DOLAR 12,49380.73%
EURO 14,09970.38%
STERLIN 16,67350.61%
ALTIN 716,890,56
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7155235,93%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Prof. Dr. Celalettin Yavuz’un Son Kitabı “Yok” Satıyor!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Prof. Dr. Yavuz’un her yıl en az bir kitap yazma, araştırmaya dayalı alanda üretim yapma prensibi devam ediyor. 2016 yılını da pas geçmeyen Yavuz’un son ve 26’ncı kitabı 1 Ekim 2016 günü yayımlandı: Osmanlı’dan Günümüze ALMAN GİZLİ SERVİSİ Türkiye Faaliyetleri

Almanya’da Deniz Askeri Ataşeliği yapan Prof. Dr. Celalettin Yavuz eserin ağırlık noktasını iki bacak üzerine oturtmuş. İlk bacağında tarihî gelişimi içerisinde Alman istihbarat örgütlerinin felsefesi, önemli şahsiyetleri ve propaganda sistemleri var. İkinci bacağında ise istihbarat örgütlerinin tarihte ve günümüzdeki Türk coğrafyası ile yakın coğrafyalardaki faaliyetlerini anlama ve aydınlatma hedefi esas alınmış.

Bu felsefe doğrultusunda üç bölüm olarak hazırlanan kitabın ilk bölümünde Alman istihbarat sisteminin tarihî gelişimi var. Önemli olaylara yer verilirken soğuk savaş sonrası ve yakın geçmişteki önemli istihbarat faaliyetleri (dinlemeler dâhil) yer almaktadır.

   II. bölümde ise hâlen mevcut olan Alman istihbarat teşkilatının üç ayrı örgütü olan Bundesnachrichtendienst (BND), Anayasayı Koruma Dairesi (BfV) ve Askerî İstihbarat Teşkilatı (MAD) hakkında bilgiler yer almaktadır. İlk 2 bölüm Alman istihbarat kurumları hakkında araştırma yapmak isteyecekler için ayrıntılı bilgileri kapsamaktadır.

Eserin III. bölümü ise kitaba adını veren Alman istihbaratının Osmanlı Devleti’nden itibaren günümüze kadar Türkiye’deki “gizli” veya böyle algılanan faaliyetlerini kapsamaktadır. Almanya hem I. Dünya Harbi, hem de II. Dünya Harbi öncesinde ve sonrasında geleneksel Alman istihbarat faaliyetlerini ve propaganda çalışmalarını Osmanlı coğrafyasında ve Türkiye’de yoğun olarak gerçekleştirmiştir. Yani Alman gizli istihbaratı 100 yılı aşkın bir süredir Türk topraklarında ve çevresinde adeta cirit atmaktadır.

2002’deki Necip Hablemitoğlu cinayetinden sonra Türkiye’de Alman gizli istihbaratı sıkça tartışılmaya başlandı. Alman Vakıflarının Türkiye’de bir taraftan “insan hakları”, diğer taraftan çevre konusunda insanları “ayartmaya” çalıştıkları iddialarının yanı sıra marjinal terör örgütlerinin de Türkiye’de ki bazı eylemlerinde ve “Gezi Parkı” olaylarında Alman İstihbaratı çoğu zaman zan altında kalmıştı.

Dahası da var. Almanya’da Türkleri hedef alan Neonazi yapılanmaların “Dönerci Cinayetleri” ve cinayetlerde Alman iç istihbaratının kasıtlı ihmal iddiaları hâlâ tartışılmaktadır.

2014’te ise Alman Gizli İstihbaratı BND’nin Türkiye’yi dinlediği duyuldu. Önce “Türkiye nükleer silah üretiyor!” iddiası ortaya atıldı. Daha sonra da ABD istihbarat görevlisiyken kaçan Snowden’in belgeleri Türkiye’de “Alman Telekulağı”nı ifşa etti. Her nedense Almanya’nın Türkiye’yi dinlemesine iktidardan büyük tepkiler gelmedi. Bu durum iktidar ve bazı işadamlarıyla ilgili söylentilere yol açtı. Tartışmaların ucu açık kaldı!

Almanya konusunda bir kitabı (Atatürk ve Almanya, Berikan Yayınları, Ankara, 2010) ve gene aynı yıl yayımlanan “Avrasya’da Türk Jeopolitiği-Türklere Açılan Geniş Ufuklar” kitabında bir bölümü de Almanya için bir bölüm (Avrupalı Türkler – Almanya Örneğinde Bir Değerlendirme) yazan Prof.Dr. Yavuz, Dış Politika-Güvenlik Politikası yanında aynı zamanda bir Almanya uzmanıdır.

Dipnot, dizin ve kaynakçalı, 288 sayfalık, Kripto Yayınlarından çıkan Osmanlı’dan Günümüze ALMAN GİZLİ SERVİSİ Türkiye Faaliyetleri, alanında ilk ve bilimsel olma özelliği ile araştırmacılara yardımcı olabileceği gibi, çeşitli anekdotlarla desteklenen son bölümünün sürükleyiciliğiyle her kesimden okuyucuya da tad verecek niteliklere sahiptir.

Devamını Oku

Koca Seyit’in Öyküsü…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.

Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.

Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.

“-Sen kimsin?

-Ben Seyidim.

-Biz seni öldü biliyoruz.

-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?

-Hayır, evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.

Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.

Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.

O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.

***

Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.

Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.

1889’da Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.

Mavi gözlü ve ufak tefektir.

Gariban Anadolu köylüsü.

Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.

1909’da askere gider.

1912’de Balkan Savaşı’na katılır.

1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.

18 Mart1915’te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevlidir.

(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası’na isabet eder. Mecidiye Tabyası’nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk’tur.

Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.

Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.

Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.

O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.

Seyit Ali, 1909’da gittiği askerden, 1918’de onbaşı olarak döner.

1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.

1918’de terhis olur.

 

BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR

Kocaseyit, harpten döndükten sonra burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir açılış için Havran’a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü’ne der ki, “Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım.”

Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı’nın hangi köyde olduğunu bilmez. “Buluruz tabii Paşam” deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit’i sordurur. Manastır köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir. Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır. Ama bozuntuya vermez. Askerlere “suçum ne ki” diye sorar. “Hayır, suçun yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor.” Seyit, sevinir.

Gece yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit’i perişan vaziyette görünce, önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da elbisesini verir. Atatürk’ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra Paşa ‘ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın’ der.

Maaş bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, “Hayır paşam” demiş, “biz görevimizi yaptık maaş için değil” der. Tek bir isteği olur Atatürk’ten, “Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit’te gece kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa. Rahat çalışsam, maaş da istemem

Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit’e dokunulmasın diye.

Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit’e pek rahat verilmez.

Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.

Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran’da bir fabrikada hamallığa başlar.

Seyit Ali Çabuk, 1939’da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.

Köyündeki mezara gömülür.

Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.

Devamını Oku

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

“Bir Millet kendi ruhunu oluşturan sözlerden vurulmaya çalışılıyor bu kez!..”

*

Türkiye “dönüştürülme” operasyonlarının bedelini kanıyla canıyla ödüyor. Tarihinin en ağır en alçak saldırısının sıcaklığını henüz yaşandığı günlerdeyiz….

Ülke olarak tamda bu, büyük acılar içinde teyakkuz halini yaşarken medyada, “Ne mutlu Türk’üm ….” diye başlayan, ama ardı ardına yirmi etnik ve mezhep ismi sayılan garabet bir spot dönmeye başladı.

*

Türk Milleti kendi ruhunu oluşturan sözlerden vurulmaya çalışılıyor bu kez!

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesi sarsılmak isteniyor.

Mustafa Kemal Atatürk hedef alınıyor sinsice!..

*

“Bu vatanın çocukları” diye imzasız, nerden çıktığı belli olmayan, ama televizyonlarda reklam yayınlatacak kadar güçlü bir organizasyon!. En zor dönemde, en hassas yerimizden, en yüce değerlerimizden, şehitlerimizden bayrağımızdan hareket edip, çok farklı mecralara yelken açmaktan çekinmiyor.

*

“İşte psikolojik harp budur!” diyen Saygıdeğer Banu Avar en sıcak tespitlerle Millet olma şuurumuza yapılan “bu son saldırıyı” tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor…

“Birleştirmek adına bir milleti etnik ve mezhepsel gruplara bölmek!
Milleti kendi ruhunu oluşturan sloganla vurmak! Ne mutlu Türküm diyene! yerine ‘insanız yahu’ demeyi teklif etmek!

Buna cüret etmek! Şüpheniz mi var?!!!
Millet olduğumuzu inkâr etmemizi dayatmak!
Bir darbe ardından herkesin en hassas olduğu bir dönemde halkın fotoğrafları kullanılarak ‘bu vatanın çocukları’ başlığı ekranlara geliyor! Sabrın sonundayız!
Tıpkı andımız kaldırılırken Amerikalı uzmanların emriyle hazırlanan videolarda gördüğümüz gibi akla gelen gelmeyen 20 etnik grup ve mezhep sıralanıyor!
Alenen ‘Bölünün!’ ‘millet olmaktan istifa edin!’ deniyor!
Birlik adına bölünme gündeme çaktırmadan konuyor!

Bu MİLLET, yüce Türk Milleti Amerika’nın “Dinler arası diyalog ve medeniyetler kucaklaşması” stratejisinin ürünü olan ve içerdeki işbirlikçileri vasıtasıyla yaydığı bu medya operasyonuna gerekli tepkiyi verecektir. 
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

*

Evet!

Türk Milleti bugün…

Çok ağır kuşatmalar altında!

Her zamankinden daha yüksek sesle, çok daha kuvvetle haykırmalı…

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!..

Devamını Oku

Büyük İtiraf-Melül Bakışlar!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 “(….) Türkiye zor bir çevrede. 100 yıldır ertelenen bir hesap var. Lozan ile ertelenen bir hesap var. O hesap tekrar karşımıza konmuştur. O hesap bu toprakların kaderini değiştirecek sinsi planların uygulamaya sokulacağı bir dönemden geçiyoruz.” 

*

Başbakan Binali Yıldırım 11.07.2016 günü partisinin siyaset akademisinde yaptığı konuşmasında ülkemiz için belki de son yılların en önemli gerçeğini böyle ifade etti. Bu gerçek aynı zamanda son yılların güçlü iktidarı olarak temsil ettiği siyasi gücün verdiği temel kararlar dikkate alındığında büyük bir itiraf olarak da son derece önemlidir.

*

Evet!

Yüzyıllık ihanet projeleri masada! Lozan da yırtıp attığımız “Parçalanmış Anadolu” haritaları yeniden sahne alıyor. Alçakça planlar, kirli hesaplar kan gölüne çevrilen coğrafyamızda ete kemiğe bürünüyor.

Dünyanın kanını emenler tüm güçleriyle bölgemize abanmış durumda.

Türkiye Cumhuriyetinin Devletiyle Milletiyle Vatanıyla ana hedef görüldüğü emperyalist dizayn, tüm kahpelikleriyle bir yandan bağrımızda kan akıtıp, birlik beraberliğimize, temel değerlerimize suikastlar düzenlerken, bir yandan da bölgemizi kanlı cetvellerle şekillendiriyor.

*

Ne acıdır ki!

Bu kanlı proje özellikle de Türkiye’nin imkân ve kabiliyetleri üzerinden gerçekleşiyor. Tüm operasyonlar ülkemiz üzerinden yürütülüp hayata geçirilirken, eşzamanlı olarak nihai hedef Türkiye süratle dönüştürülerek büyük kopuşlara hazırlanıyor.

*

Barzani’ye çekirdek Kürdistanı kurdurup kırmızı halı serenler, Büyük Ortadoğu projesi eş başkanlığına soyunanlar, Arap Baharı diyerek kendinden geçenler, Suriye’de hadi kan dökelim diye dayatanlarında önüne geçenler, gecekondu koridora göz yumanlar, belli ki bu projelerden habersiz değil.

Tüm gelişmeler bilerek taammüden yapıldı!

*

Ve devam ediliyor.

Bu büyük itiraf bile en ufak bir sorgu düşüncesi uyanmadı toplumda. Gündem sarsılmadı, yer yerinden oynamadı.

Hiçbir aydın, kurum kuruluştan, “siz bu projelerin farkındaysanız neden” sorusu gelmedi. Muhalefet liderleri her zaman olduğu gibi yine!

Melül bakışlar hiç etkilenmedi etkilenmiyor, bu uçurum  kenarına taşıyan tükenişten!..

Devamını Oku

Yetersiz İyi Yeterli Kötü!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Kendisi dışında her yapının… Kendi dışında atılan her adımın… Kendi dışında gelişen her olayın… Gelinen zamanın…

Israrla iktidara davet ettiğinin!

Bizatihi, sadece kendince, kendine reva gördüğü çıkmazları üzerine…)

*

Türkiye uzun süredir aynı parti tarafından yönetiliyor.

Her alanda her anlamda her türlü yıkım yaşanırken, dönüştürülmede, çöküş ve çürümede sınır tanınmıyor. Pervasız gidiş yıkılmadık kale bırakmıyor.

İktidar ise beklenilenin aksine yıpranmıyor, gittikçe kök salıyor.

***

“Yetersiz iyi yeterli kötüye yenilir!”

Diyemedik.

On beş yılı aşkın süre göremedik…

Düşünemedik…

*

Ülkemize olan sevdamız, dâhili bedbahtlara olan öfkemiz erteledi belki bizi!

Belki ideolojik disiplinimiz geciktirdi kutlu isyanımızı!..

Samimiyetimiz dondurdu belki de benliğimizi.

*

Ve. Nihayet.

İlk defa…

Hep birlikte seslendik!

“Yetersiz iyi yeterli kötüye yenilir!”

*

Yer yerinden oynadı.

Nedense!

*

Çok geçti!

Bedel büyümüş, görünenden daha beter istikametler almıştı…

*

Kahreden gerçeğimizle yüzleştik!

*

Durum çok daha vahim!

Yeterlilik, yetersizliğin de üzerinde…

“İyi/kötü” çizgisinde!.. 

Devamını Oku