1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mehmet Edip Ören
  4. Uganda Devlet Başkanı Olmak da Zor İş!

Uganda Devlet Başkanı Olmak da Zor İş!

featured

Bu yazı, yazarın kendisini bir rüya içerisinde Uganda Devlet Başkanı olarak gördüğü ironik ve eleştirel bir anlatıyı sunmaktadır. Yazar, rüyasında gücü kötüye kullanan, halkın kaynaklarını sömüren ve yolsuzluğa batan otoriter bir liderin iç dünyasını ve eylemlerini tasvir etmektedir. Hikaye boyunca adaletsizlik, baskıcı yönetim uygulamaları ve kişisel servet biriktirme gibi temalar, absürt bir üslupla ele alınmaktadır. Anlatının sonunda uykusundan uyanan yazar, bu karanlık rüyanın etkisinden kurtularak mevcut siyasi gerçekliğe şükür dolu bir atıfta bulunmaktadır. Eser, siyasi bir yergi niteliği taşıyarak güç ile ahlak arasındaki çatışmayı sembolik bir dille yansıtmaktadır.

 

Geçtiğimiz haftalarda Ajda Pekkan‘ın söylediği şarkı ile başlamıştım. Nereden bilebilirdim ki, ikinci kıtası da bir yerde hayatıma girecek. Süperstar’ımız ne diyordu…

Ahmet, Mehmet, Süreyya
Hepsi boş, hepsi rüya
Hayat bir gün bitecek
Dersin görmüşüm rüya
Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim Dünya’ya
Ağlamak istemiyorsan, sen de boş ver Dünya’ya

Evet, nakarat kısmına ömrümüzce katılmadık; çünkü dilsiz şeytan hükmünde olamazdık, olmadık da. Gelelim ilk kısma. Rüya işi ön planda, ben de gördüğüm rüyanın tesirindeyim hâlâ. “Hayırdır inşallah” dediyseniz başlayalım. Ama durun, durun! Önemli işi de ihmal etmeyelim… Hepinize merhabalar olsun. Dünya birden büyüktür…

“Hayrolsun” demeyenlere son hatırlatmayı yaparak anlatıma geçelim… Uganda Devlet Başkanı‘yım ama rengim siyah değil… Yahu, buranın devlet başkanı Allah’ın sevgili kulu Mareşal Hacı İdi Amin Dada değil miydi, bu adam niye bu kadar meşhur oldu diye düşünürken her şeyi hatırladım ve ben de aynı şeyleri yapmaya karar verdim… Hemen bir tahterevalli/tahterevan hazırlattım; dört İngiliz turist yakalatarak dört ucundan tutturup kendimi Kampala sokaklarında taşıttım… Bir meydana geldiğimde halk toplanmış beni bekliyordu. Konuşma yapmam gerektiğini anladım ama hazırlığım yoktu. Aklıma altın tokalı ayakkabım geldi… Vatandaşa, “Bu ayakkabı tokasından başka altınım, malım mülküm yok. Bir gün daha fazlasıyla karşınıza çıkarsam bilin ki çalmışımdır,” dedim… Keşke söylemeseydim; inanın bu kadar çalacağımı ben bile tahmin edememiştim. Her neyse, dönelim kaldığımız yere… O gün halka, ileride beni sıkıntıya sokacak ne varsa —ne bir eksik ne bir fazla— hepsini söyledim… Artık fren patlamış, doludizgin gidiyordum; nereye gittiğim de belli değildi. Halkın ufak ufak homurdanmalarını acımasızca susturmaya başladım… Her geçen gün daha ileri, hep daha ileri gittim. Memlekete biber gazı, ters kelepçe yetişmemeye başladı… Bana payımı vermeden kimse iş yapamaz oldu. Öyle böyle derken bir de baktım ki 400-500 milyar $ param birikmiş. İşte olay orada başladı… İngilizler bunu öğrendi; bağlantılı sistemleri olduğundan el koyacak durumda olduklarını fark ettiler ve de benden tahterevanın intikamını almaya başladılar… Artık onlar ne derse yapmaya başlamıştım. Bu yüzden beni çok seviyor, öve öve (!) bitiremiyorlardı…

İktidardan gitmem onlar için çok büyük kayıp olurdu. Bu sebepten muhalefet liderini içeri tıkmama ve partisini kapatmama göz yumdular… Her ne kadar işler yolunda görünse de içimdeki korku gittikçe artıyordu. Bunu hisseden İngilizler bana eski bir sporcularının çiftliğini aldılar… Etrafım ihanet etmesin, sıkışınca beni satmasın diye de Londra‘da iki gökdelen yapmama ve onlara vermeme ses çıkarmadılar… Kendi kendimi tanıyamaz hâle gelmiştim. Kıldığım namazlar sırtıma yük olmuştu… Dünyalığım kimsede yokken acaba ebedî felaketi mi sahiplenmiştim? Geceleri uyuyamıyordum. Aynaya bakmaya korkar hâle gelmiştim. Bir insanın yüzü bu kadar mı nursuz olabilirdi… Kalp gözü açık olanların beni nasıl gördüğünü merak etmeye başladım ama insan sureti görmediklerini hissediyordum… Bir gün Türkiye‘den bir heyet geldi. Görüşmelerde tercüman kullanılırken onlarla tercümansız anlaştım. Rengim de siyah değil, beyazdı. Buna rağmen kimse Ugandalı olmadığımı anlamadı veya anlamak işlerine gelmedi. Fırsat bu fırsat, ülkenin bütün değerlerini soydaşlarıma peşkeş çektim… Halk mest olmuş beni takip ediyordu. Onları iyice esir almak için ülkedeki bütün camileri tek sisteme bağlayıp bütün hutbeleri ben okudum. Orada Uganda’nın kurucusu olan Edward Mutesa‘nın adını bile anmadım. Onu halkın gözünden düşürmek için de elimden geleni din kisvesi altında yaptım… DEAŞ (DAİŞ) bağlantılı ADF (Demokratik Müttefik Güçler) adlı örgüt liderine statü verdim ve de onu başkan yardımcısı olarak atadım. Bu işi yaparken Müslüman olmayan bunak yalakamı kullandım… Bana ayak uyduran ve nemalanan birçok kadı; karşımdakilere, en ufak muhalefet bile yapanlara en ağır cezaları veriyordu. Hâlâ direnenlere çolukları çocukları, gelinleri, yakın akrabaları üzerinden baskılar had safhaya gelmişti. Güç beni çılgına çevirmiş; tam anlamıyla astığı astık, kestiği kestik olmuştum… Sabah ezan sesiyle birdenbire uyandım. Ter içinde tir tir titriyordum. Sonra içimi tatlı bir serinlik kapladı; kötü bir rüya, bir kâbus görmüştüm. Allah’ıma şükrettim. Abdest alıp namaza durdum…

Balık derya içredir ama deryanın kıymetini bilmez. Ben de aynı hâldeyim. Her ne kadar muhalif de olsak R.T.‘nin ne kadar dürüst, ne kadar kul hakkı yemez, ne kadar mütevazı olduğunu biliyor ve de görerek yaşıyorum. Yalan nedir bilmeyen, kursağından bir gram haram lokma geçmeyen insanlar tarafından yönetilmek kadar büyük bir nimet var mı…

Bir rüyadan bahsedip diğer konulara geçecektim ama bir de baktık ki yazı hacmimizi aşmışız… Ne yapalım, Cenab-ı Allah ömür verirse diğer yazılara diyelim… Hepinizi Yüce Yaradan’a emanet ediyorum, hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!