Sunulan makale, Selefiliğin tarihsel dönüşümünü ve bu düşüncenin radikal cihatçı terör ideolojilerine evrilme sürecini akademik bir perspektifle ele almaktadır. Geleneksel dini anlayış ile şiddet yanlısı modern Selefilik arasındaki kavramsal farklar vurgulanırken, radikalleşme olgusu çeşitli psikolojik modeller üzerinden analiz edilmektedir. Müslüman Kardeşler’den El-Kaide ve DEAŞ’a uzanan süreçte; 1979 Kabe Baskını ve Afganistan Savaşı gibi kritik dönüm noktalarının küresel terörizm üzerindeki etkileri detaylandırılmaktadır. Ayrıca, bireylerin hangi sosyo-psikolojik aşamalardan geçerek aşırılıkçı yapılara dahil olduğu ve şiddeti nasıl meşrulaştırdığı incelenmektedir. Çalışma, terörü sadece askeri değil, aynı zamanda siyasal İslam ve toplumsal dışlanma bağlamında çok katmanlı bir sorun olarak tanımlar. Sonuç olarak, dini kavramların politik amaçlar doğrultusunda araçsallaştırılması ve bunun doğurduğu güvenlik riskleri kapsamlı bir şekilde sunulmaktadır.
Prof. Dr. Nadim Maci
*Kyle Rogers
Giriş
Günümüz terörizm literatürüne bakıldığında, Selefilik, aşırıcılık ve radikalizm kavramları hem birbiri tarafından beslenebilen hem de beraber ele alınan konular olduğu görülür. Mevzubahis kavramların gerek dini manada yorum farklılıkları gerekse de sosyo-psikolojik etkenlere bağlı olarak incelenmesi, meselenin çok katmanlı olduğunu gösterir. Hem tarihi süreçte farklılık arzeden içerikler ve farklı merhaleler, hem de büyük dönüşümlerin oluşturduğu dil düzeneğinde yeni tanımlar ve sürümler söz konusu olduğu için geleneksel Selefi anlayış ile Cihatçı Selefilik arasında ayrım yapmak gerekmektedir. Böyle bir ayrım anılan anlayışın tarihi bağlamını ve günümüz dünyasında küresel boyut kazanmış yerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Çünkü yapılan çalışmalar radikalleşmenin çeşitli aşamalardan geçilen bir süreç olduğunu göstermektedir. Tüm bunlar göz önüne alındığında Radikal Selefi Cihatçı hareketlerin ortaya çıkışını açıklarken çeşitli öncül grupların ve Siyasal İslamcı hareketlerin tarih sahnesine çıkan düşüncelerini ana başlıklar altında göstermek açıklayıcı olacaktır.
Radikal Selefi Cihatçı anlayışın tarihi kökleri var mıdır, sorusu ister istemez Selefiyye kavramının köklerine, tarihi safhalarına ve önemli temsilcilerine atıf yapmamız gerekmektedir. Radikal-Selefi Cihatçı örgütler, modernizm geçiş sürecinde ortaya çıkan İslam anlayışları ve arayışları içinde şiddet ve terör sarmalına bulaşmış bir yapıdır. Bu yapının atıf yaptığı ve beslendiği kavramları, tanımları ve görüşleri klasik selefi anlayışında görürüz. Modern dünyaya girişte Batı’nın beşerî etkinlik alanında büyük bir atılım yapması, yeni görüşler ve hareket yöntemleri ortaya koyması, ferdi ve dünyevi faaliyetlere ve teknik deneylere önem vermesi büyük bir güç elde etmesini sağladı. Eşitsiz zenginliğini, askeri ve siyasi gücünü saldırgan bir üstünlük psikolojisi ile tahkim eden Batı, dünya ölçeğinde hakimiyet kurmaya girişti. Osmanlı Devleti’nin çöküşü ile birlikte dağılan, emperyal emellerin kuşatması altına giren İslam dünyasında farklı tepkilerin çıkmasına yol açtı. Yaşanan siyasi ve ekonomik krizler, Batı dünyasının psikolojik üstünlükle toplumların iç yapısına müdahalesi, iktisadi kuşatma faaliyeti, oluşturduğu iç çatışma düzeneği ve İslam coğrafyasında yer alan devletlerin bu gelişmeler karşısındaki yetersizliği İslami köklere dönüş fikrini gündeme taşıdı. İslam coğrafyasının tümünde İslami hareketler örgütlenmeye başladı. (Bkz: Lapıdus, 1996: 12-30)
Özellikle 1967’de Arap ülkelerinin İsrail güçleri tarafından uğradığı ezici askeri yenilgiler yeni bir sürecin kapısını araladı. Yenilginin sebebi olarak İslâm’dan kopuş, Arap milliyetçiliği ve ulus devlet anlayışı gösterildi. Hasan el-Benna (1906-1949) tarafından Mısır’da kurulan, batı merkezli ideolojilere karşı kendini tahkim eden İhvanü’l Müslimin: Müslüman Kardeşler örgütü bu anlayışın sonucu olarak ortaya çıktı. İç siyasi mücadelenin ardından Seyyid Kutup (1906-1966) tarafından daha radikal boyuta taşınan ve Hintalt kıtasında Ebu’l Ala Mevdudî (1903-1979) tarafından desteklenen İslam anlayışı cihatçı hareketin fikri zeminini oluşturdu. Özellikle 1979 Kâbe Baskını ve Sovyet-Afgan Savaşı gibi tarihsel kırılma noktaları El-Kaide başta olmak üzere küresel cihatçı örgütlerin oluşumuna zemin hazırladı. Usame bin Ladin (1957-2011) ve Eymen el-Zevahiri (1951-2022) gibi figürlerin ideolojik liderliği altında kurumsallaşan bu yapıların, radikal düşüncenin küresel ölçekte yayılmasında belirleyici rol oynadı.
Bu makale, son derece genel tablo içerisinde çok yönlü meselenin önemli bir yönünü araştırmayı amaçlamaktadır. Selefilik, radikalizm ve terörizm üzerine yapılan çalışmaları inceleyerek Radikal Selefi Cihatçı anlayışın 1990’lara kadar gelen süreçte nasıl ortaya çıktığı ve bu örgüte mensubiyetin sosyo-psikolojik boyutuna ilişkin geliştirilen modeller üzerinde durmaktadır. Meseleyi hem tarihsel ve kuramsal bir bakış açısı ele alan bu çalışma radikal-cihatçı dini yorumun ortaya çıkışında sosyo-psikolojik etmenleri göstermeyi amaçlamaktadır.
- Kavramsal Çerçeve
Selefilik ve Cihatçı Selefilik
Kavram, anlamı kapsayan kültürel ve kişisel deneyimlerin eklemlendiği zihnî tasarımdır. Tanım, bağlam, kaynak, zaman ve dil gibi her kavramın birleştiriciler vardır. (Deleuze, Guattari, 2001:23) Anlamını zamana, yere, toplumsal yapıya göre farklılaştıran bağlamsal bilgi ile temsil edilir. Öyleyse bir kavramın anlamını ortaya koymak için iç ve dış bağlamını bilmek gerekir. Tarihsel bağlam kavramını ortaya çıkışı, iç bağlam ise kavramın metin içinde kullanım ve kullanım yoluyla kazandığı anlamdır.
Selef sözcüğünün ilk olarak Sünnet taraftarlığının sahabe, tabiin ve tabiini takip eden büyük imamların / önderlerin yolunu izleme bağlamında kullanıldığı görülmektedir. Kitabü’l İman müellifi Ebu Ubeyd’in (v.224) Selef yolunu takip edenleri ve bu nesillere tabi olanları ehlü’s sünne kavramıyla nitelendirmesi (Ebu Ubeyd 1983, 9, 24,35; Akt: İşcan, 214:18) Hz. Muhammed ve onu takip eden nesillerin yolunu izleyenleri ifade etmektedir. Hayatın işleyen çarkı içerisinde ortaya çıkan yeni durumlar karşısında ellerinde iki kaynak vardı: Kur’ân ve Sünnet. Bu ikisine tabi olan, oluşturulan yolda yürümeyi esas alan ve bunu muhafaza etmeye çalışan anlayışı Selefiyye olarak tanımlamak mümkündür.
Sorun, yeni durumlara ve gelişmelere verilecek cevabın yöntemi ile ilgilidir. Bu sorun karşısında Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis / Ehl-i Eser şeklinde beliren farklılık erken dönemde Ehlü’s Sünne çatısını ifade eder. Şehristânî (v.548/1153) Ashabu’l Hadis ve Ashabu’r Rey şeklinde ayrım yapar ve der ki “Ashabu’l Hadis; Hicaz ehlidir. Malik b. Enes, Muhammed b. İdris eş-Şafii, Süfyan es-Sevrî, Ahmed b. Hanbel ve Davud b. Ali b. Muhammed el-İsfehânî’nin mensuplarıdır. Onlar, Ashabu’l Hadis olarak isimlendirilir. Çünkü onlar haberleri nakledip, hükümleri nasslar üzerine kurma konusunda büyük gayret sarfederler. Ashabu’r Rey ise Ebu Hanife Numan b. Sabit’in mensupları olan Iraklılardır. Böyle isimlendirilirler, çünkü onlar çoğunlukla kıyasın vecihleri üzerinde dururlar. Ahkamdan çıkarılan manaları ve hadiseleri bunun üzerine kurarlar. (Şehristânî, 1975: 206, 207)
Bu bağlamda Selefilik; Sahabe ve tabiûn yolunu izleyen fakihler ve hadisçilerin yolu olarak tanımlanabilir. (İzmirli, h.1341: 1/ 98) Hicri üçüncü yıl başlarında teşekkül eden bu zümrenin yolunun Kur’ân ve Sünnet yolu olduğu ifade edilmektedir. Selef olarak adlandırılan zümrenin yeni gelişmelere verilecek cevap ve yöntemi konusunda ayrıştıkları; Ehl-i Hadis olarak adlandırılan ekol; Kur’an ve Sünnette belirtilen esasları Akıl ve Rey’e müracaat etmeksizin ve tevile başvurmaksızın olduğu gibi inanmayı esas almıştır. (Fığlalı, 1993: 70) Dini ifadeleri, rivayetleri olduğu gibi kabul eden ve meselelerin çözümü için aklın hakemliğine başvurmayı reddeden bu anlayış İslam anlayışının gelenekçi ve lafızcı boyutunu temsil etmiştir. Ana çatı altında Ehl-i Rey olarak tarif edilen anlayış ise dini ifadelere (nakil), akla, sistematik akıl yürütmeye (kıyas), örf ve maslahata yer verdiği için farklı bir anlayışı temsil etmiştir.
Anılan ayrışmada Ehl-i Hadis, Ehl-i Eser anlayışını benimseyen ve daha sistematik hale getiren Ahmed b. Hanbel’dir. (v.241/ 855) Ona göre;
- Delillerin kaynağı Kitab, Sünnet ve İcma’dır. Kıyas kabul edilemez.
- İtikadi konularda akla ve aklın verilerine başvurmak doğru değildir. İman, kalp ile tasdik dil ile ikrar ve azalarla amel etmektir. İslâm ise tasdik ve ikrardır. Dolaysıyla insan, şirk koşmak hariç, bir emri inkâr etmedikçe dinden çıkmaz. Büyük günah işleyen tövbe etmeden ölürse, durumu Allah’a kalmıştır. O dilerse onu bağışlar, dilerse azap eder.
- Allah’ın sıfatları konusunda tartışmak ve akla dayalı açıklamalarda bulunmak dalalettir. Nass ve nassın ifade ettiği ne ise ona iman edilir.
- Hilafeti zorla ele geçirdiği halde halkı memnun eden ve adaleti yerine getiren kimseye kendisi facir olsa bile itaat vaciptir. Çünkü fitnelerin önüne geçmek ancak böyle mümkün olur.
- Yönetici iyiliği emretme kötülüğü yasaklama gereğince halkın üzerinde mutlak yetkiye sahiptir. Bu inancın gereği olarak Hanbeli mezhebinin yaygın olduğu bölgelerde evlere baskın yapıldığı, halkın tazyik edildiği, kadın ve çocukların sokağa çıkmalarının engellendiği görülmüştür.
Selefiliğin ikinci aşamasında “İnanç sistemini sahabe ve tabiûn zamanındaki şekle çevirme amacını güden nakilci / lafızcı gelenekçi” bir anlayış olarak belirir. Özet olarak sıraladığımız temel esaslar açısından meseleye bakılırsa hem kökenleri itibariyle hem de duruş ve tutum itibariyle cihatçı Selefiliğin Ehl-i Hadis ve bu anlayışın önemli temsilcisi Ahmed b. Hanbel’in anlayışıyla örtüştüğü söylenemez. Her iki anlayışın nakilci oldukları, bu noktada birleştikleri söylenebilir. Fakat bu noktada da önemli bir ayrıntı var. Ehl-i Hadis ve bu anlayışın önemli temsilcisi Ahmed b. Hanbel geleneğe atıf yapar, onu muhafaza etme konusunda hassasiyet gösterir. Halbuki Cihatçı Selefi anlayış, geleneği reddeder, doğrudan dil olgusuna, nakle başvurur. Kendisinden önce herhangi bir kişiye atıf yapmayı aracılık ve tevessül olarak niteler, şirk olarak damgalar. Dolayısıyla Cihatçı Selefi hareketi Ehl-i Hadis ile bağdaştırmak hem tarih dışı hem de terörü meşrulaştırma girişimi açısından sorunludur. “Modern Selefiliğin, kendisini köklü bir temele dayandığına inandırma çabası içerisinde olması” (Demir, 2018) izlediği siyasi hareketi, din adına tanımlama ve tahakküm etme faaliyetlerini, masum insanları vahşice öldürme eylemlerini meşrulaştırma girişimi olarak okumak gerekir.
Kendisini Selefî anlayışa mensup birisi olarak ifade eden İbn Teymiye (v.728 /1328) gerek yaşadığı dönemde gerekse geleceğe dair bıraktığı etki açısından önemli bir şahsiyettir. İlmi hayatında Kur’ân, hadis ve Hanbeli fıkhı önemli yer almıştır. İbn Teymiye’nin anlayışında “öncekilerin yolunu takip etmek ve nakli esas almak metodu korunmakla birlikte Selefiyye kavramı “nakli esas alan gelenekten daha çok İslam’ın itikadi ve ameli sahasına girmiş yabancı unsurları temizlemek, ilk İslam toplumunun saflığına geri dönmek amacı öne çıkmaktadır.
Onun İslam anlayışının belirgin esaslarını şöyle sıralayabiliriz;
- Dinin asıllarında aklın kullanımını esas alan yeni yönelişler karşısında kitap ve sünnete dönmektir. Nebevi ve Selefî yol, Allah hakkında rey ile konuşmamak, sahabe ve tabiinin yolunu takip etmektir. (İbn Teymiye, 1991, 41-42) Her ne kadar sarih akıldan söz etse de 0nun akla yüklediği anlam, Kur’ân ve onu açıklayan sünnetten başka yol yoktur görüşünün bir uzantısıdır. Esas olan din ve nakildir, akıl sadece idrak ve tasdik edicidir. (İşcan, 2014: 29)
- Tevhit; dinde Kur’ân ve Sünnete bağlılıktır. Allah’ın ve peygamberin dışında emir ve yasak kabul etmemektir. Tevhid sadece tasdik ve ikrar değil, Allah’ın emirlerini fiilen yerine getirmektir. Allah’ın emrini terk etmek küfürdür. (İbn Teymiye, 1/311; 2/277)
- Peygamber devrinde olmayan bir şeyi bidat kabul etmek ve bunlardan yüz çevirmek tevhit inancının gereğidir.
- Sûfî tarikatların adap ve erkân olarak sundukları hususlar bidat ve İslam dışıdır.
- İtikadî konularda varit olan dini ifadelere olduğu gibi iman etmek gerekir, bunlar tevil etmek (1991, 5:198) Ebu Zehra, 1978: 517) doğru değildir.
- Kabir, türbe ziyareti, kabir de namaz kılmak, yardım dilemek küfürdür. (İbn Teymiye, 1991, 1: 163, 360) (Ebu Zehra, 1978: 536)
- Bir topluluk Müslüman olduğunu ifade etmesine karşın yönetimi dini esaslara dayanmıyorsa onlara karşı ayaklanmak vaciptir. Fakat kahır yoluyla iktidarı elde eden Sultan zalim olsa da düzenin istikrarı için itaat edilmelidir. Yönetim şer’i esaslara dayanmalıdır. (Bkz: İbn Teymiye, 1985)
Bazıları tarafından İslami rönesans / uyanış hareketi olarak adlandırılan Vehhabilik ise üçüncü aşamayı oluşturur. Vehhabiler kendilerini Sünni olarak tanımlarlar. “Biz itikatta Selef, amelde Hanbeli mezhebindeniz. Esasen Ahmed b. Hanbel, itikat konusunda Selef mezhebinin nascı / eser kolunu temsil eder. Onun ameldeki yolu da budur. Binaenaleyh biz, itikat ve amelde Hanbeli’yiz, Vehhabi diye bir şey yoktur.” (Fığlalı, 1993: 96) Her ne kadar kendilerini Ahmed b. Hanbel’in takipçileri olarak sunsalar da Siyasi güce yaslanarak farklı anlayışta olan kesimler üzerinde kurdukları tahakküm ve kıyım, din-siyasi güç eşitlemesini baskı ve tahakküm unsuru olarak devreye sokan bir hareket olduğunu göstermektedir. Bu yapıyı tanımlayabilmek için dayandıkları esasları kısaca özetlememiz yerinde olacaktır.
- Tevhid; Allah’ın birliğini tanımak, inanmak ve ikrar etmektir. Fakat Muhammed b. Abdilvehhab bunu yeteri görmez. Bir insanın ben Müslümanım, Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed Allah’ın elçisidir, demesi onun malını ve canını koruması için yeterli değildir. Tevhid; kalple, lisanla ve amelle olmalıdır. Bunlardan birisi eksik olursa insan Müslüman sayılmaz. İnsan, filleriyle Allah’ı birlemelidir. (Muhammed b. Abdilvehhab, 1986, 3-4; 17) Ortağı olmayan Allah’tan başkasına dua ve recada bulunmak, başkasından medet ummak, yardın istemek, Allah’tan başkası için kurban kesmek ve nezreden kimse kafirdir. (Muhammed b. Abdilvehhab, 1996, 41-42; Fığlalı, 1993: 103) Allah’ın emirleri ve sünneti dışında emir ve yasak tanımak şirktir. Peygamberin devrinde olmayan her şeyi (bidat) ve tevessülü terk ederek Allah’ı birlemek ameli tevhittir. (Muhammed b. Abdilvehhab, 1986: 25, 51) İman ile küfrü ayırt eden ameli tevhittir. Tazim ve ibadeti yalnızca Allah’a tahsis etmeyen, yardım ve mededi Allah’tan istemeyen, Onun haram kıldığından sakınmayan kimse kafirdir. Bu gibilerin malları ve canları helaldir. Hakiki muvahhitlerin hücum ile bunları öldürmeleri ve mallarını yağma etmeleri helaldir. (Yörükan, 1953: 1/61)
- Amel, imanın bir parçasıdır. Namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri yerine getirmeyen kafirdir. Farz olanları tembellikle veya inkâr için terkeden kimse kafirdir. Mal ve kanları helaldir. Bu görüşleri ile Ahmed b. Hanbel’den ayrılırlar. Çünkü ona göre iman hem söz hem ameldir, iman iyi amellerle artar, kötü amellerle eksilir. İnsan kötü amellerle imandan çıkar, fakat tövbe edince yine imana döner. Tembellik sebebiyle farzlardan birini terkeden kimse ile ihmal eden kimsenin durumu Allah’a kalmıştır. O dilerse bağışlar, dilerse azap eder. ((Muhammed b. Abdilvehhab, 1986: 17) Ebu Zehra, 1947:125)
- Şefaat yalnız Allah’tan dilenir. Ona aittir. Peygamberden şefaat dilemek nehyedilmiştir. Bu çıkarıma dayalı olarak tevessülün her türü ve şekli şirk olarak görülür, dolaysıyla Sufi gelenekte ve halk dilinde yaygın olarak başkasını aracı kılan sözler küfür olarak görülür. (Muhammed b. Abdilvehhab, 1986:12)
- Kur’ân ve Sünnette bulunmayan bir şeyi ortaya koyan kimse melundur, ortaya koyduğu şey reddedilir. Akait konusunda kelamcıların, helal ve haram konusunda fakihlerin sözleri delil olamaz. Mezar ve türbeleri ziyaret etmek, namaz kılmak Allah ve elçisine isyan etmek ve bunlar en büyük bidat ve şirktir.
- Camilerin süslenmesi, kubbe ve minare yapılması bidattir. Namazların yalnız kılınması yasaktır. Beş vakit namazın cemaatle kılınması farzdır. Namaz kılmayı tereden kâfirdir. Onlar hakkında dinden çıkmış hükmü verilir. (Yörükan, 1953: 60)
- Kesin delil Kur’ân’dır. Altı hadis kaynaklarında dirayet ve rivayet yoluyla sabit olan hadis delildir. Aklın delil olması söz konusu değildir. Kur’ân ve sünnet zahiri anlamlarıyla değerlendirilir. Aklı ve tevili işe karıştırmak bidattir, küfürdür.
- İyiliği emretme kötülüğü yasaklama emri gereğince yukarıda belirtilen esaslara uymayan ve bunların dışında kalan kesimleri İslâm’a davet etmek ve onlarla savaşmak, onları öldürmek mallarını yağmalamak helaldir. (Muhammed b. Abdilvehhab, 1986, 25,51)
Buraya kadar tarihi olarak üç farklı dönemde selef / Selefiyye kavramı etrafında şekillenen anlayışı ortaya koyduk. Her ne kadar Selefiliğin farklı görünümleri arasında ortak noktalar bulunsa da Selefilik tarihte geçirdiği her bir merhalede muhtelif veçhelerle tebarüz eden bir düşünce sistemidir. (Nafi, 2013: 31) Diğer bir deyişle ortak kodlara sahip olduğu kadar, önemli farklıklar gösteren kodları da içermektedir. Modern Selefilik tanım, bağlam, kaynak, zaman ve dil açısından farklılık arzetmektedir. Modern Selefilik, kendisini neredeyse her hareketin dayandığı gibi köklü bir temele dayandığına inandırma çabası içerisindedir. (Demir, 2018). Öte yandan bir itikadi ve ameli bir ekolden bir siyasi zihniyet biçimi olarak görülmektedir. Çünkü Selefi düşüncenin Kur’an ve Sünneti temel aldığı ileri sürülürken, bizzat Kuran’ın aklı merkeze alan iletisine aykırı bir duruş içerisinde olduğu görülmektedir. (Yılmaz, 2016). Bir zihniyet biçimi olarak modern Selefilik Harici-Vehhabi sentezine dayalı Arap merkezli bir siyasi hareket olarak tanımlayabiliriz.
Selefilik, Selef-i Salih olarak anılan İslam’ın Peygamber sonrası üç kuşağını da içerisinde barındıran bir inanç ve yaşayışa dönmeyi hedefleyen bir hareket (Beyaz, 2017) olarak görülür. Lakin, Selefilik ve Selefi Cihatçılık kavramları arasında hem dini hem de eylemler açısından ciddi farklar bulunmaktadır. Geleneksel Selefilik düşüncesinde inancın saflığının korunması ve bidatlerden uzak durulması esas alınır. Temelde şekilci konuların ön planda olduğundan da bahsedilebilir örnek olarak sakal uzunluğu, giyim tarzı ve bireysel ibadetler verilebilir. Abubaker, 2020) İlerleyen süreçte özellikle İbn Teymiye, Vehhabi anlayışta itikat ve amel bütünlüğü esas alınır. Modern Selefilik de ise itikat-amel bütünlüğü ekseninde hareketin odağında son derece şiddete ve öldürmeye açık cihat yer alır. Bu düşünce dinin özünü, cihat şehadet ve devlet kurma gibi askeri politik unsurlara olarak görmektedir
Bu iki düşüncenin siyasi otorite ve devlet yöneticilerine bakış açılarında da çeşitli farklılıklar görülmektedir. Gelenekselciler, eğer Müslüman yöneticiler tarafından yönetiliyorlarsa onlara karşı bir savaşı ya da ayaklanmayı uygun bulmazlar. Bu durumu ise Haricilik ile eşdeğer gördüklerinden bahsedilmiştir (Tekin, 2023). Kısaca yöneticileri dini ritüelleri yerine getiriyorsa bağlılıkları devam eder. Cihatçı Selefiler ise iktidarların dini ritüelleri ya da dindarlıkları ile ilgilenmez ve şeriatı uygulayıp uygulamamasına bakma eğilimindedirler. Bu düşünce, şeriat harici olan beşeri kanunlar ile yöneten liderleri tağut ilan eder ve bu kişilerle mücadeleyi meşru ve bir görev olarak görürler (Abubaker, 2020).
Dahası Cihat kavramının yorumu alanında ise önemli derecede birbirlerinden farklıdırlar. Gelenekselciler, meşru bir imam ya da halifenin öncülüğü ve izni ile cihat yapılabileceğini savunurlar. Buna karşı Cihatçılar ise, hiçbir otoriteye ya da şahsa bağlı olmadan cihat yapılacağını savunurlar çünkü bunun her Müslüman’ın bir kişisel zorunluluğu olduğunu öne sürerler (Abubaker, 2020). Azam’ın iki tür olarak nitelendirdiği (savunma ve saldırı) Cihat hareketi bu düşünce için İslam’ı egemen kılmak adına bir küresel enstrümandır (Dokur ve Dalkıran, 2024).
1.2.Aşırıcılık
Aşırı kelimesi sözlük anlamı ile aş- öte yana geçme fiilinden türetilmiş bir kelimedir. Kutadgu Bilig’de ise aşru yani ölçüyü aşan, son derece, aşırık olarak geçmektedir (Etimoloji Türkçe, t.y.). Kelimenin İngilizce karşılığı olan Extremism kelime manası ile, bir kişinin, çoğu insan tarafından mantığa sığmayan ve kabul edilemez olarak gördüğü inançlara sahip olması gerçeğidir (Cambridge English Dictionary, t.y.). Öte yandan Oxford English Dictionary ise bu kelimeyi aşırılık durumlarına eğilim gösterme; özellikle aşırı siyasi ya da dini görüşlere sahip olmak veya yasadışı, şiddet içeren veya aşırı önlemlerin savunulması olarak anlamlandırmıştır (Oxford English Dictionary, t.y.).
Birleşik Krallık hükümetinin yaptığı aşırıcılık tanımında ise, nefret ve hoşgörüsüzlüğün temeline alan bir ideolojinin teşviki ya da sürdürülmesi olarak tanımlamıştır. Hükümete göre aşırıcılığın hedefleri ise (Educate Against Hate, t.y.);
- Kendi gibi düşünmeyen insanların temel hak ve özgürlüklerini yok etmek,
- Birleşik Krallık’ın demokratik haklarını ve liberal parlamenter demokrasi sistemini yıpratmak, bu kurumlardaki pozisyonları ele geçirmek ya da ortadan kaldırmak,
Yukarıdaki maddeleri gerçekleştirebilecek kişi ve kurumlara uygun bir ortam hazırlamak. (Cassam (2024), aşırıcılık kavramını yazdığı bir makalede birkaç alt başlığa ayırmayı tercih etmiştir. Aşırıcılık kavramını İdeolojik Aşırıcılık, Siyasi Aşırıcılık ve Psikolojik Aşırıcılık olarak değinmiştir (Cassam, 2024).
İdeolojik Aşırıcılık: İdeolojik Aşırıcılık dinamik ve göreceli olarak değişen bir yapıya sahiptir. Örneğin yüzyıl önce kölelik ve kadın hakları üzerine konuşmak aşırıcılık sayılabilirdi. İdeolojilerin aşırıcılığından bir spektrum örneğinden bahsederek bunun her iki ucunda yer alan ideolojiler olduğundan bahsedilmiştir. Bu kavramda ideolojilerin hem otoriterlik derecelerine göre hem de şiddete karşı tutumlarına göre sınıflandırılabileceğinin örneğini vermiştir. Aşağıdaki grafikte bu durumun anlaşılması adına bir örnek verilmiştir.

Grafik 1. Hans Jürgen Eysenck’e göre siyasi yelpazenin iki boyutlu diyagramı. (Backes, 1989, s. 255)
Yöntem Aşırıcılığı: Aşırıcılığın bu türünü ise, aşırı faaliyetler ve yöntemler gerçekleştirerek ya da bu yöntemleri destekleyerek siyasal amaçlara erişilmesinin bir taraftarı olunmasıdır. Nitekim burada önemli bir noktaya değinilmiştir ki bu da terörist birey veya grupların da siyasi faaliyetlerini gerçekleştirmek ve güçlendirmek adına bu faaliyetleri bir yöntem düşünülürse teröristler de aşırılık sınıfına dahil edilebilir. İdeolojik aşırıcılık olarak tanımlanan kavramda da yer aldığı gibi şiddetin aşırılıkçı bir yöntem olup olmadığı bir soru işareti olmasına karşılık bu tarz şiddet içeren eylemlerde bulunan terörist gruplar insanların büyük bir kısmı tarafından aşırılıkçı olarak tanımlanabilir.
Psikolojik Aşırıcılık: Psikolojik aşırıcılığı politik meselelerden ziyade bir benimsenmiş düşünce tarzı ve zihniyet ürünü olarak tanımlamıştır. Burada esas alınan nokta kişinin hangi ideoloji tarafından doktrine olduğu değil, dünyayı anlamlandırmada ve yorumlamadaki farklılıklar ile ilgili olduğundan bahsetmiştir. Psikolojik aşırıcılık ile biz ve onlar ayrımını siyah ve beyaz kadar keskinleştirme eğiliminde olmuşlardır. Oldukça katı düşüncelerin oluşturduğu kalıplar ile şekillenmiştir. Tam da bu sebeple gibi düşünmeyen ya da karşıt görüşte olan kişi yahut kurumlara düşmanmış gibi yaklaşmaktadırlar.
1.3. Radikalizm
Radikalizm kavramı üzerinde tıpkı birçok diğer kavram üzerinde olduğu gibi kesin bir tanımlamaya varılamamıştır. Bu sebeple radikalizm kavramını ele alırken bunun değişken ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu unutmamak gerekir. Kelime kökenine bakacak olursak diğer dillere Latince olan radix kökünden türemiştir. Latince ’de yer alan manası ile köklere, temellere, öz olana dönüş olarak bilinmektedir (Kaya, 2021). Türk Dil Kurumu’na göre radikalizm kelimesi köktencilik karşılığı ile yer bulmuştur (Türk Dil Kurumu, t.y.). İngilizce sözlüklerde bulunan kelime anlamına göre radicalism kelimesi toplumsal ya da siyasal alanda aşırı düzeyde bir değişimin gerekli olduğu inancı olarak (Cambridge English Dictionary, t.y.) ya da Bir kişiyi siyasal, toplumsal veya dini konulardaki görüşlerinde daha uç veya radikal hale getirme eylemi ya da süreci (Oxford English Dictionary, t.y.) olarak açıklanmıştır. Aktaş (2023) ise radikalleşme için yaptığı tanımlamasında güç ve şiddetin araçsallaştırılarak halihazırda bulunan yöneticilere ve düşüncelere karşı yeni bir düzen tesis etme çabası olduğundan bahsetmiştir (Aktaş, 2023). Öte yandan radikalizm, toplumsal ve siyasal düzenin köklü bir biçimde dönüştürülmesini hedefleyen köktenci bir ideoloji olarak tanımlanmıştır (Çaylak ve Kaymal, 2019). Radikalizm ile ilgili mutlaka değinilmesi gereken hususlardan biri de toplum içerisindeki birey ya da grupların radikalleşme yolculuğudur. Burada akademisyenlerin radikalleşme süreci üzerinde çıkarımlarından yola çıkarak oluşturduğu bazı modellere de değinmek gerekmektedir.
1.3.1. Model 1. Moghaddam’ın Terörizme Çıkan Merdiveni
Bu model, radikalleşmeyi incelerken bir birey merdivenleri çıkarken nasıl adım adım ilerliyorsa ve çıktığı basamaklardan geri geri inmenin zorluğu metaforuna dayanan bir sistemle açıklamaya çalışmıştır. Çünkü Moghaddam’a göre birey basamaklarda çıktıkça seçenekleri daralır ve aşağıya geri inemez hale gelir. Model tam altı katlı bir yapı üzerine inşa edilmiştir ve her bir çıkılan kat farklı psikolojik aşamalardan geçilerek, karşı konulamaz bir şiddet yoluna girildiği süreci temsil etmektedir. Modelin aşamaları aşağıdaki gibidir (Akt: Orsini, 2023).
Zemin Kat: Maddi Koşulların Psikolojik Yorumu: Bireyin hak ettiği kanısında olduğu duruma bir türlü ulaşamadığını ve kendini başkaları ile karşılaştırması. Zemin katın belirleyici olan etkenleri duygular ve adaletsizlik algısıdır.
Birinci Kat: Haksızlık ile Mücadele Seçenekleri. Sürecin tamam ya da devam noktasıdır. Çünkü burada bireyin düşünceleri iki şekilde gelişebilir bunlardan ilki kendi yetenekleri ile toplumdaki yerini yükseltebileceğine inanır ve sistemin adil olduğunu düşünür. Ya da toplumda hakkettiği yere gelemediği ve adaletin haksızlıkları gideremeyeceğine inanırsa yüksek ihtimal ile bir üst kata geçebilir.
İkinci Kat: Yönlendirilmiş Saldırganlık. Hayal kırıklığı yaşanan kaynağa karşı tepki vermesinin mümkün olmadığı durumlarda gerçekleşir. Örneğin batı ülkelerinden ciddi yardım alan devletlerin batı karşıtı anlayışı savunması gibi.
Üçüncü Kat: Ahlaki Bağlılık. Terör örgütlerinin bireyleri kapalı devre bir sistemin içine çekerek aidiyet bağlarını güçlendirdiği noktadır. Bu aşamada hem devlet baskısı hem de toplumun dışlayıcı olduğu algısı, örgütün militanları ile bağlarını pekiştirerek üst bir noktaya taşır. Burada örgütler yozlaşmış düzeni değiştirebilecek tek yapı olduklarının üzerinde durur. Özellikle gençler ve yalnız bireyler için bir aidiyet ve sığınma alanı olarak konumlandırılabilir. Üçüncü kat terör örgütleri ve eylemlerinin meşru ve gerekli görülmeye başlandığı aşamadır.
Dördüncü Kat: Sınıflandırıcı Düşüncenin Yerleşmesi ve Terör Örgütünün Algılanan Meşruiyeti. Bu kat bireyin örgütün içine tamamen entegre olduğu aşamadır ve geri dönüş ihtimali yok denecek kadar azdır. Biz ve onlar ayrımı oluşmuştur çünkü birey artık hukuku ihlal eden ve kolluk tarafından aranan biridir. Bu aşamada örgüt içerisindeki pozisyonlar gündeme gelir bunlar uzun süreli kadrolar ve “ayak takımı” olarak adlandırılan kapalı hücrelerde faaliyet gösteren militanlar olarak ayırılırlar. Birey örgütün mutlak itaat talep eden tarafı ve devletin de takibine maruz kalır ve tek mümkün yolun şiddet olduğunu içselleştirir.
Beşinci Kat: Terörist Eylem ve Önleyici Mekanizmaları Aşma. Bu aşamada teröristler, keskin bir biçimde iyi ve kötü ayrımında bulunurlar ve kötü olarak sınıflandırdıkları gruba karşı kesinlikle suçluluk ve pişmanlık hissetmeden eylem gerçekleştirirler. Bunun arkasındaki fikir ise, yüzleşilen yozlaşmış rejimlere karşı mücadele etmeyen herkes onlar için meşru bir düşman ve düzenin parçasıdır.

1.3.2. Model 2. Silver ve Bhatt Modeli “
Batı’da Radikalleşme: Yerli Tehdit raporunda yer alan bu model genel olarak radikalleşmeyi açıklamaktan ziyade batı şehirlerinde ve toplumunda kendi kendine ortaya çıkan bir radikalleşme durumunu açıklamaktadır. Silver ve Bhatt’ın radikalleşmeye giden yolu 4 aşamadan oluşmaktadır. Bunlar (Akt: Orsini, 2023);
1.Ön Radikalleşme: Bu aşama bireyin, cihatçı ideolojiyle karşılaştığı süreci tanımlar. Daha önceleri yapılan çalışmalar radikal saldırılarda yer alan kişilerin saldırıya kadar düzenli bir yaşama sahip olduğunu öne sürseler de güncel olan çalışmalarda Batı Avrupa’da DAEŞ adına eylemde bulunan kişilerin çoğunun sabıkalı kişiler olduğunu ya da cezaevinde suçlu olarak bulunduğu dönem içerisinde radikalleştiğini göstermektedir.
2.Öztanımlama: Bu aşamada birey, önceki kimliğinden uzaklaşma eğiliminde olur ve çeşitli etkenlerin de etkisi sayesinde Selefi ideolojiye yönelip, bu düşünceye sahip kişiler ile bağ kurmaya başlar. Tüm bu süreç, yaşanan bir travma sonrası oluşan bireyin değerlerini sorgulamasını sağlayan bilişsel açılma evresidir. Bilişsel açılmayı tetikleyen durumlar ise bunlar olabilir; (a)Ekonomik Sıkıntılar. (b) Siyasal Gelişmeler, (c) Toplumsal Dışlanma, (d) Kişisel Kayıplar
1.Öğretilendirme: Bu aşama bireyin, cihatçı ideolojiyi benimsediği, inançlarının keskin bir hale geldiği ve harekete geçme zamanına kanaat getirdiği evredir. Bu aşamada kendisine benzer fikir ve inanışlara sahip bireylerle ilişkiler kurmak, bir gruba dahil olmak ya da bir grubun kurucusu olmak radikalleşme sürecinin önemli bir noktasıdır.
2.Cihadizasyon: Bu aşamada grubun üyeleri, cihat eylemini bireysel bir görev olarak görürler ve kendilerini mücahit olarak adlandırırlar. Bu evrede grup saldırı düzenleme ve planlayacak birikime sahip olur. Kendisinden önceki aşamalara karşın bu aşama oldukça hızlı bir şekilde tamamlanabilir.
1.4. Terörizm
Terörizm “terrorism” kelimesinin anlamı çeşitli sözlüklerde yer almıştır. Türk Dil Kurumu terörizm kelimesini “terörün, siyasi amaçlara erişme doğrultusunda sistematik bir biçimde bilinçli olarak kullanılmasıdır” olarak tanımlamıştır. Ancak Türkçe karşılığını tam olarak kavrayabilmek adına TDK sözlüğünde terör kelimesinin tanımına bakmak gerekmektedir. TDK’ya göre terör sözcüğü ise “yıldırı, yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma” olarak açıklanmıştır (Tekiner ve Kayabaşı, 2017).
Cambridge Dictionary’e göre terörizm “Sıradan insanlar üzerinde korku yaratmak adına tasarlanmış ve politik hedeflere erişmek adına yapılan şiddet eylemleri ya da tehditlerdir.”. Yine aynı sözlükte “Amerikan İngilizcesi” altında yer alan diğer bir ifade ile kısaca terörizm kelimesi “Siyasi hedefler için yapılan şiddet eylemleri” olarak tanımlanmıştır (Cambridge Dictionary, t.y.). Öte yandan Oxford English Dictionary’e göre terörizm “terrorism” kelimesi “Siyasi hedefler doğrultusunda, şiddet ve yıldırma yöntemlerinin yasadışı bir biçimde sivillere karşı kullanılmasıdır.” (Oxford University Press, t.y.).
Etimolojik olarak bakıldığında sözcüğün kökeni Latince terror kelimesi Fransızca ’ya terrorisme ve İngilizceye ’de terror olarak geçmiştir. Günümüze en yakın kullanılan anlamdaki kullanımı ise 18.yy’da Fransız İhtilali döneminde Jakobenler’in iktidarda olduğu dönem terör dönemi olarak anılmıştır (Oxford University Press, t.y.).
1937 yılında Milletler Cemiyeti tarafından “Terörizmin Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi” ile Uluslararası Hukuk alanında terörizm kavramı ilk defa sistematik bir biçimde tanımlanmaya çalışılmıştır. Milletler cemiyeti terörizm kavramını sözleşmenin 1. maddesinde, “kamuoyunda korku yaratmayı hedefleyen ve bir devlete yöneltilen suç teşkil eden eylemler” olarak tanımlamıştır (Şimşek, 2016). Öte yandan Birleşik Krallık Kraliyet Savcılığı (CPS) ise terörizm kavramını “Birleşik Krallık sınırları içinde ya da ötesinde meydana gelen, uluslararası bir kurumu, hükümeti veya kamuoyunu korkutmayı amaçlayan politik, dini, ırki ya da ideolojik bir amaca mensup olan eylem ve tehditler bütünü” olarak tanımlamıştır. Birleşik Krallık Kraliyet Savcılığı’na (CPS) göre bu eylem ve tehditler aşağıdaki gibidir (The Crown Prosecution Service, t.y.) (a) Bireylere yönelik ağır şiddet uygulanması, (b) Mala ciddi zarar verilmesi, (c) Eylemi gerçekleştiren kişi haricindeki bireylerin de hayatının tehlikeye atılması, (d) Toplumun tümü veya bir kesimi üzerinde sağlık ve güvenlik riski yaratılması. Elektronik sistemlerin tahrip edilerek engellenmesi ve işleyişin bozulması
Terörizm olgusu karşımızda yalnızca tanımlanan bu biçimlerde değil tarih boyunca farklı şekillerde de çıkmıştır. Bu nedenle de terörizm farklı araştırmacılar ve yaşanılan olaylar dahilinde farklı alt dallara ayrılmıştır. Martin (2017) Terörizm’in Türleri adlı makalesinde terörizmi kategorize ve sınıflandırma amacıyla çeşitli türlerinden bahsetmiştir. Bunlar (Martin, 2017);
Yeni Terörizm: Bu kavram, Usame bin Laden tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra doruk noktasına ulaşmıştır. Yeni terörizm türü, çok sayıda can kaybını hedefleyen bir saldırı türüdür. Terör örgütlerinin teşkilatlanma ve faaliyet biçimlerini değişikliğe uğratmıştır. Temelinde ahlaki gerekçeler ile sınırları aşan dini grupların ağlarının siyasal şiddeti meşrulaştıran tavırları ile ortaya çıkmıştır.
Devlet Terörizmi: Terörizmin bu türü, hükümetler tarafından kendilerine düşman olduklarını düşündüklerine karşı uyguladıkları çeşitli eylemlerdir. Devlet terörizmi iki şekilde de olabilir. Bunlardan ilki uluslararası arenada düşman olarak algıladıkları tehditlere karşı ikincisi ise ülke sınırları içerisinde düşman olarak algılananlara karşı olabilir.
Muaviz Terörizm: Devlet dışı aktörler ve hareketlerin düşman olarak algıladıkları, etnik-ulusal gruplara, dini gruplara, hükümetlere ve diğer düşmanlarına karşı olan eylemler bütünüdür.
Dini Terörizm: Dini terörizm, kutsal ve ilahi bir gücün şiddeti meşru kıldığına hatta emrettiğine olan bir inanca dayalıdır. Bu tür terör eylemleri, inanan kişilerin tek ve gerçek din olarak algıladıkları inancı muhafaza etme ve yüceltme amacı ile gerçekleştirilmektedir.
İdeolojik Terörizm: Terörizmin bu biçimi, belirli bir grubun ya da çıkar odağına karşı diğerlerinden üstün ve doğal haklara sahip olduğu fikrine dayanan bir siyasal düşünceden beslenir. Bu düşünce içinde, mevzubahis gruplar kendi haklarını zor kullanarak dayatmayı meşrulaştıran gerekçeler üretirler.
Uluslararası Terörizm: Uluslararası terörizm, sınırları aşarak küresel alana yayılan ve uluslararası çıkarları simgeleyen hedeflere, ülke içinde ya da devletler ötesinde yönelen terör eylemlerini ifade eder.
Cezai Muhalif Terörizm: Cezai muhalif terörizmin esası ganimet avcılığı ve maddi kazanç amacı taşır ancak bazı durumlarda ekonomik çıkarlar ile politik amaçların örtüştüğü bir terörizm türüdür. Bu türde daha çok suç faaliyetlerinin maaliyetini karşılamak ve kişisel çıkarlar için menfaat sağlama durumu olduğunun da altı çizilmiştir. Öte yandan suç ve siyaset ile girift bir ilişki içinde olan kuruluşlar da terörizmin bu türüyle kazanç sağlarlar.
Cinsiyet Ayrımcı Terörizm: Bu terörizm türü doğrudan toplumsal cinsiyeti hedef alır. Düşman olarak algılanan kesimin kadın ya da erkeklerine cinsiyet nedenli yöneltilen şiddeti ifade etmektedir. Cinsiyet ayrımcı terörizmde karşı grubun erkekleri potansiyel savaşçı, asker ve direniş unsuru olarak görüldükleri için hedef alınırlar. Öte yandan kadınlara yönelik olan şiddet ise toplumu sindirmek ve kültürel yapıyı çökertmek amacı ile yapılmaktadır.
1.5. Siyasal İslam’dan Radikal Selefi Cihatçı Hareketlere
Siyasal İslam kavramı, çeşitli araştırmacılar tarafından farklı tanımlar ile karşımıza çıkmaktadır. 1967 yılında Arap ülkelerinin, İsrail tarafından uğradığı ezici askeri yenilgiler ile bağlantılı olduğundan da bahsedilmiştir. Bu bağlantının asıl sebebi ise yenilgilerin Pan-Arapçılık düşüncesini çökerttiğinin düşünülmesidir. Paralel olarak da bölgedeki ulus devletlere karşı olan düşünceyi doğurduğu söylenebilir.
Lakin düşüncenin kökenini kavramak için Mısır’da Hassan Al-Banna liderliğinde 1928 yılında ortaya çıkan Müslüman Kardeşler hareketine de değinilmelidir (Elik, 2013). Müslüman Kardeşler hareketi Hassan Al-Banna liderliğinde kısa sürede yükselişe geçmiştir. Bu yükselişin sebepleri ise (Knudsen, 2003); (a)Müslüman toplumları tehdit eden Batılılaşma düşüncesi, (b) Sekülerleşme, (c) Materyalizm gibi sistemlerin karşısında İslam’ı bir alternatif olarak sunması ve çözüm yolu olarak İslam’ın (632-1258) yılları arası kabul edilen Altın Çağ’a geri dönülmesi düşüncesini ön plana çıkarmıştır. Müslüman Kardeşler ’in asıl amacı kurulan eğitim ve sosyal yardım vb. çeşitli kurumlar ile düşüncenin yayılmasıydı. 1949 yılına kadar güçlenerek devam eden bu durum örgütün lideri olan Hasan Al-Banna suikasti ve üyelerin cezalandırılması ile daha da kuvvetli ve geniş bir ağa sahip olmuştur. Bu olayların ardından baskı altına alınan örgüt, çevre coğrafyadan ciddi bir destek kazanmış ve Mısır sınırlarının dışına çıkarak benzeri yapılar oluşmasına zemin hazırlamıştır. Baskıların artması örgütün radikalleşmesine neden olduğundan bahsedilmektedir (Knudsen, 2003). Öte yandan da Siyasal İslam ideolojisinin, batılı sömürge devletlere karşı İslami temellere dayanan bir düzeni savunduğuna değinilmiştir. Ancak buradaki önemli husus, Siyasal İslam’ın birden farklı çeşitte vukuu bulmasıdır. Bunlar (Adraoui, 2025) Demokrasi yolu ile hedeflerini gerçekleştirmek isteyenler; Şiddeti meşrulaştıran yorumlar üzerinden hedeflerini gerçekleştirmek isteyenler,
Bu gelişmeler sonrasında hareket içinde iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır. Seyyid Kutub, İslam’ın ancak İslam dışı devlet ve yönetimlerin ortadan kaldırılmasıyla yükselebileceğini savunurken, suikast sonrası liderliğe gelen el-Hudeybi bu sürecin eğitim ve reformlarla gerçekleşeceğini ileri sürmüştür. Kutub’un radikal görüşleri onu ciddi bir tehdit haline getirmiş ve 1966’da idam edilmiştir. İdam sürecinde kaleme aldığı Ma‘alim fi al-Tariq adlı eserinde, “cahil ve çökmüş” olarak tanımladığı mevcut düzenin yıkılmasını ve yerine ancak cihat yoluyla mümkün olabilecek İslami düzenin kurulmasını savunmuştur (Knudsen, 2003).
İslamcı örgütlerin, köklerinden ve “asli saflığından” uzaklaştığı düşünülen çağdaş Müslüman toplumları yeniden İslamlaştırma amacı, literatürde aşağıdan yukarıya işleyen iki temel strateji çerçevesinde ele alınmaktadır (Roggero, 2025);
(a)Müslüman Kardeşler örneğinde görüldüğü üzere, eğitim, vaaz ve sosyal yardım faaliyetleri üzerinden şekillenmektedir. Bu yaklaşımda, özellikle yoksul ve dezavantajlı kesimlere yönelik dini eğitim programları yürütülmekte; devletin sosyal politika alanında yetersiz kaldığı durumlarda alternatif yardım ve dayanışma ağları oluşturularak tabanda bir İslami bilinç ve bağlılık inşa edilmeye çalışılmaktadır.
(b) Seyyid Kutub’un radikalleşen düşünsel çerçevesi doğrultusunda, cihat kavramının yeniden yorumlanmasına dayanmaktadır. Bu perspektifte, “İslam’a uygun olmadığı” düşünülen yönetimler gayrimeşru kabul edilmekte ve bu hükümlere karşı şiddet içeren devrimci mücadele, bir İslam devleti inşasına giden meşru bir araç olarak görülmektedir.
Seyyid Kutub’un düşünceleri, Enver Sedat suikastını gerçekleştiren El Cihat’tan, Cezayir’de iç savaşa sürükleyen FIS, El Kaide ve IŞİD gibi örgütlere kadar pek çok yapıya ilham verdiği belirtilmiştir. Bu şiddet yanlısı cihatçılık hareketleri, Müslüman Kardeşler ve benzeri örgütlerin görece şiddetsiz, siyasi meşruiyet arayışına dayalı İslamcılığından bir sapma anlamına gelmiştir. Bu sebeple de örgütler de zamanla ilk İslam devletini yeniden kurma idealinden uzaklaşmıştır (Roggero, 2025).
Investigation isimli belgesel yapımcısının Cihadın Kökenleri adlı belgeselinde İslamcıların ilk İslam Devleti denemesinin 1979 yılında gerçekleşen Kâbe baskını olduğundan bahsedilmektedir. Yaşanan bu hadisede yüzlerce kişinin öldüğünden ve binlerce insanın da rehine alınmıştır (Investigation, 2025). Olayların başında ise eski bir Suudi ulusal muhafızı olan ve dedesinin 1920 yılında bir Selefi İhvan hareketinin lideri olduğu iddia edilen Cuheyman el-Uteybi vardı El-Uteybi’nin taraftarlarına ve insanlara anlattığı şey Suudi Kraliyet ailesinin batı tarafından yozlaştırıldığı ve bu nedenle yıkılması gerektiğiydi (Hegghamer ve Lacroix, 2007). Suudi muhafızlarının başarısız baskın girişimlerinin ardından Suudi kralı Fransa’dan yardım istemişti ve Kabe’nin planları istendiğinde enteresan bir durum ortaya çıkmıştır. Kabe’yi yenileyen şirket Bin-Laden grubuydu ve planları gereken birimlere ulaştırmışlardı. İki haftanın ardından yapılan operasyon ile isyancılar etkisiz hale getirildi ve yakalananların büyük bir kısmı idam edildi. Ancak yakalananların arasında yabancı cihatçıların da olması dikkat çekmiştir (Van Driel, 2025; Tristam, 2018).
1980 yılında Afganistan’ın Sovyet İşgali sırasında, Suudi istihbaratından Usame bin Ladin’i ziyaret eden öğretmeni kendisinden Pakistan’da Suudi Krallığının, Afgan mücahitlere verdiği maddi desteği yönetmesini istemiştir. Buradaki en büyük etken ise ailesinin bir serveti ve iyi bağlantılara sahip olmasıydı (Burke, 2015; Investigation, 2025). Öte yandan kardeşleri batıda eğitim görmüştü ancak kendisi Suudi Arabistan’da Müslüman köktendinciler tarafından eğitilmişti. Pakistan’a vardığında ise buradaki direnişe cihatçıları yönlendiren kişi olan Abdullah Azam ile tanışmıştır. Kendisine gönüllülerin nasıl bulunulacağı ve eğitileceği konusundaki bilgileri Azam vermiştir (Maliach, 2010).
Mcgregor (2003) Azam’ın cihat anlayışını selefi hareketler ile uyumluluk gösteren bir politik-askeri cihat olarak tanımlamıştır. Azam’ın bu fikri herkes tarafından anlaşılabilecek olan kelimeler kullanılarak bunun etrafında belirli bir gramer inşa etmektir. Birkaç yıl boyunca devam eden aktif propagandalar doğrultusunda Peşaver dünyanın her yerinden cihatçılar geldiği ve yetiştirildiği bir yer olmuştur (Maliach, 2010). 1984 yılında Afganistan’a gelen Bin Ladin buradaki direnişten oldukça etkilense maddi ve insan kaynağı açısından yetersiz gördüğü bazı eksiklikler vardı. Abdullah Azam, ona savaşın içinde kalması gerektiğinden bahsetmiş ve burada operasyonların başına geçmesini istemiştir (Investigation, 2025).
Usame bin Ladin’in burada bir mağara içine yerleşmiş Aslan İni göndermesi yaparak kendini bir Peygamber efsanesi gibi yansıtmaya çalıştığı görülmüştür. Usame’nin burada bulunduğu iki yıl içerisinde adı duyulmaya başlayınca ABD ve Suudi Arabistan tarafından, SSCB istikrarının bölgede bozulması adına yüklü miktarda maddi desteklerde bulunmuştur (Van Driel, 2025). Verilen yardımlar yalnızca maddi yardım olarak kalmamış çeşitli silah desteklerinde de bulunmuşlardır (Parenti, 2001).
Tüm bu olayların ardından 1988 yılında Mısır’dan Zevahiri önderliğinde gelen grup da Afganistan’daki bu cihatçı oluşumun içine katılmıştır (Brittanica Editors, 2025). Usame bin-Ladin’in Zevahiri tarafından radikalleştirildiği öne sürülmektedir. Burada ortaya atılan düşünce ise Zevahiri, Usame’den cihatçı ağını ve askeri bilgisini bir İslam devleti kurma yolunda ikna etmek istemiştir (Deveci, 2024; Radman, 2022). Nitekim Zevahiri, Azam ve Bin-Ladin İslam Devleti kurma konusunda anlaşmışlardır. Yine 1988 yılında yaptıkları toplantıda ise Burada uluslararası bir örgüt kurma yoluyla cihatçıların bir araya getirilme düşüncesi tartışılmış ve El-Kaide’nin kurulmasına karar verilmiştir.
Ancak İslam Devleti’nin temelinin nerede atılacağı aralarında bir tartışma sorusu olmuştur. Bu aşamada üç farklı görüş ortaya çıkmıştır (Öztürk, 2019); (a) Bin Ladin, Kafkasya’nın Sovyetlerden ayrılmasını ve bir İslam bölgesine dönüşmesi arzusundaydı, (b) Zevahiri ise, Mısır’da iktidarı devirmek istiyordu, (c) Azam ise, Filistin’i işgalden kurtarmak istemiştir.
Bir ortak görüşe varılamamış ve bu üçlü dağılmasının ardından kendi bölgelerine geri dönüş yapmışlardır. Bu durum ise Afgan cihadının sonu olarak nitelendirilmektedir. Buradaki savaşçılar kendi ülkelerine dönmüşlerdir ancak El-Kaide’ye bağlılıklarını yitirmemişlerdir. Abdullah Azam’ın bir yıl sonra ölmesinin ardından El-Kaide’nin başına Zevahiri ve Usame geçmiştir (Öztürk, 2019).
Bu olayların ardından Usame, Suudi Arabistan’a dönüp, camilerde vaazlar vermeye başlamıştı. Bu durum ona küresel cihatçılık ve siyasal İslam hakkındaki fikirlerini anlatma imkanı vermiştir. Afganistan’dan bir kahraman gibi dönmesi kendisine taraftar toplamayı kolay bir hale getirmiştir (Orbach, 2001). Fakat SSCB’nin yıkılmasının ardından Suudi Arabistan ve ABD tarafından kullanıldığı düşüncesi onu sinirlendirmiştir. Bu kırılma noktası kendisinin yeni rakibini ABD olarak görmesi ile gerçekleşmiştir. Usame, Irak’ın Kuveyt’i işgalini kendisi için bir fırsat olarak görmüştür. Suudi Savunma bakanı ile görüşmesinde elindeki cihatçıları harekete geçirebileceğinden ve Saddam’ı alt edebileceğinden bahsetmiştir (Investigation, 2025). Buradaki görüşmenin esası Amerikan güçlerinin yani Osama’ya göre “kafirlerin” bu bölgelere gelmesinin gerekli olmadığını belirtmekti. Ancak olaylar istediği şekilde gerçekleşmemiş ve Amerikan müdahalesi gerçekleşmiştir (BBC, 2011).
Zevahiri ise İslam devleti hayalini gerçekleştirmek adına onu Sudan’a götürmüştür. Buradaki olay ülkenin köktendincilerin eline geçmiş olmasıydı. Hasan El Turabi liderliğinde şeriat kuralları getirilmişti. Bu durum ise Sudan’ı cihatçılar için bir “Mekke” haline getirmiştir. Batı karşıtlığı ve İslamcı terörizm yerel yetkililerin de desteğiyle artmıştır (Arpa, 2016). Usame, serveti sayesinde Sudan’a yatırımcı olarak rahatça girebilmiştir. Burada yaratacağı imaj ise “iyilik severlik” idi. The Independent gazetesinin bir muhabiri olan Robert Fisk ile yaptığı röportaj kendisini daha da tanınır hale getirmiştir (Fisk, 1993). Fakat bu durum böyle ilerlememiş Usame aşırılık gösterdiğinden dolayı 1994 yılında vatandaşlıktan çıkartılmış ve Suudi Arabistan’a girişi yasaklanmıştır (Al-Sulami, 2025). Sudan’da ise Turabi’nin ihaneti üzerine 1996 yılında tekrar Afganistan’a dönmüştür.
Usame Afganistan’a döndüğünde, Taliban lideri Molla Ömer’e bağlılığını ilan etmiştir (Lansford, 2023). Taliban ise Usame’yi elinde tuttuğu Arap savaşçıları için kullanma gayesinde olmuştur. Bu durumun Usame’yi Taliban gözünde vazgeçilmez bir adama dönüştürdüğü söylenebilir. Burada kaydettiği bir fetva ile El-Kaide savaşçılarını Afganistan’da toplamayı başarmıştır (Deveci, 2024). Öte yandan kamplarda eğittiği kişilerin tekrar ülkelerine döndüğünde yakınlarındaki diğer insanları da etkileyerek onları eğittiği geometrik ilerleme prensibini keşfetmiştir (Investigation, 2025). Bu durum ise El-Kaide’nin neredeyse her kıtada var olmasını sağlamıştır.
SONUÇ
Bu çalışma, Selefilik, aşırıcılık, radikalizm ve terörizm kavramlarının tarihsel ve kuramsal gelişimini inceleyerek, dini bir düşünce biçiminin nasıl küresel bir şiddet enstrümanına dönüştüğünü ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. İncelenen kaynaklar, Geleneksel Selefilik ile Cihatçı Selefilik arasında farklılık olduğunu bu nedenle geleneksel yapının bireysel ibadet ve inancın saflığına odaklanırken, cihatçı ekolün cihadı, şehadeti ve devlet kurmayı dinin özü olarak kabul ettiğini göstermektedir. Bu fark, siyasi otoriteye bakışta da kendini göstermektedir. Gelenekselciler Müslüman yöneticilere bağlılığı savunurken öte yandan cihatçılar şeriatı uygulamayan liderleri tağut ilan ederek onlarla mücadeleyi meşru bir görev saymaktadır.
Bireylerin şiddet yanlısı bu ideolojilere yönelme süreci, tesadüfi bir durum değil; Moghaddam’ın terörizme çıkan merdiven modelinde betimlediği gibi, adaletsizlik algısıyla başlayan ve geri dönüşü zor olan aşamalı bir radikalleşme sürecidir. Bu süreçte, toplumsal dışlanma, ekonomik sıkıntılar ve bilişsel açılmalar, bireyi biz ve onlar ayrımının keskinleştiği bir psikolojik aşırıcılığa itmektedir.
Tarihsel perspektiften bakıldığında, Siyasal İslam’ın Müslüman Kardeşler ile başlayan reformist çizgisi, S. Kutub’un radikal yorumlarıyla yön değiştirmiş; 1979 Kâbe Baskını ve Sovyetlerin Afganistan’ı işgali gibi kırılma noktalarıyla küresel bir cihat doktrinine evrilmiştir. Usame ve Zevahiri ve Azam’ın liderliğinde kurulan El-Kaide, bu yerel direniş dinamiklerini uluslararası bir ağa dönüştürerek yeni terörizm kavramının doğmasına yol açmıştır.
Netice itibarıyla, modern cihatçı hareketlerin kökeni sadece dini metinlerin lafzi yorumlanmasında değil, aynı zamanda ülkelerin çeşitli diplomatik hamleleri, stratejik ittifaklar ve sistematik bir radikalleşme sürecinde yatmakta olduğunu gösterebilir. Bu karmaşık yapıyı anlamak adına, yalnızca askeri güç içeren bir mücadeleyi değil, aynı zamanda radikalleşmeye neden olan psikolojik ve sosyolojik zeminlerin de analiz edilmesini zorunlu kılmaktadır.
KAYNAKÇA
Adraoui, M.A. (2025). Political Islam in Europe: Challenges and Implications. Italian Institute For International Political Studies. https://www.ispionline.it/en/publication/political-islam-in-europe-challenges-and-implications-203300.
Aktaş, A. (2023). Radikalizm ve yoksunluk ilişkisi: Boko Haram örneği. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23(4), 1131-1152.
Al- Sulami, M. 1994 – Osama bin Laden stripped of Saudi citizenship. Arab News. https://www.arabnews.com/node/2597291
Arpa, E. (2016). Sudan Devriminin Mimarı Dr. Hasan Turabî ve Mücadelesi. Eskiyeni, (32), 179-192.
Backes, U. (1989). Politischer Extremismus in demokratischen Verfassungsstaaten: Elemente einer normativen Rahmentheorie. Springer Fachmedien
BBC. (2011). Obituary: Osama Bin Laden. British Broadcast Company
https://www.bbc.com/news/world-middle-east-10741005
Britannica Editors (2025). Ayman al-Zawahiri. Encyclopedia Britannica. https://www.britannica.com/biography/Ayman-al-Zawahiri
Burke, J. (2015). Rags to riches story of the bin Laden family is woven with tragedy. The Guardian.
Cambridge Dictionary. (t.y.). Extremism. In Cambridge Dictionary. Retrieved December 24, 2025, from https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/extremism
Cambridge Dictionary. (t.y.). Radicalism. https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/radicalism
Cambridge Dictionary. (t.y.). Terrorism.
https://dictionary.cambridge.org/dictionary/english/terrorism
CPS. (t.y.). Terrorism. Crown Prosecution Service.
https://www.cps.gov.uk/types-crime/terrorism
Çaylak, A., & Kaymal, C. (2019). “DİNCİ” TEKELCİLİK OLARAK RADİKALİZM: GÜLENİST HAREKETİN “ÖTEKİ” ALGISI ÜZERİNDEN ELEŞTİREL ANALİZİ. Adam Academy Journal of Social Sciences, 9(2), 329-326. https://doi.org/10.31679/adamakademi.638677
Demir, H. (2018). Nedir bu selefilik? Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV). https://tepav.org.tr/tr/blog/s/6281
DELEUZE, Gilles; GUATTARI Felix; Felsefe Nedir? (Çev: Turhan Ilgaz) İstanbul: 2001, Yapı Kredi Yayınları.
Deveci, Ö. (2024). Küresel Bir Tehdit Olarak, El-Kaide Terör Örgütü. Yönetim Ekonomi Edebiyat İslami ve Politik Bilimler Dergisi, 9(2), 43-58.
Educate Against Hate. (t.y.). Terrorism and Extremism.
https://www.educateagainsthate.com/what-is-extremism/
Ebu Zehra, Muhammed; 1988) İmam İbn Teymiye: Hayatı, Fikirleri, Eserleri, İ(Çev: Mehmet Erdoğan) İstanbul: 1988, İslamoğlu Yayınları.
İslam Fıkhı Mezhepler Tarihi, (Çev: Abdülkadir Şener) İstanbul: Hisar Yayınları.
Fığlalı, Ethem Ruhi, (1993) Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, Ankara: Selçuk Yayınları.
Elik, S. (2013). SİYASAL İSLAM’IN YÜKSELİŞİ VE SÖNÜŞÜ: İSLAMCILIKVE İSLAMOFOBİ KONUSUNDA BİR DEĞERLENDİRME. Electronic Turkish Studies, 8(12).
EtimolojiTürkçe. (t.y.). Aşırı. EtimolojiTürkçe.
https://www.etimolojiturkce.com/kelime/a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1
Fisk, R. (1993). Anti-Soviet warrior puts his army on the road to peace: The Saudi businessman who recruited mujahedin now uses them for large-scale building projects in Sudan. Robert Fisk met him in Almatig. Independent.
Hegghammer, T. ve Lacroix, S. (2007). Rejectionist Islamism in Saudi Arabia: The Story of Juhayman al-ʿUtaybi Revisited. International journal of middle east Studies, 39(1), 103-122.
İbn Teymiyye, (1991) Mecmû’u Fetava, Riyad: Daru’l Alimi’l Kütüb.
Siyaset: Siyasetü’ş Şeriyye, (Çev: Vecdi Akyüz) İstanbul: 1985, Dergah Yayınları.
İşcan, Mehmet Zeki (2014) Selefilik: İslami Köktenciliğin Tarihi Temelleri, İstanbul: Kitap Yayınevi.
Kaya, A. (2021). A concise history of the term “Radicalisation”: A Struggle for Democracy?. Bilgi Prime Youth. https://bpy.bilgi.edu.tr/en/blog/a-concise-history-of-the-term-radicalisation-a-str/
Knudsen, A. J. (2003). Political Islam in the Middle East (CMI Report No. 2003:3). Chr. Michelsen Institute.
Lansford, T., & Covarrubias, J. (2003). Osama bin Laden, radical Islam and the United States. In T. Lansford, J. Covarrubias, & A. H. Douglas (Eds.), America’s war on terror (1st ed., s. 1–16). Routledge.
Lapidus, Ira M; (1996) Modernizme Geçiş Sürecinde İslam Dünyası, (Çev: İ. Safa Üstün) İstanbul: MÜİF Vakfı Yayınları.
Maliach, A. (2010). Abdullah Azzam, al-Qaeda, and Hamas. Concepts of Jihad and Istishhad. Military and Strategic Affairs, 2(2).
Martin, G. (2017). Types of Terrorism. In M. Dawson, D. Kisku, P. Gupta, J. Sing, & W. Li (Eds.), Developing Next-Generation Countermeasures for Homeland Security Threat Prevention (s. 1-16). IGI Global Scientific Publishing. https://doi.org/10.4018/978-1-5225-0703-1.ch001.
McGregor, A. (2003). ” Jihad and the Rifle Alone”:’Abdullah’Azzam and the Islamist Revolution. Journal of Conflict Studies, 23(2), 92-113.
Muhammed b. Abdilvehhab, (1986) Keşfu’ş Şubuhat, Mekke: Matbaatü’n Nehdati’l Hadis.
Tevhid (1996) (Çev: (Harun Ünal) İstanbul: Tevhid Yayınları.
Orbach, B. (2001). Usama Bin Ladin and Al-Qa’ida: origins and doctrines. Middle East Review of International Affairs, 5(4), 54-68.
Nafi, Beşir M, (2014) “Selefiliğin Kavram Sorunsalı, Tarihi ve Muhtelif Görünümleri”, Arap Dünyasında Selefilik ve Selefi Hareketler, (Çev: Nurullah Çakmaktaş) İstanbul: Yarın Yayınları.
Orsini, A. (2023). What everybody should know about radicalization and the DRIA model. Studies in Conflict Terrorism, 46(1), 68 100. https://doi.org/10.1080/1057610X.2020.1738669.
Orsini, A. (2023). What Everybody Should Know about Radicalization and the DRIA Model. Studies in Conflict & Terrorism, 46(1), 68–100. https://doi.org/10.1080/1057610X.2020.1738669
Oxford University Press. (n.d.). Terrorism, n. In Oxford English dictionary. Retrieved December 28, 2025, from https://doi.org/10.1093/OED/7593421629.
Oxford University Press. (t.y.). Extremism, n. In Oxford English Dictionary. Retrieved December 24, 2025, from https://doi.org/10.1093/OED/3598518929
Öztürk, S. (2019). küresel Terör Örgütü el-kaide’nin gelişimi ve Ön Plana Çıkan liderleri Bağlamında “Cihad” anlayışının geçirdiği değişimler. Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi, 6(2), 167-196.
Parenti, C. (2001). America’s jihad: A history of origins. Social Justice, 28(3 (85), 31-38.
Radman, H. (2022). Al-Zawahiri’s Death and the End of Bin Laden’s Legacy. SANA’A Center For Strategic Studies. https://sanaacenter.org/the-yemen-review/july-2022/18402
Roggero, C. (2025). Rise, Decline… and the Eternal Return of Political Islam. Italian Institute For International Political Studies. https://www.ispionline.it/en/publication/rise-decline-and-the-eternal-return-of-political-islam-203326
Tekiner, M. A., & Kayabaşı, C. (2017). Narko Terorizm Tehdidi İle Mücadelede Polis Eğitiminin Rolü ve Önemi. Güvenlik Çalışmaları Dergisi, 19(4), 137-154.
Tristam, P. (2018). 1979 Seizure of the Grand Mosque in Mecca. ThoughtCo.
Van Driel, B. (2025). Juhayman and the King: Saudi Arabia’s Support for the Afghan Mujahidin Following the 1979 Grand Mosque Seizure. Leiden Üniversitesi (Yüksek Lisans Tezi).
Yılmaz, S. (2016). Bir Akıl Tutulması Modeli: Ehl-İ Hadis’ten Daiş’e Selefilik. Imuco 2016, 42.
Yörükan, Yusuf Ziya (1953) “Vahhabilik”, A.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, (Sayı: 6)