Zahide Uçar’ın bu köşr yazısı, modern Türkiye’de Anneler Günü kutlamalarının yüzeyselliğini eleştirirken, kadınların maruz kaldığı şiddet, cinayet ve hak mahrumiyetlerini sert bir dille sorgulamaktadır. Yazar, toplumun ve siyasi iradenin kadın haklarındaki gerilemeye karşı gösterdiği duyarsızlığı, cezaların yetersizliğini ve kadınların toplumsal hayattan izole edilme çabalarını ele almaktadır. Metin boyunca, Türkiye’nin mevcut gidişatı ile Taliban zihniyeti arasında korkutucu benzerlikler kurulmakta ve kadınların ikincilleştirilmesi bir yönetim tercihi olarak nitelendirilmektedir. Cumhuriyet’in sağladığı eşit yurttaşlık haklarından uzaklaşıldığını belirten yazar, Atatürk ilkelerine ihanet edildiğini savunarak halkı gerçeklerle yüzleşmeye çağırmaktadır. Sonuç olarak kaynak, tüketim odaklı kutlamaların ardındaki toplumsal çürümeyi ve kadınların sistematik olarak değersizleştirilmesini vurgulayan bir eleştiri yazısıdır.
Geçtiğimiz Pazar Anneler Günü’ydü(!)… Kutladılar. Kimi görevini bir güne sığdırıp vicdanını rahatlattı, kimi kapitalizmin tüketim ekonomisine uyumlandı, sevgilerin dar kalıplara sıkıştırıldığı bu günde figüran oldu.
Peki, rolünüzü oynarken;
- Bu ülkede 20 yıldır kadın cinayetleri neden sıradanlaştı, düşündünüz mu?
- Kadınlar neden giderek evlere hapsoluyor?
- Kadına şiddet uygulayanlar, tecavüz edenler, öldürenler cezasızlık uygulaması ile neden suça teşvik ediliyor, o beynini kullanıp düşündün mü?
Düşünme! Yazık, beynin enerji kaybeder(!)…
Afganistan sizler için ne ifade ediyor hanımlar? Taliban? Kadınları insan bile saymıyorlar ya? Evlere kapatıldılar. Görevi kuluçka makinesi gibi doğurmak, dayak yemek, hizmetçilik… Yani kölelik… Biri 2021 yılında ne demişti? “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” demişti değil mi?
Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar neden suça teşvik gibi “vicdanı olanın vicdanını yaralayan” kararlarla sonuçlanıyor hiç düşündünüz mü? Bu bir tercihtir. Ülkeyi yönetenlerin tercihidir. Hâlâ anlamadınız mı? Bir tercih olmasaydı, caydırıcı yasalar çoktan meclisten geçmiş olurdu.
Gülistan Doku cinayeti? Bir vali, valinin oğlu ve cinayeti kapatan valiye bağlı emniyet görevlileri… Çocukken bir tarikatta tecavüze uğrayan bir çocuk, tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuk oluyor. Tecavüzcü kendi çocuğuna da tecavüz ediyor. Anne ölümü göze alıp yargıya başvuruyor. Sonuç: Kadın ve çocuk ölü bulunuyor. Tecavüzcü sapık hâlâ dışarıda.
Siz bu durumdan ne anlıyorsunuz? Aman düşünmeyin! Aman mış gibi yapmaya devam edin! Annelerin katledildiği, değersizleştirildiği, şiddete uğramasının, hatta öldürülmesinin bile normalleştiği bir ülkede Anneler Günü kutlamaya devam edin. Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamazsınız!
Bu ülkede nüfusun büyük çoğunluğu gerçeklikten kopmuştur. İçinde bulunduğu durumu idrak edemeyecek kadar gerçeklikten kopmuştur. Ya da “bana olmaz” diyerek gözlerini kapamış, işlenen insanlık suçuna pasif ortak olmuştur.
*** ***

Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin bu kadar yüksek boyuta gelmesi ve cezasızlık bir tercihtir. Neden? Bu ülkede; “Kadınlar çalıştığı için işsizlik artıyor” diyen bir bakan vardı, hatırladınız mı? Kadının yeri evi diyenler kadınlar için Taliban benzeri bir geleceğin taşlarını döşüyor ve sen Türk kadını, o taşlar üzerinde sekerek hiçliğe gidiyorsun.
Anneler Günü’ymüş….
Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Büyüdüğüm kasabada kadınlara saygı duyulurdu. Benim köyüm var. Köyümde de bir kadın gelince erkekler toparlanır, konuşmasına dikkat ederdi. Erkeklerin saç uzattığı bir dönemdi. Babam İstanbul’da yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “Dolmuşa bindim, yanımda bir kız oturuyor. Rahatsız olmasın diye iyice büzüldüm. Sonra kız sandığım kafayı bir çevirdi, erkekmiş. “
Şimdi erkekler tek kişilik koltuğa iki kişilik yayılıyor. Kadınlar büzülüp oturmaya çalışıyor. Bizlere ortaokulda evrensel görgü ve adap kuralları anlatılırdı. Hamdullah, görgüyü de ortadan kaldırdı “hamdolsun”(!)…
Ben çocukken ninem insan çeşidi için derdi ki; “Allah bazılarını özene bözene yaratıyor, kimine de iki balta koyup salıveriyor.” Şimdi yaşasa ve bu kadar yontulmamış, sonradan görmeyi görse acaba ne derdi?
Bu dönemin modası; “Görgüsüzlük, utanmazlık, arsızlık, vicdanıszlık, hırsızlık, uyuşturucu baronlarıyla resim çektirme, iftira atma yeteneğini geliştirme, yalakalık, zayıfı ezme, mala çökme, yargıyı kadılaştırma, ne kadar güvenilmez isen o kadar itibar(!) görme, şiddet, tehdit…”
Kadınlar ikinci, üçüncü sınıfa doğru itiliyor. Öldürülmelerinin sıradanlaşması, kadın öldürmenin normalleşmesi demektir. Normalleşmesi cezasızlığı, cezasızlık kadının değersizleşmesi sonucunu doğurdu.
Peki, kadınlar bu gidişin neresinde? Kadınların doğumundan sokağa çıkışına kadar kimler müdahale etti? Başını örttükten sonra; “Artık kirlenmeyeceğim” diyerek bütün başı açık kadınlara kirli diyen kadın vekil hangi partide idi? “Başı açık kadın perdesiz ev gibidir; perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralık” diyen il başkanı hangi partinin il başkanıydı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık veya satılık ilan ettiğinde, kaç hukukçu kadın bu şahsı dava etti? Kadın örgütleri ne yaptı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık ya da satılık kadın olarak ifade eden bu şahsa kaç kadın tepki gösterdi? Ya Gezi Parkı eylemlerine katılan kadınlar için en yüksek perdeden; “Bunlar çürük, bunlar sürtük…” ifadesinin kullanılmasına ne diyorsunuz?
Anneler Günü müydü? Taliban’ın gölgesinde, Anneler Günü’nüz kutlu olsun(!).. Bu körlük, bu çokyüzlülük artık midemi bulandırıyor.
Hayvanların sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir Osmanlı yönetiminden Cumhuriyet’e geçişte kadınlar eşit yurttaşlık haklarına kavuştu. Kadın haklarının mimarı Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk kadını için; “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” (1923 Tarsus konuşması) açıklamasını yapmıştır.
Osmanlıcı kadınlar, Araplaşan kadınlar; Atatürk’e yapılan ihanetin bir bedeli vardı. Şimdi o bedel ödeniyor.