıbrıs’tadır. Tıp eğitimindeki bilgilerini kullanarak Mağusa hastanesinde yaralıların tedavisine gönüllü olarak koşar. Mutlu Barış Harekatı’nda arşiv niteliği taşıyacak birçok değerli fotoğraflar çeker ve Mağusa’da yaşanan olayları ölümsüzleştirir.

Mutlu Barış Harekâtı sonrasında Ankara’ya dönüşünde Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nin Ankara’daki Genel Sekreteri olarak 1975 yılının ilkbaharında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit’le Kıbrıs’ta oluşturulan Türk bölgesinin geleceği ile ilgili görüşmeler başlatır. 1975 yılının Eylül ayında Başbakan Ecevit’e bir yazı göndererek KKTC’de kurulacak sanayinin üniversitelerden oluşacağını söyler ve KKTC’nin üniversiteler ülkesi olması için çalışmaların hemen başlatılmasını talep Doğu Akdeniz Üniversitesi eder. Babamın ısrarlı girişimleri sonucunda önce Yüksek Teknoloji Enstitüsü, sonra da kurulur ve babam Prof. Dr. Hakkı Atun, “Kıbrıs adasının üniversiteler adası olmasının fikir babası” olarak kayda geçer ve “üniversitelerin kurucu babası” olarak anılmaya başlanır.

Patoloji bölümündeki başarıları kendisine Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesinin (kurucu) Dekanlığını getirir. Birkaç yıl sonra da dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kendisini “Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi”ni kurmakla görevlendirir. Yüksek Öğrenim Kurumu’nun (YÖK) kararından sonra Van Üniversitesini kurmak için yola çıkar ve Doğu Anadolu’nun en iyi üniversitesi olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ni kurarak Kurucu Rektörü olur. Emekliliği sonrasında KKTC’ye dönen babam, birkaç yıl sonra1988 yılında Cemaat Meclisi’nin üst katında ilk açılış konuşmasını yaptığı “Yakın Doğu Üniversitesi”nin Rektörlüğüne atanır.

Başarıları yurt dışında da dikkat çeker ve babam Prof. Dr. Hakkı Atun 1988 yılının sonunda yayınlanan “Dünya Bilim Adamları” biyografisinde hakkı ile yerini alır…

Başarılarla dolu yaşamı 2009 yılının 13 Kasım’ında yatağında gece uyurken sessizce son bulur. Vefalı sevenlerinin katıldığı görkemli bir törenle Gazimağusa’da ebedi istirahatgâhına defnedilir.

Allah’ın rahmeti üzerinden hiç eksik olmasın, mekânı Cennet’te nurlar içinde yatsın babam.

Devamını Oku

Güvenlik Kuvvetlerimize Verilen Arazi

Güvenlik Kuvvetlerimize Verilen Arazi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

KKTC Bakanlar Kurulu, Vakıflar İdaresi’ne ait Dipkarpaz Zafer Burnu’ndaki bir araziyi askeri kullanım amacıyla 30 yıllığına Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na kiraladı. Çok da iyi etti zira etrafımız ateş çemberiyken bizim huzurla uyumamız için bu tür -güven veren- hamleler şart.

Rumların biz Kıbrıs Türklerine tam bir soykırım uyguladığı 1963-1974 yılları arasında çekmediğimiz eziyet kalmadı. Yüzlerce, binlerce şehit verdik. İnsanlarımız evlerinden alındılar, haydutça yolları kesilerek esir edildiler, dükkanlarından/çalıştıkları yerden alındıktan sonra enselerine kurşun sıkılarak şehit edildiler, ya da içi sönmemiş kireç dolu kuyulara canlı canlı atılarak, işkenceyle, kahpece şehit edildiler.

Tüm yaptıkları yanlarına kaldı çünkü Kıbrıs Türk’üne pervasızca işkence yapan, şehit eden hiçbir Rum’un tutuklandığını, mahkemeye verildiğini ve ceza aldığını görmedim.

Biz Kıbrıs Türklerini bu soykırımdan kurtaran, canı pahasına mücadele eden Türk Mukavemet Teşkilatımız, bizlerin de aralarında olduğumuz mücahitlerimiz ve Anavatanımız Türkiye’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri oldu. 1 Ağustos 1976 gününde Türk Mukavemet Teşkilatımız ve mücahitlerimiz Kıbrıs Türk tarihine silinmez bir şekilde adını yazarak yerini Güvenlik Kuvvetlerimize bıraktı.

Bizim jenerasyon gençliğinin en güzel dönemlerinde mücahitti. Ben,1972 yılının Eylül ayında mücahitlik görevimi tamamlayıp terhis olduktan sonra da mücahitliğim devam etti. Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının, Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak ve Megali İdea’yı (Büyük Ülkü) gerçekleştirmek için Kıbrıs adasında 15 Temmuz 1974 günü gerçekleştirdikleri darbeye kadar, sadece haftanın 2 gecesi evimizde yatıyorduk. 3. gece de Sancaktarlıkta gündüz görev yapan mücahitlerimiz uykularını alabilsin, ertesi gün dinç bir şekilde görev yapabilsinler diye sabaha kadar Sancaktarlıkta nöbet tutuyorduk. (Mücahitliğim döneminde Mağusa’da 20-60 yaş arasındaki toplam erkek sayısı 3 bin kadardı. Bu nedenle de terhis olsak da “mücahit kardeşlerimiz dinlensin” diye seve seve tuttuk nöbetimizi.)

Mehmetçiğimiz ve mücahitlerimiz Mutlu Barış Harekâtında el ele, Kıbrıs Türklerine yıllarca soykırım uygulayan Rumları alt edip, sınırlarımızın dışına attıktan sonra artık geceleri evimizde huzurla uyuyabilme imkanı bulduk.

Özgürleştik, kendi egemen devletimizi kurduk, kendi sınırlarımız içinde korkusuzca yaşamaya başladık. Şükür ki bugün askerimiz, polisimiz, mahkemelerimiz, meclisimiz ve devlet dairelerinin personelinin hepsi de Türk. Bunun ne denli büyük bir kazanım ve gurur olduğunu ancak Rumların bize uyguladıkları soykırımı yaşayanlar bilir. 1974’ten sonra doğanlar bu özgürlüğün ve egemenliğin içinde doğdukları için bunu olağan kabul ediyor ve gerektiği gibi takdir edemiyor maalesef.

Güvenlik Kuvvetlerimize Verilen Arazi

TMT ve GKK amblemi

Özetle; KKTC Bakanlar Kurulunun, Dipkarpaz Zafer Burnu’nda Güvenlik Kuvvetlerimize kiraladığı topraklar Güvenlik Kuvvetlerimize de helaldir, Mehmetçiğimize de.

Güvenlik Kuvvetlerimize kiralanan arazinin “Karpaz Özel Çevre Koruma Bölgesi ile Milli Park, Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı içerisinde olduğunu” söyleyerek “ağaç kesilemez ve ekilemez” resti çekenlerin niyetinin başka olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde.

Ağaçlar yerlerinde alınıp uygun başka bir yere ekilebilir ama özgürlük ve egemenlik bir kere elden gitti mi geri alınamaz. Özgürlüğümüzün ve egemenliğimizin teminatı da Güvenlik Kuvvetlerimiz ve Mehmetçiğimiz olduğu için vatanımızın bütün toprakları kendilerine helal olsun…

Devamını Oku

Yunan Yayılmacılığı ve MAVİ VATAN

Yunan Yayılmacılığı ve MAVİ VATAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

CHP’li Ünal Çeviköz’ün “MAVİ VATAN” ile ilgili açıklaması büyük bir talihsizliktir. Sayın Çeviköz’ün 1ci (1958), 2ci (1960) ve 3cü (1982) Deniz Hukuku Konferansları kararlarını ve özellikle Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıta
Sahanlığı kavramlarını okuması gerekmektedir.

Prof. Mazis ve Dr. Sgouros tarafından hazırlanan Helen (Münhasır Ekonomik Bölge) haritası kimin yayılmacı olduğunu çok iyi bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Kendini Türk hisseden her kişi MAVİ VATAN kavramını benimsemeli ve sonuna kadar savunmalıdır.

Yunan Yayılmacılığı ve MAVİ VATAN Yunan Yayılmacılığı ve MAVİ VATAN

Devamını Oku

İngilizlerin Kıbrıs Tuzağı

İngilizlerin Kıbrıs Tuzağı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İngiltere’nin Güney Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin, geçen hafta Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesine verdiği samimi röportajda kullandığı kelimeler ve çizdiği “Kıbrıs Çözüm tablosu”, Batı dünyasının Kıbrıs, özde Doğu Akdeniz ile ilgili neler düşündüğünü koyuyor ortaya.

İngiltere, Kıbrıs konusunda varılacak bir anlaşmanın illaki “uluslararası topluluk tarafından tek bir devlet” şeklinde bir çözüm olmasında ısrarlı. Batı dünyasının, daha doğrusu son 300 yılın yayılmacı ve sömürgecilerinin yani emperyalistlerin istekleri, Kıbrıs sorununun, kendilerine bağlı ve kayıtsız koşulsuz biat edecek tek devletli bir çözüm ile sonuçlanması.

Kurulacak ve Batı tarafından onaylanacak, “tek egemenlik” görünümlü bu yapay devletin içte, Kıbrıs’ta asırlardır yaşayan iki halk arasında hangi siyasi dengelerle kurulduğu, yönetimde kimin ne kadar hakkının ve yetkisinin olacağı, kimin kimi idare edeceği çok önemli değil.

İngilizlerin Kıbrıs Tuzağı

Desebtralize Federal Kıbrıs Cumhuriyetinin Münhasır Ekonomik Bölgesi

İngiliz siyasetçi ve stratejistlerine göre “Dışta tek, içte iki devlet” tanımlaması yeni bir kavram değil. 1947 Lord Winster Planı, 1948 Sir Edward Jackson Anayasası, 1955 Harold Macmillan Önerileri ve 1956 Lord Radcliffe PlanıDışta tek olan ama içte iki halkın oluşturduğu, egemenlik, temsiliyet ve yönetimin iki halk tarafından paylaşıldığı” bir çözümü önermekteydi. (Ata Atun, Kıbrıs Planları, Hiperlik, 2021)

Bütün bu planların, önerilerin ve anayasaların temelinde yatan, Kıbrıs’ta bağımsız bir devlet olsun, bütün dünya öyle zannetsin ama perde arkasında İngiltere’nin hakları kaybolmasın, İngiltere Kıbrıs üzerinde söz sahibi olsundu.

Öyle de oldu. 1960 yılında bağımsızlığı Batı tarafından kabul gören Kıbrıs Cumhuriyeti, gerçekte tam bir İngiliz sömürgesiydi. İngilizlerin eski sömürgelerini yönetmek için kurdukları “Ortak Refah Ülkeleri”nin bir parçası oldu. Tedavüle sürdüğü “Kıbrıs Lirası’nın karşılığı Londra Merkez Bankasında “Sterlin” olarak teminat altındaydı. İngiliz malları Avrupa ve üçüncü ülke mallarına kıyasla ayrıcalıklı ve daha düşük bir gümrük tarifesi ile adaya girmekteydi. Sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dış politikası da tamamen İngilizlerin istek ve stratejileri doğrultusundaydı.

Yunanistan’ın, Kıbrıs adasını Yunanistan sınırları içine almak için 15 Temmuz 1974 günü gerçekleştirdiği askeri darbe, bölgedeki politik ve stratejik dengelerinin alt üst olmasının başlangıcı oldu. İngilizlerin 1834 yılından itibaren benimsedikleri ve yıllar içinde dantel gibi ince işçilikle ördükleri Doğu Akdeniz politikalarının ve Orta Doğu stratejilerinin temelinden yıkılmasına yol açtı.

Yunanistan’ın askeri darbesi sonrasında yıkılan ve lağvedilen “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni garantör devlet olarak tekrar hayata geçirmek için İngilizlerin bütün isteksizliğine rağmen 20 Temmuz 1974 günü adaya askeri müdahale etmek zorunda kalan Türkiye, bölgede dengelerin temelinden, farklı esaslarla tekrardan kurulmasını zorunlu hale getirdi.

21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, ABD’nin, AB’nin ve İngilizlerin, diğer bir tanımlamayla, yayılmacı Batı’nın, eski gücünü kaybetmesi, Türkiye’nin bölgesel güç olması, Rusya ve Çin ile çıkar ve siyasi ilişkilerinin örtüşmesi ve en önemlisi de Doğu Akdeniz’deki enerji yatakları, yayılmacı Batı’yı, Kıbrıs adasını tek parça bir bütün olarak kontrol altına almak ve perde arkasından yönetmek için hareketlendirdi.

İşte İngiltere’nin Güney Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin söylemek ve Türkiye ile KKTC’ye kabul ettirmek istediği de “iki ayrı devleti kabul edemeyiz. Kabul edersek Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini gerçekleşir ve biz (yayılmacı Batı), Doğu Akdeniz’deki ve Adalar Denizi’ndeki (Ege) haklarımızı kaybederiz.”

Özetle, geçmişe ve başta İngilizler olmak üzere Batının stratejilerine baktığımız zaman Kıbrıs’ta “Eşit, egemen, siyaseten uluslararası tanınmış iki devlet” çözümünün dışındaki her önerinin Türkiye ve KKTC’nin aleyhine olduğu/olacağı açıktır.

Devamını Oku

İHA’lara Kara Propaganda Başladı

İHA’lara Kara Propaganda Başladı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Batı dünyası ne vakit İHA’larımızı (Keşif kullanımlı İnsansız Hava Aracı), SİHA’larımızı (Silah taşıyabilen müdahale amaçlı Silahlı İnsansız Hava Aracı) ve TİHA’larımızı (Saldırı amaçlı Taarruzi İnsansız Hava Aracı) kötülemeye başlayacak diye merak ediyordum, beni utandırmadılar ve geçen hafta koro halinde kötüleme yayınları başladı.

Neredeyse son bir asırdır, dünyadaki Radyo, TV ve Gazetelere haber ulaştıran merkezlerin büyük yüzdeliği emperyalist Batı medyasının kontrolünde olduğu için işlerine gelen haberleri dünyaya servis ediyorlar, istemedikleri ve işlerine gelmeyen haberleri de servis etmeden tozlu raflara kaldırıyorlar.

Batılı ülkelerin Orta Doğu, Afrika ve Asya’da yaptıkları katliamları, bırakın ders kitaplarını, gazete ve dergilerde bile göremezsiniz. Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’da uygulattığı katliamlar sonucunda 1880-1920 yılları arasında Kongo nüfusunun yarısının yok edildiği hiçbir Batılı yayında yoktur. Emperyalizmin temsilcileri kendilerini açığa çıkarmazlar ama kendilerinden olmayanların yaptıkları ve işlerine gelmeyen çalışmalarını da bire bin katıp kötüleyerek dünya medyasına servis ederler.

Bu tek yönlü haber akışının, dezenformasyon ve manipülasyonun son örneği AP’den (Associated Press). AP’de yer alan bir habere göre ABD’nin başkenti Washington D. C. merkezli Uluslararası uçuş güvenliği Vakfı’na bağlı bir sivil toplum kuruluşu olan FSF-Med tam anlamıyla provokatif bir açıklama yapmış. Bu kuruluş talimatını, rüşvetini, hediyesini kimden aldıysa veya AİHM’deki Türkiye aleyhine kararlar alan Hakimlerin Kıbrıs Rum tarafındaki otellerde “herşey dahil” ağırlandığı gibi ağırlandılarsa karşılığını vermiş.

14 Eylül Salı günü yaptıkları basın açıklamasında, (anlamsal şekilde yaptığım çeviri ile) “etnik olarak bölünmüş Kıbrıs adasındaki, tek taraflı ilan edilmiş ayrılıkçı yönetimin idaresi altındaki Lefkoniko (Geçitkale) havaalanındaki İHA üssünün Doğu Akdeniz adası çevresindeki hava sahasını geçen binlerce ticari uçuş için güvenlik risklerini artırabilir” uyarısını yapıyor FSF-Med.

Belli ki buradaki maksat, Geçitkale Havaalanında üslenmiş İHA ve SİHA’ları kötülemek, KKTC ve Türkiye aleyhine dünya medyasını kışkırtmak ve Geçitkale Havaalanının İHA ve SİHA’lar için kullanımını bir şekilde kamuoyu yaratıp yasaklattırmak.

İnsanları aptal yerine koyan, “ben yaparsam mübah, sen yaparsan günah” merkezli komik bir açıklama. Kendine özel FIR hattı olan Geçitkale Havaalanının, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs adası çevresindeki hava sahasından geçen sivil uçakların uçuş güvenliklerini nasıl olumsuz etkileyeceğini gerçekten çok merak ediyorum.

Güney Kıbrıs’ın güneyinde yer alan ve İngiliz toprağı olan Ağrotur (Akrotiri) Havaalanından kalkan, zamanında Libya’yı, Irak’ı ve Suriye’yi acımasızca bombalayan Amerikan ve İngiliz savaş uçakları uçuş güvenliğini tehdit etmez!

Güney Kıbrıs Rum Yönetimine ait olan Andreas Papandreu Havaalanına inip kalkan, Libya’yı acımasızca bombalayan Fransız savaş uçakları da Doğu Akdeniz hava sahasından geçen sivil uçakların uçuş güvenliklerini olumsuz etkilemez ama Geçitkale havaalanından kalkan İHA ve SİHA’lar olumsuz etkiler öyle mi?

Ben sadece Kıbrıs adasındakini yazdım ama siz aklınıza tüm dünyadaki Amerikan, Rus, Fransız, İngiliz vs. üslerini getirip örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Özetle, bu kara propagandanın asıl amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin -Rumları, Yunanları, AB’yi ve Batı dünyasını korkutan- bölgedeki Kara, Deniz ve Hava üstünlüğüne kendilerince engel olmak ve Türkiye’nin bölgesel üstünlüğüne son verebilmek zira İHA’ların uçuş yükseklikleri ile sivil uçakların uçuş yükseklikleri arasında en az 5 bin metrelik fark olduğunu, aynı düzlemde uçmadıklarını binlerce kilometre ötelerden gelip dünyayı kan gölüne çevirenler çok iyi biliyor.

Ama biz de şunu çok iyi biliyoruz ki emperyalistlerin tek hedefi, Türkleri Kıbrıs adasından atmak, Türkiye’yle Kıbrıs’ın bağını koparmak ve direkt olarak adayı, endirekt olarak da Doğu Akdeniz’in tümünü kendilerine bağlamak

Devamını Oku