Dr. Alper Sezener
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sinema ve Yalnızlık Üstüne

Sinema ve Yalnızlık Üstüne

featured
0
Paylaş

Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan bu metin, sinemanın insan yalnızlığını nasıl derin bir estetik tecrübeye dönüştürdüğünü ve modern dünyadaki toplumsal etkilerini inceliyor. Yazar, nitelikli filmlerin insanın içindeki boşluğu doldurmak yerine o boşluğu görünür kıldığını ve bireye dürüst bir ayna tuttuğunu savunuyor. Sinema salonlarındaki kolektif ruhun dijital platformlar ve dikkat dağınıklığı nedeniyle zayıfladığına değinen çalışma, sanatın asıl gücünün ortak duygu üretme yeteneğinde yattığını vurguluyor. Yazı, bu temaları somutlaştırmak adına dünya sinemasından seçilmiş, varoluşsal sancıları ve bireysel izolasyonu işleyen kült film örnekleriyle son buluyor. Sinemanın sadece bir kaçış değil, insanın kendi iç dünyasına yaklaşma çabası olduğu anlatılıyor.

 

Bazı filmler vardır; bittiğinde insanın içindeki sessizlik büyür. Salondan çıkarsınız, ışıklar yanar, şehir aynı şehirdir ama siz aynı kişi değilsinizdir.

İlginç tarafı, bu hissin çoğu zaman kötü filmlerden değil, çok iyi filmlerden sonra ortaya çıkmasıdır.

Büyük sinema, insanın içindeki boşluğu doldurmaz. O boşluğun duvarlarını görünür hale getirir.

Sinema, insanlığın icat ettiği en güçlü yalnızlık aygıtlarından biridir. Yalnızlığı yalnızca anlatmaz; onu estetik bir deneyime dönüştürür.

İnsan kendi hayatında çoğu duyguyu bastırır, erteler, üstünü örter. İyi bir film o örtüyü çekip alır.

Karakterin sessizliği, yüzündeki kırık ifade, yarım kalan bir cümle, uzun bir koridor planı… Bir anda insan kendi hayatının iç sesini duymaya başlar.

Sinema salonunun büyüsü tam burada doğar. Karanlık bir odada, birbirini tanımayan yüzlerce insan aynı sahnede nefesini tutar.

Aynı anda susar, aynı anda gerilir, aynı anda yutkunur. Yalnızlık kısa süreliğine kolektif bir deneyime dönüşür.

Modern dünyanın kaybettiği ritüellerden biri tam olarak budur: birlikte hissetmek.

Evde, yayın platformlarının karşısında yaşanan deneyim çok daha farklıdır. Odanın sessizliği filmin sessizliğine karışır.

Sahne biter, ekran kararır, hayat kaldığı yerden devam eder. Kimse dönüp “O bakış neydi öyle!” demez.

Kimse finalden sonra birkaç saniye susup kalmaz. Duygu yaşanır ama yankı bulamaz. İnsan yalnızca filmi izlemez; kendi iç boşluğunu da izler.

Pandemi sonrası dönemde sinema salonları yeniden doldu fakat eski kolektif ruh geri dönemedi.

Ekran ışıkları karanlığı deliyor, telefonlar hiç susmuyor, dikkat birkaç dakikada bir parçalanıyor.

İnsanlar aynı salonda oturuyor ama aynı filmi izlemiyor artık. Çağın en büyük krizlerinden biri tam da burada başlıyor: ortak dikkat kaybı.

Dikkatini kaybeden toplum, ortak duygu üretme kapasitesini de kaybediyor.

İyi filmler insana “yalnız değilsin” mesajı vermez. Daha sert, daha dürüst bir şey söyler: “Evet, yalnızsın. İnsan olmak biraz da budur.”

Rahatlatıcı olan taraf tam burada saklıdır. Dünyanın başka bir köşesinde bir yönetmenin, bir senaristin, bir oyuncunun aynı kırılmayı yaşamış olduğunu fark etmek… İnsan bazen anlaşılmak için konuşmaya ihtiyaç duymaz.

Doğru çekilmiş bir sahne yeterlidir.

Bu yüzden sinema yaşamaya devam edecek. İnsanlar bazen kaçmak için değil, kendi iç dünyalarına biraz daha yaklaşabilmek için film izleyecek.

Kimi zaman daha da yalnız hissetmek için oturacağız ekranın karşısına. Yine de o karanlığın içinde kısa bir an gelecek; biri yıllar önce bizim yerimize aynı duyguyu yaşamış gibi hissedeceğiz.

Sinemanın gerçek tesellisi de tam olarak burada saklı.

***

Yazımızı Yalnızlık Üzerine En İyi 10 Film listesi ile tamamlayalım:

  1. Persona (1966) – Ingmar Bergman Ingmar Bergman’ın yönettiği filmde Liv Ullmann ve Bibi Andersson başrollerde. Bir tiyatro oyuncusu ile onu tedavi eden hemşirenin kimliklerini yavaş yavaş birbirine karıştırmasını anlatan psikolojik gerilim, varoluşsal yalnızlığın zirvelerinden biridir. Bergman’ın en önemli filmlerinden biri kabul edilen yapım, sinema tarihinin en derin ve tartışılan eserleri arasında yer alır.
  2. Taxi Driver (1976) – Martin Scorsese Martin Scorsese’nin yönettiği kült yapımda Robert De Niro ikonik Travis Bickle rolünde. New York’ta yalnız yaşayan bir taksi şoförünün giderek artan şiddete ve deliliğe sürüklenişini anlatıyor. Film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı ve Robert De Niro’ya birçok eleştirmen ödülü getirdi. Scorsese’nin erken dönem başyapıtlarından biri.
  3. Stalker (1979) – Andrei Tarkovsky Andrei Tarkovsky’nin yönettiği filmde Alexander Kaidanovsky, Anatoly Solonitsyn ve Nikolai Grinko başrollerde. “Zone” adlı gizemli bir bölgeye giren üç adamın hem dış hem de iç yolculuğunu anlatıyor. Tarkovsky’nin en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilen yapım, varoluşsal yalnızlığın en derin sinematik ifadelerinden biridir.
  4. In the Mood for Love (2000) – Wong Kar-wai Wong Kar-wai’nin yönettiği başyapıtta Maggie Cheung ve Tony Leung Chiu-wai başrollerde. 1960’lar Hong Kong’unda komşu iki kişinin bastırılmış aşkı üzerinden muhteşem bir yalnızlık ve özlem atmosferi yaratıyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu (Tony Leung) ödülünü kazanan film, sinema tarihinin en güzel görselliğe sahip yapımlarından biridir.
  5. Uzak (2002) – Nuri Bilge Ceylan Nuri Bilge Ceylan’ın yazıp yönettiği filmde Muzaffer Özdemir ve Mehmet Emin Toprak başrollerde. İstanbul’da yaşayan yalnız bir fotoğrafçının taşradan gelen kuzenini evine kabul etmesiyle başlayan sessiz gerilimi anlatıyor. Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül (Grand Prix) kazanan film, aynı festivalde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü iki oyuncuya birden verdi.
  6. Lost in Translation (2003) – Sofia Coppola Sofia Coppola’nın yönettiği filmde Bill Murray ve Scarlett Johansson başrollerde. Tokyo’da bir otelde tesadüfen tanışan yaşlanan bir aktör ile genç bir kadının duygusal yakınlaşmasını anlatan film, modern yalnızlığın en zarif örneklerinden biridir. Oscar’da En İyi Özgün Senaryo ödülünü kazanan film, ayrıca üç dalda Altın Küre ödülü aldı.
  7. Her (2013) – Spike Jonze Spike Jonze’un yazıp yönettiği filmde Joaquin Phoenix başrolde, seslendirme olarak Scarlett Johansson yer alıyor. Yakın gelecekte yapay zekâya âşık olan yalnız bir adamın hikâyesini anlatıyor. Film, Oscar En İyi Özgün Senaryo ödülünü kazandı ve teknolojinin yalnızlığı nasıl derinleştirdiğini güçlü şekilde işliyor.
  8. Manchester by the Sea (2016) – Kenneth Lonergan Kenneth Lonergan’ın yazıp yönettiği filmde Casey Affleck başrolde, Michelle Williams ve Lucas Hedges önemli rollerde. Küçük bir kasabada kardeşinin ölümünden sonra yeğeniyle ilgilenmek zorunda kalan bir adamın derin yas ve suçluluk duygusunu anlatıyor. Oscar’da En İyi Erkek Oyuncu (Casey Affleck) ve En İyi Özgün Senaryo ödüllerini kazandı.
  9. Joker (2019) – Todd Phillips Todd Phillips’in yönettiği filmde Joaquin Phoenix ikonik Joker rolünde. Toplum tarafından dışlanan ve yalnızlığa itilen bir adamın çöküşünü anlatıyor. Phoenix, Oscar En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Film ayrıca Venedik Film Festivali’nde büyük ilgi gördü.
  10. Aftersun (2022) – Charlotte Wells Charlotte Wells’in ilk uzun metraj filmi olan yapımda Paul Mescal ve Frankie Corio başrollerde. Bir baba ile kızının tatilini yıllar sonra hatırlama üzerinden işleyen film, bastırılmış yalnızlığı çok incelikli anlatıyor. BAFTA’da En İyi Çıkış Yapan Yönetmen ödülünü kazanan film, Paul Mescal’e Oscar ve BAFTA En İyi Erkek Oyuncu adaylığı getirdi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!